sali57121.sitemynet.com
50-an_a_resim.jpg

DOSTLUK SEVGİ ADINA HERŞEYİ GÖRMEK İSTEYENLERİN SİTESİ

DOSTLUK SEVGİ ADINA HERŞEYİ GÖRMEK İSTEYENLERİN SİTESİ


slm ben yeni site yapıyorum nasıl olacak bilmiyorum inş iyi olur sizlerinde yorumlarını bekliyorum

kitap.gif

http://hgsno.blogcu.com/

Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın????

Yüreğim bir ayraç misali takıldı bakışlarının arasına.
Günlerden hangi cumartesiydi veya pazardı inan hatırlamıyorum. Anlamsız olduğum, sıkıldığım, boş boş etrafa bakındığım anlardan birinde avuç içlerimin arasına aldım sesini ve seni aradım.
Yolculuklar neden daima alfabenin sonuna doğru başlar ki?
İşte benimkisi de böyle bir yolculuktu. İlkin loş bir karanlıkta "merhaba" dediğim, sonrasında da adresini bilmediğim bir kapı aralığında söylediğim bir merhaba…
Yüzünde küçücük çocukların kırılgan ifadesiyle aralık bir bakışta tutulmuştum gözlerine. Benim kadar derin bakıyordun. Öyle zamana borcun yoktu diğerleri gibi. Göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettirene kadar, içime doğru bakıyordun. İçim ne de çok ezildi gözlerimi kaçırdığım, başımı öne eğdiğim ve hatta ilk defa tenime dokunduğun zaman.
Söylesem hangi izi taşırsın bedeninde benden kalan ve kim bilir hatırlar mısın sırılsıklam bedenine dokunduğum anda sana söylediklerimi?
Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın?
Saçlarım darmadağınık
Oysa daha bu sabah senin için hazırlanmıştı her şey.
Telefon defterine baktım, bir daha ve bir daha ve son bir defa. Seni aramak için sebepler yaratmaktan yorulan beynim sonunda uykuya verdi kendini. Aklım ve sen uykuya daldık.
On altıncı boyuttaydık seninle. Buraya kadar gelmemize izin veren ikinci boyuttu. Sayende arada geçen zamanları algılama fırsatım bile olmamıştı. Çünkü her şey çok hızlı olmuştu.
Oturdum… Elimdeki fincanda gittikçe soğuyan bir çayın ve vücuduna yavaş yavaş yayılan alkolün, az sonra bitecek hüznü yerleşmişti bakışlarımızın arasına.
Sanırım ben, bir tek seni alamadım o bakışların isimsiz randevularına.
Yapamadım…
O resmin üzerime düşen gölgesinden sıyrılamadım.
Hiç bilmeyecekti…
Duymayacaktı...
Yine kaldığı yerden alacaktı ellerini ellerine. Ama ben yine de yapamadım.
Mevsim sancıları yine her zamanki gibi gri şehrin sokaklarında içimi acıtıyor. Eksiliyorum senden içeri, sana doğru. Hiç kendine boğulur mu insan? Mahkemede hem sanık hem tanık olur mu? Erteler mi arzunun dolaştığı bakışları gözlerinden? <******>
Terk eder mi o kırılgan titreyişi?
Anlaşılmayacak biliyorum. Yine de seni satır aralarına gizliyorum, kimse bilmeden, kimse duymadan.
Doğanın çam kokulu düşlerine emanet ediyorum o akşamı da. Işığın yerini küçücük ışıltılar almıştı hani.
Neredeyse sana (d)okunacaktım..
Dedim ya günlerden hangi cumartesiydi ve belki hangi pazar, hatırlamıyorum. Artık ne önemi var ki!?
Şimdi sana söyleyemediklerimi alıp yanıma gidiyorum.
Arkamdan bakar mısın yoksa gelir misin düşünmek istemiyorum ve yine her zamanki ve hiç bilmediğin gibi "sana" yalan söylüyorum.


Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın?



*****Duydunmu*****

Melekmisin nerden çıktın karşıma
Aklım bu başımdan gitti duydunmu
Hep seni düşündüm geceler boyu
Uykum firar edip yitti duydunmu

Anlatamam sana duygularımı
Sevgiye döndürdün saygılarımı
Nerden bileceksin kaygılarımı
Çektiklerim cana yetti duydunmu

Hayelinle çiçek açtı düşlerim
Bir günümü onbeş yıla eşlerim
Dost kalmadı bozulunca işlerim
Herkes bir tarafa itti duydunmu

Pınardan birkaç damla su çektim
Alıpta bu gönül tarlama döktüm
Tam orta yerine sevgimi ektim
Filizlenip çiçek bitti duydunmu

Eller dokunup gülüm dermesin
Bülbülün bağına baykuş girmesin
Yürekten ağladım kimse görmesin
Kalbim ne çileler çekti duydunmu

Razıyım kaderde olan yazıma
Aşkın merhem olsun gönül sızıma
Bu ozan sırrını dertli sazına
Birer birer açıp döktü duydunmu

İçimde duygular zincire bağlı
Ezelden bu yana yüreğim dağlı
Sen sitem edince bu coşkunoğlu
Bir köşede boyun büktü duydunmu

Ozan Erol

çıktım yola
koşar adım sana doğru geliyorum
bekle beni
senleyim bu gece
zorluklarla uğraştım ve başardım
artık sana kavuşmam an meselesi
neredeyse gelmek üzereyim
ama içimde yine yetişememe kaygısı ile
içimden sana kavuşamadan uyanacağım
hissi var bebeğim
senle birlikte olmak için
nefes dahi almak istemiyorum

yeterki sana kavuşayım
bekle beni işte
az kaldı
yüreğime söz geçirdiğim an yanındayım
lütfen dur kalbim
lütfen dur
sevdiğime kavuşabilmem için dur..
sen durmazsan
kavuşmamız imkansız
bekle beni hayatım
bekle
nefesimi tuttum kavuşmamız an meselesi
taki kalbim durana kadar ....

ALINTI


goruntu_686_.jpg

GİTME DUR



Anladım herşey faydasız
Birlikte olmamız imkansız
Aşkımız değil bir çare
Geç olmadan ayrılmalıyız

Nasıl da söylersin bunları
Saymadan geçen o Yılları
Ayrılıktan söz etme ne olur
Alda git gideceksen canımı

Gitme dur ne olur bırakma ellerimi
Ne olur söyle hiç mi sevmedin beni
Yok olur kırılır bu kalbim sensiz şimdi
Ne olur gitme aşkımız bitmesin böyle

Ne olur anla sen halimi
Üzgünüm başka bir çare yok
Ayrılık en doğru karar inan
Gitmeye mecburum bu son veda

Bu kadar kolaymıydı herşey
Yıkıpta gitmek umutları
İnanmam bu sen olamazsın
Kötü bir kabus olsa gerek

Gitme dur ne olur bırakma ellerimi
Ne olur söyle hiç mi sevmedin beni
Yok olur kırılır bu kalbim sensiz şimdi
Ne olur gitme aşkımız bitmesin böyle
ALINTI





















Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.

Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

Çocuk:

-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş.Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?

- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk.Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara.Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.

Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini.Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim,demiş,görmeyi o kadar çok özledim ki.

Sizinkiler sağlam öyle değil mi? Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

- Artık emin değilim,demiş.Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür.

Söyledim...duydu anlamına gelmez Duydu...doğru anladı anlamına gelmez Anladı...hak verdi anlamına gelmez Hak verdi...inandı anlamına gelmez İnandı...uyguladı anlamına gelmez, Uyguladı...sürdürecek anlamına gelmez.

ALINTI







AFFET BABACIGIM


Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve 'Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak' diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.

Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.

Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, 'Baba bende seninle gelmek istiyorum' diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına 'Baba nereye gidiyoruz? ' diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.

Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.

Can: 'Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim? ' diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında 'Beni affet baba.' diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.

Oğlu: 'Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet! ' diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...'Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.

Derleyen Cennet yeli...









Özlemin ,ayrılık acısı ,sensizlik
Ne kadar zormuş aşkım
Masum çiçeklerin sevgisi gibi
Tertemiz olan aşkımız
Yüreklerimizde öylece garip kaldı sevgilim
Ayrı yerlerde ağlayan yüreklerimiz
Aşk gözyaşlarımızla doldu
Bir umut diye beklediğimiz sevgi yolumuzu
Hasret rüzgarları kapladı
Gönüllerimizde birleştirdiğimiz aşk yeminimiz
Sensiz ve bensiz kaldı ; sevgisiz kaldı
Gökyüzündeki yıldızlar artık parlamıyor
Aşk bahçemizdeki çiçekler açmıyor
En acısıda bedenime can veren ruhum
Sensiz yaşamıyor sevgilim.

ALINTI

Konuk Defterim

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:


Anket

Sitemi kimden öğrendiniz?
Arkadaşımdan
Reklamlardan
Arama sonucunda

http://hgsno.blogcu.com

hgsno__@hotmail.com