|
ALEVİ DEĞERLERİ DEJENERE EDİLEMEZ !
ALEVİ İNANCI TİCARİ AMAÇLA KULLANILAMAZ !
BARIŞ RADYOSU BARIŞIN VE SEMAHIN TİCARETİNİ YAPMAKTAN VAZGEÇSİN !...
ABF İSTANBUL BİLEŞENLERİ :
ABF İstanbul bileşenleri olarak inançlarımız üzerinde kimsenin ticari rant elde etmesini kabul etmeyeceğimizi, Alevi değerlerinin ticari amaçlar uğruna kullanılmasına izin vermeyeceğimizi, bu dostlarımızın Barışın ve Semahın ticaretini yapmaktan vazgeçmelerini bir kez daha haykırıyor ve talep ediyoruz. Alevi öğretisine hizmet edecek bu tür organizasyonların başta Alevi Bektaşi Federasyonu olmak üzere, İstanbuldaki Alevi Bektaşi kurumlarının tamamı tarafından veya ABF bileşenleri ile birlikte organize edilmesini uygun görmekteyiz. ... 29.05.2006 ...
ALEVİ DEĞERLERİ DEJENERE EDİLEMEZ !
ALEVİ İNANCI TİCARİ AMAÇLA KULLANILAMAZ !
BARIŞ RADYOSU BARIŞIN VE SEMAHIN TİCARETİNİ YAPMAKTAN VAZGEÇSİN !...
Bu yıl Radyo barış tarafından beşincisi düzenlenen Barışa Semah Dönenler konseri İstanbul Olimpiyat Stadyumunda yapılacaktır.
Anadolunun yasaklı inancı olan Aleviliğin en önemli ibadet ritüeli Semahtır. Yüzyıllarca yasaklanan, inkar edilen, asimile edilmek için toplumsal, siyasal ve inaçsal baskılara, katliamlara maruz bırakılan Alevi inancının, son yıllarda kurulan Alevi Bektaşi örgütlülükleri aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaştırılması, yasaklara karşı örgütlü bir şekilde mücadele edilmesi ve süreç içersinde daha önce yasaklanmış ve kısıtlanmış bazı hakların yeniden kazanılmaya başlanmış olması, Alevi Bektaşi inanç sahiplerini çok sevindirmektedir.
Yıllar süren mücadele ve çalışmalar sonucu, Alevi Bektaşi örgütlülüklerinin tek çatı altında toplanabilmesi ( Alevi Bektaşi Federasyonu - ABF ) tüm canlarımızı olduğu gibi bizleri de çok sevindirmekte gururlandırmaktadır. Yurt içindeki ve yurtdışındaki Alevi örgütlerimiz, Alevi İnancı ve Kültürünün tanıtılması ve yaşatılması, gelecek kuşaklara taşınması konusunda son derece verimli çalışmalar yapmaktadırlar.
Bu kısaca değindiğimiz olumlu gelişmelerin yanında, olumlu olarak değerlendiremeyeceğimiz gelişmelerden birisine de kısaca değinmekte fayda görmekteyiz. Bu konu, Barış Radyosu adlı, İstanbulda radyo yayıncılığı konusunda ticari bir kuruluş olarak faaliyet gösteren, Alevi Bektaşi inancı ve kültürü çerçevesinde yayın yaptığını iddia eden kurumlardan birinin, Alevi Bektaşi örgütlülüğünü, inancını ve kültürünü hiçe sayan sekter ve olumsuz tavrı ile ilgilidir.
Bu olumsuz tavrı açıklamadan önce Alevi Bektaşi kültür ve inancına sahip olan bireyler ve örgütlerin yöneticileri olarak, aslında Barış Radyosu da dahil, demokrat, devrimci ve aydın çizgide yayın yapan tüm radyolarımızın yaşamasını, güçlenmesini ve çoğalmasını içtenlikle arzu ettiğimizi belirtmeliyiz.
Barış Radyosu da dahil bu kurumlar, kendi ekonomik giderlerini karşılamak, yayın hayatlarına devam etmek için, bazı etkinlikler düzenlemeleri son derece doğaldır ve bizler de öncelikle birey, sonra da örgütlerimiz aracılığıyla bu organizasyonlara katkı sunmaktan kaçınmayız. Bu bağlamda Barış Radyosu da, diğer birçok radyomuz gibi ekonomik nedenlerle, radyonun, çalışanlarının maaş, masraf ve giderlerini karşılamak; hatta ticari kurum olarak kar etmek amacıyla da çeşitli etkinlikler organize edebilir. Tıpkı diğer bahsettiğimiz radyolar gibi.. Burada bizim üzerinde durduğumuz konulardan birisi, Barış Radyosunun bu yıl beşincisini düzenlediği Barışa Semah dönenler etkinliği ile, öncelikle Alevi Bektaşi kurumların temsiliyet alanına bir müdahale, bu kurumların düzenlediği ve düzenleyecekleri etkinliklerin hem maddi açıdan, hem de katılım açısından zayıf geçmesine neden olmasıdır ki, bu bizim aslında üzerinde fazlaca da durmadığımız bir konudur.
Bizim için asıl önemli konu şudur ki; bu radyonun düzenlediği Barışa Semah Dönenler konseri, ismi dışında barışla, semahla, alevi kültürü, öğretisi ve örgütlülüğü açısından incelendiğinde, bu örgütlülüğe ve inanca hiçbir şekilde hizmet etmeyen, içerik olarak boş bir konser olmaktan öte gitmemektedir. Radyo yönetiminin bu etkinlikleri, tam bir tüccar mantığıyla gerçekleştirdiği hepimiz tarafından bilinmektedir. Etkinlik esas itibarıyla, Alevi inanç ve kültürüne, örgütlülüğüne hizmet eden anlayış ve içerikten yoksun, sanatçı dostlarımızın türkülerini dile getirdikleri bir konserden öteye gitmemektedir
Diğer yandan bu radyo ve yöneticileri, geçmiş yıllarda bu etkinlikler sayesinde büyük kazançlar elde etmiş olmalarına rağmen, Alevi Bektaşi örgütlülüğüne, inancına ve toplumuna, veya herhangi bir Cemevi ya da kuruma hiçbir katkıda bulunmamışlardır.
Radyonun yetkilileri geçtiğimiz 2005 yılındaki Ali Sami Yen konserinden sonra, Alevi Bektaşi Federasyonu yönetim kurulu üyeleriyle yaptıkları görüşmelerde, bu organizasyonu 2006 yılından itibaren ALEVi BEKTASi FEDERASYONUNA bırakacaklarını ifade ettiler. Bu söze rağmen, bu yılın başında adeta yangından mal kaçırırcasına Alevi Bektaşi Örgütlerinin ( ABF, PSAKD, HBVKV, HBVAKTD) kongre süreçlerini fırsat bilerek, radyolarında ve başka radyo ve gazetelere açıklamalar yaparak yeniden bu konseri yapacaklarını açıkladılar.
Bu organizasyonu yapan bu arkadaşlarla yapılan toplantı ve görüşmelerde de Alevi Bektaşi Federasyonu ve onun tüm alt örgütlülüklerine rağmen, bu etkinliği yapacaklarını, kimsenin kendilerine engel olamayacağını seviyesizce, saygısızca, hepsinden daha önemlisi müsahipçe olmayan bir tarzda dile getirdiler.
Bu arkadaşlar düzenledikleri etkinliklerde Barış Ödüllerini, Aleviliğe hakaret etme vizyonu ve misyonuna sahip kişilerden Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Beştaş Veli Araştırma Merkezi eski Genel Müdürü Prof. Dr. Alemdar Yalcına verdiler. Bu dostlar mikrofonları Hünkarin ocağını Alevi örgütlerine yasaklamaya çalışan ve hem Hacı Bektaş ilçesini hem de tüm Alevi ve Bektaşileri "paşa paşa" yönetmeye çalışanlara verdiler.
2005 yılında Ali Sami Yen Stadında yapılan konserde " ZORUNLU DIN DERSLERINE HAYIR" imza kampanyasına imza toplayan PİR SULTAN ABDAL KULTUR DERNEĞİ yönetici ve üyelerine body guardlar aracılığıyla fiziki saldırılarda bulunan bu arkadaşlardır (!). ( Fiziki saldırıda bulundukları PSAKD İstanbul şubeleri geçen yıl binlerce bilet satmıştır.)
Aynı gün, üzerinde 2 Temmuz 1993 yılında Madımakta yakılarak katledilen 35 şehidimizin fotoğraflarının olduğu "SİVAS ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR" yazılı pankartı stada sokmamak için PSAKD Şube yönetici ve üyelerine fiziki saldırıda bulunmuşlardır.
Sevgili Canlar, İstanbul'daki Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri ( PSAKD 10 şube ve PSAKD dışındaki 6 Alevi kurum olarak) ve bu radyonun temsilcileriyle yaptığımız toplantı ve görüşmelerdeki tüm iyi niyetli girişimlerden sonuç alamadığımız için; yapıcı önerilerimize kulak tıkayan, örgütlülüğümüzü küçümseyen; ayrıca Alevi örgütlülüğüne saldıran bir çok kişi ve kurumla birlikte hareket eden bu radyonun bu yıl Olimpiyat Stadyumunda yapacağı etkinlik için bilet satmama, destek olmama konularında örgüt kararı almış bulunmaktayız.
ABF İstanbul bileşenleri olarak inançlarımız üzerinde kimsenin ticari rant elde etmesini kabul etmeyeceğimizi, Alevi değerlerinin ticari amaçlar uğruna kullanılmasına izin vermeyeceğimizi, bu dostlarımızın Barışın ve Semahın ticaretini yapmaktan vazgeçmelerini bir kez daha haykırıyor ve talep ediyoruz. Alevi öğretisine hizmet edecek bu tür organizasyonların başta Alevi Bektaşi Federasyonu olmak üzere, İstanbuldaki Alevi Bektaşi kurumlarının tamamı tarafından veya ABF bileşenleri ile birlikte organize edilmesini uygun görmekteyiz. 21.05.2006
Ve bir kez daha diyoruz ki :
ALEVİ DEĞERLERİ DEJENERE EDİLEMEZ !
ALEVİ İNANCI TİCARİ AMAÇLA KULLANILAMAZ !
BARIŞ RADYOSU BARIŞIN VE SEMAHIN TİCARETİNİ YAPMAKTAN VAZGEÇSİN !...
Hıdır YEŞİL PSAKD Esenler Şb Bşk
Hüseyin BOZKURT PSAKD Eyüp Şb Bşk
Cemsi OKUN PSAKD Gaziosmanpaşa Şb Bşk
Feti BÖLÜKGİRAY PSAKD Kadıköy Şb Bşk
Metin ARSLANDOĞMUŞ PSAKD GYK Üyesi / Kartal Şb Bşk
İlhan KILIÇARSALAN PSAKD Maltepe Şb Bşk
Veli DURMAZ PSAKD Pendik Şb Bşk
Muammer ŞİMŞEK PSAKD GYK Üyesi / Sarıyer Şb Bşk
Sadegül ÇAVUŞ PSAKD Sultanbeyli Şb Bşk
Ahmet AKCA PSAKD Ümraniye Şb Bşk
Ali KENANOĞLU ABF Genel Başkan Yardımcısı
Muhterem AKTAŞ ABF GYK Üyesi
Ergün ŞANLI ABF GYK Üyesi
Erdal YILDIRIM PSAKD MYK Üyesi
Ali Rıza TELEK PSAKD GYK Üyesi
Hubyar Sultan Alevi Kültür Der
Yalıncak Sultan Derneği
Okmeydanı HBVAKV
Esenyurt HBVKTD
Sarıgazi HBD
Taşdelen HBD
ALEVİLERLE İLGİLİ MECLİS ARAŞTIRMASI
Alevilerin karşılaştıkları engeller, sorunları ve durumlarıyla ilgili 29 CHP milletvekili Meclis araştırması istedi:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sayıları 20 milyon civarında tahmin edilen Alevî İslam inancına sahip vatandaşlarımızın, inanç ve kültürlerini yaşamak, yaşatmak, öğrenmek ve öğretmekte önemli ve ciddî sorunlar vardır.
Tarihte çeşitli kıyımlara ve iftiralara uğramış olan Alevî vatandaşlarımız, halen dahi, bazıları kasıtlı ve bazıları da bilgisizlikten kaynaklanan haksız söz, davranış ve yakıştırmalara muhatap olmaktadırlar. Ne yazık ki, bugüne kadar, ne Alevîlerin tamamen haklı olan talepleri karşılanmış ve ne de Alevîlik hakkında, toplum, yeterince bilgilendirilmemiştir.
Ulusun aslî unsuru olan ve laik cumhuriyete, Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve devletin üniter yapısına son derece bağlı olan Alevî vatandaşlarımızın, inanç ve kültürleriyle ilgili, kırip dökmeden ve yasal sınırlar içinde dile getirdikleri taleplerinin görmezden gelinmesi üzücüdür ve insan haklarına aykırıdır.
Alevî İslam inancına sahip vatandaşlarımızın en temel hakları olan inanç ve kültürleriyle ilgili karşılaştıkları sorunlar giderilmediği gibi, tersine bir gayret olduğu nedeniyle, sorun, giderek, uluslararası bir boyut kazanmaktadır. Bu gidişle, Avrupa Birliği kurumlarının ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin baskılarına maruz kalmak kaçınılmaz olacaktır. O halde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu aşamaya gelmeden, sorunu ele almalı ve çözüm bulmalıdır.
Sunulan nedenlerle, Alevî vatandaşlarımızın inanç ve kültürlerini yaşamak, yaşatmak, öğrenmek ve öğretmekte karşılaştıkları engellerle ilgili yakınmalarına neden olan sorunların ve bu sorunların giderilmesi için alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını talep ederiz."
1.- Ahmet Ersin (İzmir)
2.- Nadir Saraç (Zonguldak)
3.- Hakkı Ülkü (İzmir)
4.- Muharrem Toprak (İzmir)
5.- Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
6.- Bülent Baratalı (İzmir)
7.- Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
8.- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
9.- Osman Kaptan (Antalya)
10.- Gürol Ergin (Muğla)
11.- Abdurrezzak Erten (İzmir)
12.- Enver Öktem (İzmir)
13.- Harun Akın (Zonguldak)
14.- Orhan Sür (Balıkesir)
15.- Uğur Aksöz (Adana)
16.- Tacidar Seyhan (Adana)
17.- Atila Emek (Antalya)
18.- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
19.- Tuncay Ercenk (Antalya)
20.- Ali Rıza Gülçiçek (İstanbul)
21.- Mehmet Kartal (Van)
22.- Ali Oksal (Mersin)
23.- Ufuk Özkan (Manisa)
24.- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)
25.- Nurettin Sözen (Sivas)
26.- Muharrem Kılıç (Malatya)
27.- Türkan Miçooğulları (İzmir)
28.- Vezir Akdemir (İzmir)
29.- Ensar Öğüt (Ardahan)
Gazi katliamını unutmadık, Çorumu, Maraşı, Sivası unutmadığımız gibi...
Sivas katliamından iki yıl sonra, 12 Mart 1995 yılında, İstanbul Gazi Mahallesinde bir katliam gerçekleşti. Bu katliamda 23 kişi öldürüldü ve 600 kişi yaralandı. Toplumun belleğinde derin iz bırakan bu katliamın failleri 20 polis memurundan 18'i ilk duruşmada serbest bırakıldı, ikisi ise adam öldürme suçundan dolayı sadece 1 yıl 8 ay ceza aldı.
Katliamcıların lehine işleyen bu süreç ve karar, Aleviler tarafından AİHM'e yapılan başvuru ile tekrardan gündeme gelecektir. Gazi katliamı 11. yılını doldurdu. Gazi davasının 11 yıllık süreci "seyyar mahkemelere" dönüştü. Takibinin engellenmesi için dava İstanbul'dan Trabzon'a taşındı. Dava sonunda 20 polis memurundan ilk duruşmada serbest bırakılan 18'i beraat etti, kalan iki polis memuru ise adam öldürme suçundan dolayı 1 yıl 8 ay ceza aldı. Gazi davasında tavize yer yok diyen Aileler, davayı AİHM'e taşıdılar ve dava, AİHM'de kabul edildi. Siyasi iktidarlar bu katliamın hesabını vermekten kaçmışlar, yargıya müdahale etmişlerdir.
Gazi olayları resmi ağızların iddia ettiği gibi, "sol güçlerin bir provokasyonu" ya da "kışkırtması" değildir. Bu katliam, devlet güvenlik güçlerinin, ırkçı ve gerici kesimlerin Alevilere ve Gazi'de yaşayan halka yönelik planlı saldırısıydı. Çünkü, katliam çetelerin, yeşillerin, cirit attığı bir dönemde gerçekleştirildi. Gazi Mahallesi, bilinçli olarak seçilmiş bir mahalleydi, burada yoğun olarak Alevi nüfus yaşıyordu ve Aleviler, kendi inanç ve kültürlerini yaşatmak için örgütlenmeye başlamışlardı. Nitekim katliamda Alevilerin ibadet yeri olan cemevi ve Alevilere ait işyerleri hedef seçilmiştir. Amaç çok belliydi. Amaç, Alevi- sünni çatışması yaratmak, halkı birbirine düşman etmek, demokratik hak ve talepleri bastırmak, daha eşit ve özgür bir ülke düşünü karartmak, Alevi hareketinin önünü kesmek, toplumu şiddetle sindirmekti.
Bizler, özgür, inancımızı, öğretimizi yadsımayan, demokrasi mücadelesinde yer alan, farklılığımızı Anadolu insanının ortak değeri ve zenginliği olarak gören, gerçek anlamda demokrasiden yana olan tüm güçlerle yürüyeceğimize inanmaktayız.
11. yılında Gazi katliamını unutmadık. Çorum, Maraş, Sivas katliamlarını unutmadığımız gibi... Alevi Bektaşi Federasyonu olarak kamu vicdanında hala kanayan yara olan ve gerçek failleri bulunmayan ancak bizce malum olan Gazi katliamını bir kez daha kınıyor ve bu davanın takipçiliğinden vazgeçmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Selahattin ÖZEL
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)
Genel Başkanı
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ
8 Mart 1857 de ABD de Newyorklu dokuma işçisi kadınlar, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, eşit işe eşit ücret talepleri için yaşamları pahasına direndiler. Kapısı dışarıdan kapatılmış fabrikalarında 129 kadın işçi diri diri yakıldılar. Amerikalı dokuma işçisi kadınların başlatmış olduğu mücadele azmi ve kararlılığı bugün tüm dünyada devam etmektedir.
Bütün sosyal haklardan yoksun, ucuz işgücü kaynağı olarak görülen, sigortasız çalıştırılan, emekleri sömürülen kadınlarımızın mücadelesi inançla ve dirençle sürmektedir. Bursa da 5 sigortasız tekstil işçisi kadınımızın işyerinde yanarak yaşamlarını yitirmiş olması kavganın ve mücadelenin hala devam ettiğinin kanıtıdır.
Eşitsizlik ve sömürü üzerine kurulan düzen en çok kadınları ve onların haklarını yok etmektedir.
Küresel kapitalizmin yarattığı yoksulluk ve şiddet en çok kadınları vuruyor.
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de savaşın yarattığı yoksulluk, şiddet ve tecavüzün sonuçlarını kadınlar bedenlerinde ve ruhlarında yaşıyorlar.
Yoksulluğun ve savaşın dayattığı göçlerin olumsuz sonuçlarından en çok kadınlar etkileniyor.
IMF, Dünya Bankası imzalı sosyal yıkım saldırıları sonucu sağlık, eğitim ve gelecek hakları gasp ediliyor.
Güvencesiz, sigortasız, düşük ücretle çalışma kadın emeğinde daha da yoğunlaşıyor.
Hiçbir sosyal güvencesi olmayan, işsizler sınıfından sayılan ev kadınları iki kez sömürülmektedir.
Gelenekçi, dinsel ve feodal toplumsal yapının bedelini kadınlar, namus töre cinayetleriyle ödüyorlar.
İş yerinde, sokakta, gözaltında taciz ediliyor, şiddete uğruyor, aşağılanıyorlar.
Sermaye ve savaş hala kadınları yakıyor.
Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış için; mücadele eden tüm kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyoruz.
Ulusal, sınıfsal, cinsel sömürüye son!
Neşe CEYHAN
Demokratik Kitle Örgütleri Sekreteri
Kazım GENÇ
Genel Başkan
PSAKD Genel Başkanı Kazım Genç'in Radikal Gazetesi'ndeki Röportajı
Alevilik İslamiyet'in içinde değil
* Alevilik mezhep değildir. Aleviliğin dini de aşan özelliği vardır. Bir felsefe, yaşam biçimidir. İslam'dan etkilense de, kadın konusunda ilgisi yoktur
* Alevilerin gerçek adı Kızılbaş'tır. Kızılbaşlık, 1850'lerde 'Alevilik' oldu. Çünkü öyle rencide edildi ki, önderler Aleviliği korumak için isim değiştirdi
* Başbakan bizimle görüşmüyor bile. Belediye başkanıyken Karacaahmet'te olan cemevimizi yıkmaya çok uğraştı. AKP'nin zihniyeti Alevileri yok sayıyor
NEDEN? Kazım Genç
Türkiye, AB'yle müzakerelerde yıllarca yok saydığı sorunlarının aslında var olduğunu bir kez daha görecek. Türkiye'nin en ciddi ve en gizli sorunlarından biri olan Alevilik de, şikâyetlerine bir çözüm bulunması isteğiyle yakında gündeme geliyor zaten. Üç ayrı dernek ve vakıf tarafından temsil edilen Aleviler, 17 Kasım'da çıkacak 2005 İlerleme Raporu öncesinde AB yetkilileriyle görüşüyorlar ve daha da görüşecekler. Şikâyetlerini ve isteklerini onlara iletecekler. Alevi dernekleri, Aleviliğin dini konumu konusunda aralarında anlaşamasalar da (bir bölümü Aleviliği Müslümanlığın parçası görürken, bir bölümü Aleviliği Müslümanlıktan ayrı görüyor), bu derneklerin, Alevilere uygulanan ayırımcılık konusunda aralarında görüş ayrılığı yok. Bugün, 81 vali arasında bir tek Alevi bulunmadığı gibi, devletin 400 genel müdüründen biri bile Alevi değil. Devlet içindeki bu ayrımcılığın yanı sıra, Alevilerin ibadethanelerini açmalarına da zorluk çıkarılıyor. Hacı olmak için gittikleri Hacı Bektaş Veli dergâhı müze statüsünde tutuluyor. Okullarda çocuklarına Sünnilik öğretiliyor. Bunları ve AB'ye neler ileteceklerini Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Başkanı, Alevi ve Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Kazım Genç'le konuştuk.
Aleviler Avrupa Birliği'yle görüşmelere başlamış. AB'yle hangi konuları görüşüyorlar?
Biz geçen sene İlerleme Raporu yayımlanmadan önce de AB yetkilileriyle görüştük. Geçen yıl onlara sıkıntılarımızı anlatmıştık. Alevilerin asimile edilmesinin önüne geçilmesi gerektiğini söylemiştik. Türkiye'de Diyanet diye bir devlet kurumunun bulunduğunu, okullarda zorunlu din dersi okutulduğunu anlatmıştık. Bu yıl da sorunlarımızın hâlâ çözülmediğini söyleyeceğiz. Geçen sene ekimde, 'Cemevleri Alevilerin ibadet yeridir' diye 6 bin imza toplamıştık. Bunu Avrupa Parlamentosu'na iletmiştik. Şimdi de okullardaki zorunlu din dersinin kaldırılması için bir milyon imza topladık. Bu imzaları Cumhurbaşkanı'na, TBMM Başkanı'na ve Avrupa Parlamentosu'na vereceğiz.
Alevilerin AB'den başka beklentileri nedir?
Biz, azınlık lafı telaffuz edilmeden bireysel hak ve özgürlüklerimizi istiyoruz. 2004 yılı İlerleme Raporu Kürtleri ve Alevileri azınlık olarak niteledi. Aleviler kendisini azınlık olarak görmüyor. Kendisini ulusal kurtuluş mücadelesini veren taraf ve Cumhuriyet'in kurucu unsuru olarak görüyor. AKP hükümeti ise Alevileri yok sayıyor.
Alevilerin Türkiye'de yok sayılması AKP hükümetiyle mi başladı?
Tabii ki AKP'yle başlamadı. Aleviler Osmanlı'da da, Cumhuriyet döneminde de asimile edildiler, yok sayıldılar. Eskiden hükümetler, başbakanlar, bizim için gene hiçbir şey yapmazlardı ama bizimle görüşürlerdi. Bu hükümet ve Başbakan bizimle görüşmüyor bile. Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı'yken bizim Karacaahmet'teki cemevimizi yıkmak için çok uğraştı. Çünkü onların temsil ettiği düşünce Aleviliği yok sayıyor. 'Alevi'nin kestiği yenmez, Aleviler yıkanmaz, pistirler, Alevi'nin altı hayvan, üstü insandır, Aleviler yemeğin içine tükürür, Alevi öldüren doğrudan cennete gider' yaklaşımının ağır bastığı zihniyetin temsilcisi bunlar. Biz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak bir araştırma yaptık.
Hangi konuyu araştırdınız?
Anadolu genelinde 1000 Alevi'ye 'Alevi olmaktan ötürü ne tür sorunlar, somut olaylar yaşadınız' diye sorduk. Ortaya söylediğim sonuçlar çıktı. Anadolu'da Alevilere, bu iftiralarla ve önyargılarla bakılıyor işte. Oysa Atatürk, Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra Cemalettin Çelebi'yle görüşmüş ve Alevilerin ulusal kurtuluş mücadelesine desteğini almıştı. Nitekim Cemalettin Çelebi, Atatürk'ün başkanlığındaki ilk Meclis'te başkanvekili oldu. Ancak daha sonra Alevilerin inançları, ibadet yerleri yok sayıldı ve hâlâ yok sayılıyor. Türkiye 81 ildir Neşe hanım... Aralarında bir tane Alevi vali bulamazsınız. Bir tek Çankırı Valisi vardı. CHP'den aday oldu. Yargı kararıyla geri dönünceye kadar akla karayı seçti. Devlette 400 genel müdürlük var. Bunların arasında da bir tane Alevi bulamazsınız. AKP'nin 356 milletvekili var. Tek bir Alevi yok. Milli Eğitim ve STK'dan sonra üçüncü büyük kadrolu, 1.3 katrilyonluk bütçeli Diyanet'te 100 bin kişi var. Burada da Aleviler yok.
Alevilerin çok acılardan geçtiğini, kendilerini saklamak zorunda kaldıklarını biliyoruz. Aleviler özel bir statü istiyorlar mı?
Biz özel yurttaş değil eşit yurttaş olmak istiyoruz. Hiçbir yurttaştan ne bir adım ileride ne de bir adım geride. Alevilerin 81 validen 20 valilik, hükümet kurulurken üç bakanlık gibi kamusal alanla ilgili bir talepleri asla yok. Alevilerin tek bir talebi var. Alevi inancı ve kültürüyle, cemevimizle, ibadetimizle, bu ülkede hiçbir ayırımcılığa uğramadan yaşamak istiyoruz biz. Hacı Bektaş Veli bizim ser çeşmemizdir, yani kutsal çeşmemizdir. Burada Hacı Bektaş dergâhı vardır. Bir külliyedir bu, içinde dergâh ve cemevi vardır. Tekkeler ve zaviyeler kapatılırken bu dergâh da kapatıldı. 60'larda ise müze statüsünde açıldı ve hemen yanına cami yapıldı. Cami 24 saat hizmet verirken müze statüsündeki dergâh mesai saatlerinde açık tutuluyor. Bu zulüm değil midir? Hacı Bektaş dergâhı Alevilerin kâbesidir. Aleviler oraya gitti mi hacı olurlar.
Müzede mi hacı oluyorsunuz?
Evet. Devlet dergâhımıza müze demiş. İbadethanemizi müze gibi parayla ziyaret ediyoruz.
Alevilerin en temel sorunları neler Türkiye'de?
Bizim üç temel sorunumuz var. Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersi ve bu ülkede Aleviliğin kimlik olarak yok sayılması. Aleviler asimile ediliyor, inançlarını ve kültürlerini yaşamalarına engel olunuyor. Alevilik Anadolu'nun yasaklı bir inancıdır, kültürüdür. Oysa binlerce yıl boyunca Anadolu'dan geçmemiş kültür yoktur. Bu kültürlerin hepsi bir tarafa bırakılarak, resmi ideolojinin 'Tek din Müslümanlık, tek dil Türkçe, tek ırk Türk' söylemi yerleştirilmeye çalışılıyor. Oysa tek olan sadece Türkiye'dir. Anadolu'da Süryani, Rum, Ermeni, Laz, Kürt, Türk pek çok ırk yaşar. Bu ırkların ortak özelliği de hepsinin Türkiye vatandaşı olmasıdır. Ama bizi yok sayıyorlar.
Sizi nasıl yok sayıyorlar?
Mesela Aleviler 'Müslümandır' deniyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ben değilim diyorum. Benim dinim konusunda sen nasıl fetva verebilirsin? Ülkeyi yönetenlerin, siyasilerin bu konuda söz hakkı olmamalı. Laik bir ülkenin yöneticilerinin benim inancıma karışmaya hakkı yok. Başbakan, 'Alevilik bir inanç değildir. Ali'yi sevmek Alevilikse, en çok Ali'yi ben seviyorum diyor. Bu bize hakarettir. Alevilik sadece Ali'yi sevmeye indirgenemez. Bizim ikinci temel sorunumuz ise cemevleridir. Eskiden imar planı yapılırken okul, park, bahçe ve cami için yer ayrılırdı. AB'nin zoruyla 2003'te İmar Kanunu değişti ve caminin yerine 'ibadet yeri ayrılır' cümlesi konuldu. Ama sorun çözülmedi, biz hâlâ cemevi açamıyoruz.
Niye?
Çünkü 57'nci hükümet döneminde hangi kurumlara bedava elektrik verileceğine dair bir Bakanlar Kurulu kararı çıkarıldı. İbadethaneler arasında cami, kilise, sinagog, kilise sayıldı ama cemevi sayılmadı. Böylece buradan 'cemevi ibadet yeri değildir' sonucu çıkarıldı. Sultanbeyli'de, Kartal'da cem evi açmak istedik, izin verilmedi. Sultanbeyli için 11 bin imza topladık. Otuz metre ötede cami var ama bizim inşaatı emniyet ve belediye durdurdu. Biz cemevi için arsa istediğimizde, 'Siz de Müslümansınız, ibadet yeriniz camidir, buyurun gelin camiye' diyorlar. Ne hakla inanç yerimin cami olduğunu bana zorla öğretmeye çalışıyorsun?
Türkiye'de az sayıda da olsa cem-evi var. Bunları nasıl açabildiniz?
Türkiye'de 87 bin cami, 100 kadar cemevi var. Biz cemevlerimizi kendi olanaklarımızla yapmaya çalışıyoruz. Diyelim ki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alibeyköy Şubesi derneğe bir arsa alıyor. Arsanın üzerine dernek binasını inşa ediyor. Bir yerine de cem-evi yapıyor. Eskiden ibadetimizi köyün en büyük odasında korkarak yapardık. Asker basar diye nöbetçi dikerdik.
Alevilerin nüfusu nedir?
İlk nüfus sayımında cumhuriyetin nüfusu 12 milyondu. Alevilerin sayısı da 4.5 milyondu. Aleviler nüfusun yüzde 35'ydi. Bugün nüfus sayımı yapılırken insanlara inancı sorulmuyor. Biz Alevilerin yoğun yaşadıkları illere ve partilerin oy oranlarına bakarak Alevilerin nüfusunu bugün 20-25 milyon tahmin ediyoruz. AB'nin 2004 raporunda ise bu rakam 12-20 milyondu. Türkiye'de Alevi nüfusun en yoğun olduğu yer Balıkesir'dir. En çok asimilasyon da oradadır. Alevilerin hepsinin nüfus kâğıdında İslam diye yazıyor. Laik bir ülkenin nüfus kâğıdında din hanesi olmaz. AB ülkelerinde din hanesi yok. Ama Türkiye laik değil. Eğer bir ülkenin anayasasında zorunlu din dersi ve Diyanet İşleri kurumu varsa ve bu rada tek bir din organize ediliyorsa o ülkenin laik olduğu söylenebilir mi?
Aleviler, sadece Sünnilere ait bir Diyanet İşleri olmasını bir ayrımcılık olarak mı görüyorlar?
Anayasa'nın 136'ncı maddesi, 'Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda bütün görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma duygusunu amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirir' diyor. Ama açıyorsun Diyanet Kanunu, 'İslam dini için...' diye başlıyor. Başka dinlere asla yer yok burada.
Peki Alevilik İslam'ın içinde yer almıyor mu?
Alevilerin bir bölümü İslam olduğunu kabul etmiyor, bir bölümü ise ediyor. Biz, Aleviliğin İslamiyet'in içinde olmadığını söylüyoruz. Aleviliği, İslamiyet'ten önce var olan ve İslamiyet'ten farklı kendine özgü bir olgu olarak görüyoruz. Alevilik, ta Orta Asya'dan şamanizmin ritüellerini de alarak Anadolu'ya gelen, Musevilik'ten, Hıristiyanlık'tan ve en geniş anlamda da İslamiyet'ten etkilenen bir inanç, felsefe, kültür ve yaşam biçimidir.
Aleviler kendilerini Müslümanlığın bir mezhebi olarak mı yoksa ayrı bir din olarak mı görüyorlar?
Bizim açımızdan Alevilik sadece bir inanç değildir. Bir mezhep ise asla değildir. Din ve mezhep kalıbı Aleviliği daraltır bize göre. Alevilik dini aşan özelliklere sahiptir. Bir kültür, bir felsefe bir yaşam biçimidir. Alevilerin peygamberi de Hazreti Muhammed'dir ve Tanrı, peygamber ve halife anlamında 'Hak, Muhammed, Ali' üçlüsü, Alevilere rehberdir, Aleviliğin yüzde 80, 85'i İslam'dan etkilenmiştir ama kadın-erkek ilişkisi, kadının hakları ve sosyal hayattaki yeri bakımından Aleviliğin İslam'la ilgisi yoktur. Ben karımla cem-evinde yan yana durur cemimi yaparım. Bizde çok kadınla evlilik yoktur. Mirasta ve şahitlikte kadın, erkek eşittir. Bizde dini önder olarak erkek dedeler olduğu gibi kadın analar vardır.
Bir bölümünüz Aleviliğin İslam'ın içinde olmadığını söylüyor. Bir bölümünüz de Aleviliğe 'İslam'ın özü, Anadolu Müslümanlığı' diyor. Aleviler arasında hizipler çıktığını ve anlaşamadıklarını duyuyoruz. Alevilerin kendi içlerindeki sorunları neler?
Alevilik Anadolu'nun yasaklı bir inancı ve kültürü olarak Tunceli'de, Sivas'ta, Balıkesir'de hep kendi ortamında birbirinden kopuk olarak yaşandı. Alevi inancı bizim dedelerimizin beyinlerinde taşıdıkları bilgilerle bugüne gelebildi. Baskılar ve yasaklar yüzünden Aleviliğin yazılı ve basılı eseri yok. En eski basılı eser 1856 tarihlidir ve Meclis kütüphanesindedir. Ondan öncekiler yakılıp yok edildi. Bu yüzden Aeviler arasındaki farklılıklar doğaldır. Aleviliği on yıldır yüksek sesle konuşuyoruz biz. Aleviliğin ortak bir noktada buluşabilmesi zaman alacak. Aleviler, insanın tanrı olduğuna inanırlar. 'En el Hak' derler. 'Her ne ararsan kendinde ara. Hak Mekke'de, Kâbe'de, Hac'da değil. Bizim tanrımız insandır, kâbemiz sevgidir' derler. Çok derin bir inanç, kültür ve felsefedir Alevilik.
Hz. Ali Aleviler için kutsal. 'Alevilik İslam'ın içinde değil' derken, Ali'yi nereye yerleştiriyorsunuz?
Bakın... Alevilerin gerçek adı Kızılbaş'tır. Çeşitli politikalar sonucunda Kızılbaşlık ensest ilişkiye varıncaya kadar o kadar rencide edildi ki, Alevi önderleri 1800'lerde 'Bizim hakkımız alınıyor, horlanıyoruz, yok sayılıyoruz, katlediliyoruz. (Düşünün ki, sadece Yavuz Sultan Selim'in talimatıyla 40 bin Alevi katledildi.) Kendimizi korumalıyız. İsim değişikliği yapalım ve Kızılbaşlığı kullanmayalım' dediler. Kim var bizi temsil edebilecek diye sorduklarında da halifeliği elinden alınan, ibadetini yaparken sırtından bıçaklanıp öldürülen, 12 çocuğu Kerbela'da katledilen, soyu kurutulmak istenen ve hak için muhalif olan Hazreti Ali'nin de kendileri gibi olduğunu gördüler ve 'Biz kendimize Ali taraftarları diyelim' dediler. Böylece baskılar ve katliamlar sonucunda Kızılbaşlık, 1850'lerden itibaren Alevilik olarak telaffuz edilmeye başladı. Alevilerin Ali'siyle Muhammed'in Ali'si çok farklıdır. Ali'yi Aleviler mistik güce büründürmüşlerdir.
AB sürecinde devletin Alevilere tavrında bir değişim oldu mu?
Değişiklik olmadı. Alevileri yok etme hâlâ sürüyor. Bu asimilasyon 12 Eylül'de çok arttı. Alevi köylerine camiler yapılmaya başladı. Çorum'da cami yapılmayan Alevi köyü kalmadı. Bazı illerin valileri, askeri görevlileri, karayolları yetkilileri, 'Köyünüze yol istiyorsanız, köyünüze cami yapılmasına razı olacaksınız' diye köylülerle pazarlık yaptılar. Çocuklarımıza hâlâ okullarda zorla Sünni İslam'ı öğretiyorlar.
Aleviler, haklarını istediklerinde bir tehlikeyle karşılaşacakları endişesini taşıyorlar mı?
Tek tek vatandaşlar taşıyor. Tamirat bahanesiyle ramazanda lokantası kapatılan bir kamu kurumunda çalışan bir yurttaşımız o kurumun başkanına gitse ve ben Aleviyim. Yemeğimi verin' dese, kapının önüne konur. Araştırmamızda böyle bir sürü örnek var. 'Gazi olayları'nda altı kişiyi öldüren polis Aydın Albayrak'a mahkeme bir yıl sekiz ay ceza verdi. Sonra bu ceza ertelendi. Daha sonra da kamu görevinden mahrumiyet kaldırıldı ve bu polis görevinin başında şimdi. Alevilere yapılan zulüm ve baskı budur işte.
Aleviler arasında bağnaz diyebileceğimiz gruplar var mı?
Her inancın radikalleri vardır. Biz sol kimliğimizle şimdi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'nde hizmet veriyorsak, bu, bizim radikallerin ve bağnazların Alevi Hizbullahını yaratmalarının önüne geçmek içindir. Şimdi bu tehlike yok ama 20 yıl sonra çıkmayacağının garantisi olmaz. Yaşamda her şey etki ve tepkidir. Alevilere baskı yaparsanız, onları yakarsanız, Aleviler de şiddete yönelirler. Ama şu var. Aleviler, katliamlara rağmen, Alevilik nedeniyle bugüne dek hiç şiddete bulaşmadılar. Biz şiddeti reddeden bir inanç ve kültürüz. Bunun devamlı olmasını diliyorum.
KAYNAK: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=166463
|