|
Kastamonu 2000 Yılı Nüfus Sayımı Sonuçları
Kastamonu 2000 Yılı Nüfus Sayımı Sonuçları
İl ve İlçeler Toplam
Merkez 103.340
1 Abana 4.349
2 Ağlı 4.171
3 Araç 24.156
4 Azdavay 9.010
5 Bozkurt 10.149
6 Cide 23.055
7 Çatalzeytin 8.468
8 Daday 11.177
9 Devrekani 15.859
10 Doğanyurt 9.686
11 Hanönü 5.549
12 İhsangazi 7.043
13 İnebolu 26.780
14 Küre 10.202
15 Pınarbaşı 5.881
16 Seydiler 5.266
17 Şenpazar 6.492
18 Taşköprü 43.738
19 Tosya 42.354
TOPLAM
Kastamonu'da üryani eriği seferberliği var
Erik, yurdumuzun her yöresinde yetişiyor. Ama, kabuğu soyularak kurutulduğu için adına 'üryani' denen kara erik Kastamonu'dan başka yerde yetişmiyor. Kastamonulular şimdi şifalı üryani eriğinde üretim patlaması yapmaya hazırlanıyorlar. İlin odaları talebi karşılamak için bu konuda işbirliğine gitmişler. Üreticiye fidan dağıtıyorlar
BÜLENT YARDIMCI
İstanbul ramazan sofralarının bazı güzellikleri vardır. Bunlardan biri olan 'güllaç' son yıllarda basında çıkan haber ve röportajlarla yeniden gündeme gelerek tanındı, yaygınlaştı. Anadolu'da da aranan, satılan bir lezzet olarak kabuğunu kırdı.
İstanbul'un ramazan sofralarında baş köşede yer alan güzelliklerden biri de üryani eriği idi. Osmanlı'da olsun, Cumhuriyet'in ilk yıllarında olsun, üryani eriği hoşafı, İstanbullular'ın iftar ve sahur sofralarında mutlaka yer alırdı. Paşa konaklarından, ortadirek evlerine kadar üryani eriksiz ramazan sofrası kuran ev olmazdı.
Ama son yıllarda İstanbul'a yönelik göç dalgası ile yaşanan nüfus patlaması sonucunda üryani eriğini bilen, tanıyan İstanbullular azınlıkta kaldı. Köyden yeni gelen İstanbullular'ın çoğu, üryani eriği ile tanışma fırsatı bulamadı.
Ülkemizde sadece Kastamonu'da yetişen, toplandıktan sonra kabuğu elde soyulduğu için adına 'üryani' denen bu kızılımsı kara erik, nedense sadece ramazanlarda ortaya çıkar. Ramazan'da da her yerde satılmaz. Marketlerin hemen hepsinde, hoşaflık kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, çeşitli pestiller bulunur ama çoğunda üryani eriği olmaz. Meraklısı, nerede satıldığını bilir veya arar bulur...
Meraklısı çoğalıyor
Giderek kalabalıklaşan İstanbul'un hay huyu arasında, arayanı soranı azalan üryani eriğinde son yıllarda bir canlanma var. Doğal gıdalara yönelik talepde yaşanan artışa paralel olarak üryani eriği satışları da canlanıyor.
Üryani eriğinin şöhretini duyan veya şifalı özeliklerini öğrenen pek çok insan bu erikle tanışmak için ramazan ayını beklemek zorunda kalıyor. Çünkü bu erik, hâlâ ramazan ayı dışında tezgâhlarda, raflarda gözükmüyor.
Kastamonu Ziraat Odası Meclis Başkanı Serdar İzbeli, üryani eriğine yönelik talebin son yıllarda arttığını belirterek şöyle diyor:
"Üryani eriği ülkemizde sadece Kastamonu'da yetişen lezzetli ve şifalı bir meyvedir. Tek tek elde soyularak, çam tahtalarının üzerinde kurutulan bu erik, hoşaf yapılarak tüketilir. Özellikle ramazan aylarında çok aranan üryani eriği, kabızlığı önleyen şifalı özelliklere sahiptir."
Üryani kıymete bindi
Geçen yıl toptan bir milyon liraya satılan üryani eriğinin bu yıl 3 milyon liradan satıldığını belirten Serdar İzbeli, şöyle devam etti:
"Üryaninin fiyatı artıyor, çünkü talep artıyor. Üretim artışı, talep artışını yakalayamadıgı için fiyat yükseliyor. Bu nedenle Kastamonu Ziraat Odası ile Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası işbirliği yaparak bu eriği destekleme kararı aldı. Her iki odanın işbirliği ile yetiştirilen erik fidanlarını çiftçiye dagıtarak üretimi artırmaya çalışıyoruz.
Yetiştirilen fidanlar, kâr amacı gütmeden, yöre çiftçisine dağıtılıyor. 100 - 120 santim boyundaki erik fidanları için talep edilen ücret ise 2 - 2.5 milyon liradır.
Tek, tek elde soyuluyor
Fidanlar için istediğimiz para, bunları yetiştirmek için harcadığımız paradır. Odalar bu işten para kazanmayı düşünmüyor. Bizim tek amacımız çiftçiyi teşvik ederek, üryani üretimini artırmak. Bu amaçla 25 köy muhtarının da yardımıyla çalışıyoruz."
2000 yılında başlayan fidan dağıtımı bugüne kadar 25 bin adete ulaşmış. 2003 - 2004 dikim mevsiminde de 20 bin adet fidan dağıtımı planlanmış.
Yetişkin bir erik ağacı eylül ayında 200 kilo meyve veriyor. Yıllarca kimsenin ciddiye alıp üzerinde çalışma yapmadığı üryani eriği, önümüzdeki yıllarda Kastamonu için önemli bir gelir kaynağı olarak umut vaad ediyor. Serdar İzbeli ve arkadaşlarının düşüncesine göre Kastamonu ilerki yıllarda bu erikten çok iyi para kazanacak
Kastamonu'da sanayiinin gelişmediğini hatırlatan Serdar İzbeli bu konuda da şöyle diyor:
"Benim düşünceme göre Kastamonu'da öyle bir iklim ve toprak yapısı var ki, Kastamonu'nun para kazanmak için çevreyi kirleten fabrikalara hiç ihtiyacı olmayabilir. Kastamonu başta üryani eriği olmak üzere mantar, ceviz, kestane, elma, sarımsak, safran, ıhlamur, salep ve benzeri bitkileri işledikten sonra tüm Türkiye'ye ve dış dünyaya satarak zengin olabilir. Çünkü çağımızda doğal şartlarda yetişmiş, kimyasal maddelerle kirlenmemiş gıdalara büyük talep var. Sanayileşmediği için toprağı ve havası kirlenmemiş olan Kastamonu, doğal bitki örtüsü ve iklimi ile eşsiz bir cennet gibi. Biz bu doğal zenginliğimizi işleyebilirsek, doğayı kirleten ağır sanayie muhtaç olmadan, sadece gıda işleyen fabrikalar, kündekâri işi mobilya ve turizmle zenginleşebiliriz."
Çağdaş bir çiftçi olan Serdar İzbeli, babadan kalma çiftlik evini onararak pansiyon yapmış. Pansiyon henüz faaliyete geçmemiş ama Ankara'dan otobüslerle gelen gruplar, çiftliğin büyük salonunda, Kastamonu yemekleri yemeye başlamışlar bile.
Kastamonu'da konak ve mutfak turizmi
Ben Bursalıyım. 70'li yılların başında Tofaş ve Renault fabrikaları kurulunca, Bursa iyice zenginleşti ve nüfusu hızla arttı. Zenginleşen Bursalılar, bahçeli evlerini müteahhide vererek kat karşılığı inşaat yaptırdılar. 1960'lı 70'li yıllarda, güzelim Bursa evleri yıkılarak apartmanlar inşa edildi.
Kastamonu bu açıdan şanslı. Bursa gibi sanayileşerek zenginleşmediği, nüfusu da hızla artmadığı için bu kıyımı yaşamamış. 8 - 10 odalı Kastamonu konakları bugüne kadar yıkılmadan ayakta kalmış.
Eski Kastamonu Valisi Enis Yeter, hayırlı bir iş yaparak Kastamonu konaklarını onartmış ve pansiyon, otel gibi kullanılmaları için önayak olmuş. Bu işin para getirdiğini gören Kastamonulular, eski evlerini yıkmadan ayakta tutma, bunları otel, lokanta, pansiyon yaparak para kazanma yollarını aramaya başlamışlar. Safranbolu evleri gibi Kastamonu konakları da turizmin hizmetine girmiş. Kastamonulu işadamı Hayri Bülbül, eski eser olarak tescilli 600 konağın 30 tanesinin onarılarak turizme açıldığını söylüyor ve devam ediyor:
"Kastamonu'ya gelen yerli ve yabancı turistler kalacak yer sıkıntısı çekiyor. Bu nedenle yeni konakların otel olarak hizmete girmesi gerekiyor. Hanları, hamamları da onarıyoruz. Kastamonu'nun tarihi dokusunu koruyarak turizmi geliştiriyoruz.
Bizim pastırmamızın Kayseri pastırmasından, sucuğumuzun Afyon sucuğundan daha lezzetli olduğunu iddia ediyoruz. Yaylalarımızla, konaklarımızla, köçeklerimizle, el dokumalarımızla, elma pekmezimizle, çekme helvamızla, dağ çileği reçelimizle, simit tiridimizle, pastırmalı ekmeğimizle denize ve güneşe bağlı olmayan farklı bir turizm endüstrisi yaratmaya çalışıyoruz."
Erikleriyle, konaklarını pazarlayacaklar
Türkiye ünlü Alman Prof. Baade'nin tavsiyesiyle 1960'lı yıllarda turizmden para kazanmanın yollarını aramaya başladı.
1960'lı 70'li yıllarda zenginleşen Avrupalı turist güneşli sahillere giderek tatil yapmayı seviyordu. Türkiye'de bu fırsatı değerlendirerek bugün 10 milyondan fazla turisti ülkeye çekmeyi başardı.
Biz bugün, 'turist sayısı 10 milyonu geçti' diye sevinirken İngiltere'ye 70, İspanya'ya 60, İtalya'ya 50 milyon turist gittiğini unutuyoruz.
Tarihi ve doğal çevrenin korunduğu Kastamonu, önümüzdeki yıllarda turizm yıldızı olmaya adaylığını koydu. Kastamonu, İÜ Eczacılık Fakültesi'nin farmakoknozi profesörü Fikret Baytop'un kabızlığa ve kolestrole karşı etkili olduğunu saptadığı üryani eriği ile eski konaklardan para kazanmaya hazırlanıyor.
Türkiye Ege,Akdeniz kıyılarına inşa ettiği 5 yıldızlı oteller ve Efes harabelerinin yanı sıra, Anadolu'nun binlerce yıllık geçmişinden süzülüp gelen kültürü ve doğal gıdalarıyla para kazanabilecegini farketmeli ve harekete geçmeli.
Turizm gelirimizi yılda 50 milyar dolara çıkarabilmek için tarihi ve doğal çevreyi koruyarak, kültür turizmine yönelmeliyiz.
Şenpazar Sağlık Merkezi inşaatı çürümeye mi terk ediliyor?
|
|
Şenpazar'ın acil gereksinimi olan ve yıllardır büyük hayali kurulan 25 yatak kapasiteli Sağlık Merkezi'nin yapımına başlandığında çok sevinmiştik.
Şenpazar Kaymakamlığı'nın öncülüğünde Devlet-Vatandaş işbirliği sonucu 4.500.000.000 TL değerindeki 1.124 m2 arsa alınarak Sağlık Bakanlığına teslim edilmişti.
Kastamonu Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü'nce ihaleye çıkarılan 25 Yatak kapasiteli Sağlık Merkezi'nin Keşif Bedeli:583.000.000.000TL., İhale Bedeli: 521.785.000.000 TL., Sözleşme Tarihi: 15.11.2001, İşin bitim tarihi:30.09.2002 İşi üstlenen firma ise; Akveri İnş.Tur.San.Tic.A.Ş idi.
İhaleden hemen sonra Aralık 2001 tarihi itibari ile hızla başlanan inşaat tüm halkımızı büyük sevince boğmuştu. 2003 yılı içerisinde çatı hariç kaba inşaatı bitmiş, ancak ödenek olmadığı için çatısı kalmıştı. Ocak-Şubat 2004 tarihli gazetemizde Hayallerimiz suya mı düştü? 'Şenpazar Sağlık Merkezi Çürümeye terk edildi' manşeti ile yetkililerin dikkatini çekmiştik.
Bu haberimiz sonucunda Nisan 2004 tarihinde Şenpazar Kaymakamlığı'nın girişimleri sonucu 2.000.000.000 TL. ödenek gelmiş ve çatısı tamamlanabilmişti.
Aradan geçen yaklaşık 2,5 yıl sonunda ise ödenek konusunda ses çıkmayınca Gazetemiz Sahibi Muzaffer Erdem ile emekli öğretmen Mustafa Tetik Sağlık Bakanlığı'na kadar gittiler. 02.12.2005 tarihinde T.C Sağlık Bakanlığı Bakan Müşaviri Kurul Başkan Yardımcısı ile yapılan görüşme sonucunda 2006 yılı ödenek planında da Şenpazar Sağlık Merkezi'ne ödenek ayrılmadığını üzüntü ile öğrendik.
Buradan yetkililere bir kez daha vatandaşlarımız adına sesleniyoruz. Burada yaşayan halkımızın sağlık sorunları ne olacak? Devletin harcadığı bunca para ile yapılan bu bina kaderine mi terk edilecek? Halkımız bu konuda sürekli bizden bu konu ile bilgi istiyor. Biz de yetkililere soruyoruz. Ne olacak bu inşaat, yoksa bırkın çürüsün mü denecek?
|
|
|
Siz Hiç Kastamonu'yu Gördünüz mü?
Türkçe Bilen Bizans Tekfuru!
Kastamonu, İç Anadolu'yu kuzeye bağlayan hat üzerinde Karadeniz Bölgesi'nde bulunan bir kent. Nüfusu 85 bin civarında.
Kastamonu'nun tarihi oldukça eskilere kadar gitmekte. Kastamonu milattan önce 2000 civarında Gasların yurdu olmuş. İsmi de muhtemelen buradan gelmekte. Zaman içinde Hititler, Frigler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Pontus Rumları, Romalılar ve Bizanslılar tarafından yönetilmiş. Kentin içinde ve yakın çevrede bir çok kaya mezarı ve kilise kalıntısı görmek mümkün. Türklerin Anadolu'ya gelmesinden sonra ise Danişmentliler, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar kente egemen olmuş.
Bir efsaneye göre kentin adı, Osmanlıların kenti fethetmesi zamanından gelmekte. Bütün kente hakim bir konumda olan Kastamonu kalesini Osmanlılar kuşattığı zaman, kaleyi savunan Bizans tekfurunun kızı Moni, artık nasıl gördüyse(!) Osmanlı kumandanına aşık olur ve kalenin anahtarlarını "bir şekilde" Osmanlı kumandanına ulaştırır. Osmanlılar kente girer, bu sırada Bizans tekfuru Türkçe olarak "Kastın neydi Moni" diyerek kızını öldürür ve kentin adı bundan sonra "Kastamonu" olarak kalır! Bu, Anadolu'nun bir çok yerindeki hikayelerden birisi tabii.
Kızılırmak'ın en büyük kollarından olan Gökırmak kenti ikiye bölmekte. Ankara'dan girişe göre sağda kalan kesim idari merkezi oluşturmakta. 1902 tarihinde yapılan Vilayet binası bütün haşmetiyle devleti temsil etmekte. Gerçekten görkemli olan bu yapının mimar Kemalettin'in eseri olduğu söylenmekte(1). Bir yanında hapishane ve lise, bir yanında diğer resmi kuruluşlara ait binalar bulunmakta. Hapishane binası kültür merkezi olarak kullanılmak üzere restore edilmekte. Bugün defterdarlık olarak kullanılan ve Anadolu'daki ilk lise olan Abdurrahman Paşa Lisesi ise haklı bir üne sahip. Çoğumuzun, özellikle de yatılı okullarda okuyanlarımızın iyi bildiği Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı adlı ölümsüz eserinde yer alan maceralar bu lisede yaşanmış. Bugün vilayet konağının önünde Milli Mücadele'nin kadın önderlerinden "Şehit Şerife Bacı"ya ithaf edilmiş bir anıt da bulunmakta.
Tayin Edilen Saat Kulesi
Vilayet binasının arkasında bulunan saat kulesi bulunmakta. Kule 1885 tarihinde Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılmış. Anlatıldığına göre, 12 metre yüksekliğindeki kulenin saati, İstanbul Sarayburnu'nda bulunan çalışmayan bir saat kulesinden tayin edilerek(!) Kastamonu'ya getirilmiş. Boğaz'ın nemli havasında çalışmayan saat Kastamonu'ya tayin edilince "tıkır tıkır" çalışmaya başlamış! Halen hizmet vermekte. Anadolu'daki saat kuleleri ile kapitalizmin gelişmesini irdelemek sanırım ilginç bir konu olur. Belki bir başka yazıda bol resimle birlikte ele alabiliriz.
Yarım Köprü
Vilayet konağının önünden akan Karaçomak deresi üstündeki Nasrullah köprüsü ile kentin dini ve ticari kesimine geçilmekte. Vaktiyle 1506 tarihinde dört gözlü olarak inşa edilen bu köprü bugün yarı yarıya küçülmüş durumda. Köprüyü geçince Nasrullah Camii ile karşılaşmaktayız. Milli Mücadele yıllarında Mehmed Akif'in unutulmaz vaazlarını verdiği camiin şadırvanı görülmeye değer bir eser. Caminin etrafında birisini Fatih'in oğlu şehzade Cem'in-Fatih'in yerine Batı kültürü almış olan Cem geçseydi, Türkiye'nin bugün ne durumda olacağı üzerinde tartışılması gereksiz bir konudur her halde- yaptırdığı üç han bulunmakta. Bugün metruk halde bulunan hanların turistik çarşı haline getirilmesi için çalışmalar sürdürülmekte. Hanların birisindeki kuşevleri, türünün güzel bir örneğini oluşturmakta. Nasrullah Camii'nden kaleye kadar olan bölge ise inanılmaz güzellikte konaklar ile dolu. Bunların bir kısmı restore edilerek kullanıma sunulmuş vaziyette.
Evliyalar Şehri
Kastamonu'ya bir evliyalar şehri dememek mümkün değil. Neredeyse her sokağın başında bir evliyanın türbesinin gösteren levha bulunmakta. Bunlar içinde Halveti tarikatının piri Şeyh Şaban-ı Veli'nin külliyesi özel bir önem taşımakta. Külliyenin bahçesindeki bir kaynaktan akan suyun "zemzem" niteliğinde olduğuna inanılmakta. Müteşebbis Kastamonulular fırsatı değerlendirmeyi ihmal etmemiş, çeşmenin yanında plastik bidonlar satılmakta!
Bir ahşap şaheseri: Mahmut Bey Camii Kastamonu'daki en görkemli yapıt hiç kuşkusuz ki Kasaba köyünde bulunan 1366 yılında inşa edilmiş Mahmut Bey Camii. Dışı taştan olmakla birlikte, içi tümüyle ahşap olan cami, Anadolu'daki en önemli eserlerden birisi(2). Olağanüstü güzel kapısı 1997 yılında çalınmış, ama yoğun takip sonucu Manisa'da bir camiin avlusunda bulunmuş. Camiin özgün kapısı bugün Etnografya Müzesi olarak kullanılan Liva Paşa Konağı'nda sergilenmekte(3).
Gelelim Taama
Kastamonu'ya gitmişken yerel yemeklerin tadına bakmamak olmaz. Bu yemeklerin başında "etli pide" gelmekte. Bu yemek, gözlemenin kıyma ile yapılanı. Fırsat bulabilirseniz tadabileceğiniz diğer yemekler arasında "içli börek", "karalahana kavurması", "pastırmalı ekmek", "simit tiridi" ve "kuyu kebabı" ya da yerel adı ile "bîran kebabı" bulunmakta. Bu yemeklerin üstüne tatlı olarak Kastamonu'ya özgü, İzmit'in meşhur pişmaniyesine benzeyen bir tatlı olan "çekme helva" yenebilir. Son yıllarda açılan turistik lokantalarda bu yemeklerin tadına bakmak mümkün.
Simit Tiridi: "Tiridine Bandım"
Mayasız hamurdan yapılan simit, sulandırılmış pekmeze batırılarak fırında pişirililir. Alışılmışın dışında susamsız olan simit küçük parçalara ayrılır, üstüne et suyu dökülür. Bunun üstü sarmısaklı yoğurt ile kaplanır. Yoğurdun üstü kıyma, antep fıstığı ve ceviz içinden oluşan bir harç ile bezenir. Daha sonra tereyağında kızdırılmış kırmızı biber gezdirilir ve servis edilir.
Son Söz
Kastamonu'da son yıllarda turizmi geliştirme çabaları bir yoğunluk kazanmış durumda. Gerek valilik, gerekse turizm müdürlüğü "Siz hiç Kastamonu'yu gördünüz mü?" sloganı ile turizmi geliştirme çabasında. Bu bağlamda ilk olarak yıkılmakta olan konaklar özel idare tarafından satın alınarak restore edilmiş ve özel sektöre kiralanmış. Genellikte alt katı restoran, üst katları otel olarak hizmet veren bu yapılarda oldukça makul fiyatlarda kalmak mümkün.
İnanıyorum ki, bir ilkbahar ya da sonbaharda Kastamonu'ya gidip o olağanüstü güzel konaklarda bir gece konaklayarak nefis bir hafta sonu geçirmek ehl-i keyfe tadına doyulmaz bir zevk verecektir(4).
Meraklısı için notlar:
(1) Mimar Kemalettin üzerine en kapsamlı çalışma bir ODTÜ'lü tarafından yapıldı: Yıldırım Yavuz; Mimar Kemalettin ve Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi, ODTÜ Mimarlık Fak. Basım İşliği, Ankara-1981, ss: 373. Ne var ki, bu kapsamlı eserde Kastamonu Vilayet Konağı'ndan söz edilmemekte.
(2) Cami hakkında geniş bilgi için bkz: Zühtü Yaman; Kastamonu Kasaba Köyü'nde Candaroğlu Mahmut Bey Camii, Kano Ltd. Şti. Ankara-2000, ss: 88.
(3) Fotoğraf meraklıları için küçük bir not: Özgün kapı cam bir mahfazanın içinde korunmakta. Bu nedenle fotoğraf çekmek oldukça zor.
(4) Geniş bilgi için bkz: Sevil Üzrek; "Doğanın Kucağında Tek Başına: Kastamonu", (fotoğraflar: Engin Kaban), Gezi, Nisan-2001, ss: 84-105.
M. Bülent VARLIK (ECON/STAT’76)
|
|
|
|