sihbarak_der.sitemynet.com
Fıkralar1
Kayseri fıkraları

Kayseri fıkraları


tomarza-panosu.jpg

Kayserili nin biri Erzurum'da askermiş. Dadaşköy'de her Pazar günü oynanan ciridi izlemeye gidermiş. Karınları çekik, seki ayaklı cins atları hayranlıkla izliyormuş. Askerliğini bitirmiş ve aradan yıllar geçmiş. Kayseri li artık seksen yaşına girmiş ve hastaymış. İki oğlu babalarına son isteğinin ne olduğunu sormuşlar. İhtiyar baba demiş ki: Oğul Erzurum da askerken Dadaşköy de cirit oynayanları izlerdim. O cins atlar hala gözümde tütüyor. Erzurum'a gidip o atları görmek istiyorum. Oğulları hasta babalarını alıp Dadaşköy'e götürmüşler. İhtiyar ciridi izler, bir de bakar ki o cins atlar yok! Cirit oyununda karınları şişmiş beygir türü atlar var. Duruma üzülen ihtiyar, yanı başlarındaki köy çeşmesinden su dolduran yeni bir geline yaklaşır;
- Evladım bundan atmış sene evvel, ben burada askerken cirit oynayanları izlerdim, çok güzel cins atlar vardı. Şimdi o atların yerini beygirler almış, o atlar nerede? Gelin der ki:
- Amca eskiden göğüsleri kıllı dadaşlar vardı ya, işte o atlara binip de gittiler.

Kölete (yeni adı Yünören) köyü ile Göstere ye (Tomarza) Şıhbarak köyleri arasında bir dünürcülük işi olur. Şıhbarak köyünden Kölete ye yolaçı bir grup gidilir. Kölete de düğün sahibinin misafiri olurlar. İlk gün ikram güzeldir, ikinci gün fena değildir, üçüncü gün biraz kalite düşer, dördüncü gün artık misafirler ne buldularsa yerler, ihtimam ortadan kalkar. Mevsim kış... Kızaklarla Şıhbarak köyüne dönerler. Döndüklerinde köylüler, gelenlere sorarlar:
-Nasıl size iyi baktılar mı? İhtimam iyi miydi?
Hepsi de ağız birliği edip dördüncü gün karşılaştıkları muameleyi ballandıra ballandıra anlatırlar. Köylüler ağzı açık dinler. Bu durumu Köleteli lere bildirmek ve bu işten memnun olmadıklarını açıklamak için mani yazarlar. Bunlardan biri şöyledir:
Yine akşamlar oluyor
Kirli yorganlar geliyor
Pirenin elinde kama
Bitler böğrümü deliyor
Bu mektuplar Kölete köyüne gitmiş. Köylüler bu manilerden muzdarip olmuşlarki. Eli kalem tutan insanlardan biri almış eline kağıdı kalemi, bir dörtlük döktürüvermiş.
Dörtlük şöyle:
Kölete dağın eteği
Zamantı aslan yatağı
Kölete yi beğenmemiş
Şıhbarak ın koca ağaları..

Kayseri de çocuklar bir mahalle meydanında ellerindeki antika paralarla bilye oynarlar .Oradan geçen Yahudi, çocukların oynadıkları paranın antika olduğunu anlayınca bunları çocuklardan satın almak ister, çocuklara teklifini yapar.
-Oynadığınız paraları bana verin, size bir avuç para vereyim.
Çocuklar kayıtsızca Yahudi ye bakarlar, içlerinden birisi:
-Amca bunların parayla satılmasına ne gerek var. Eğer çok beğendinse, beni sırtına al, eşek gibi anırarak şu karşıdaki ağaca kadar götür, ben bunları sana bedava vereyim.
Yahudi çocuğu sırtına alır, anırmaya başlar ve ağacın dibine kadar götürür. Çocuğu yere indiren Yahudi, parayı beklerken çocuk kaçar, arayı biraz açtıktan sonra karşısına durup gülmeye başlar. Yahudi neye uğradığını şaşırmıştır. Parayı alamayacağını anladığı için de yapacağı bir şey yoktur. Yalnız, niçin bırakıp kaçtığını merak eder ve sorar.
-Sırtında taşıttın kendini, parayı da vermedin. Üstelik anır dedin, onu da yaptım. Peki niçin kaçıyorsun, paramı niçin vermiyorsun? Çocuk kurnazca cevabını verir:
-Bire ahmak adam, sen eşek olarak bu paranın değerini biliyorsun da ben Kayseri li olarak bilmez miyim!

Karadeniz linin biri birgün Kayseri ye gelir, pastirma dukkanina girer ve esnafla tanisir.
-Karadeniz den geldim arkadas, gezerkende bi pastirmanin tadina bakayim dedim...ama duyduguma göre insanlara pastirma diye eşek eti yediriyomussunuz dogrumu? diye sorar.
Bu sorunun karsisinda tepesi atan Kayserili de dogal olarak altta kalmaz ve :
- Evet dogru, eşekleride Karadeniz den getiririz..diye cevap verir .

Alışveriş için İstanbul dan Kayseri ye gelen Musevi iş adamı Simon, Tüccar Mehmet Ağanın evine misafir olur. Kayseri de kaldığı süreyi Mehmet Ağanın evinde geçiren Simon un gözü bir ara evin köşesindeki kediye yiyecek konan değerli bir antika tabağa takılır. Simon kendi kendine:
-Yahu şu Kayserilinin bilgisizliğine bak. Değerli antika tabağının kıymetini bilememiş olacak ki, bu tabakla sokak kedisine yemek veriyor. Aklınca hemen kendi kendine tabağı elde etme planı yapar. Antika tabağı Mehmet Ağadan doğrudan doğruya istemenin yanlış olacağını düşünür. Önce sokak kedisini alayım, sonra yiyecek koyma bahanesiyle tabağı da beraberinde isteyim der. Simon sabah kahvaltısını yapıp İstanbul a doğru yola koyulacağı sırada:
- Beslediğin şu ev kedisi ne kadar güzel ve cins bir kediymiş, hoşuma gitti bu hayvancağızı bana satar mısın? Kayserili sözüm ona gönülsüz bir eda ile:
-Mademki hoşuna gitti, seni kıracak değilim ya, satayım. Amacı sünepe kediden ziyade antika tabağa sahip olmak olan, Simon:
-İstanbul da cam ve porselen tabakla bu hayvancağıza yiyecek verirsem belki gözleri bozulur, şu tabağını da sar da beraberinde götüreyim deyince,
Kayserili zeka oyununu kazanmanın gururu ile:
-Simon Efendi Simon Efendi , bugüne kadar kaç kedi sattımsa bu antika tabağın sayesinde sattım.
Antika tabağa sahip olma hayali kursağında kalan Simon, köşeyi döndükten sonra sünepe kediyi sokağa bırakır ve Kayserilinin para kazanmadaki hünerini ve zekasını takdir eder.

Tomarza nın ileri gelen eşrafından 3-4 kişi şehir kulübünde bir araya gelerek imece usulü erzak alıp yemek yapmışlar ve içki masası kurmuşlar,başlamışlar içmeye. Bu sırada içeriye mahalle bekçisi girmiş ve onu da çağırarak masaya oturtmuşlar. Yiyip içtikten sonra sıra alınan erzakların ve içilen içkilerin paralarını toplamaya gelmiş. Eşrafın geleneğinde fakirin ve yoksulun kollanıp-gözetilmesi olmasına rağmen, masadaki giderlere bekçiyi de dahil etmek isteyince içlerinden biri itiraz ederek:
- Fakirdir onu dahil etmeyelim. Giderleri toplamakta olan ilçenin ileri gelen eşrafı:
- Mademki bu bekçi ilçenin ağası ve eşrafı değil, neden paltosunu ve şapkasını bizim paltoların asılı olduğu vestiyere astı?

Bu gerçek bir olay. Hatırlarsanız 80li yıllarda Arap ülkelerine çalışmaya gitmek moda olmuştu. Tomarzanın şıhbarak köyünden bir grup genç Libya ya çalışmaya giderler. İnşaatlarda sıvacılık yapmaya başlarlar. Şeriat ile yönetildiği için içki içmenin büyük suç olduğu Libya da bizim uyanıklar diğer türk arkadaşlarıyla inşaatta içki içerken polisler baskın yapar. Tek tek bunları sorgulamaya başlarlar. sorarlar: polis: nerelisin?
işçi :Türküm.
polis: Alın bunu gözaltına. bu Müslüman Polis: Sen nerelisin?
işçi: yunanlıyım.
polis: bunu bırakın Müslüman değil.
Polis: Sen nerelisin?
işçi: düşünmüş Türkiye dese hapse atılacak, başka bir ülkenin adını söylese yalan söylemekten daha büyük ceza alacak, aklına başka bir kurnazlık gelir ve Kayseriliyim der.
Polis: hangi ülke olduğunu anlamadığını dan bunu da bırakın bu da Müslüman değil der....

Bir uçakta 58 laz ile 1 Kayserili yolculuk yapıyorlarmış kaptandan bir ses gelmiş uçaktaki ağır eşyaların hepsini atın yoksa düşecez bunun üzerine tüm ağır eşyalar atılmış. 10 dak sonra kaptan tekrar seslenmiş uçağın sağ kanadını koparmak zorundayız yoksa düşecez kanadıda koparmışlar. sonra kaptan tekrar seslenmiş sol kanadıda koparacaz. uçak kanatsız ilerlerken kaptan seslenmiş kusura bakmayın ama uçağın alt kısmını kesmezsek hepimiz ölecez tüm yolcular yukarıdaki tutacaklara tutunmuşlar ve alt kısım kesilmiş. Malesef kontrolü sağlayamıyoruz o yüzden içinizden 1 kişinin atlaması lazım der bunun üzerine 58 laz Kayseri liye döner Kayserili ise şöyle der başını sallayarak tamam tamam anladım ama hani alkış der lazlarda alkışlar.

Bölük komutanı "Ali okulu"nu denetliyordu. Hasan'a sordu:
- Oğlum, dünya kaç parçadır?
- Beş parçadır komutanım.
- Say bakalım.
- Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya.
- Sen nerelisin?
- Kayseri`liyim, komutanım.
- Şu haritada Kayseri'yi göster bakalım. Hasan Kastamonu'yu işaret edince:
- Oğlum, orası Kastamonu.
- Kayseri'nin bir mahallesi sayılır, komutanım.

Kayseri`li, Papa'nın cennetten yer sattığını işitince doğru Vatikan'a gitmiş. Papa'ya:
-Bazı Müslümanlar cehennemlik olduğu için demiş, Cehennemin tapusuyla anahtarını şimdiden almak istiyorum.
Uzun pazarlıklardan sonra istediği fermanı ve anahtarı elde etmiş. Bunun üzerine zengin Hristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasına girişmiş:
-Cehennemin tapusu ve anahtarı bende. Cehenneme girmek istemeyenler, benden belge alabilirler. Cennet arsalarının yarı parasına... Kayseri`linin elindeki fermanı gören Hristiyanlar, cehenneme kabul edilmeyeceklerine ilişkin belge satın almaya başlamışlar. Cennet müşterileri azalınca, Papa Kayseriliyi çağırtmış:
-Al şu verdiğin parayı, ver cehennemin tapusuyla anahtarını! Kayseri`li:
-Ben cehennemi sattım, demiş. Geri almak için çok para gerekli.
-Ne kadar?
-Heybenin iki gözü dolusu altın. Papa, çaresizlik içinde ellerini iki yana açtıktan sonra buyruğu vermiş:
-Doldurun bu Kayseri`linin heybesini altınla!

Çanakkale Muharebesinde Kayseri`li bir nefer topunun başına nöbete gelmiş. Muharebenin şiddetli bir zamanı değilmiş, şurada bir abdest tazeleyim demiş. Tüfeğini de topun üzerine bırakmış.
-Topum, tüfeğimin emaneti sana, diyerek ilerideki çukura gitmiş. Bu sırada komutan gelmiş, bakmış ki topun başında kimse yok, bir de nefer tüfeğini topun namlusuna asmış. Çok hiddetlenmiş, şu tüfeğini alayım da hesabını versin bakalım diye kızıp köpürmüş ama tüfeği de topun namlusundan bir türlü sökemiyormuş. Komutan:
-Ulan uyanık Kayseri`li bu tüfeğe ne yaptı da sökülmüyor böyle diye düşünürken Kayseri`li de çıkagelmiş. Komutan açmış ağzını yummuş gözünü, demediğini bırakmamış.
-Şu tüfeği de nasıl yapıştırdıysan sök yerinden demiş. Nefer:
-Yapıştırmadım komutanım demiş. Topa yaklaşmış:
-Topum tüfeğimi geri ver demiş ve komutanın şaşkın bakışları arasında tüfeği almış. Komutanın gözleri yaşarmış, askeri kucaklamış ve onunla helalleşip yanından ayrılmış.

Zamanın birinde avukat olmadığı için dava vekilliği yapan bir Mevlüt Amca varmış.
Vatandaşın hukuki sorunları için uğraşır, dertlerine deva olurmuş.
Mesela, bir tarla için dava açılıyor. Vatandaşın hakkı gasp olmuş. Mevlüt Emmiye varıyor, derdini anlatıyor.
Mevlüt Emmi, dinliyor meseleyi, sakalını sıvazlıyor. Diyor ki:
-Üçüncü maddeden tutturursak tamamdır!
Bir cinayet davası, yahut bir kavga veya kız kaçırma olayı var. Mevlüt Emmi dinliyor meseleyi, sonra aynı cevabı yine veriyor:
-Üçüncü maddeden tutturursak tamam!
Bu nasıl üçüncü maddeyse mübarek, her derde deva... Her olayda üçüncü madde işliyor, joker gibi al oraya koy, al bu davada kullan! Yıllar sonra artık işten elini eteğini çekiyor Mevlüt Emmi. Bir adam yanına uğruyor.
-Mevlüt Emmi beni hatırladın mı? -Yooo!
-Hatırlamazsın, benim dava vekilimdin sen. Şu kadar yıl hapis yattım. Mevlüt Emmi, iştahla soruyor:
-Hangi maddeden hüküm giymiştin? Cevap:
-Üçüncü maddeden Mevlüt Emmi, üçüncü maddeden!

Bir gün Kayserilinin biri İstanbula iş aramaya gider ve gezerken fabrikanın birinde iş ilanı görür güvenliğe gider oda müdürün yanına gönderir. Selamınaleyküm der ve müdürün odasına girer müdürde Aaleykümselam der buyur nasıl yardımcı olabilirim diye adama sorar.
Adam;
-Ben iş müracaatı için geldim der.
Müdür adamın konuşmasından Kayserili olduğunu anlar ne iş yaparsın diye sorar. Adamda ne iş olursa yaparım yeterki iş olsun der.Müdür gülmeye başlar, adam müdür gülünce acaba yanlış bir şey mi söyledim der. Kendi kendine müdür hemşerim sen nerelisin der, adam Gayseriliyim deyince müdür yine güler adam niye gülüyorsunuz deyince müdür bende Gayseriliyimde ondan gülüyorum. Adam dayanamaz sorar müdürüm sen kaç senedir burda müdürsün?
Müdür 3 senedir niye sordun?
Adam daha bu fabrikayı 3 senedir üstüne yürütemedin mi sen nasıl Gayserilisin deyince müdür yürütmeye yürütecektim de fabrikanın sahibi de Gayserili..

Gezgin bir yahudi'nin yolu kayseriye düşer yahudi her gittigi şehirde bir şekilde ticaret yapar ve para kazanır yoluna devam edermiş,burdada bir iş yapmak istemiş,yürürken düşünüyormuş ne yapabilirim derken bir bakmış dilenci kaldırımda oturmuş dileniyor önündeki tas'ı görmüş tas antika kafayı takmış ona ileriden dönmüş adamla laflamaya başlamış derken yahudi ben hayvanları çok severim bana bu tastan süt içen kediyi satarmısın demiş adamda neden olmasın satarım demiş yahudi sormuş kaç lira istiyorsun demiş, dilenci 500 lira istiyorum demiş yahudi yuh demiş bu kedi okadar etmezki demiş işine gelirse demiş dilenci,yahudi düşünmüş hesap yapmış ben butası 500 liraya alırım 750 liraya satarım der ve tekrar dilencinin yanına giderek ver bakalım kediyi der 500 lirayı sayar verir ve kediyi alır gider 1 gün sonra tekrar gelir bakar dilenci orada oturuyor,kediyle yanına giderek arkadaşım bu kedi dünden bu yana hiç bir şey yemedi herhalde alıştı bu kaptan süt içmeye,dilenci derki ne yapabilirim,yahudi şu önündeki tas'ı versene bana demiş dilenci neden demiş,yahudi kedi bir şey yemiyor alışmış verde yemegini onda yesin ,dilenci 500 lira ver vereyim demiş,yahudi ya bu tas o kadar etmezki demiş düşünmüş tas 750 lira ikisinin toplamı 1000 lira demiş sonra al ozman kedini ver paramı demiş,dilenci veremem demiş ,yahudi neden diye sormuş,dilenci ben tas'ın sayesinde günde 10 tane kedi satıyorum demiş,yahudi bir daha kayserinin yakınından bile geçmemiş.

Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti.
Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin; ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi.
Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi :
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol. İncili,
"Çaresini buluruz" dedi. Bir süre düşündü. Sonra altın - inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu.
Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş 'a sormadan edemedi:
-Altın, inci, sedef kakmalı nalın tuvalete konulur mu? Yazık değil mi?'' İncili, taşı gediğine koyacağı zamanı bulmuştu. Hemen cevabını yapıştırdı :
-Bizim padişahımız böyle süs eşyasına değer vermez.
Elçi, verilen cevabı duyunca, üzerine bakındı, sonra sessizce bunları çıkarıp, huzura girdi...

Kayseri`li bir adamın bir çocuğu varmış.
Bir gün çocuk babasından 500 bin istemiş.
Babası da ne 400 bin mi ne yapacaksın 300 bini,200 bin yetmez mi, al şu 100 bini der ve 50 bin lira verir.
Çocuk sinsi sinsi gülmeye başlar.
Babası da merak eder ve sorar:
-Niye gülüyorsun evladım.
Çocukta bana zaten 50 bin lazımda bilerek 500 bin istedim der.
Babasıda cevap verir;
-Ulan sahte 50 bin vermeseydim kazıklayacaktın beni der

Bir gün Kayseri'lilerle lazlar savaş yapıyorlarmış.Kayseri`lilerin aklına bir fikir gelmiş.Demişlerki;
-Bu laz'ların hemen hemen yarısı Temel, diğer yarısıda Dursun'dur .Ve daha sonra savaşın ortasında bağırmaya başlamışlar:
-Temel! Temel!!!
Laz'lardaki Temel`ler kafalarını kaldırmışlar ve vurulmuşlar.
Daha sonra Kayseri`liler :
-Dursun! Dursun!!!!
Diye bağırmışlar. Dursun`larda kafalarını kaldırmışlar ve vurulmuşlar. Laz'lardan çok az kişi kalmış ve onlarında aklına bir fikir gelmiş.Ve:
-Yerde para buldum bu kimin?
diye bağırmışlar. Bütün Kayseri`liler kafalarını kaldırmışlar ve vurulmuşlar.

Padişah bir gün atıyla kır gezintisi yaparken seyislerine demiş ki:
-Bu atı çok sevdiğimi bilirsiniz. Bu atın ölüm haberini bana getiren seyisin kellesini vururum, atıma çok iyi bakacaksınız. Aradan birkaç yıl geçmiş, seyisler bakmışlar ki padişahın atı ahırda ölmüş. Seyislerden biri padişahın sözünü hatırlamış, telaşlanmışlar, ne yapacaklarını bilememişler. Birinin aklına İncili Çavuş gelmiş, bu işi ona danışalım demişler. İncili’ye varmışlar, durumu anlatmışlar. İncili demiş ki
-Ben bu işi çözerim, siz işinize gücünüze bakın. İncili, padişahın huzuruna varmış.
-Padişahım, senin bir küheylan vardı ya...
-Evet...
-Ahırda gördüm. Yanına yaklaştım. Su verdim içmedi, yem verdim yemedi, nalları da havaya dikmiş öylece duruyor.
-Yahu sen şuna öldü desene!
-Padişahım ben demedim, sen söyledin öldüğünü. Bir ceza vereceksen kendine ver

Ünlü sanayicimiz Sakıp Sabancı bir gün bir ili ziyarete gitmiş. Onu tanıyan yaşlı bir adam yanına yaklaşarak:
-Ağam Lassa, Toyotasa, Çimsa senin mi? demiş. Sabancı:
-Evet demiş.
Bu söz karşısında yaşlı adam yine sormuş:
-Manisa, Fransa, Bursa’da mı senin? Sabancı:
-Sayılır demiş.
Şaşkınlığını gizleyemeyen yaşlı adam tekrar sormuş:
-Bütün malın mülkünün öbür dünyada sualini nasıl vereceksin demiş. Sabancı:
- Ne düşünüyon gardaşım. İsa da, Musa da bizim.

1960 lı yılların başında Kayseri li vatandaşın birisi Ankara da dolaşırken kendisine bir kasket almak istemiş. İlgili dükkanların bulunduğu bölümleri gezerken bir kasket beğenmiş ve başına geçirip aynadan kendisini izledikten sonra satıcıya;
-Kaç lira diye sormuş.
O zamanlar kasketin en iyisi iki buçuk liradır ama satıcı bakmış ki adam beğenmiş:
-Beş lira demiş.
Kayseri li vatandaş kasketi eline alıp evirip çevirdikten sonra:
-Hani bunun delikleri, demiş.
Satıcı hayretle sormuş:
-Taze kaskette delik ne arasın hemşehrim? Kayseri li:
-Bu kaskete beş lira verecek eşeğin kulakları nereden çıkacak?.

ON BİN LİRAYI GÖRDÜ
Kayseri li bir hayvan tüccarı ineğini satmak için pazara götürür. İnek ahırdayken ineğin gözü önünde on bin lirayı sayıp cebine koyar. Pazarda ineği on iki bin liraya satmak isteyen tüccara derler ki:
-Bu inek on iki bin lira etmez. Kayseri li yemin eder:
- Vallahi de billahi de bu inek sabahtan on bin lirayı gördü.

Kızına talip bir gence Kayserili baba, kızını vermek istemez. Kızı ise oğlana sevdalıdır ve babasına çok yalvarır:
-Babacığım ne olursun beni bu çocuğa ver, çünkü o beni çok seviyor. Babası ise:
-Hayır kızım, vermem çünkü o seni değil benim paramı seviyor, mirasımı düşünüp sana yaklaşıyor. Kızı ise:
-Hayır babacığım iki gözüm önüme aksın ki o parayla hiç ilgilenmiyor. Hiçbir gün paranın adını bile anmıyor.
-O halde öyle akılsıza ben hiç kız vermem.

1940 lı yıllar. Kayseri linin uyanıklığı memleket geneline yayılmıştır. Herkes bu durumu biraz kıskanarak gurur meselesi yapmaya başlamıştır Herkes birbirine Kayseriliyi öyle abartarak anlatıyormuş ki, Anlatan ısrarla devam ediyormuş:
- Yemin ediyorum ki, ne yaparsan yap seni kandırırlar.
Böyle bir ortamda iken, hayvanlarla ilgili tez hazırlayan bir doçent:
"Hem tezim için araştırma yaparım, hem de Kayseriliyi tanırım." diyerek arabasına atlamış ve Kayseri ye doğru gelmiş. Kayseri girişi yakınlarına geldiğinde bir çoban koyunları otlatıyormuş. Hemen durmuş ve çobanın yanına varmış.
- Selamünaleyküm.
- Aleykümselam...
- Ben İstanbul dan geliyorum. Yakında Profesör olacağım. Hayvanlar üzerinde araştırma yapıyorum. Bu araştırmalarım bir kitap olacak ve herkes okuyup bilgi sahibi olacak.
- Neyini araştırıyon hayvanların ki?
- Ben, hangi hayvanlar yumurtlar, hangi hayvanlar yavrular, onu araştırıyorum.
- Beyim sen iki senedir bunu mu araştırıyorsun?
- Evet
- Beyim bunu kime sorsan bilir. Kulağı içinde olanlar yumurtlar, dışında olanlar yavrularlar...
Adam, çobanın bu ukalalığına biraz bozulmuş ama çaktırmamış:
- Söyle bakalım, siz milleti nasıl kandırıyorsunuz?
Çoban adama:
-Sana şimdi bir soru soracağım. Sorduğum sorunun cevabını bilemezsen bana üç lira vereceksin. Ben bilemezsem ben sana bir lira vereceğim. Sen Profesörsün, ben çobanım. Kabul mü?
-Tamam, sor bakalım.
- Dünyada üç gözlü bir hayvan ismi söyle. Madem hayvanları araştırıyorsun.
Adam düşünmüş, kitaplarını karıştırmış, bulamamış tabii.
- Bilemedim
- Ver o zaman üç liramı.
Adam sessizce çıkarıp üç lirayı vermiş ama, sabırsızlıkla da sorunun cevabını beklemektedir. Hayvanlar üzerinde yıllardır araştırma yapan adam üç gözlü hayvanın ismini öğrenecektir. Şimdi düşünme sırası çobana gelmiş. Bir süre düşündükten sonra çoban:
-Ben de bilemedim, al şu bir liranı.
Adam bir elindeki paraya, bir çobana ve çobanın elindeki iki liraya bakmış. Hiçbir şey söylemeden arabasına atlamış ve Kayseri ye girmeden dönmüş gitmiş...

Zamanın Tomarza Kaymakamı "gece kimse fenersiz gezmeyecek" diye emir verir. Emrine uyulup uyulmadığını kontrol etmek için geceleri gezmeye çıkar. Bir gün Aşık Mustafa ya rastlar. Aşığın elinde fener yerine keven otu yandığını gören kaymakam, kızgın kızgın sorar:
-Hani senin fenerin?
Aşık Mustafa hiddetlenerek cevap verir:
Ottan olur aşıkların feneri,
Yeni çıktı Kaymakamın hüneri
Çeker isem belimdeki döneri
Haddini bildiririm kaymakam.
Neye uğradığını şaşıran kaymakam, çevredekilere sorar.
-Bu kim yahu? Çevresindeki görevliler:
-Efendim buna tomarza nın meşhur Aşık Dayısı derler. Bu halk aşığıdır. Kaymakam bir şey söylemeden çeker, gider.

Bir gün Yahudi , pazara bir topal eşek getirir. Ancak eşeğin doğuştan sakat olduğunu belirtmemek içinde nalını ters çakar ve satacağı müşterilerine, nalın ters olduğu için hayvanın aksadığını söyler. Eşeği pazarda bir Kayseri li alır. Pazarlık bitip para ve eşek yeni sahiplerini bulunca Yahudi Kayserili ye takılır:
-Kayserili, hani kurnazdınız? Bak, sana sattığım eşek nalından dolayı aksamıyor. Hayvan aslında sakattı. Seni aldattım.
Kayserili güler. Ve cevabını kondurur:
-Var git işine Yahudi. Benim de sana verdiğim paralar sahte idi.

Bünyan lı Hasan ismindeki şahıs, kendini paşa zannedermiş .Hasan a bir gün sormuşlar:
-Yahu sen paşayım diyorsun ama elinde paşalık vesikan yok. İstanbul a git sana paşalık vesikanı versinler.
Hasan düşmüş İstanbul un yollarına, varmış çıkmış padişahın huzuruna. Padişah, Hasan ı dinlemiş. Hasan ın saflığı hoşuna gitmiş:
-Oğlum Hasan! sen köyüne git evraklarını daha sonra yollarım!
Hasan sevinerek köye gelmiş. Arkasından da padişahın yazdırdığı evrak gelmiş. Evrakta şunlar yazılıymış.
" Koramaz Dağı tarlan olsun Eğer saban geçer ise, Her hâneden bir yumurta Eğer köylü verir ise, Hasan, sen paşasın. Şu dağları aşasın, Sarumsaklı köyünde Yine paşalığını yapasın".

Tomarza ın köylerinden birinde bir bağ sahibinin bağına tilki dadanmış. Adam, tilkiyi yakalarsam cayır cayır yakacağım diye ahdetmiş. Bir gün tilkiyi yakalamış. Ancak dinimizde bir canlıyı yakarak öldürmek yasak olduğundan şu meseleyi bir de ona sorayım diyerek hocanın yanına varmış:
-Hocam, ben bu hayvana ceza vereceğim, ahdim var. Ancak yakmak günah sen bana, uygun bir ceza söyle demiş.
Hoca tilkiye bakmış bir de bağcıya. Sonra başından kavuğunu çıkarmış, tilkiye giydirmiş, hayvanı salmış. Bağcı:
-Aman hoca ne yaptın, demiş. Hoca gülmüş:
-Bu ceza ona yeter de artar bile demiş.
Bunu duyan bağcı içinden; -sanada bir ceza ahtım vardı hocam der,cıkar. Tilkiyi yakalayıp iki gözünüde oyar.Böylece iki ahtınıda alır.

Kayserilinin biri iş için Amerika ya gitmiş. Hazır buraya kadar gelmişken, uzun yıllardır görmediği ve Amerika da yaşayan arkadaşımı da ziyaret edeyim demiş ve yanına gitmiş. Başlamışlar sohbete. Bizim Kayseri li Amerika da yaşayan arkadaşına sormuş:
-Eee ne yapıyorsun, ne işle meşgulsün buralarda ? Arkadaşı:
-Abi şu görmüş olduğun fabrikanın genel müdürüyüm ben diyerek övünmüş. Kayseri li:
-Yazıklar olsun sana, demiş. Arkadaşı şaşırmış.
-Neden ? Kayseri li.
-Bunca yıldır Amerika dasın fabrikanın sahibi olamadın mı daha ? Arkadaşı:
-Sorma abi ya Kayseri li: -Neden ? Arkadaşı: -Fabrikanın sahibi de Kayseri li.

Kayserili Mehmet Ağa Çanakkale ye askerlik görevine gider. Orada Trabzonlu Cengiz ile aynı bölükte görev alır ve onunla tanışıp candan arkadaş olurlar. 36 ay askerlik süresince birbirlerine kenetlenir, kan kardeşi olmaya karar verirler. Derken askerlik bitiminde Mehmet Ağa memleketi Kayseri ye, Cengiz de Trabzon a döner. Aradan 25 yıl geçer, birbirleriyle sadece mektuplaşırlar. Cengiz Ağa bir gün Adana ya giderken Kayseri de inip ve askerlik arkadaşını ziyaret etmek ister ve arar sorar arkadaşının evini bulur. Hoş beşten sonra hal hatır sorulur. Cengiz Ağa, üç çocuğu olduğunu, bunların ziraatla (fındıkla) uğraştıklarını söyler.
Kayserili Mehmet Ağa ise dört tane oğlu olduğunu, bunların ikisinin akıllı diğer iki tanesinin de akılsız çıktığını söyler:
-O nasıl oluyor? diye Cengiz Ağa sorar. Mehmet Ağa akıllı oğlanlardan birinin kundura dükkanı açtığını, diğerinin ise giysi dükkanı olduğunu: akılsızlardan birinin ise öğretmen olduğunu, diğerinin de memur olduğunu söyler. Cengiz Ağa kızar!
-Ulan sen nasıl konuşuyorsun, okuyan mı akıllı, okumayan mı? Ben bu işi anlamadım da, der.
Mehmet Ağa :
-Ticaretle uğraşanlar has Kayserili, okuyanlar ise Trabzonlu dur der.

Kayserili olmayan fakat ticaret yapmak için Kayseri'de bulunan biri, kaldığı otelden erken bir saatte çıkar ve yolda ilk gördüğü 12-13 yaşlarındaki bir boyacı çocuğa ayakkabılarını boyatmak ister. Çocuk ayakkabılarını boyarken, bir yandan da elindeki gazetesini okumakta olan adam biraz alaycı, biraz da küçümseyici bir şekilde o sırada ayakkabılarını boyamakta olan çocuğa sorar: "söyle bakalım, siz Kayserililer eşekleri boyayıp satıyormuşsunuz...Peki eşeği nasıl boyuyorsunuz??"....Elindeki boya ve fırçayla istifini bozmadan adamın ayakkabısını boyamaya devam eden çocuk kafasını kaldırmadan cevaplar: "İşte böyle abi !!..."

Amerikalının biri esegiyle kayseri gitmiş.Semt mahallesine varmış.Canı bişeyler yemek istemiş. 10 yasında bi cocuk çagırmış gel olum demiş.çoçuga demişki benim karnımı doyuracak,eşegime yem olucak boş zamanımda beni meşggul edecek bişeyler al demiş.1 lira para vermiş.Çocuk gitmiş bi tane karpuz alıp gelmiş.amerikalı demişki ula ben bunu ne yapacagım demiş. Çocuk demişki içini kendin yiyecem,kabını eşege verecen,çekirdeğinide kendini çitecen demiş.

Birgün Kayseri ile Niğde sınırında ölmüş biri bulunur. İnsanlar hemen toplanıp ne yapacaklarını düşünürler.Polis adamı hangi şehre götüreceğini bilmiyordur. Ordan geçen bir Kayseri`li duruma el koyar ve şöyle der.
-Ağzını koklayın sarımsak kokuyorsa Kayseri`ye ;soğan kokuyorsa Niğde`ye götürün demiş.

İki tane çiftçi; biri Adana`lı diğeri Kayseri`li, sohbet ediyorlarmış; bu arada haliyle zenginlikleriyle övünüyorlar.. Adana`lı başlamış :
-Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyor biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoruz demiş... Kayseri`li de bunun üzerine,
-Yav bizim de vardı öyle eski bi arabamız, ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık...

Hirsizin biri, bir evin Çatısına Çıkmış ve anten kablosunu kesmis. Evin reisi de tam TV'ye dalmisken yayin kesilince televizyonunu biraz kurcalamis, Bozuldu herhalde " diyerek yatmis. Ertesi gun adam ise gittikten sonra hirsiz kapiyi açıp adamin karisina,Yenge, beni abi gönderdi, televizyon bozuk, alin da bir bakin dedi" demis. Saf kadincagiz da televizyonu vermis. Aksam adam eve gelip de televizyonu görememis ve karisindan olayi ögrenince dumura Ugramis tabii. O hafta sonu balkonda keyif yaparlarken bizim hirsiz asagidan islik çala çala onlara bakarak sokaktan geçmiş. Kadin hirsizi tanimis ve
-Bak bey! Televizyonu çalan adam iste buydu!!" demis.
Adam bunu duyunca pijamalarla adami kovalamaya baslamis. 5 dakika sonra diger hirsiz adamin evine gelip, karisina;
-Yenge, ben polisim, abi hirsizi yakaladi. Simdi karakoldalar. Pantolonuyla, cüzdanını istiyor." demis...
Kadin da vermis normal olarak. Adam hirsizi uzun bir saat kovaladiktan sonra kan ter içinde eve dönmüş.. VEEE


Kayseri`li, trende yolculuk etmekte... Karşısında oturan zatla tanışır. Dereden tepeden konuşurlarken:
-Gel seninle birbirimize bilmece soralım der.
-Önce ben sorayım; bilirsen ben sana bin lira veririm. Bilemezsen 10 bin liranı alırım. Sonra sen bana sorarsın; bilirsem 10 bin liranı alırım, bilemezsem bin lira veririm.
-Tamam, der adam, sor bakalım
-Söyle öyleyse: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Öteki yolcu düşünür, bilemez:
-Al 10 bin lirayı.
Şimdi ben de sana aynı soruyu soruyorum: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Kayseri`li, hiç düşünmeden, aldığı 10 bin liranın bin lirasını geri verir:
-Al şu bin lirayı. Ben de bilmiyorum.

Bir gün Muş'lunun biri Kayseri`li birini görür ve Kayseri`liye sorar,
-Hemşerim siz neden uyanıksınızda biz uyanık değiliz der,
Bunun üzerine Kayseri`li
-Ha sen git şurdan bir kilo balık al gel der
Balığı yemeye başlarken Kayseri`li
-Sen kafasını ye kafası insanın zihnini açar der.
Aradan bir süre geçer ve Muş`lu sorar
-Hemşerim kafasını yiyom sen etli tarafını yiyon ve bişey anlamıyom olmaz böyle şey diyor ve itiraz eder,bunun üzerine
-Bak gördün mü nasıl akıllandın

Kayserili Pire Mehmet, istasyonda çok sıkışınca, gözü hiçbir şeyi görmez olup kadınlar tuvaletine doğrulmuş.
Bir hemşehrisi önüne geçmiş:
-Ne yapıyorsun, burası kadınlar için...
Uçkurunu eline almış olan Pire Mehmet:
-"Bu da kadınlar için!" deyip içeri dalmış

ermeni bir gün kayseriye gelir.Kayserili bir çocuğu kandırarak elindeki parayı almak ister.Çocuk :ona dediklerini yaptığı taktirde parayı vereceğini söyler.söyle bakalım der ermeni.çocuk:beni sırtında şuraya kadar taşı der.ermeni taşır.sonrada bir eşek sesi çıkar der. Ermeni başlar anırmaya.Sonra ermeni parayı ister.Çocuk:ermeniye sen eşşek olmakla paranın değerini biliyonda ben kayserili olarak bilmezmiyim der.

Admın biri ölüm döşeğindedir adam sorar
karım nazife burdamıdır
kadın-burdadır.der
adam-büyük oğlum temel burdamıdır
temel-burdayım babacuğum
adam-güzel kızım fadime burdamıdr
kız-burdadır babacığım
adam-küçük oğlum burdamıdır
çocuk -burdayım babacuğumder
adam _ ulan Allahbelanızı versin hepiniz burdasınız peki dükkana kim bakacak

Kayseri'linin birisi istanbul'a gitmek üzere trene binmiş. Tren kalktıktan sonra yanındaki çantadan pastırma çıkarmış, tam yiyecekken karşısındaki adam dikkatini çekmiş ve ona uzatarak:
-Hemşerim yir misin demiş. Karşısındaki adam:
-Sağolasın benim hemeroidim var. kayserili:
-Olsun... önce bunu ye sonra onu da yersin...

Birgün kör,çirkin(henüz evlenememiş),fakir bir Kayseri`li kadının karşısına bir cin çıkar.Cin, kadına kendisinden sadece bir istekte bulunmasını ister.Kadın biraz düşünür, cin ona yardımda bulunmak ister ve kadına şunları söyler :
-İstersen zengin olmayı,istersen uzun yaşamayı, istersen evlenmiş olmayı, istersen de gözlerinin görmesini dileyebilirsin der.
kadın ona şu yanıtı verir:
-Torunumun bana altın tas içinde su getirdiğini görmek istiyorum

kayserili baba oğul evin bahçesinde otururken çocuk birden babasına döner ve baba bana 5 milyon verirmisin kız arkadaşımla buluşcam demiş.
baba: neee 4 milyon mu napcan 3 milyonu oğlum 2 milyon neyine yetmiyo al şu 1 milyonun 500 bin lirasını geri getir..
çocuk babasına dönerek ehehehe nasıl kandırdım ama seni bana zaten 500 bin lazımdı vermiyeceğini biliyodum.
babası way o.çoçuğu demek verdiğim 500 sahte olmasa beni mikecen deilmi

Köyden Kayseri ye gelen köylü sabah kahvaltısı için bir lokantaya girmiş. Sabahın erken saatleri olduğu için oldukça kalabalık olan lokantada yer bulamayan köylü kasiyerin yanındaki küçük masaya oturmuş.
Garson gelince mercimek çorbası söylemiş, fakat bizim köylünün karnı çok acıkmıştır ve çorba gelene kadar ekmek sepetindeki bütün ekmekleri yemiş.. Çorba gelince onu da içmiş. Giderken kasada oturan Hacı Ağa ya borcunu sorduğunda Hacı Ağa: Ekmeğin parasını ver de çorba bizden olsun demiş.

Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira alıyordu. Bunu öğrenen Kayseri`li, muayeneye ilk gidişinde:
-İşte yine geldim doktor bey'dedi. Doktor soyunmasını söyledi. Muayene etti, ücretini aldı,
-Sağlığınız düzeliyor. Aynı ilaçları kullanmaya devam edin!

yahudi ailecek göc etmis kendine göre yerlesecekbir sehir ariyormus ama kendi kendine de düsünür dururmus gittigimyerde is yapayim ticaret yapayim kese kese altin kazanayim da köseyi döneyim diye icindede geciriyormus oraya gitmis buraya gitmis kendine göre bir yer bulamamis demis aradigim yeri bulana kadar gezecegim aradan aylar gecmis kayseriye yolu düsmüs amanin ne güzel yer diye icinden gecirmis burasi hosuma gittide gitmesine burada ticaret yapip parakazanirmiyim demis hemen aklina yahudi kurnazligi gelmis oglu abrama bagirmis abram yanima gel oglu gelmis ilerideki sehri görüyon degilmi demis abramda evet görüyorum baba demis ah simdi oraya bizim esekle beraber gideceksin 1 akcayida al yanina demis ilk gördügün esnefa benimde karnim cok ac esegiminde cok ac diyeceksin esnaftan yiyicek satmasini isteyeceksin abram baba bu para beni zor doyurur esege yiyecek nasil alayim demis yuhudi sen he´le git dedigimi yap demis abraham cikmis yola varmis kayseriye sehrin icine girmis hemen orada ilk gördügü esnafa yanasmis amca günlerdir yoldayiz benimde essegiminde karni cok ac bu 1 akcaya bizi doyururmusun demis kayserili esnaf gülerekten ver hele 1 akcayi demis abraham vermis kayserili dükkanin icine girmis ve elinde bir karpuzla gelmis al oglum icini sen ye kabugunlada esegini doyur demis abraham karpuzu almis kendisi icini kabugunuda essegi yemis ve yola babasinin yanina düsmüs yola babasinin yanina vardiginda babasi ne oldu abraham ne oldu karniniz doymadi degilmi demis oglu abraham baba hic sorma karnim patliyacak ilk esnafi gördüm 1akcaya hem beni hem esegimi doyur dedim demis karpuz getirdi icini sen yekabugunuda essegin yesin dedi bunu duyan yahudi ben böyle esnafin oldugu yerde nasil altin kazanirim demis cikmis yeni den yollara

kayserili ve temel bir gün camide dua ederler temel: allahım bana hanlar hamamlar cok para nasip et diye dua etmektedir yan tarafta dua eden kayserili: allahım temele cok para ver diyerek ellerini açarak göz yasları icinde dua etmektedir bu sırada yanlarında duran biri kayseriliye sorar :neden kendin için istemiyorsun arkadasını bu kadar çok mu seviyosun kayserili cevap verir: temelin duası kabul olur allah temele versin ki ben o parayı altından girer üstünden çıkar bir sekilde alırım.

Kayseri`li Ali`ye babası hayat dersi veriyormuş oğlum senden ne kadar isterlerse istesinler yarısından fazla verme.
Ali birgün terziye takım elbise diktirmiş.
Kayseri`li sormuş borcum nedir?
Terzi cevap vermiş 6 milyon
Kayseri`li mümkün değil 3 milyon demiş.
Terzi kurtarmaz 4 milyon demiş.
Kayseri`li mümkün değil 2 milyondan fazla vermem demiş.
Terzi lanet olsun tamam demiş.
Bu sefer Kayseri`li 1 milyondan fazla vermem demiş.
Terzi sinirlenmiş para falan istemiyorum al elbiseni defol demiş.
Kayseri`li bir takım elbise daha dikmezsen şurdan şuraya gitmem demiş

btn_go_blue.gif

geri1.gif

ana_sayfa.gif