suloaycan.sitemynet.com
logo_40wht.gif

Anasayfa
Bolu
Bolunun ilçeleri
Dörtdivan
Gerede
Mudurnu
Göynük
Mengen
Kıbrıscık
Seben
Yeniçağa
Boluda Gidilecek Yerler
Resim Albümü
Linkler Sayfam

Dörtdivan


TARİHİ

Tarihi - Kültürel Yapı

Toplumları konu alan bir bilim olan sosyoloji ile, toplumların birbirleriyle olan ilişkilerini, geçmişlerini, yaşadıkları önemli olayları inceleyen bir diğer bilim olan tarih arasında yakın bir ilişkinin var olduğu bilinmektedir. Her iki sosyal bilim de birbirlerinin bulgu ve yorumlarından büyü ölçüde yararlanmaktadır.

Araştırma birimini teşkil eden Dörtdivanın tarihilik niteliğini sürdüren bir kasaba olduğu ve bin yılı aşkın tarihi bir oluşuma sahip olduğu bilinmektedir.

Bu tarihi çizgi içinde kasabanın iç yapısı incelendiğinde, dini, ahlaki norm ve inançlar sistemi gibi manevi kültür varlıklarının yanında, zirai ve iktisadi yönelim biçimlerinin de tarihilik niteliklerini korumakta olduklarını; Dörtdivan da manevi kültür kalıpları ile maddi kültür varlıkları arasında tarihi bir bütünleşme olduğu açıkça görülmektedir. Bu yüzden maddi nesneleri belirleyen ve onların temelinde yatan kültür önermelerini, kültürel inanç ve değerleri göz önüne almadan kasabanın gerçek kimliğini ortaya koymak mümkün değildir.

Günümüzde daha ziyade March Bloch ve arkadaşları tarafından yönlendirilen Tarihselci Okulun hareket noktası da budur. Bu okulun mensupları, tarihi olgulara sosyolojik, antropolojik içerik kazandırmak suretiyle sosyal tarih anlayışının felsefesini ileri sürmüşlerdir.

Bu incelemede, Tarihselci Okula tamamıyla bağlı kalmamak kaydıyla da olsa, tarih ve sosyoloji olayları arasındaki karşılıklı etkileşime dikkat çekilmek istenmektedir. Toplumların zaman perspektifi içindeki oluşumunu inceleyen tarih felsefesi, bizim için bu araştırmanın henüz sınırlarına ulaşmadan terk edilmesi gereken bir yaklaşımdır. Ancak tarihselci yöntem tarihi olguları ki bu araştırmada dini ve kültürel sistemleri yansıtmaktadır sosyoloji ve antropoloji bilimlerinin ışığı altında tüm dinamikleri ile ortaya koyabilir.

Dörtdivan adındaki anlamda dahil olmak kaydıyla, maddi ve manevi kültür varlıkları ile tarihilik niteliği sürmekte olan bir Türk kasabasıdır. Ne doğal afetler gibi tektonik bir olay sonucunda, nede sanayileşme süreci sonunda ortaya çıkmış yeni ve yapay bir oluşum değildir. Dörtdivan lıların, Orta Asyadan Anadolu ya Kafkaslara hatta Balkanlara kadar uzanan geniş bir alanda yaşadığı iddia edilen Köroğlu tipolojisine gerçek anlamda sahip çıkmaları ve onunla adeta gurur duymaları da bu durumun göstergesidir. Dörtdivan halkının bu tutumu o yörede hala yaşamakta olan bazı kimselerin kendilerini Köroğlu nun torunu olarak tanıtmaları; tarihi vesikalarla da desteklenmektedir. Nitekim tanınmış Oğuz tarihçisi Faruk Sümer yeni bir incelmesinde Köroğlu nun Dörtdivanlı olduğu tezini ileri sürmektedir.

Dörtdivanlı halkı, giyim kuşamları ve kullandıkları araç gereçlerin yanı sıra zengin manevi kültürlerin mirasıyla da gerçekten kökü binlerce yıl öncesine giden tarihi bir boyutun önemli bir kesitini günümüze aktarmış bulunmaktadır.
Bolu yöresinde ilk yerleşenlerin kimler olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bu yörede ilk olarak Protohititlerin yaşadığı sanılmaktadır. Ancak İskenderin ölümünü izleyen dönemde Bolu yöresinde bağımsız bir Bithynia devleti kurulduğu Paphlagonia ile Bthynia arasında sınır oluşturan Filyos ırmağının kıyısında yer alan eski Bolunun Bthynion adı ile anıldığı bilinmektedir.

İ.Ö. 1. yüzyılda Bithynia Krallığının Romaya bağlanmasıyla Bolu yöresi de Roma yönetimine girmiş, kent bu dönemde Claudiopolis adıla anılmaya başlamıştır.

313de Hristiyanlığın Roma İmparatorluğunca resmen kabul edilmesinden sonra piskoposluk haline getirilen Bolu, İmparatorluğun bölünmesi ardından (395) Bizans sınırları içinde yer almıştır.

Elverişli doğal konumu nedeniyle VII. ve IX. yüzyıllardaki İslam akınlarından korunan Bolu XIII. yüzyılda Anadolu Selçuklularının daha sonrada İlhanlıların ellerine geçerek Osman Gazi döneminde (1299-1324) Konur Alp tarafından Osmanlı topraklarına katılmış ve sancak merkez yapılmıştır. 1324 1692 döneminde Boluyu yöneten sancak beyleri arasında Konur Alp, Gündüz Alp, I. Süleyman (Kanuni) ve Zor Mustafa Paşa dikkati çekmektedir.

Bu dönemde bir ara İsfendiyar Oğullarının istila ettiği Bolu, 1692de sancak beyleri yerine atanan voyvodolarca yönetilmiştir, 1811 de II. Mahmut tarafından voyvodoluk kaldırılınca Bolu Viranşehir adıyla tekrar sancak olmuştur.

1864 yılında Kastamonu eyaletine bağlanan Bolu sancağı, II. Meşrutiyetten Cumhuriyet dönemine kadar bağımsız bir sancak olarak yönetilmiştir, Cumhuriyetin kurulmasından sonra il merkezi olmuştur.

Bu kronolojik tablo içinde Protohititler ve Hattiler den itibaren önemli uygarlıkların izlerine sahne olan Bolu ili içinde yer alan araştırma bölgemizin, en geç XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkleşmeye başladığı ve bugun otokton bir halk olarak saflığını sürdürmekte olduğu görünmektedir.

Sosyo - Coğrafi Yapı

1071 yılından sonra, Anadoluya hızla yayılan atlı göçebe Türkler pek çok bölgeyi ele geçirerek Ege denizine kadar ulaşmışlardır. Türkler ile Bizanslıların karşı karşıya geldikleri yöresi bu bakımdan ayrı bir önem taşımaktadır.

Toprak ve insan arasındaki bütünleşme, atlı göçebe uygarlığının hem vatan oluşturmasına hem de toprağı işleme anlamında köylülük bilincinin doğmasına yol açmıştır. Ratzel ve Hamiltontan beri bilinen sosyo-coğrafi dağılım, bir anlamda kültür-toprak uyumunu da doğurmaktadır. Divanü Lügat-it Türkte Kaşkarlı Mahmudun belirttiği Toprak verilir, töre verilmez anlamındaki manevi şuur, zamanla Türk toplumunun yerleşim felsefesini etkileyerek-toprağın da, törenin de verilemeyeceği fikrini günümüze kadar getirmiştir.

Sosyo-coğrafi ilişkiler sistemi, bir anlamda vatanlaşan toprağa, kültür değerleri ile saygınlık kazandırma sürecidir.

Dörtdivanın kültür değerleri ile norm ve inançlarında belirlenen bir çok olgunun temelinde bu toprak-inan ilişkilerinin önemli etkisinin bulunduğu gözlenmektedir. Araştırmalar sırasında tespit edildiği gibi Dörtdivanda toprak çok zorda kalınmadıkça satılmamakta, toprağı satmak, atalara yapılmış bir saygısızlık olarak algılanmaktadır. Toprağın sosyalleşmesi süreci içinde düşünülebilecek bu tutum ve davranışlar, yörede halen etkinliğini sürdürmektedir.



Sosyo - Ekonomik Yapı
MESLEKİ DAĞILIM
Esas itibari ile bir tarım ve hayvancılık yöresi olan Dörtdivan kasabası ve köylerinde aileler, genellikle tek işle uğraşmamakta, hanede yaşayan kişilerin sayısına, sahip oldukları arazinin büyüklüğüne, ellerinde bulunan tarım araç ve gereçlerinin nitelik niceliklerine göre, aynı yada farklı dönemlerde çeşitli ekonomik faaliyetlerde bulunmaktadırlar.

Gerek kasaba merkezinde gerekse köylerinde yürütülen soruşturmalar sırasında kendilerine mesleklerinin ne olduğu konusunda soru yöneltilen kaynak kişiler, öncelikle ve hiç düşünmeden çiftçilik cevabını vermişlerdir. Ancak görüşmeler sürdükçe sahip oldukları büyük ve küçük baş hayvanlarının evlerinin yakınında bulunan tavuk kümeslerinin yada çiftliklerinin, yaz aylarında gittikleri büyük kentlerde yaptıkları kalıpçılık, duvarcılık, yağlı boyacılık gibi son yıllarda öğrendikleri ve uyguladıkları mesleklerin söz konusu edilmeye başlandığı görülmüştür.

Bazı ailelerin, bunlar dışında köy ya da kasaba içinde ticarethane adını verdikleri küçük alış veriş işletmelerini yada kaba ağaç işlerinin yapıldığı doğrama atölyelerine sahip oldukları ya da tarımsal faaliyetlerden artan zamanlarda buralarda çalıştıkları tespit edilmiştir.

Özellikle orman çevresi köylerde yaşayan ailelerden bazılarının fertleri ise, yaşlarının ve durumlarının uygunluğu ölçüsünde orman işletmesinden aldıkları geçici işlerde çalışmakta; hane ekonomisine bu yolla katkıda bulunmaktadırlar.

Genellikle eğitim ve öğretime dayalı bir meslekleri olmayan, ya ailelerinden geleneksel yollarla öğrendikleri ekonomik faaliyetleri sürdüren ya da yaz aylarında yöre dışında ve özellikle büyük kentlere usta-çırak ilişkisi yöntemiyle öğrendikleri kalıpçılık, duvarcılık, yağlı boyacılık vb. iş ve meslekleri uygulayan kişiler olarak; yeteneklerini, becerilerini, büyüklerinden kendilerine kalmış az ya da çok toprakları ve tarım araç gereçlerini en yüksek kapasitede kullanmaya çalışarak, kendilerinin ve ailelerinin geçimlerini sağlamak konusunda gayret göstermektedirler.

Yörede en sık görülen meslekler; çiftçilik, hayvancılık, tavuk çiftliği işletmeciliği, ahşap işleri yapan doğramacılık ve marangozluktur. Sayıca fazla olmayan bu atölyelerde, yöre dışından siparişler alınarak kaba iş tabir edilen kapı, pencere gibi doğrama işleri yapılmaktadır.

Birkaç köyde ve toplam üç-beş ailede, evlerde kilim ve heybe dokuyan tezgahlar bulunmakta; bunlar yörenin ihtiyacının bir kısmına cevap vermektedir. Son yıllarda halkın makina halılarına artan rağbeti, gerek panayırdan gerekse kasaba ve köyleri dolaşan seyyar satıcılardan kolaylıkla halı satın alabilmeleri, evlerdeki kilim sayısının ve bunların dokunduğu tezgahların azalmış olmasına neden olmaktadır.

Yörede bakırcılık, demircilik, hasırcılık, kalaycılık gibi iş yerlerine rastlanmamaktadır. Ancak Aşşağıdüğer köyü muhtarının gayreti ile son iki yıldır faaliyet gösteren bir halı kursu, köyün genç kızları tarafından ilgi görmektedir.

Yörede son yıllarda çoğalan taksi, kamyon, tır gibi araçlar, şoförlük mesleğinin de yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

Dörtdivan kasabası ile ona bağlı olan köyler halkının büyük çoğunluğunun oluşturduğu bu genel ekonomik tablo içerisinde kasaba merkezi çok çeşitli ihtiyaçlara cevap vermek üzere organize olmuş bazı iş ve meslek kategorilerini de içermektedir.

Aynı kişilerin, yaptıkları işten memnun olup olmadıklarını ölçmek amacıyla sorulan “sizce çiftçilik ideal bir meslek midir?” sorusuna verilen cevaplardan anlaşıldığına göre ise, çiftçiliği ideal bir geçim yolu olarak gören 28 kişi (%50.9)mevcuttur.

ARAZİ DURUMU, TOPRAKLA İLGİLİ DEĞER, GELENEK VE UYGULAMALAR
Dörtdivan, konumu itibariyle ovalık bir arazi üzerinde kurulmuş bir yerleşim birimidir. Köyde mahallelerde ve kasaba merkezinde bulunan evler, genellikle bahçesiz olup birbirine yakın bir biçimde inşa edilmiştir. Yerleşim birimlerinin hapsinin çevresinde tarlalar yer almakta, bir köy veya mahallenin sınırlarının hemen ilerisinde bir başka bir köy yada mahalle tarlaları başlamaktadır.

Yöreye dışardan gelenler üzerinde ilk anda çok geniş olduğu izlenimi veren topraklar bir yandan nüfus yoğunluğunun fazla olması, diğer yandan da yerleşim birimlerinin tarıma elverişli alanlar üzerinde kurulmuş olması nedenleriyle yöre halkına dar gelmekte ve sık sık toprak aldığından söz edilmesine yol açmaktadır.

Dörtdivan da toprak, çok önemsenen bir mülkiyettir. Kendileriyle görüşme yapılan kaynak kişilerin hemen hepsinin çok zor durumda kalınmadıkça toprağın satılamayacağı görüşünü paylaşmakta oldukları tespit edilmiştir. Bu düşünceye temel teşkil eden nedenlerin ilki baba yadigarı olarak kabul edilen toprağı elden çıkarmanın ölülere karşı yapılan bir saygısızlık olacağı düşüncesi (duygusal bağlılık); ikincisi ise bir kez satılan toprağın bir daha elde edilemeyeceği endişesidir. Toprağını satan yada satmak zorunda kalan kişilerin az olması satışa çıkan toprak miktarını da azaltmakta bu yüzden bir süre önce toprağını satan bir kişi durumunu düzeltip yeniden toprak almak istediğinde alabilecek toprak bulamamaktadır. Yıllar önce Dörtdivan dan başka yerlere göç etmiş oralarda yeni işler kurmuş kişilerin topraklarını satmayı düşünmedikleri bu tip kişilerin ailelerinden yada akrabalarından bir veya birkaç kişinin toprağın ve işin başında bırakıldığı bilinmektedir. Böyle bir imkan olmayan kişi ve ailelerin sayısı kasaba ve köyler genelinde 5i geçmez.

Büyük bir bölümü tapulu olan tarlalar 1965 yılından itibaren tapu ve kadastro ekiplerinin yörede yaptığı çalışmalar sonucunda ilgili kişiler üzerine tescillenmiş olup veraset problemleri bu vesile ile büyük ölçüde azalmıştır.

Toprak yaşadığı sürece evdeki büyük babanın hakimiyeti altındadır. Bu kişilerin sağlığında gençlerin toprakta hak talep etmeleri söz konusu değildir. Aynı şekilde büyükbabanın yada babanın ölümünden hemen sonra oğullarının veraset işlemlerine başlamaları da yörede hoş karşılanmamaktadır. Özellikle yaşlı kişiler yakın yada uzak il ve ilçelerde gördükleri mezarlıktan döner dönmez mirasçılar arasında ortaya çıkan mal-mülk bölme işlemini sohbetleri sırasında sıkça gündeme getirip eleştirerek bu tür bir davranış sistemini yöreye girmesini önlemek için kendilerince önlem almaktadırlar.

Gerek çevrede gelebilecek bu tür eleştirilere hedef olmamak gerekse alışılan düzene aynen sürdürmek amacıyla oğullar ve aileleri babanın ölümünden sonra bir süre birlikte oturmakta baba sanki hala hayattaymış gibi aynı toprağı işlemektedirler. Baba ölümünden hemen sonra kardeşler arasında ayrılma isteği hoş karşılanmamakla birlikte er yada geç toprağın malın ve mülkün tarımsal araç gereçlerin paylaşıma gereğinin ortaya çıkacağı ve bölüşme-ayrılma işleminin gerçekleşeceği kabul edilmektedir. Yörede sıkça rastlanan tahta çitlerle birbirinden ayrılmış topraklar bu durumun göstergesidir.
Ülkemizin pek çok yerinde olduğu ve bu alanda yapılmış bazı karşılaştırılmalı araştırmalarla üzerinde önemle durulduğu gibi; Dörtdivandada mirasın özellikle toprak mirasının erkek ve kız çocukları arasında paylaşılması sırasında yasaların ön görüldüğü gibi eşit bir dağıtımın yapılmadığı ön görülmektedir.
Kaynağı eski dini yasalara dayanan özellikle toprağın bölünmesini önlemeyi amaçlayan bu geleneğe göre kadın bazı yörelerde günümüzde de baba mirasından çoğunlukla pay istememekte zaman zaman ortaya çıkan sorunlar aile ve köy içinde çözümlenmektedir.

Dörtdivan da miras paylaşılması sırasında kızların gönülleri ya ufak tefek baba yadigarı hatıralık eşyalarla yada birkaç altınla alınır. Daha sonra özellikle toprak ve üretim araçları erkek çocukları arasında eşit bir biçimde bölüşülür. Kızlar erkek kardeşleri maddi bakımdan zarar görmesin diye topraktan pay almadıkları gibi toprağın mal-mülk ve üretim araçlarının sadece ondan geçim sağlayan kişilere ait olduğu konusundaki yaygın düşünce ve inanç sistemi de kişileri bu tür davranışlara yöneltmektedir.

Aileye uzaktan mirasçı olan kişilerde ölenin kız çocukları gibi bu konuda çekimser davranmakta ve mirastan hak talep etmemektedirler. Yörede yapılan araştırmalar sırasında ölen kişilerin kızlarının eşlerinin de bu töresel tutum ve davranışa iştirak ettikleri kadınlara mirastan pay almaları için herhangi bir teklifte ve baskıda bulunmadıkları tespit edilmiştir.

Yukarda sözü edildiği gibi kızların gönülleri alınırken erkek kardeşleri tarafından ya;
“kardeşim. Biz ocak yakacağız. Yarın senin evlatların benimkilere geçer kavga edip beddua almayalım
Dendiği yada;
senin çocuğun benim çocuğumdur. Düğününde yardım ederiz
Şeklinde bir vaadde bulunulduğu görülür.
Konuyla ilgili olarak sürdürülen soruşturmalar sırasında hangi yaşta olursa olsun kadının bu durumdan rahatsız olmadıkları gözlemlenmiştir. Yöredeki herkez tarafından aynı biçimde sürdürülen bu alışkanlığın kocalarının kız kardeşlerinin de kendilerinin geçim sağladıkları topraktan almadıkları için doğal bir denge oluşturulduğu belirtilmektedir. Ayrıca kendileriyle görüşme yapılan bazı kadın kaynak kişiler önümüz var sonumuz var. Kocamız ölür oğlumuz gurbete gider. Bakanımız olmaz ki gelir bu baba evinde ölürüz. Kardeşimizle kötü olmayalım deriz Şeklindeki sözlerle kendi paylarını ağabey yada erkek kardeşlerine beklide şimdilik bırakma konusunda bir tutum içinde olduklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca seyrekte olsa bu duruma karşı kadınlara erkek kardeşlerinin mutlaka sahip çıktığı ve çıkacağı konusunda hemen hemen sıkça görülen kadın kaynak kişiler bu görüşlerini;
Koca elde
Oğul belde
Ana baba kardeş nerede?
Ve
kardeş kardeşi atmış
Yar başında tutmuş
Gibi kalıplaşmış anlatım biçimleriyle desteklenmektedir.
Miras paylaşma işlemi sırasında seyrek de olsa zaman zaman aile içi huzursuzlukların çıkabildiği bu tür anlaşmazlıkların resmi yargı organlarına yansıtılmadan yöredeki nüfuz sahibi kişiler aracılığıyla çözümlendiği hem yöre halkı hemde Dörtdivanın bağlı bulunduğu gerekçesi savcı ve hakim tarafından kaydedilmektedir.

Tapu kadastro müdürlüğünden alınan ve Dörtdivan ziraat teknisyenliği aracılığıyla ulaşılan bilgiye göre yörede toplam 77.762 dekar ekilebilir arazi mevcuttur. Ancak halkın deyimi ile toprakların hepsi iyi toprak değildir. İyi toprak dendiğinde yöre halkının aklına gelen genellikle akarsulara yakın ve daha çok patates tarımına elverişli arazilerdir. Çoğunlukla Dörtdivana ilk gelip ve yerleşen ailelerin mülkiyeti altında olduğu belirtilen bu toprakların bazı şartlarla Dörtdivanın başka bir köyünde yaşayan ve yeterli miktar verimli arazisi olamayan kişilerce kiralanabildiği ispat edilmiştir.

Bu kiralama işlemi sırasında resmi bir sözleşme yapma alışkanlığı bulunmamakta taraflar karşılıklı olarak birbirine verdikleri sözler yeterli sayılmaktadır. Ancak kiralayan kişilerin kiraladıkları topraktan umdukları yada kendilerine önceden belirtilen miktardan az ürün sağlamaları durumunda taraflar arasında bazı anlaşmazlıklar çıkabildiği; bu tip sorunların resmi yargı organlarına yansıtılmadan yörede uzlaştırmacı nitelikleriyle tanınmış kişiler aracılığı ile çözüme kavuşturulduğu da bilinmektedir.

Yaz aylarında geceleri 5° ile 15° arasında değişen Dörtdivanın ortalama ısısı gündüzleri 15°-25° arasında olabilmekte, ancak bu ısı değerleri kışın geceleri -5° -15° , gündüzleri ise -5° +5° olabilmektedir.

Sert bir iklime sahip olduğu söylenebilecek bu şartlar altında , yörede kışın tarımla uğraşılmakta bu yüzden halk don olayından etkilenmemektedir. Ancak yöre halkının en büyük sorunu kırağıdır. İlk olarak ağustos ayı sonlarında yöreye düşen kırağı, ilkbaharın sonlarına kadar etkisini sürdürmekte, halkın deyimi ile patates henüz yaprakta iken, çiçekler meyveye dönmeden yanmakta, ovada sebze ise hemen hemen hiç yetiştirilememektedir. Kasabaya bağlı köylerden sadece Ortaköy, Çalköy, Çetikörende vadi ağzı orman önü köyler olması nedeniyle az miktarda meyvecilik yapılabilmekte ancak elde edilen bu ürünler, ekonomik bir potansiyele ulaşamamaktadır.

Dörtdivan"da aileleri dağıtacak, onları ekonomik açıdan zor duruma düşürecek boyutta bir kuraklık söz konusu olmamaktadır. Kaynak kişilerin bir çoğu 1981 yılından bu yana yağmur duasına bile çıkmalarına gerek kalmadığını içtenlikle ifade etmektedirler.

Yörede belirgin bir sel problemi de mevcut değildir. Ovalık bir arazide kurulmuş bulunan yerleşim birimleri arasından akan Ulusu deresinin (yöresel adıyla Özün) akış hızı süratli değildir. Yatağından taşan derenin hemen yayılmakta olduğu, milin bırakmış olduğu verimin ürünler açısından çok yararlı olduğu anlatılmakta, kaynak kişilerden bazıları tarafından bu konuda aşağıdaki yorum yapılmaktadır.

1970 li, yıllarda Türkiyenin pek çok yerinde sel yüzünden Almanya"ya büyük göçler yapıldığını duyduk. Ama o yıllar Dörtdivan için en bereketli yıllardı. Buranın çiftçisi o yıllarda gübre bile kullanmadan çok iyi ürün elde etmişti
SOSYO - EKONOMİK TABAKALAŞMA VE BAŞLICA GELİR GRUPLARI
Dörtdivan kasabası halkının sosyo-ekonomik tabakalaşmasını ve başlıca gelir gruplarını ortaya çıkarmak amacıyla yörede yapılan soruşturmalar sırasında, bu kriterin en önemli belirleyicisi olarak toprak mülkiyeti ile arazi büyüklüğünün esas alındığı tespit edilmiştir.

Kendilerine soru yöneltilen kişilerin hemen hepsi, 10 dönümden az toprağa sahip olan hanelerin yoksul, 10-50 dönüm arasında toprağı olanların orta halli, 50-100 dönüm arası toprak sahiplerinin ise zengin addedildiğini; 100 dönümden fazla toprağı olan 3-5 ailenin ancak bulunabileceğini ifade etmişlerdir.

Bu kişiler ayrıca, 25-30 dönüm toprağı olup bunu işleyen aynı zamanda hayvancılıkta yapan bir haneye kendi kendilerine yeterli, mutlu bir aile gözleriyle baktıklarını; bu tip ailelerini yöre dışından takviye bir geçim yolu aramaya gerek duymadan, genç erkeklerini gurbete salmadan yaşayabileceklerine inandıklarını içtenlikle belirtmişlerdir.

%3.7 lik bir gurubun (2 kişi) hiç arazisi yoktur. Ortalama arazi 16648 dekardır ve en geniş arazi 125 dekar ile bir kişiye aittir. Yığılma, %14.8 lik bir oran ile 10 dekar arazi çevresinde yer almaktadır.

0-10 dekar arasında araziye sahip olanlar %53.7, 11-40 dekar arasında arazisi bulunanlar: 90.7-53.7=%37.0 lik birer orana sahip bulunmakta, geri kalan (100-90.7=%9.3 ) arazi miktarı ise 41-125 dekar arasında dağılım göstermektedir. 55 hanenin kullanımında toplam 899 dekar arazinin olduğu görülmektedir.

Gerek yöre halkı ile gerekse ile hem yörenin yerlisi olup hemde öğretmenlik, ziraat teknisyenliği, posta müdürlüğü vb. gibi görevler yapmakta olan kişilerde yapılan görüşmeler sonucu elde edilen izlenime göre ayda 100.000 YTL den az geliri olan aile sayısı her köyde bir yada en çok ikiyi geçmemekte, bu kişiler çevrede yoksul olarak tanınan komşu ve akrabalarından aldıkları maddi ve manevi katkılarla geçinmektedirler.

Çoğunluğun oluşturduğu grubun, aylık 100.000-500.000 YTL arasında değişen bir değere sahip olduğu sanılmakta ve bu kişilere yörede orta halli denilmektedir.

Aylık geliri 500.000-1.000.000 YTL arasında olduğu tahmin edilen ailelerin genel nüfusa oranının %5-10 arasında değişebileceğinin belirten kaynak kişiler, yörede bu tip ailelere zengin gözüyle bakıldığını belirtmekte, çok zengin olarak addedilenlerin ise her köyde yine bir yada iki aileyi geçmeyeceği ortak kanısını dile getirmektedirler

senlik.jpg

doertdivan037.jpg


suloaycan@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın