|
Bu sayfada yazılanların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.
SEÇİMLER ve İNSAN KAYNAKLARIMIZ
Abdullah ARSLAN
Mahalli idareler seçimler yaklaştıkça, toplumumuzdaki heyecan ve hareketlilik artmaktadır. Demokratik toplumlarda her kesim sayı nispetince kendini temsil etme hakkına sahiptir. Hep yakınmalarımız; bizim şu kadar nüfusumuz var veya en fazla nüfusa sahibiz neden temsil hakkımız yok? Bu konuyu enine boyuna tartışacağız. Peki ne yapmalıyız ; Her şeyden önce birbirimizi çok sevmeliyiz. Bireysellikten kurtulup toplumsal yapılanmaya yönelmeliyiz.Yaklaşan Mahalli idareler seçimlerinde İl, İlçe, Belde, Belediye Başkanlıkları ve Belediye Meclis Üyeliği, İl Genel Meclis Üyeliği ve Muhtarlık gibi toplumumuzun her kesimi için hizmet verecek kişiler halk tarafından seçimle göreve getirilecek. Bu seçimlerde aday adaylarımızı hazırladık mı? Hazırsa girişimlerde bulunulmalı, altyapı çalışmalarına başlanmalı değilse acele etmeliyiz.. Adaylarda ne gibi özellikler aramalıyız. Birlikte inceleyelim ;
Hayatiyet ve Tahammül gücü : Gerek bedence gerek zihnen kolay kolay yorulmaması ve devamlı çalışabilmesidir. Hayatiyetten ve tahammül gücünden mahrum kimseler, karşılaşacağı ağır sorumluluk ve karar durumlarında ayakta duramazlar.
Kararlılık ( İstikrar ve ısrar ) : Muktedir ve cesur olmalı, zamanı gelince de karar verebilmelidirler.En uygun kararı gerektiğinde almaktan çekinmemeli, gözünü budaktan sakınmamalıdır.
İkna kabiliyeti ( İnandırıcılık ) : İkna edebilmeli, doğru olduğuna inandığı kararını anlatabilmeli ve düşüncelerini kabul ettirebilmelidir.
Sorumluluk duygusu : Bir iş gerektiği gibi yapılmadığı zaman, evvela kendisi memnuniyetsizlik duyabilmeli, iyi bir şey yaptığı zaman kendini beğenmemelidir. Bunu yapabilmek için de derin ve köklü bir sorumluluk duygusuna sahip olmak lazımdır.
Entelektüel kapasite : Olayları önceden süratle ve net olarak görebilmeli: durumları süratle kavrayabilmeli, düşüncelerinde berrak ve açık olmalıdır.
Adaylığı düşünülen kişide liderlik vasfı olmalıdır. Gerçi halk arasında liderliğin mektebi yoktur denilmektedir. Bu, liderin doğuştan bazı özellik ve niteliklere sahip olduğunu destekleyen bir görüştür. Zamanla bu görüş insanlardaki liderlik özelliklerinin eğitim ve tecrübeyle de kazanılabileceğini savunan daha akılcı bir tarife bırakmıştır. Liderde zeka, karar verebilme, kendine güven, girişimcilik, gözetim yeteneği olmalıdır. Aday, toplumdaki yeri, konuşması şahsiyeti itibarıyla etkileyici olmalı, toplumu arkasından sürükleyebilmeli ve insanların ilgisini çekebilmelidir. Çünkü; lider olma durumundadır. Günün değişen koşullarında kamuoyu değişik liderlik algılamalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Sert mizaçlı, kavgacı, fazla atak bir görünüm kadar, aşırı yumuşak sessiz ve pasif bir yaklaşım da bu algılamalarda önemli unsurlar olarak yerini almaktadır. Örneğin, günümüz kamuoyunda daha gerilimsiz, kavgasız, uzlaşmacı, barışçıl, daha insancıl bir siyaset anlayışı dolayısıyla da aynı yapıda bir lider tipi ağırlık kazanmakta ve istenmektedir. Son zamanlarda sürekli yinelenen bir başka özellik, dürüstlük ve namusluluk imajının siyaset düzleminde sıkça söylenir olmasıdır. Neredeyse refah topluluğu, yerini temiz toplum önceliğine bırakmıştır. Böyle bir atmosferde liderlik vasfını, artık doğuştan gelenlerle ve sonradan kazanılanlarla birlikte temiz toplum "dürüst-insan" bağlamında daha güvenilir bir çizgide şekillenmeye başladığı görülmektedir. Bu karışımı, sentezi, yakalayabilen adayların şansı, iyi bir aday tanımlamasında doğal olarak fazla olacaktır.Bu bakımdan aday, toplumun kabul ettiği ahlaki değerlerle donanmalı, yaşantısı ile örnek oluşturmalı, çevresindeki aynı nitelikteki kadro ile fikirlerini ve tanıtımını yaygınlaştırmalıdır. İyi bir lider orkestra şefi gibi hangi enstrümanının hangi notayı daha iyi çaldığını bilmelidir. Aksi takdirde orkestradan melodi değil gürültü sesi çıkar. Yönetici ile lider arasındaki en önemli fark, yöneticinin gerçek bilgileri değerlendirip sonuca gidilmesi için gereken talimatları astına aktarması olur. Liderin ise yetkileri kullanırken inisiyatif alması gerekir, zaten liderlerde bu kritik zamanlarda karar alma durumlarından sonra doğarlar. İnisiyatif sahibi olmayan kritik noktalarda karar veremeyen liderler sonlarını hazırlamış demektir.
Yukarıda enine boyuna adayların hangi vasıfları olması gerektiği üzerinde durduk. Hiç kimse bana vazife verilsin diye beklememelidir. Seçimlerde stratejik hataları en asgari düzeye indirmek için Sivil Toplum Kuruluşlarımıza çok büyük işler düşmektedir. Bizler üzerimize düşeni yapalım başarı arkasından mutlaka gelecektir. 03.10.2003 aarslana@gmail.com - aarslana@hotmail.com
|
|
Em.Alb.KIRCA'nın "ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ" 3. Baskıyı yaptı...
BİR YILDA ÜÇÜNCÜ DEFA BASILAN KİTAP Hemşehrimiz Ahmet KIRCA'nın Ömer Hayyam Rubaileri çevirisi üçüncü baskıyı yaptı. Hemşehrimiz, değerli ağabeyimiz ve Emekli Albayımız Ahmet Kırca'nın ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ adlı çeviri kitabı'nın (Ötüken yayınları) üçüncü baskısı, Ekim 2007 ayında çıktı. Ekim 'da ilk baskısı, ilk baskıdan bir ay sonra da ikinci baskısı yapılan kitabın bir yıl içerisinde üçüncü defa basılması, Suşehrili olarak kıvanç duyacağımız bir olaydır. Kendileri ile ne kadar övünsek azdır. Elinize, dilinize ve yüreğinize sağlık Ahmet ağabey! Ahmet Kırca'nın kitabı ile ilgili olarak bugüne kadar, basında, İlhan Selçuk'un iki makalesi (24 ve 26 Ekim 2006 tarihli Cumhuriyet), Rahmi Turan'ın bir makalesi (25 Ekim 2006 tarihli Gözcü), Hasan Pulur'un bir makalesi (6 Kasım 2006 tarihli Milliyet), ve Mehmet Nuri Yardım'ın bir makalesi (25 Kasım 2006 tarihli Yeniçağ) olmak üzere beş yazı çıktı. Ayrıca 30 Kasım 2006 ve 7 Haziran 2007 tarihli Cumhuriyet gazetelerinin Kitap Eklerinde bir inceleme yazısı ve kendileri ile yapılan bir söyleşi yayımlandı. Bütün bunlar Ahmet Kırca'nın yaptığı işin değerinin, özelliğinin ve güzelliğinin kanıtlarıdır. Ahmet Kırca, Eylül 2007 ayı sonlarında açılan Ankara-Kocatepe ve İstanbul-Sultanahmet Kitap Fuarları ile 27 Ekim - 4 Kasım tarihleri arasındaki TÜYAP (İstanbul Kültür ve Kitap Fuarı)'a katılarak okurlarına kitaplarını imzaladı. Bu başarılara imza atan Ahmet Kırca'nın bir de sitemi var. Kendilerinden dinlediğim bu sitem mesajını duyurmak istiyorum. Şöyle diyor Ahmet Kırca: Yayımladığım kitapla ilgili olarak İlhan Selçuk, Hasan Pulur, Rahmi Turan gibi kalem ustaları övgü yazıları yazar, Cumhuriyet gibi bir gazetenin Kitap Eki'nde adımız anılırken Suşehri'nde yayımlanan yerel gazetelerde bir satır bile yazılmaması hayret edilecek bir iştir. Suşehri'nde Çağrı Kırtasiye'nin vitrininde devamlı olarak bulunan bu kitabın bir yılda yalnızca beş adet satılmış olması ise üzüntü vericidir. Kültür konusuna bu denli yabancı olan ve kendi değerlerine sahip çıkmayan bir Suşehri nereye varabilir? Ömer Hayyam Rubaileri'ni, Farsça asıllarından özenler üstü bir titizlik ve mükemmel bir Türkçe ile çevirerek dilimize kazandıran Ahmet Kırca'nın çevirilerinden derlediğim bir demeti aşağıda sunuyorum. Yaradan rızkı ayrı ayrı verir, Verilen ne artar ne de eksilir. Öyleyse yoku var say olup bitsin, Vara zaten aldırmamak gerekir. Dünyada kimin yiyecek ekmeği var, Bir de evi başını sokacak kadar, Emir veren değil, alan hiç değil; Onu muştula, ne hoş dünyası var! Ha yüz ha üç yüz ha bin yıl yaşamışsın ne çıkar? Bir gün nasıl olsa bu eski evden çıkarırlar. İster padişah ol ister sokak dilencisi, Yok olacak olduktan sonra farkı mı var? Gözüm, kör değilsen şu mezarlara bir bak! Bu fitne-fesat, kavga dünyasına bir bak! Baş, başbuğ, padişah hepsi toprak altında, Karıncalara yem olmuş ay yüzlere bir bak. Kendini bilene canımı versem az gelir, Ona tapsam, ayağına yüz sürsem yeridir. Cehennem nedir, bilmek ister misin? Dünyada Cahille sohbet, cehennemin ta kendisidir. Not : Ömer Hayyam Rubaileri adlı kitabı, İstanbul ve Ankara'daki tüm seçkin kitapçılarda, İstanbul ve Ankara Diyanet Kitabevlerinde, Suşehri'nde Çağrı Kırtasiyede bulabilirsiniz. İlçemizin geçmişindeki bazı saz ustaları ve başka bir saz ustası: Kemençeci Nural YUMLU Suşehrimiz Sivas'a bağlıdır ama folklorik olarak ciddi farklılıklar arz eder. Giresun'a bağlı olan Şebinkarahisarımız için de durum aynıdır. İnce çalgı olarak keman, kemençe, klarnet ve cümbüş Suşehri düğünlerinin vaz geçilmezleri idi. Çingen Şeker diye bildiğimiz rahmetli Şeker Usta ve Kemani Kadir'in olmayacağı bir düğün düşünülemezdi. "Kuru fasuliye yedi buçuk lira, hem oynasın hem kaynasın!" diye başlayan oynak türkü ne kadar da beğenilir, çalınır, söylenirdi. Dış mekanların baş çalgısı ise davul-zurna idi. Hala da öyledir. Lafı şuraya getirmek istiyorum. Yöremize mahsus bir güzel tespit ya da öz anlatım var. "Suşehrili zurnacılar çalar, Şebinkarahisar'lılar oynar." Bu şu demek: Zurna gerçekten zor çalınan bir çalgı, bir enstrüman. kıvrak Kareysar oyunları da zor oynanan bir oyun. Şimdilerde nasıl, tam bilemiyorum ama çocukluk dönemlerimizde adlarından çokça söz edilen rahmetliler; Zurnacı Muharrem, Zurnacı Hopo, Zurnacı İsmet, Zurnacı Esman, Zurnacı Kazım, Zurnacı Esman, Zurnacı Temel düğünlerde zurna çaldıklarında sabahlara kadar oynanılır, eğlenilirmiş. Yaşlılık ve hastalığı nedeniyle doktorun kendisine zurna çalmayı yasakladığı Muharrem (Kirtanuslu Muharrem) amcamız, hasta yatağında yattığı ve kimsenin ziyaretine gelmediği günlerden birinde eşleri annemize: "Hele hanım şu zurnamı bir getir!" der. Eşi, hasta isteğidir, diye zurnasını getirir. Muharrem amcamız, camın önüne oturur, başlar dertli dertli çalmaya. Kısa zaman sonra, zurna sesini duyan tüm köylü oraya toplanır. Bu esnada Muharrem amca zurna çalmayı durdurur ve meşhur sinkafını savurur: "Avratlarını bilmem ne ettiklerim, ben yatağımda can çekişiyorum, biriniz ziyaretime gelip derdimi paylaşmıyorsunuz da şimdi niye toplandınız ki? Maharet demek ki ben de değil bu zurnada imiş, alın size zurna!" der ve zurnayı dizine vurarak kırar!.. Zurna ve vefa ile ilgili tüyler ürpertici ne güzel bir hatıra değil mi? Çoğumuzun geçim derdi nedeniyle İstanbul'a geldiği bir dönemde Nural Yumlu ustamız da zümrüt gibi mahallesi Karşıyaka (Beledüs)'dan İstanbul'a göç eder. Zaman içerisinde İstanbul Konservatuarının atölyelerinde kendisini kemençe üreticisi olarak bulur. Çocukluk döneminde at, eşek ve öküzlere nal ve nal mıhı (çivisi) üretimi yapan başka bir hemşerimiz Mıhçı Nurettin Usta'nın eski gazinoya inerken sağ tarafta yer alan dükkanında çalışmış, müzik ritmini mıh dövülürken çıkan çıngırak seslerinden almıştır. Nal ve nallara çakılan mıh dediğimiz başları topuzlu çiviler yapılırken çıkan "tak tak, tak tak, tak cınnn, tak tak cınnn, tak cınnn"lı koro halindeki sesler, o zamanları bilenlerde hemen çağrışım yapacaktır. Nural Usta'nın ürettiği kemençeler, estetik oluşları ve ses güzellikleri nedeniyle, sadece ülkemizden değil Yunanistan'dan da siparişler almaktalar. Çalıştığı İstanbul Konservatuarından emekli olan Nural Usta, kurduğu dünyasında, bildiği ve bir ömür verdiği sanatını kendine mekan edindiği bir çatı arasında devam ettiriyor. Kahve ortamından uzak, namazında-niyazında olan bu gönül dostumuz, hoş sohbet cıvıl cıvıl birisi. Üretimini yaptığı kemençelere ömür boyu bakım ve onarım garantisi de veren Vural ağabeyimiz, özel sipariş üzerine üretimini yaptığı kemençelerinin kimlerde, hangi değerli sanatçılarımızda olduğunu da bir bir sayıyor. Bir ortamda, hepimizin sevdiği ve zevkle dinlediği sanatçımız Zara Hanım, Nural Ustaya "Ne şeker bir insansın!" demişler. Nural Usta da "Zara Hanım, sizi tebrik ediyorum. Bilmediğiniz bir doğruyu ancak bu kadar güzel ifade edebilirdiniz ve de ettiniz" diyerek hemen nüfus cüzdanını çıkarmış ve anne adının "Şeker" olduğunu göstererek "Zaten Şeker'den, şekerden başka ne dünyaya gelebilir ki!" demiş. İstanbul'da yayınlanan radyo programlarının birinde sanatçı kardeşimiz ki hatırlamıyoruz ama spikerle mülakaatında "Bu gönlümüzü titreten güzel ezgi ve sesi çıkaran elimdeki kemençeyi, Sivas'ın Suşehri İlçesi Karşıyaka Mahallesinden Nural Yumlu usta yapmışlar, Ondan aldım. Şu zerafete, sesteki kaliteye hayranım. Buradan O'na da selam ve saygılarımı gönderiyorum, Allah'tan daha nice böyle güzel ürünler vermesini de diliyorum" demişler. Radyoyu dinleyen bir hemşehrimiz duydukları karşısında sevinmişler ama "Ya benim tanıdığım Karşıyakalı bir Nural var ama onun da böyle bir şeyler yapabilmiş olmasına hiç ihtimal veremiyorum. Hele bir de soyadını sorayım bakayım bu denen kişi yoksa o mu? Diye düşünmüş ve karşılaştığında başlamış sorgu suale "Senin soyadın gerçekten Yumlu mu? Demişler. Aldıkları cevap üzerine hadiseyi anlatmış ve "Vallahi seni bir defa daha tebrik ederim, şimdi göğüslerim bir daha kabardı!"demişler. Evet dostlarım, yine sözümdeyim, Suşehri güzeldir, Suşehrili güzeldir ve güzel şeylere layıktır. O güzellikler de bu örnekte olduğu gibi kendiliğinden ve kendi insanı eli ile gelmektedir. Tanıdığım, sevdiğim, güzel ve özel bir insanımızı tanıtmaya gayret ettim. Dertleri yok mu? Çoook "En önemlisi "Bir çırak yetiştiremiyorum da ona yanıyorum!" diyor, Nural Usta. Ne diyelim? Anlatan anlattı!.. Kültür, kültür, kültür...
BİR MEKTUP VAR...KONU : KÜTÜPHANE
Söze nasıl başlayacağım konusunda çelişkilerim mevcut.Ben 30 bine yakın bir nüfusu olan bir ilçede yaşıyorum. Sivas iline bağlı Suşehri ilçesinde. Uludağ Üniveristesi İktisat blümünde okuduğum için zamanım büyük bir bölümü Bursa'da geçiyor. Yazları buraya memleketim olan Suşehri'ne geliyorum.Burada yapılabilecek en verimli olgu okumak... Aslında okumak olgusu her mekan,her zamana hitap etsede ilçem ve benzeri yerleşim yerlerinde apayrı bir boyuta bürünüyor. İlçeye geldiğim günün ertesi kütüphaneye gittim. Kütüphanenin resmi tatil günlerinden biri olmadığını biliyordum. Ama ilçenin tek kültür merkezinin kapalı olduğunu gördüm.
Halk kütüphanesinin yanında bulunan Halk Eğitim merkezi yetkililerine konuyla ilgili sorularımı yönelttim. Sor umun cevabı şuydu: Personel olmadığı için Halk Kütüphanesi yazları faaliyet etmiyordu. Geçen sene geldiğimde de bu cevapla karşılaştığım için cevabın şokunu kaldırabilmiştim bu defa!Düşünebiliyor musunuz ilçe merkezi yaklaşık 30 bin nüfusa sahip köyleriyle yaklaşık 50 bin nüfuslu ilçede kütüphane olgusu 3 ay boyunca yok...!!!!Şimdi yetkililerin şu soruları cevaplamasını istiyorum:
1)Türk gençliği kitap okumasın mı?
2)Parası olmayan bir vatandaş nasıl kitap okusun?
3)Biçok gereksiz atama yapılan kurum varken bu kurumlara neden atama yapılmıyor?
4)İşsizlikten yakınıyoruz neden bu kurumda istihdam edilerek bir kısım gencimiz iş sahibi yapılmıyor?
5)AB'ni hedefleyen Türkiye'nin bu konudaki tutarsızlığını nasıl anlamlandırabiliriz?
6)Halkmız okumuyor okumuyor diye demogoji yarışına giren aydınlarımız nasıl böyle önemli bir konuya ilgisiz kalabiliyor?
7)Hedef Türk toplumunu cahilleştirmek,politize etmek ve istediği gibi sindirmek mi?
8)Neden bireysel değerler toplumsal değerlerin üstünde?Bilmezler mi Avrupa ve diğer gelişmiş toplumlar bireysel çıkarları toplumsal çıkarlarla paralel görerek muassır medeniyet seviyesine ulaşmışlar?
Neyse mikro incelememi sanrım makro düzeyde dile getirdim.Zaten bu gerçek Türkiye'nin birçok yerinde mevcutmuş. Kaymakamlık makamınada bu konuda dilekçe verdim.İlçenin en büyük mülki makamının bu konuya duyarlı olacağını ummuştum. Ama halen kütüphanemiz kapalı. Bırakın kapalı olmayı insanlar en azından haftanın belirli günlerinde ödünç kitap olgusunda yararlanmaları için bile herhengi bir alternatif yok.
İbrahim Tatlıses deyimiyle:Kütüphane vardıda okumadık mı?Kaymakamlık makamında ki bir kısım yetkili ve birtakım insanlar şu bahaneleri öne sürüyor.yazın kimse kütüphaneye gitmiyormuşda yok kimse okumuyor muşda yok yazın orası sıcak opluyormuşda yok elden gelen buymuşda.... daha birçok cahillik kokan neden?
Sayın yetkili burada ne tiyatro var,ne sinema var,ne opera var,ne bale var,ne bir konse,ne bir seminer,ne bir sportif faaliyet, ne de.... saymakla bitmez. Burada bir kütüphane vardı ben ve benim gibi gençler için onuda elimizden almışsınız. Bari bu konuyla bağlantılı yetkililer mertçe desin ki biz sizlerin okumasını istemiyoruz. biz sizi karşımızda cahil birer mahluk olarak görmek istiyoruz. Emin olun sizlere bir daha bu konuda herhan gi bir yazı vb.ile dilekte bulunmayacağım... Şu soruyuda cevaplayın...
ATATÜRK OLSA BU DURUMA NE DERDİ NASIL DAVRANIRDI?
ALLAH(C.C.)ŞAHİTKİ BU HAKKIMIZI ELİMİZDEN ALAN HERKESİN ÖBÜR DÜNYADA ELİM YAKALARINDA OLACAK?Bakın kişisel meselelerim yüzünden insanları affederim. ama bu konuda asla...
Ayrıca Allah(c.c.)kelimesini kullandığım içinde şu konuda beni yanlış anlamayın. Ben elhamdülillah müslümanım. Ama diğer dinlere inanışlarada sonsuz saygılıyım. Zaten bütün dinler bütün felsefeler bütün inançlar bütün vicdani olgular bütün insani değerler bütün hukuk kuralları bu konuda sizleri lanetler!!!
Ama yinede bu ülkenin bu konuda sahipsiz olamdığına bütün içtenliğimle inanmak istiyorum. Lütfen beni yanıltmayın. herkes kendi lyetkileri çerçevesinde bu konuda gerekli şeyi yapsın....
SAYGILAR...... Tuğrul Doğruyol. Suşehri/Sivas
|
|
İÇİMİZDEN BİRİ RESSAM İSMAİL ACAR
Genç ressam İsmail Acar yeteneği ve başarılı sanat yaşamıyla Sivas'ı uluslar arası sanat camiasında başarıyla temsil ediyor. Yöreye birebir yardım etmek yanında uluslar arası alanda temsil etmenin de büyük bir katkı olduğunu söyleyen Acar'ın hayallerinden birisi de doğduğu yerlerde bir resim sergisi açmak. Sanat hayatınıza nasıl başladınız? 16 yaşında üniversite eğitimi almak için İstanbul'a geldim. İstanbul Üniversitesinde psikoloji bölümünde okurken güzel sanatlar okumaya karar verdim. Marmara Üniversitesi güzel sanatlar fakültesi resim bölümünü bitirdim. İlk serginizi ne zaman açtınız? Okul yıllarında duvar resimleri yaparak çalışmaya başladım. 18 yaşından itibaren karma sergilere katıldım. İlk kişisel sergimi 22 yaşında açtım. Tuval üzerine yağlıboya ağırlıklı olmak üzere her tür tekniği kullanıyorum. Resimlerinizi yaparken nelerden etkileniyorsunuz? Kültürümüzden, yaşadığım coğrafyadan etkileniyorum. Tema değişebiliyor. Hedefiniz nedir? Uluslar arası alanda Türkiye'yi temsil etmek yüklendiğimiz misyon. Yurt dışı ağırlıklı olarak ileriki yıllarda yöreyle ilgili bazı şeyler yapılabilir. Suşehri ile ilişkileriniz nasıl? Suşehri Eskişar Köyündenim. 1999 yılından bu yana oralara gitme şansım olmadı. Suşehri benim başlangıç noktam. Ben ileriye doğru gidiyorum. Türkiye'yi uluslar arası alanda temsil etmek istiyorum. Dünyadaki birçok önemli müzeye eser verebilmek istiyorum. Katıldığım sergilerde doğum yeri Sivas Suşehri yazıyor. İlçeye birebir katkı sunmanın yanında bu anlamda ismini temsil etmeninde ilerleyen süreçlerde katkı sunacağını düşünüyorum. Suşehri'nin hiç resmini yaptınız mı? Milli Mücadele Kadınları serisi içinde Cumhuriyet Dönemi Şehirlerinde Suşehri'nin ilk yıllarını anlatan bir resim yapmıştım. İlçede bir sergi açmayı hiç düşündünüz mü? Yörenin birçok sorunu varken insanların resim sanatıyla ilgilenmelerini beklemek zor. Bugün için orada yapılacak çalışmaların karşılığını bulmasını beklemiyorum. İlerleyen zamanlarda yöreye ait unsurları resimlerde kullanarak bir sergi açmak istiyorum. Suşehri derneği ile ilişkileriniz nasıl? Derneğe üye değilim ama bazı çalışmalara katılıp destekliyorum. Çok vaktim olmuyor. Günde 18 saat çalışıyorum. 1 yılda 10 sergiye hazırlanıyorum. Üzerime düşen her şeyi yapmak isterim. Gelecek tekliflere de memnuniyetle cevap veririm. Önümüzdeki yıllarda bu işlere daha çok zaman ayırmak istiyorum. Derneklerin çalışmalarını önemsiyorum. Büyük şehirlerde kayboluşun içinde yerel kültürün korunmasını sağlıyorlar. İnsanların büyük şehre uyum gösterip örf ve adetlerini yaşama şansı sunuyorlar. Derneklerimize birebir yardımcı olmak yerine beyin gücü ve eğitimli insan gücünün bir şekilde oraya yansıması olacaktır. 10 sene içinde yansımazsa sonraki 10 senede yansır. Bu nesil göremezse sonraki nesil görür. Çocukluğunuz Suşehri'nde geçmiş. Oraları nasıl hatırlıyorsunuz? Oralarda keyifli bir çocukluk geçirdim. Güzel anılarım var. Annem Pürklüdür. Oraya gidip gelirdik. Eski bir ermeni köyüdür. Topraktan eski Selçuklu paraları bulurduk. Yeteneğiniz ailenizden mi geliyor. Ailenizde sanatçı var mı? Çiftçi bir aileden geliyorum. Babam gazetede görene kadar ne okuduğumu bilmezdi. Bizim yöre sanatta ozanlarıyla, şiirleriyle var olan bir yer. Bu açıdan ressamlık biraz enteresan gelebiliyor. Suşehri'nin il olma mücadelesine siz nasıl bakıyorsunuz? Bunu bölge açısından değerlendirmek gerekir. Bölgenin çıkarları için orada bir şehir merkezine ihtiyaç varsa kurulmalı. Bence de böyle bir ihtiyaç var. Vilayet merkezine bu kadar uzak bir ilçe olamaz. Suşehri Sivas'a çok uzak. Ama illa da Suşehri olmalı demiyorum. Bölgeyi toplayan bir yer olmalı. Bu açıdan da sahip olduğu konum itibariyle, transit yollara yakınlığıyla Suşehri'nin il olması bölgeye artılar katar. İsmail Acar Kimdir? İsmail Acar 1971 Suşehri'nde doğdu. 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümüne girdi. 1988 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümüne girdi. 1992 yılında aynı okulun Prof. Ergin İnan atölyesinden birincilikle mezun oldu. 1993 yılında Teknoloji ve Sanatta Postmodernizm tezini verdi. Aynı yıl M.S.Ü. Güz. San. Fak. Doktora programına başladıysa da akademik kariyerini yarıda bırakıp bireysel sergilerine başladı. 1991-1994 yılları arasında katıldığı sergilerden bazıları; Uluslar Arası M.Ü. Sempozyumu, Kimsesiz Çocuklar Yararına Devlet Güz. San. Gal., DYO Yarışmalı Sergisi Başarı Ödülü, Günümüz Sanatçıları Sergisi Devlet Resim Heykel Müzesi, Gar Sanat Galerisi, Derimod Sanat Galerisi, Gençlik Ve Sanat Sergisi, BP Sergisi, Geleneksel Form (2) Topkapı Sarayı, Q Caz Bölümü Çırağan Sarayı, Yerebatan Sarayı, Ayairini Geleneksel Form (3). 1992 ve 1995 yılları arasında birçok özel ders aldı ve projelerde çalıştı. 1993-2002 yılları arasında katıldığı uluslar arası sergi ve aktivitelerden bazıları; Ankara, İstanbul, Antalya, İzmir, Sivas, Londra, Chicago (Art İnstitute), Newyork (Stephen Gong Galery, Studio 44 Project), USA. Paris (İnstit & Français), Cannes (Galleria Eforco) France. Madrid (Fundacim Pensones) Spain. Milan (Padigliem D Arte) İtaly. Munich (Gallery Tanit) Gemany Sergileri. Sanatçı 1999 yılında 1600 yıllık tarihinde ilk kez Ayasofya Müzesinde bir resim sergisi gerçekleştirdi. Türkiye'de ilk kez bir resim sergisini 350 bin kişi gezdi. 1999 yılında yönetmen Serpil Boydak tarafından İsmail Acar ve Ayasofya belgeseli hazırlandı. 1992-2002 yılları arasında 150 den fazla sergiye katıldı. 40 kişisel sergi hazırladı. Sanatçının eserleri Avrupa ülkelerinin tamamında ve dünyanın bir çok ülkesinde müze, özel koleksiyon ve sergilerde bulunmaktadır. 2000 yılında Antalya Kaş Limanında dünyanın en büyük açık hava duvar resim uygulamasını gerçekleştirdi. Temiz doğa temiz dünya adlı eser 350 metre uzunluğunda 5 km. alandan izlenebilen bir büyüklüktedir. Sanatçının zaman tarih coğrafya üçgeninde Kaftanlar, Üç İstanbul, Ayasofya, Nar, Hat, Kaligrafi, Milli Mücadele Kadınları, Sultan Portreleri, Bizans, Anadolu'nun Tanrıları ve Kralları konularını resimlerinde işledi. 2001 yılında sanatçının Cenevre, prag ve Saint tropez'de sergileri olmuştur. 2002 yılında sanatçı Galata Mevlevihanesinde yaptığı "Karşılama" adlı 41. kişisel sergisini gerçekleştirdi. Sanatçı İsmail Acar 2001 yılından bu yana gerçekleştirdiği tüm sergi gelirlerinin bir kısmını sosyal amaçlı faaliyet gösteren vakıf ve kuruluşlara bağışlamaktadır. Tarih: 04.03.2005-Ergül ŞİMŞEK - E-mail: ergulsimsek@yahoo.com
Hemşehrimiz Em.Alb.KIRCA'nın "ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ"isimli çeviri kitabı çıktı.
Ahmet KIRCA için hazırladığım makale... Tebrikler Ahmet KIRCA! Tebrikler, tebrikler, tebrikler!. Hep diyorum: Suşehri güzeldir. Suşehrili güzeldir. Güzel şeylere de layıktır. Kendi insanı eli ile gerçekleşen bu güzellikler görmek isteyen gözler için görülmektedir. Yaşanmaktadır. İşte beklenen böylesi güzelliklerden biri daha sevgili hemşehrimiz, Emekli Albayımız Ahmet KIRCA'yla geldi; Ahmet KIRCA'nın Ekim-2006 da yayımlanan "ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ"isimli çeviri kitabı (Ötüken Yayınları), Kasım-2006 da, yani ilk yayımlanmasından bir ay sonra ikinci baskıyı yaptı. Dünya edebiyatının şaheserlerinden biri olan Ömer Hayyam Rubaileri, Hemşehrimiz Ahmet KIRCA tarafından Türkçemize yeniden kazandırıldı. Dörtlüklerle anlatım olan Rubailer, akıcı duru bir dil ve zarif ellerle, aslına uygun bir güzellikte, yeniden hayat bulmuş, adeta yeniden doğmuş!. Ahmet Kırca, hem emekli bir asker, hem de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu ilk Suşehrili olan bir ağabeyimizdir. Aynı Fakülteden mezun ikinci bir Suşehrili olan bendeniz, kendileri ile, iki yıl önce, yine bir hemşehrimiz Alim Araçoğlu'nun kızının düğününde buluştuğumuzda bana çalışmalarından söz etmişler ve "Daha önce yapılmış Osmanlıca veya Türkçe düz yazı Hayyam çevirilerinden yararlanarak oluşturulmuş Hayyam Rubailerini şiirleştirme modasına, 50-60 yıldır süregelen bu kopyacılığa son vermek niyetindeyim, bunun için Ömer Hayyam rubailerini Farsça asıllarından yeniden çeviriyorum" demişlerdi. Tebrik ediyoruz. Dediklerini gerçekleştirmişler ve Ömer Hayyam Rubailerini Farsça asıllarından yeniden çevirerek kendi ifadeleri ile "Sürüp giden bir yanlışlığa dur!” demişler. Ahmet Kırca, Farsça asıllarından çevirdiği Ömer Hayyam Rubailerini güzel, mükemmel ve akıcı bir Türkçe ile okurlarına sunuyor. Kitabın 15 sayfalık önsözü ise adeta bir seminer, bir bilimsel bildiri olabilecek kadar güzel ve özenle hazırlanmış. KIRCA'nın "ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ"isimli eseri ile ilgili olarak bu güne kadar, basında, Rahmi TURAN'ın bir makalesi (25 Ekim, 2006 Gözcü Gazetesinde); İlhan Selçuk'un iki makalesi (24-26 Ekim, 2006 Cumhuriyet Gazetesinde); Hasan Pulur'un bir makalesi (6 Kasım,2006 Milliyet Gazetesinde); Mehmet Nuri Yardım'ın bir makalesi (25 Kasım, 2006 Yeniçağ Gazetesinde); olmak üzere 5 yazı çıkmıştır. Ayrıca 30 Kasım, 2006 günlü Cumhuriyet'in KİTAP EKİ'nde İhsan Tevfik, yazdığı uzunca bir yazı ile Kırca'yı ve kitabını derinliğine inceledi. Bütün bunlar, Ahmet KIRCA'nın yaptığı işin değerinin ve güzelliğinin kanıtlarıdır. Ahmet KIRCA'nın kitabından 6 Kasım, 2006 tarihli MİLLİYET'te çıkan Hasan Pulur'un makalesi ile haberdar oldum. (Diğer yazılar hakkındaki bilgileri daha sonra kendilerinden aldım.) Hasan Pulur'un yazılarını okuduğumda nasıl heyecanlandığımı anlatamam, kendim için bir şey yazılmış olsa idi bu kadar heyecanlanamazdım. Yazıyı bir çırpıda okudum. Zihnimde daha iyi yer etmesi için hemen bilgisayara aktardım. Tanıdığım arkadaşlara telefon ederek yazıdan haberdar olmalarını sağladım. Suşehri Derneğini ve Dernek Başkanını da bilgilendirerek böylesi bir sevincin atlanmamasını istedim. "Altının değerini sarrafı bilir."Sözü boşuna söylenmiş değildir. En zor işlerden biri olan şiir çevirisi dil bilmeyi gerektiriyor, şiiri bilmeyi gerektiriyor, zamanı ve zemini, şiirin yazıldığı tarihi zamanı ve coğrafyasını bilmeyi gerektiriyor, şiiri yazanın düşünce tarzını bilmeyi gerektiriyor. Bu nedenlerle "Efradının cami, agyarını mani" bir çalışma ve titizlikle özenler üstü özen göstererek Ömer Hayyam Rubailerini yeniden dilimize kazandıran, yıllarca Silahlı Kuvvetler Dil Okulunda Farsça Öğretmenliği yapan Emekli Albayımız can hemşehrimiz Ahmet Kırca'ya ne kadar teşekkür etsek, kendileri ile ne kadar övünsek azdır. Değerli ağabeyimiz, Albayımız Ahmet Kırca'ya da bu yakışırdı. Hem de ne güzel yakışmış. Kendilerinden bir Edebiyat ve Memleket sever olarak Mevlana ve Mesnevi'ye de el atmalarını, bizlere anlaşılır şekilde yeniden kazandırmalarını bekliyoruz. Türkiye değişiyor, Türkiye'de bir şeyler değişiyor. Durağanlığı, durgunluğu, içine kapanmışlığı kendine yakıştıramayıp, yaptıkları ile yetinmeyip "Daha neler yapabilirim, Daha verimli nasıl olabilirim?" diyenler sayesinde. Bu nedenle 70 yaşlarındaki Ahmet Kırca'nın bu üretkenliğine, bu verimine ancak şapka çıkarılır, tebrik edilir, takdir edilir. Eline, yüreğine sağlık Ahmet KIRCA!. Tekrar tekrar teşekkürler, tebrikler!. "ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ" adlı eserde Hayyam'ın 180 seçkin rubaisi yer alıyor. Her dörtlüğü lime lime tasavvuf kokan rubailerden birkaç tane ile kitabın arka kapağında yer alan ve rubai (dörtlük) türü dışındaki tek şiiri olan uzun şiirini aşağıya alıyorum. Selam, saygı ve muhabbetlerimle...16 Ocak, 2007 Suadiye Ergül ŞİMŞEK Suadiye PTT Müdürü Zaman büktü belimi, beden kendi derdinde, Güzel işlerim vardı yapılacak ama nerde? Can hazırlandı göçmeye, "Gitme kal" diyorum, "Nasıl kalayım" diyor, "Evim yıkılmak üzere". Her sabah yeni bir gün doğarken Bir gün daha eksilir ömrümüzden. Her şafak yavuz bir hırsız gibidir Elinde kocaman bir fenerle gelen. Dünya derdiyle bunca gamlanıp durmak neden? Bakarsın bu güzel can uçup gitmiş bedenden. Otur bir yeşilliğe ve keyfince yaşa! Toprağından bir gün yeşillikler bitmeden. Gerçek görenlere güzel, çirkin hepsi bir, Sevenler için cennet, cehennem hepsi bir, Aşka düşenler ha çul giymiş, ha ipekli Ha yastığa baş koymuş ha taşa hepsi bir. Evim barkım, köşküm var diye övünme! Ömür dediğinse zaten efsane. Bu sel yatağında niye ev kurarsın? Niye mum yakarsın bu rüzgarlı yerde? Şeyh orospuya demiş ki: Utanmaz kadın! Her gün sarhoşsun, onunla bununlasın. Doğru demiş orospu ben öyleyim, Ya sen? Sen şu göründüğün adam mısın? Can bir şarap gibidir, insan da sürahi, Beden bir Ney'e benzer, kan onun sesi. Topraktan gelen bu varlık nedir Hayyam? Hayal fanusunda bir ışık belirtisi. Dinlersen Hayyam'ın sana bir diyeceği var: İnsan nedir bu alemde, nasıl ve ne yapar? Dünyaya gelir, gam potasında dertle yoğrulur Ve bir gün bile kalamadan sırra kadem basar. Akılla bir söyleşim oldu dün gece : Dedim: ey akıl, ey her bilginin anası! Soracaklarım var, cevap verir misin? Zordayım, bir yol gösterir misin? Dedim: Şu yaşamdan bıktım, ne yapsam? Dedi : Biraz daha yan ve dayan! Dedim: Anlat bana, nedir şu yaşamak? Dedi : Bir düş, bir görüntü ve kaybolmak. Dedim: Ağaya, beye hizmet etmek nedir? Dedi : Az zevke karşılık çok zahmet çekmektir. Dedim: Şu zalimler yok mu, kim bunlar? Dedi : Kurt, köpek, çakal makal da var. Dedim: Biraz daha anlat, bunlar neyin nesi? Dedi : Üç beş sevgisiz üç beş kötü niyetli. Dedim: Bu deli gönül ne zaman akıllanacak? Dedi : Daha var. Biraz kulağı burkulacak. Dedim: Beğendin mi Hayyam'ın sözlerini? Dedi : Güzel laf etmiş, sayıp dökmüş derdini. Not : "ÖMER HAYYAM RUBAİLERİ" adlı kitabı İstanbul ve Ankara'daki tüm seçkin kitapçılarda; İstanbul Çağaloğlu Diyanet Kitabevi ve Bağlarbaşı Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları Kitabevlerinde; Suşehri'nde Özerler Kırtasiyede bulabilirsiniz. Ahmet KIRCA Kimdir? Ahmet KIRCA; 18 Şubat, 1936'da Suşehri'nde doğdu. İlkokulu Suşehri Cumhuriyet İlkokulunda bitirdi.Ortaokulu Şebinkarahisar, Tirebolu ve Sivas'ta; liseyi 4 Eylül ve Kastamonu Gazi Abdurrahman Paşa Liselerinde okudu. 1957'de Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesinden mezun oldu. Milli Savunma Bakanlığı adına okuduğu Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni 1961'de bitirerek Teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldı. Milli Savunma Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı karargah ve kuruluşlarda çeşitli görevler bulundu. Kuleli ve Işıklar Askeri Liselerinde öğretmenlik, Silahlı Kuvvetler Dil Okulu'nda Farsça öğretmenliği yaptı. 1983 yılında kendi isteğiyle Albay rütbesiyle emekliye ayrıldı.
|
|
|
DOĞRU NEFESLE SAĞLIĞINIZI YAKALAYIN...
Sağlıklı yaşamın ilk prensiplerinden birisi doğru nefes almaktır. Farkında olalım ya da olmayalım sürekli nefes alıp veriyoruz. Ama eğer nefesi doğru şekilde almıyorsak, bu bizi çeşitli rahatsızlıkların kucağına atabilir.
Tam ve derin bir nefesle yaklaşık yarım litre havayı ciğerlerimize çekeriz. Ciğerlerimiz bu havanın içindeki oksijeni kullanır. Oksijen bedenin en temel ihtiyaçlarından bir tanesidir. İç organların, beynin, sinir sisteminin, hücrelerin ve pek çok sistemin vazgeçilmezidir.
OKSİJEN AZLIĞI NELERE YOL AÇAR
Yeterli oksijen alınmadığında yorgunluk, sinirlilik, uyku düzensizliği gibi sorunlar yaşanır. Bağışıklık sistemi gitgide zayıflar, bu da pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Beynimiz ise oksijene diğer organlardan daha fazla gereksinim duyar. Beyne yeterli oksijen gitmediğinde negatif düşünceler baş gösterir, depresyon, görme ve işitme bozuklukları meydana gelebilir. Akut bir dolaşım bozukluğu neticesi, kalp yeterince oksijen alamazsa kalp krizi, beyin oksijensiz kalırsa beyin kanaması oluşur.
DOĞRU NEFES NE KAZANDIRIYOR
Doğru ve derin alınan nefes organlarımıza ve tüm bedenimize gerekli oksijeni sağlarken, vücudumuzu da toksinlerden temizliyor. Doğru nefesle beyin oksijenle dolar, bunun sonucu tüm sistem adeta şarj olur. Hücreler ise kendilerine gerekli oksijeni daha kolay içlerine alırlar. Sinir sistemimiz sakinleşir. Bedenimize hormon üreten ve düzenleyen endoktrin sistemi doğru nefesten olumlu etkilenir.
YAVAŞ VE DERİN NEFES ALIN
Çoğu zaman yorgunluk ve bitkinlikten şikâyet ederiz. Bunun sebebi hızlı ve sığ nefes almak olabilir. Nefes alırken genellikle göğsün sadece üst kısmını kullanıyoruz. Bu yüzden yeterince oksijen alamıyor, yeterince de karbondioksit veremiyoruz. Toksinler bedenimizden atılamıyor. Dahası bu şekilde nefes almayı alışkanlık haline getirdiğimizde, akciğerler bu şekilde çalışmaya alışıp, bir süre sonra bazı fonksiyonlarını kaybetmeye başlayabiliyor. Neticede bağışıklık sistemi bozuluyor, yaşlanma hızlanıyor. Yapmamız gereken tek şey ise derin, diyaframdan başlayarak ve yavaş yavaş nefes almak. Unutmayın ki nefesinizi yavaşlatarak, enerjinizi artırabilirsiniz.
ETKİLİ BİR NEFES ALMA TEKNİĞİ
Vücut sistemini temizlemek için etkin bir nefes alma tekniği şöyle: Bir birim zamanda nefes alıyorsanız, dört birim zamanda içinizde tutmalı ve iki birim zamanda dışarı vermelisiniz. Örneğin iki saniyede nefes alıyorsanız, sekiz saniye içinde tutup, dört saniyede dışarı vermelisiniz. Nefes almaya karın bölgesinin en altından başlamak, tüm toksinleri dışarı atabilmek açısından önemli. Nefes alışların burundan, verişlerin ise ağızdan yapılması gerekiyor.
Bu tekniği günde en az üç defa, onar nefes alarak uyguladığınızda, bir süre sonra sağlığınızdaki olumlu gelişmelere şahit olacaksınız.
BURUN DELİKLERİNDEN KARŞILIKLI NEFES ALMA
Bu teknik bir yoga tekniğidir ve vücuttaki negatif ve pozitif enerjilerin dengelenmesine yöneliktir. Kendinizi yorgun ve bitkin hissettiğinizde bu tekniği birkaç dakika uygulayarak, yeniden enerjinize kavuşabilirsiniz.
Sırtınız dik olarak rahat bir şekilde oturun. Burnunuzun her iki deliğinden nefes almaya başlayın. Sonra burnunuzun sağ deliğini, başparmağınızla tıkayın ve sol delikten nefes alırken dörde kadar sayın. Sonra yüzük parmağınızla sol deliği tıkayın ve sağ delikten nefesinizi dışarı verin. Bunu yaparken de yine dörde kadar sayın. Sonra aynı şekilde sağdan nefes alıp, soldan vermeye devam edin. Başlangıçta bir dakikayla başlayın, zamanla bu süreyi artırın.
TEMİZ HAVADA NEFES ALABİLMEK
Pek çoğumuz şehir ortamında yaşıyoruz ve kirli hava solumak zorunda kalıyoruz. Özellikle kış aylarında şehirden uzaklaşıp, temiz hava solumak için şartlarınızı zorlayın. Nefes alma tekniklerini temiz havada uygulamak her zaman en iyisidir. Havanın temiz olabilmesi için negatif iyonlarla dolu olması gerekir. Negatif iyonlar doğada güneş ışığı, rüzgâr, şelâleler, kıyıya çarpan dalgalar, yağmurlar vasıtasıyla meydana gelirler. Yıldırımlı havalardan sonra hava negatif iyonlarla yeniden şarj olduğundan, bu hava nefes almak için idealdir. Deniz kenarları ve dağlık bölgeler de negatif iyonlu temiz havalı yerlerdir. Hatta yapılan çalışmalar, negatif iyonlarla şarj edilmiş yerlerde yaraların daha çabuk iyileştiğini göstermiştir. Şimşekli ya da yağmurlu bir havadan sonra o mis gibi ve tertemiz havayı kaçırmayın. Pencerelerinizi açarak, sağlığın içeri girmesine izin verin. Tertemiz havayı ciğerlerinizin derinliklerine kadar içinize çekin. Bedeninizi oksijene doyurun.
SU İÇMEK İÇİN SUSAMAYI BEKLEMEYİN...
Yorgunluk, Ciltte bozulma, Kabızlık, Baş ağrısı, Adalelerde ağrılar
Bu şikâyetlerden bir ya da bir kaçı sizde var mı? Saydığımız rahatsızlıklar, aklınıza bile gelmeyecek çok basit bir nedenden kaynaklanıyor olabilir; "Yeterince su içmemek"
Vücudumuzun % 75'i sudan oluşuyor ve su bütün organlarımızın düzenli çalışmasında etkili. Zinde bir bedene sahip olabilmek için bedenimizi suya doyurmamız gerekiyor. Uzmanlar yetişkin bir insanın günlük su ihtiyacının 1,5-2 litre olduğunu belirtiyorlar. Yaz aylarında bu miktar daha da artıyor.
BOL SU İÇMEK BİZE NE KAZANDIRIYOR
Suyun, bedende besinlerin taşınmasından, vücut ısısının ayarlanmasına; kan hacminin korunmasından, toksinlerin atılmasına kadar pek çok işlevi var. Yeteri kadar su içmek sağlığımız için elzem olduğu gibi, yapılan araştırmalar göstermiş ki, bol su alımı bazı hastalıklardan korunmamıza da yardımcı oluyor. Mesela soğuk algınlığı, kabızlık, idrar yolları enfeksiyonları, böbrek taşları oluşumu gibi hastalıklara yakalanma riski bol su içimiyle azalıyor. Aslında sadece bu hastalıklar değil, dolaşımın düzgün olması, hücrelere ve organlara yeterince enerji taşınması, toksinlerin atılması gibi nedenlerle pek çok hastalık engellenmiş oluyor. NCI ( Uluslararası Kanser Enstitüsü) yaptığı çalışmada günde 5 bardak veya daha fazla su içen kadınlarda kalın bağırsak kanseri gelişmesi, 2 bardaktan daha az su içen kadınlara göre % 45 daha düşük bulunmuş. Harvard Halk Sağlığı Yüksekokulunun araştırmasında çok sıvı ve özellikle su tüketenlerde safrakesesi kanser riskinin de azaldığı tespit edilmiştir. Bol su tüketimi idrar yolu ve mesane kanserini önlemede de etkili. Bol su, bedenin yağ depolamasını da azaltıyor.
ÇAY-KAHVE SUYUN YERİNİ TUTMUYOR
Pek çoğumuz gün boyu bol miktarda çay kahve tüketiriz. Belki onlar da sudan oluşuyorlar ama, kafein içerdikleri için, böbrekleri uyarırlar ve sonuçta içilen su kadar sıvı vücuttan atılarak hiçbir yarar sağlamaz. Belki hafif bitki çayları biraz daha faydalı, fakat yine onlar da saf suyun yerini tutmuyorlar.
SUSAMAYI BEKLEMEYİN
İnsanların çoğu su içmek için susamayı beklerler, yeteri kadar da su içmezler. Susuz kalan bir vücutta kanın akışkanlığı azalır, vücut güçsüz ve yorgun düşer, hatta kanın beyne akışı yavaşladığından zihin de bundan etkilenir, insanın dikkati azalır.
KENDİNİZİ BOL SU İÇMEYE ALIŞTIRIN
Eğer bol su içmek gibi bir alışkanlığınız yoksa, yavaş yavaş buna kendinizi alıştırmalısınız. İlk zamanlarda sık tuvalete gitme ihtiyacı olabilir, ama bu sizi rahatsız etmemeli. Çünkü bir süre sonra vücudunuz alışır ve bu durum normale döner.
* Günde en az 1,5-2 litre su içmeyi hedeflemelisiniz. Mümkün olursa bu miktardaki suyu bir sürahi veya şişeye doldurup, günün sonuna dek bitirmeyi deneyin.
* Sabahları güne ılık veya sıcak su içerek başlayın. Bu, güne daha aktif başlamanıza yardım edecektir. En az 1 su bardağı suyunuza, limon ya da 1 kaşık elma sirkesi ilave ederseniz, suyunuz daha da faydalı hale gelecektir. 1 su bardağı su yetmiyorsa 2 bardak için.
* Klorlu sudan uzak durun. Mümkünse kaynak suyu için.
* Çok soğuk, buz gibi bir su vücudunuza zararlı olabilir. Oda sıcaklığındakini tercih edin.
* Suyunuzu mümkünse cam şişelerde, sürahilerde bekletin. Sürahinizin içine koyacağınız bir parça çam çırası, hem suyun mikrobunu kırar, hem de suyunuzu içerken mis gibi bir orman havası hissetmenize neden olur.
* Eğer hava sıcaksa ya da bedensel aktiviteniz fazlaysa içtiğiniz suyu daha da artırın.
Size tavsiyem en az bir kaç hafta düzenli olarak bol su içmeyi denemeniz. Susamayı beklemeden günde en az 2 litre su için. Enerjinizin arttığını, yorgunluklarınızın azaldığını, hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Bir süre sonra cildinizin güzelleştiğini, pürüzlerin kaybolduğunu da göreceksiniz. Ve bunu deneyip bırakmayın sakın. Bir yaşam felsefesi haline getirin. Hayat kaynağı suyla, hayatınızı güzelleştirin.
İKİ FOTOKOPİCİNİN İBRETLİK ÖYKÜSÜ.
ERTEM EFENDİ, SEZAİ BEY ve *FOTOKOPİ *30 Ekim 2007 Salı * Ertem efendi ve Sezai bey, ellerindeki sermaye ile birer fotokopi dükkanı açtılar. Birinin dükkanı yolun bu tarafında, diğeri de karşısındaydı. Her ikisi de ellerindeki 15 bin YTl'Lik sermayenin 5 bin YTL'si ile birer fotokopi makinası almış, kalan paralarıyla da dükkan kiralayıp malzeme stoku ve diğer harcamaları yapmışlardı. İşler fena gitmiyordu... Sabah saat 09:00'da dükkanlarını açıyorlar, akşam saat 18:00'de kapatıyorlardı. Her ikisi de günde ortalama 600-700 fotokopi çekiyordu. Aradan biraz zaman geçti... ülkede yapısal değişimden falan bahsedilmeye başlamış ve yeni bir hükümet kurulmuştu. Çektikleri fotokopi sayısı her gün hızla artıyordu. Bir günde, binin üzerinde fotokopi çekmeye başladılar. Bu nedenle de akşam 19:00'a kadar çalışmak zorunda kalıyorlardı. Günler geçtikçe, fotokopi çektirenlerin sayısı arttı ve akşamları saat 21:00'e kadar çalışmak zorundaydılar artık. Ama mutluydular. Çünkü fotokopi makinalarının maliyetinin yaklaşık yüzde 30'unu kâr olarak çıkarmışlardı. Böyle giderse bir seneye kalmaz, fotokopi makinaları kendisini amorti ederdi. Bir sabah dükkan'dan içeriye takım elbiseli, beyaz gömlekli, temiz yüzlü genç bir adam girdi. Ertem efendi adamı "buyur" edip bir çay ikram etti. "Görüyorum ki çok yoğunsunuz, bu yüzden fazla zamanınızı almayacağım. Neden hemen bir fotokopi makinası daha almıyorsunuz?" "Alırı m a ma henüz bu makinanın parasını çıkarmadım. Önce bu makina kendini bir ödesin, sonra düşünürüz." "Bakın beyefendi, piyasalar hızla açılıyor ve genişliyor. Fotokopi ihtiyacı gün geçtikçe artıyor ve siz bu talebi ancak gece yarılarına kadar çalışarak karşılayabiliyorsunuz. Ben Amerika'da ekonomi tahsili aldım. Ekonominin genişlediği zamanlarda yeni yatırım yapmazsanız, çok büyük fırsatları kullanmamış olursunuz." Ertem efendi sordu... "İyi söylüyorsun da, bende şu an yeni bir fotokopi makinasına yatıracak para yok. Elimdeki para ile bu makinayı çeviriyorum." "Şu söylediğinize bakın... Ben bankacıyım, hemen bir imzanızla size kredi açarız ve yeni bir fotokopi makinasını yarın sabah bu dükkana getirebilirsiniz. Üstelik bir de eleman alırsınız, bu kadar yorulmazsınız ve evinize yine akşam 18:00 veya 19:00'da gidersiniz. Bu sayede ekonomiye ve işsizliğe de olumlu katkı yapmış olacaksınız." Onlar bunları konuşurken, fotokopi çektirmeye gelenler de kuyruk olmuşlardı. Talep adeta patlamıştı. Fotokopi çektirmeye gelenlerden biri diğerine "haydi diğer dükkana gidelim" dedi. Ötekisi cevapladı; "Ben oradan geliyorum, orada da kuyruk var." Ertem efendi biraz düşündükten sonra, genç, yakışıklı bankacıya döndü ve; "Benim rahmetli babam, 'ne iş yaparsan yap ama sermayenle yap, başkasının parasına güvenerek sakın iş yapma' derdi. Teklifine teşekkür ederim. Bu makina kendini ödesin, ikinci bir fotokopi makinası almak için, en az yüzde 70'i kadar parayı biriktireyim, o zaman yeni makina almayı düşünürüm. Borç almaya niyetim yok." Temiz yüzlü, genç bankacı, küçümseyen bir eda ile tebessüm ettikten sonra "çok pişman olacaksınız" diyerek dükkandan ayrıldı. Bankacının arkasından baktı... Karşı dükkan'a girdiğini gördü. Ertem efendi, başını iki yana sallarken fotokopi çekmeye devam ediyordu. Ertesi sabah dükkanını açtığı sırada, karşı dükkanın önünde bir pikap durdu. Yeni bir fotokopi makinasını indiriyorlardı. Belli ki Sezai, bankacının söylediklerine ikna olmuştu. Artık, bir günde çektiği fotokopi sayısı 2 bine yükselmişti ve gece saat 23:00'lere doğru evine gidebiliyordu. Birçok müşteri de kuyruk beklememek için, iki tane fotokopi makinası olan Sezai'nin dükkanına gidiyor ve bu nedenle de kendisi müşteri kaybına uğruyordu. "Hata mı yaptım?" diye kendisine sürekli soruyor ama babasının sözü hiç aklından çıkmıyor, sonra "doğru yapıyorum" diyordu. Çünkü babası yıllarca üretim ve ticaret yapmış, nice krizleri görmüş geçirmiş adamdı. Bir süre daha geçti. Sezai, bazı tadilatlar yaparak, yan dükkanı da içine kattı ve yeni bir makina daha aldı. Böylece üç makina ile çalışmak daha kolay olacaktı. Üstelik çalıştırdığı eleman sayısı da üç kişiye çıkmıştı. Sezai'nin bir günde çektiği fotokopi sayısı 10 bini aşarken, Ertem efendi, kendi başına çalışıyor, geç saatlerde eve gidiyordu. Aradan bir yıl daha geçti. Birlikte bu işe giriştikleri Sezai, artık Sezai bey olmuştu. Yeni aldığı lüks arabası,dükkanın önünde pırıl pırıl parlarken, şoförü de Sezai beyi oraya buraya, toplantılara götürüp getiriyordu. Üstelik artık Sezai'ninki sadece fotokopi dükkanı değil, koca bir kırtasiyeci dükkanıydı. Nasıl olsa firmalar vadeli bir şekilde kırtasiye malzemeleri veriyorlardı. Dükkan içinde yok yoktu.Ertem ise bir fotokopi makinasıyla, küçük dükkanında iş yapmaya devam ederken, biriktirdiği para ile yeni bir makina daha aldığında, Sezai'nin makina sayısı 5'e çıkmış, bu sırada sokaktai fotokopi dükkanı sayısı da beşe yükselmişti. Sezai'nin büyüme hızı çok çarpıcıydı. Ertem efendi, bir gece yatağına uzandı ve; "Babacığım, canım babacığım... bak bu sefer yanıldın. Senin verdiğin öğüdü tutmasaydım ben de en az Sezai kadar olacaktım. Bankacı haklı çıktı..." İçinden tam bunları söylemişti ki, birden kafasında önemli bir soru belirdi. "İnsanlar neden böyle deli gibi fotokopi çektiriyorlar ve kırtasiye malzemesi tüketiyorlardı? Herkes bu kadar zenginleşmiş miydi? Daha önceleri 1 tane fotokopi çektiren müşterileri, neden bu sıralarda 5-10 tane fotokopi çektiriyorlardı?" Sabah olduğunda doğruca dükkanına gitti. Bankacı'nın aylar önce geldiği zaman verdiği kartvizitini buldu. Hangi bankanın hangi şubesinde çalıştığını not ettikten sonra, dükkanı kapatıp doğruca o bankaya gitti, ama bankadan içeri girmedi. Dışarıda bekliyordu. Bir ajan gibi bankacının nereye gittiğini ve gün içinde ne yaptığını öğrenecekti. Biraz sonra bankacının elinde çantasıyla çıktığını gördü. O'nu izlemeye başladı. Bankacı doğruca, kendi dükkanlarının biraz ilerisinde bulunan üniversiteye gitti. Üniversitesnin içinde bir masası vardı ve öğrenciler kuyruk olmuşlar, fotokopi çektirmek için kredi formu dolduruyorlar, 15-20 dakika sonra da, yan masadan kredilerini nakit olarak alıyorlar ve doğruca fotokopi çektirmeye gidiyorlardı. Demek ki bu bankacı önce fotokopi çektirmek isteyenlere kredi açmış, işler patlayınca da fotokopicilere kredi ile makina satmıştı. Yani bir taşla iki kuş vuruyordu. Peki ya bu öğrenciler bir gün kredilerini geri ödeyemezse, babaları para gönderemezse ne olcaktı? Bu saadet zincirinin devam etmesine imkan yoktu. Öğrencilerin bu kredileri ödeyebilmeleri için, mezun olup iş bulmaları ve kendi gelirlerini artırmaları gerekiyordu. İki tane mezun öğrenci Sezai'nin yanında iş bulmuştu, fakat öğrencilere kredi kesildiği anda onlar da işsiz kalacaktı. Babasına bir fatiha okuyarak dükkanın yolunu tuttu. Dükkan'a geldiğinde, Sezai beyin lüks arabası yine yolun karşısında pırıl pırıl parlıyordu. Aradan bir hafta geçmemişti ki, Ertem efendi bir akşam evine gitmek için dükkanı kapattığında saat 18:00'di ve anormal bir gün olmuştu. Daha düne kadar iki makinasıyla 4 binin üzerinde fotokopi çekerken, bugün sadece 900 tane fotokopi çekebilmişti. Acayip bir durumdu. Ertesi sabah saat 09:00'da dükkanını açtı. Saat 10:00 olmasına rağmen sadece üç beş tane fotokopi çektiren olmuştu. Kapıyı kilitleyip doğruca üniversiteye gitti. Orası ana baba günüydü. Öğrencilerin anne ve babaları okulun önünde kızgın bir şekilde bağırıyorlardı. Aradan bir saat geçtikten sonra Ertem efendi olayın iç yüzünü öğrenmişti. Kısa bir süre önce birkaç öğrenci aldığı krediyi geri ödeyemeyince, bankacılar öğrencilere verdikleri kredileri geri çağırmışlardı. Kredisini ödeyemeyecek durumda olanlar faizler yükseldiği için daha da batağa saplanırken, artık hiç bir öğrenciye yeni kredi açılmıyordu. Vadesi geldiği halde kredisini ödeyemeyen öğrencilerin anne ve babalarına haciz işlemi başlamıştı. Ertem Efendi yeniden dükkan'a döndüğünde Sezai beyin dükkanında da anormallikler olduğunu sezdi. Genç bankacı ve Sezai bey hararetli bir tartışma içindeydiler. Bankacı, karşı dükkan'dan sinirli bir şekilde ayrıldıktan bir saat sonra, haciz memurları gelip dükkan'da ne var ne yoksa arabalara yüklemeye başlamışlar, bu arada toptan kırtasiye malzemesi satan iş adamları da Sezai'nin dükkanı'na üşüşmeye başlamıştı. Akşama saatlerine doğru, Ertem efendi birkaç öğrenci için bir yandan fotokopi çekerken bir yandan da karşı dükkanı izlemeye devam ediyordu. Bir çekici, dükkan'ın önüne gelip Sezai beyin pırıl pırıl lüks arabasını da alıp götürdü. Sezai'nin dükkan'daki bütün varlıklarını ve arabasını satsanız, borçlarının sadece yüze 80'ini karşılayabiliyordu. Çünkü, elindeki fotokopi makinalarını ve arabayı bir hafta önce en az 100 bin YTL'ye satabilecekken, şimdi bunların toplamı 50 bin YTL bile etmiyordu. Bu gelişmeler sonrasında elindeki varlıkların fiyatları yarıya yarıya düşmüştü ama borçlar aynı borçlardı ve faiz işlediği için de artmaya > devam ediyordu. Krediler geri ödenemediği için, bankalar da ciddi zararlar yazmaya başlamıştı. Aradan 15 gün geçtiğinde Ertem efendi'nin sokağında sadece 1 tane fotokopi çeken dükkan kalmış, diğerlerinin hepsine, kelepir fiyatlarıla bankalar el koymuştu. Ertem Efendi krizden etkilendi ama bir sene sonra bu krizden güçlenerek çıktı. Çünkü sokaktaki tek fotokopi dükkanı olmaya devam ediyordu. Günde bin beşyüz fotokopi çekiyordu ama, huzurlu ve mutluydu. Her akşam babasına dualar gönderiyor. Sezai Bey; Evini de haczettiler, eşi evi terketti. Şu an taksimde çiğ köfte satıyor. Eski günlerindeki ihtişamını diğer seyyar satıcılara anlatıyor. * Türk işletmelerinin yabancı para borçları 2001 yılında 36 milyar dolar iken 2007'nin sonları itibariyle 135 milyar dolara ulaştı. Bu işletmeler yatırım yapıyorlar, çünkü bu işletmelerin mallarına olan talep hala canlı. Sadece hizmetler sektöründe istihda m a rtıyor. Çünkü üretim sektörleri, ithal ürünlerle rekabet edemedikleri için, mal ithal edip satan hizmet sektörlerine dönüştüler. Bu yazıda geçen bazı sözcüklerin, Türkiye için Türkçe karşılıkları Fotokopi: mal ve hizmet Fotokopi makinası: Yatırım malı Öğrenci: Tüketici Fotokopi dükkanı : Türk işletmeleri Ertem Efendi: Özkaynakla büyüyen ama yavaş büyüyen muhafazakar Sezai Bey: Yabancı kaynakla büyüyen, risk alan yatırımcı Bu yazıda geçen bazı sözcüklerin, ABD için Türkçe karşılıkları Fotokopi: Mortgage'a dayalı kağıtlar (CDS'ler) Fotokopi makinası: konut ve gayrimenkul Öğrenci: Subprime mortgage tüketicisi, mortgage kredisi alan Fotokopi dükkanı : Mortgage şirketleri Bankacı : Mortgage şirketlerine kredi veren dev yatırım bankaları *ÖNEMLİ NOT:* Bu yazıyı bir kriz sinyali olarak yazmadım. Şu an ekonomimizde hala sorun yok ve dışarıdan para gelmeye devam ediyor ve panik yapacak birşey yok. Eğer bir sorun görürsek, "*Öğrenciler Artık Fotokopi Çektiremiyor*" başlıklı bir yazı yazacağız. Bu nedenle şiimdilik yabancılar ne yapıyorsa, siz de onu yapmaya devam edin. Onlar döviz bozdurup yüksek faize para yatırmaya devam ediyorlar. Onlar dövizlerini geri almaya başladıklarında sizler de yine onların yaptığını yapabilirsiniz. Çünkü bir gün dövizlerini aldıklarında, kelepir fiyatlara düşen fotokopi makinalarını ve fotokopi dükkanlarını toplamaya gelecekler. Celal DENİZ - Dernek Başkanı
Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Sivas ve Suşehri Bölgelerinde Ermeni Faaliyetleri Kitabı
* Suşehri Esenyaka Köyünden olan hocamızın bu istifade edebileceğinizi düşündüğümüz eserini sizlerin takdirine sunuyoruz.
Kitap Tanıtımı;
"Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Sivas ve Suşehri Bölgelerinde Ermeni Faaliyetleri"
Bu kitapta Ermenilerin 19. yüzyılın sonlarından itibaren özellikle Sivas ve Suşehri bölgelerindeki faaliyetleri ve isyan teşebbüsleri anlatılmaktadır. Bu dönemlerde adı geçen bölgeler Ermenilerin özellikle önem verdikleri yerlerin başında gelmekteydi. Ermenilerin toprak taleplerinin bulunduğu Doğu Anadolu'daki vilayetlerin en batısında bulunması ve yüz ölçümü ile Sivas'ın, Karadeniz'e açılma ve bölgenin Ruslarla mücadele edilen Doğu cephesinin en önemli ikmal yolunu oluşturması açısından da Suşehri ve Şebinkarahisar'ın son derece stratejik bir önemi bulunmaktaydı. Bu yönüyle gerek Sivas gerekse Suşehri ve Şebinkarahisar, 1880'lerden itibaren 1915'lere kadar bir çok Ermeni isyan ve terör hareketlerine sahne olmuştur. Ermeni komitacıların gerçekleştirdikleri bu öldürme, terör ve soygun gibi olaylar sırasında yüzlerce asker ve sivil Türk halkı hayatını kaybetmiştir. Yazar tüm bu gelişmelerden sonra Ermeni halktan komitacılarla işbirliği yapanların zorunlu olarak göç ettirildiklerini, fakat I. Dünya Savaşından sonra eski yerlerine geri döndüklerini anlatmaktadır. Kitapta ayrıca Batı kamuoyunda Türkiye'ye karşı Ermeni meselesi ile ilgili dile getirilen suçlamaların temelinde önyargıların, yanlış bilgilerin ve siyasi sebeplerin yer aldığı ve Ermeni Sorunu'nun Batılı devletlerin kışkırtmaları sonucu ortaya çıkan suni bir mesele olduğu net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Yrd.Doç. Dr. Gürsoy ŞAHİN
Adres: Afyon Kocatepe Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Tarih Bölümü ANS Kampusu, Gazlıgöl Yolu 03200 AFYONKARAHİSAR Cep; 0.542.8361696 - 0.272.2281311-174 (İş) gsahin@aku.edu.tr - tengirsek@hotmail.com
MESAJLARINIZ
Ad,Soyad :Siyami Boylu
E-mail :sboylu58@mynet.com
Mesaj :Suşehrim Yüce dağlarını karmı bürüdü, Al yeşil yazmalı güzel suşehrim. Kervanlar yol yaptı sende yürüdü, Ezelden ebede var olasın suşehrim. Hiç eskimezsin hep yenisin, Yeşil yaşmağın kılıçkaya barajın Sevenindir senin gardaşın, Helaldır gardaş senin aşın. Eksik olmaz sisin dumanın, Sonbaharda başlar karın boranın, Haber verir senin esen rüzgarın, Suşehrim seni il yapsın bürokratların. Buz gibi sular çıkar bağrından, Nehirler oluşur yeşil dağlarından. Koyunlar,kuzular beslenir sulağından, Aleme örneksin sen suşehrim. Kale köyümün boldur otağı, Can Suşehrim yiğitler yatağı, Anadolum evliyalar toprağı, Bülbüle gül olur can Suşehrim. Siyami BOYLU 2006 Siyami Boylu (c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Ad,Soyad : Bülent AYDIN
E-mail :bulent_aydin58@hotmail.com
Mesaj : ben askerim ama yinede üzüldüm iptal edilen piknik için çok özledim memleketimii herşeyin hayırlısıı beklee benii geleceğimm elbett suşehrimm
Ad,Soyad :Mürsel Karabal
E-mail :mursel_karabal@ismmmo.org.tr
Mesaj :çalışmalarınızda başarılar diler suşehri ile ilgili gelişelerden haberdar olursam sevinirim
Ad,Soyad :Adem Polat
E-mail :esmeradam1@yahoo.com
Mesaj :Suşehrili hemşehrilerim! Allah hepinize can sağlığı, vücut sıhhati, afiyet versin. İnşallah ilçemiz için, ülkemiz için, dünyamız için, insanlık için, dareyni saadeti kazanmak için hayırlı işler yapmayı nasip etsin. Allah'ın rızasını kazanma yolunda helal kazanç sağlamayı, hayırlı nesiller yetiştirmeyi Allah nasip etsin. Allah'ın ve Peygamberinin (S.A.S) yolundan bizleri ayırmasın. İki cihanda da bütün Ümmeti İslamı Aziz eylesin. dualarınızla Amin
Ad,Soyad :Harun Demir
E-mail :harun@armadizayn.com
http://www.armadizayn.com
Mesaj :selamun aleyküm tüm hemşerilerim.nasılsınız inşallah iyisinizdir. Ben suşehrini seviyorum ve ona layık bir web sitesi hazırlıyorum artık hemşerilerimizin iletişimi daha da gelişecek ve hızlanacak inşallah sizinde katkılarınızla sonuca ulaşacağız ankaradan herkese selamlar abdullah kardeşim sanada teşekkürler böyle bir site yaparak bizleri buluşturduğun için sağlıcakla kalın çok yakında suşeri portalıyla karşınızdayız.....
Ad,Soyad :Ali Can
E-mail :alicanxy58@mynet.com.tr
Mesaj :Televizyonlarda yayınlanan yerel proğramları izliyorumda,kendi memleketime hizmet edemeden terk ettiğime üzülüyorum.Çok küçük,değersiz gibi görünen metaların,çok büyük ve yerel tanıtıma katkıda bulunan önemli kaynaklar haline nasıl getirildiğini izlemek beni hem şaşırtıyor hemde memeleketim adınada üzüyor. Ülkemizde ilk kayak okulunun 1917 yılında Hiklmet KOYUNOĞLU tarafından İlçemizin bir köyü olan Buldur köyünde kurulduğunu biliyormuydunuz? Artık kahvehanelerden çıkıp birşeyler zamanı gelmedi mi? Torunlarımıza artık bitmiş olan kuru fasulyemizden başka bırakacak birşeylerimizin olması gerekmez mi?29.05.2006
Ad,Soyad :Ali Can
E-mail :alicanxy58@mynet.com.tr
Mesaj:Sevgili hemşehrilerim ilçemizde çıkan yerel gazetelerimizi okumak,ilçemizdeki olaylar hakkında bilgi sahibi olmak istemiyormusunuz?Sadece ilçemizi seviyoruz demek yetmez iletişim dünyamızın geliştiği çağımızda bilgi almak ve sonuçları ile ilgili yorumlara katılmak gerekir aksi halde ilçemize yeterli katkıyı yapamayız.Dernek yetkililerimizden ricam ilçemiz gazetelerinin sitemizde yayınlanması.Haberlerle ilgili yorum köşesinin açılmasıdır.Saygı ve Selamlar
Ad,Soyad :Şeref DEMİR
E-mail :gulnurfulya@hotmail.com
Mesaj :Bursa karacabey den öğretmen şeref demir. bu yaz emekli olup istanbula yerleşeceğim. derneklere katılıp arkadaşlarla tanışmak hasret gidermek istiyorum. üzümlü köyünden şeref demir fen bilgisi öğretmeni. karacabeyde okul yöneticisi olarak çalışyorum.isranbulda dershanelerde özel okullarda ve sürücü kurslarında görev almak istiyorum bu durumlarla ilgilenen arkadaşlar varsa haberlerini bekliyorum 0537 707 3685
Ad,Soyad :Selma Cengiz
E-mail :silmc@mynet.com
Mesaj :merhabalar.ben istanbul beşiktaştan selma.memleketimizin bir sitesinin olması çok sevindirici.memleketimi çok seviyorum ve tüm hemşehrilerimi selamlıyorum...
Ad,Soyad :Kazim Kadıoglu
E-mail :kadikazim@yahoo.com
Mesaj :çalışmalarınız için tebrik ediyor tüm memleketim insanlarına saygı ve selamlarımı iletiyorum. .. kazım kadıoglu emk.hava astsubay
Ad,Soyad : Mehmet BAŞPINAR
E-mail : meh_58_met@hotmail.com
Web Adresi : http://www.tatarkoyu.blogspot.com
Mesaj : Köyüm olan TATAR köyünün adresi bu. Girmenizi ve rahatlatıcı atmosferinde resimler arasında kendinizden geçmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
Ad,Soyad : Nurhayat İnan
E-mail : nurhayat-58@hotmail.com
Web Adresi : http://www.yigidolar.com
Mesaj : merhaba bızım bır sıtemız var bı sıteyı sıvaslı hemsehrilerimize tanıtmak ıstıyoruz lınklere eklemenız mumkunmu simdiden tesekkur ederım
Ad,Soyad : Mehmet Akkuş
E-mail : m.akkus@kgsprocess.com
Web Adresi :http://kgsprocess.com
Mesaj :Merhaba, Ben akıncılar, elibüyük köyündenim. Hemşerilerime selamlar
Ad,Soyad :Muammer Polat
E-mail :polat@berkeplastik.com
Mesaj :Dunyayı dolaşan biri olarak bu güzel çalışmanız için çok teşekkür ederim bana bir ihtiyacınz olursa lütfen arayın özellikle yabanı dillerle ilgili olarak ingilizce arapça hintçe ve rusçada size yardımcı olabilirim ayrıca suşehrinden bahçe içinde olan bir ev arıyorum köyüm zaten sınır kessikkaşköyü tel 0216 6587658 berke plastik ihracat müdürü
Ad,Soyad : Sadullah Saıt
E-mail :sadullah.s@hotmail.com
Web Adresi :www.koprudernegı.org
Mesaj :selam Makedonyadan sıtenızı cok begendık bızımde Makedonyada kultur sanat ve egıtım dernegımız var ınsllah makedonya"ya zıyarete gelırsınız bız burda sızlerı hızmete bulunuruz ogrencılerımız rehberlık yaparlar zaten Turkıyeden derneker artık Makedonyayı genel den gezıyorlar ınsallah sızlerde gelırsınız. SELAMLAR sadullah.s@hotmail.com cep0038970587717
Ad,Soyad :Nuri Samur
E-mail :nsamur_1983@hotmail.com
Mesaj :merhaba ben ballıdere köyünden nuri samur sitenizi ziyaret etmek istedim siteniz çok güzel başarılarınızın devamını dilerim
Ad,Soyad : Aydın Toptaş
E-mail : teknosat_pc@mynet.com
Mesaj : ben suşehri erence köyünden ayşe toptaş tüm sevdiklerime selamlar vadi pikniğinde üvezli köyünde buluşmak üzere
Ad,Soyad: Bayram İnan
E-mail : bayram@ustunreklam.com
Mesaj : vadi yemeyini düzenleyen birlik beraberliyimizi büyük küçük herkese aşılayan bunun samimi örneyi olarak piknik gününü kararlaştıran herkese teşekkür ederiz suşehri gözköy derneği y k üyesi ve dernek adınatüm suşehri iline baglı dostlarımıza selamlar
Ad,Soyad : Erol Turan
E-mail : erologr@hotmail.com
Mesaj : suşehrililer olarak tanışmak ve kaynaşmak amacıyla faaliyetlerde bulunabiliriz ilçe ilçe halı saha futbol turnuvası takımlar köy dernekleri tarafından ayarlanabilir pazar sabahları eyüpsultan da sabah namazı ilk aklıma gelenenler hemşehrileimize selamlar
Ad,Soyad : AYDIN TOPTAŞ
E-mail : teknosat_pc@mynet.com
Mesaj : selamlar tüm suşehrine ve erence köyüne istanbul kayışdağından selamlar ayşe toptaş
Ad,Soyad : Remzi KELEŞ
E-mail : remzi_keles@ismmmo.org.tr
Mesaj : Değerli Heşerilerim Sürekli görüşüyor olsamda bir defa daha Sn.Başkanı kutluyor görevinde başarılar diliyorum. Dernekçilik malesef Gönül,Sabır,Fedakarlık işi bu yolda tüm gönül verenlere teşekkür ediyorum. Çünkü yapılanlar İlçemi Köylerimiz ve yöre halkımız için. Saygılarımla Kale Köyü Dernek Başkanı Remzi KELEŞ
Ad,Soyad : Alim Çelik
E-mail : yigidolar87@mynet.com
Mesaj : iyigünler bu siteye birde şehitlerimizle ilgili bir syfa açsanız iyiolurdu
Ad,Soyad : Salih ER
E-mail : allperen06_07@hotmail.com
Mesaj : Suşehri adına yapılmış en güzel steyi burda gördüm.Tebrikler. Tüm hemşerilerimize hayırlı uğurlu olsun.
Ad,Soyad : DAVUT YILDIRIM
E-mail : davut58tr@yahoo.com
Web Adresi : http://susehriatml.orgfree.com
Mesaj : Suşehri Ticaret Meslek Lisesi Bilgisayar Öğretmeni.
Ad,Soyad : Ömer Akay
E-mail : omer_faruk69@hotmail.com
Mesaj : selam benim suşehrinden pastaneci bi arkadaşım var adı rüçhan soyadını hatırlayamadım 1990 da mersinde denizci olarak askerlik yapmıştık tanıyan biri yada kendisi görürse msj ımı lütfen bana mail göndersin
Ad,Soyad : Sinan Tuna
E-mail : sinantuna1982@hotmail.com
Mesaj : Çok güzel çalışmalar yapıyorsunuz.Böyle devam edin siteyi çabuk güncelleRSENİZ DAHA İYİOLUR..teşekkürler.yardıma ihtiyacınız olursa mail atarsanız sevinirim
Ad,Soyad : Murat Koçer
E-mail : muratkocer58@hotmail.com
Mesaj : ben şu an vatani görevimi tekirdağ malkara da memleketimi çok özledim memleketten haberleri bizlerre ilertirseniz sevinirim
Ad,Soyad : Muammer Satılmış
E-mail : onlyyou_79@mynet.com
Web Adresi : http://www.ruzgarin.hikayesi.com
Mesaj : meraba susehrine gönül verenler susehrinin tanıtımı için elinden geleni gösteren arkadaşlara saygı sevgilerimi sunuyorum hep beraber el ele bu arada www.ruzgarin.hikayesi.com acıldı
Ad,Soyad : Sait YÜKSEL
E-mail : saityuksel58@hotmail.com
Mesaj : Hemşehrilerime Giresundan sevgi ve selamlarımı sunuyorum,Sitede emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum değerli site çalışanları sitedeki haberleriniz hep aynı değişik haber yayınlarsanız sevinirim,memleketimizde ne olup bittiğini ögrenmek istiyorum.Arkadaşlarıma ve Akrabalarıma sevgi ve selamlarımı sunuyorum.Saygılar.
Ad,Soyad : M.K
E-mail : mkirilmaz@mynet.com.tr
Mesaj : En mutlu anımda o taş gelir aklıma Aradan yıllar geçsede anısı taptaze Mahallenin çocukları çocukça yalanlarını söyler Yolunacak kirazların planlarını yaparlardı. Yaz aylarında Meltemin kokusu gelirdi Kendi olmasada hayali yeterdi Zaten dokunmaya kimin gücü yeterdi O bir yeldi ,rüzgardı onu kim avucunda tutabilirdi Onun adı sabır taşıydı ,sıradan bir taştı Benim içinse miheng taşı Bir o mu kaldı hatıralarda yada bir o taşmıydı gerçek olan Şu an yerinde yeller eser kimbilir hangi duvarda dert çeker. NOT:-Sabır taşı suşehrinin bir mahellesinde toplanma ve sohbet yeri olan orada büyüyen herkeste anısı olan bir büyük taştır.5 kıtalık şiirimin ilk üç kıtasını gönderiyorum hemşerilerime sevgi ve selamlarımı sunuyorum.
Ad,Soyad : ŞENOL
E-mail : senoleroglu@hotmail.com
Mesaj : Merhaba sevgili dostlar. İstanbuldan yazıyorum. Şebinkarahisarlıyım annem suşehrili. Siteyi yapan arkadaşı tebrik ediyorum. kısıtlı imkanlarla güsel olmuş... yıllardır şebinkarahisar'da Suşehri'de il olmaya çalışıyor. gerçektende o bölgede bir ile ihtiyaç var. acaba diyorum Şebinkarahisar ile Suşehri tek bir olamazmı. kültürü, örfü adeti bir halkız. il olduktan sonra iki şehrin büyüyerek birleşeceğine inanıyorum. her bir ilçeden ayrı ayrı talep işe yaramıyor. birlikten kuvvet doğar. birbirimizin arkasından çekiştirmelerde hiç işe yaramıyor...
Ad,Soyad : Ecevit Barış
E-mail : baranecevit@mynet.com
Mesaj : İstanbuldaki hemşerilerimiz biraraya çok zor geliyoruz ve suşehri gençlerini biraraya getirmek ve beraberlik sağlamanız için sağlam ve kalıcı adımlar atmak gibi bir niyeti olması lazım derneğimizin. Ve buna gerçekten gençliğimizin ve suşehrinin ihtiyacı vardır. Saygılarımla
Ad,Soyad : A.Cemil ÖZTAŞ
E-mail : cemil10@hotmail.com
Web Adresi : http://www.cemiloztas.com.tr.tc
Mesaj : İstanbul subemiz sanal alemde en azından gayret gösteriyor calısıyorda. Ankaradaki dernege gidiyorum hazır ankaradayken bicanlılık yokya ??? yoksabenmi göremedim?
Ad,Soyad : Turan Yıldız
E-mail : ayyildizmatbareklam@hotmail.com
Mesaj : iyi bir çalışma tebrikler ve teşeekkürler . yemekle ilgili tespitlere de katılıyorum
Ad,Soyad : A.Cemil ÖZTAŞ
E-mail : cemil10@hotmail.com
Web Adresi : http://www.cemiloztas.com.tr.tc
Mesaj : Sevgili Nejat Timur UYANIK kardeşim sana tamamen katılıyorum benimde dikkatimi çekti. Diger ilçeler, bırak ilçeleri köyler bile gurbette okuyan ögrencilerine maddi manevi destek cıkıyor, ilgileniyor ve deger veriyorlar. Fakat malesef bu Suşehri için gecerli deyil (yada ben göremedim) Bunu gittikçe düşen eğitim kaliteside gösteriyor zaten. ( ACABA BU YIL KAÇ GENCİMİZ ÜNİVERSİTELİ OLACAK SİZCE BİR ELİN PARMAKLARINI GECERMİ? ) cevabı ben vereyim MALESEFFF. Suşehrinde egitime ögrenciye o genç ve süper beyinlere değer verilmiyor fakat iş illik davasına gelince bahanemiz hazır ve yakınmalar su yönde > ''Bizim Ankara'da yeterli koltugumuz okumusumuz yok ondan olamıyoruz'' Bu sözün arkasına sıgınanlar bunu gidermek için ne yaptılar acaba? yada NEDEN? diye sordularmı hiç? Neyse asıl konudan uzaklastım sanırım. İnsanın içinde kanayan bir yara olunca bir başlayınca duramıyor malesef kafasını kaldırmadan yazıyor. İmlaya dikkat bile etmeden.
Ad,Soyad : Levent Özen
E-mail : levent016@hotmail.com
Mesaj : slm tüm suşehrinin güzel insanları.tüm hemşehrilerimin güzel ve mutlu günler geçirmesini dilerim.ayrıca suşehri'li olduğum için övünüyorum.tüm suşehri'lilerden isteğim;memleketimize sahip çıkalım.bu siteyle ilgilenen arkadaşlardan ricam,içeriğin arttırılması ve devamlı güncel tutulmasıdır.emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.saygı ve sevgilerimle levent özen.
Ad,Soyad : YÜKSEL ŞİMŞEK
E-mail : yuksel12@hotmail.com
Mesaj : suşehri sağpazar dernek başkan yardımcısı yüksel şimşek VADİMİZİN DÜZENLEDİĞİ YEMEĞE KATILAN BÜTÜN HEMŞEHRİLERİMİZE TEŞEKKÜR EDER SAYGILAR VSUNARIM. BİZZAT TOPLANTIMIZI ADET VE İNANÇLARIMIZA UYGUN SADE ,İÇKİSİZ OLMASI ÜYELET TARAFIDANDA MEMNUNİYETLE KARŞILANDIĞINI MÜŞAHADE ETTİM BU BENİ ÇOK MEMNUN ETTİ.BUNDAN SONRAKİ ÇALIŞMALARIMIZDA BÜTÜN HEMŞEHRİLERİMİZİ YANIMIZDA GÖRMEYİ ÜMİT EDİYORUZ.HERKEZE SAĞLIK MUTLULUK AİLELERİYLE UZUN ÖMÜRLER DİLERİM. YÜKSEL ŞİMŞEK DERNEK 2.BAŞKANI
Ad,Soyad : Doç. dr. Atalay SÖKMEN
E-mail : asokmen@cumhuriyet.edu.tr
Mesaj : merhaba, Suşehri Meslek Yüksekokulumuza da gerekli özen ve ilginin tesisini bekler, saygılar sunarım. Doç. Dr. Atalay SÖKMEN Suşehri MYO Müdürü
Ad,Soyad : Fikri KARAMAN
E-mail : dtozanly@tozanli.net
Web Adresi : http://www.tozanli.net
Mesaj : Sn. Başkanım, Suşehri'nin geçmişiyle ilgili bilgilerin bir kısımını uzun zamandır bilmekteyim. Sivas Sâlnâmelerini incelerken ilçenizi tanıma fırsatım oldu. Bu sâlnâmelerden 1890 tarihine ait olanını 2001 tarihinde günümüz alfabesine çevirerek yayınlattım. İlçenizle ilgili güzel bilgiler bulunmakta. Çalışmamda bunlarla ilgili detaylı bilgiler var. www.tozanli net sitesinden kitap çalışmalarım ile 1890 tarihli Sivas Sâlnâmenin içindekiler kısmına ulaşabilirsiniz. Selamlarımı sunar, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Fikri KARAMAN - Araştırmacı / Yazar www.tozanli.net 0 212 695 97 12 0 533 650 96 08
Ad,Soyad : Erdoğan ŞEREF
E-mail : erdoganseref@mynet.com
Mesaj : Ben Suşehirli değilim ama damadınızım aslen Sinop' luyum sitenize ilk defa giriyorum çok güzel Suşehirden evlendiğim için çok mutluyum tüm SUŞEHİRLİLERE selamlar
Ad,Soyad : Tuğrul Doğruyol
E-mail : tugrul_dogruyol@hotmail.com
Mesaj : Kültürel yozlaşmanın Suşehri boyutu... Suşehri Anadolu'nun şirin bir kasabası,şirin bir kasaba tabiri nedeniyle umarım sevgili hemşehrilerim alınmazlar.İl adayı olmamız gerekçe gösterilerek bu tür tanımlamalara eleştiri getirilmesi olası olması sebebiyle arkasından özrümüzüde diledik sayılır:)Bilmiyorum seyrettiniz mi yakın geçmişte vizyonda olan vizontele1 ve vizontele tuuba filmlerinde ben kısmen canım memleketimi kısmende olsa görebiliyordum.belki şive belki kısmi yöresel farklılıkları bir kenara bırakırsak.Memleketimdeki şirimlik her zaman beni mutlu etmiştir;çünkü samimiyete dair kavramların eskisi kadar güçlülüğü her geçen gün görünmez bir el tarafından yok edilmeye çalışılıyor.belki ekonomik şartlar belki iletişim mucizesi olarak adlandırılan internet ve tv kanalı sayısının önü alınmaz çoğalışı insanları daha farklı kulvarlara sokmakta çok zorlanmıyor.bu girişten sonra benim asıl değinmek istediğim konuya gelelim.Suşehri Belediyesi'nin yöneticilerinden istediğim bir hususu dile getireyim.Toplum olarak en büyük değerlerimizden birinin DİL olduğunu yadsıyamayız sizlerde takdir edersiniz ki!Suşehri'nde zamane adı verilen yapay kavrama uyum gösterilmeye çalışılıyor gibime geliyor.Yeni açılan işyerlerine verilen isimlerin yabancı sözcüklerle telaffuz edilmesi açıkçası beni rkahatsız ediyor.Birçok Belediye esnaflarla bu konuda bir araya gelmiş rica ve yönetmeliklerle bu işin üsütüne gitmiştir.Sonuçta bu ilçelerdeki veya vilayetlerdeki esnaf tabelaları güzel TÜRKÇE'min kelimeleriyle süslenmiştir.Bizim belediyemizinde bu konuda çalışma yapacağı umuduyla yazıyorum bu yazımı.hem çevre ilçelerin merkezi haline gelmiş güzel memleketim komşu,kardeş ilçelerine örnek teşkil etmiş olacak,hem de siz belediye yöneticilerimiz yapacakları bu icraatla yeni bir imaj yakalama fırsatı bulacaksınız.imajdan kastım belediyeciliğin sadece altyapı,itfaiye,çevre temizliği konularında bir statik kurum olmadığı ilçe sakinlerinin tüm sorunlarıyla ilgilenebilecek ve dinamik bir yol gösterici görevinide gerektiğinde üstlenebilecek bir kurum olduğunu bir anlamda ispat edecektr.ayrıca geçen mesajlarımdan birinde www.kardesinisec.com adlı bir çalışmanın gelir seviyesi iyi olmayan kardeşlerime yardım niteliğnde bir yol çizebileceğini ifade etmiştim.umarım bu konuyla ilgileniyordur sevgili idarecilerimiz.Tüm hemşehrilerimi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
Ad,Soyad : A.Mutlu SÖYLEMEZ
E-mail : akmutlusoylemez@yahoo.com
Mesaj :Değerli dernek yöneticilerimizi ve hemşehrilerimizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah yöremizi daha iyi konumlara taşınır duasıyla tüm hemşehrilerimizi derneğe ve derneğin gazete, web adresi gibi iletişim organlarına katkıda bulunması diliyorum. Ayrıca http://yukaribaru.sitemynet.com adresini ziyaret etmenizi ve tüm köylerimizin böyle bir site oluşturularak tanıtılmasını hemşehrilerimden istiyorum Saygılarımla
Ad,Soyad : Mehmet SUCAKLI
E-mail : mesucakli@mynet.com
Mesaj : SUŞEHRİ'NİN MERT, ÇALIŞKAN, DÜRÜST İNSANLARI. SELAM VE SEVGİLERİMİ SUNUYORUM. YAKINLARINIZA DERNEĞİMİZİ VE SİTEMİZİ TANITINIZ. ÖNCE BU ÇATI ALTINDA TOPLANMAYI BAŞARALIM. YAPILMASINI İSTEDİĞİMİZ KONULARI BİRLİKTE PLANLAYALIM. SELAMLAR
Ad,Soyad : Tuğrul Doğruyol
E-mail : tugrul_dogruyol@hotmail.com
Mesaj : Sayın yetkili... Merhaba, Ben Suşehriliyim.Size memleketime faydası olacağını düşündüğüm bir konuda öneride bulunmak istiyorum.umarım siz benden önce bu konu üstüne eğilmiştirsiniz ve beni mahcup edersiniz.bugün nette dolaşırken www.kardesinisec.com adlı bir siteye rastladım.bu sitenin kanuni niteliği ne kadar geçerlidir,siteyi kuran insanlar ne kadar güvenilir insanlar bilmiyorum.ama yapılan faaliyet yasal ve iyiniyet zemininde gerçekleşiyorsa takdire şayan diyebilirim.sayın yetkili eğer sizde Suşehri Kaymakamlığı kanalıyla bu kampanyadan yaralanması gerektiği düşünülen kardeşlerimizin tesbiti açısından bir organizasyon düzenleme gereği vardır.şimdiden teşekkür ederim. .Sanırım uygulama şöyle ihtiyacı olan çocuklar belirleniyor ve bu çocuklara ya4rdımcı olmak isteyen kişilerle tanıştırıyorlar.kardeşlerimizin eğitimine önemli katkılar sağlanıyor anladığım kadarıyla.birkaç ulusal gazetede haberi var bu organizasyonun.umarım ilgilenir ve bu konuda ayrıntılı bir araştırma yaparsınız.Saygı ve selamla... Tuğrul Doğruyol/Ankara
Ad,Soyad : Yavuz Yücel
E-mail : yavuzy34@hotmail.com
Mesaj : Saygıdeğer hemşehrilerim, Öncelikle tesaüdüfen karşılaştığım bu elektronik sayfanın hazırlanmasında emeği geçenleri içtenlikle kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Mesafeleri ortadan kaldıran, zaman sorununu önemli ölçüde çözen bu tür çabaların başarıya ulaşmasının temel koşulunun mümkün olduğunca çok hemşehriye duyurulması, onların bu sayfaları etkin biçimde ziyaretleriyle mümkün olacaktır. Bu sayaflardan hemşehrilerimizin haberdar edilmesi için basın sektöründe çalışan hemşehrilerimize önemli görevler düşmektedir.
Ad,Soyad : Yavuz Akıncı
E-mail : akinciyavuz@mynet.com
Mesaj : sevgili arkadaşlarım zaman buldukça internetten suşehrimizi herzaman inceliyorum ama yeni katılımcıları az buluyorum ama neden? neden yakınlarınıza arkadaşlarınıza suşehrili olupta ilçe dışında yaşayanlarımıza sitemizden bahsetmiyoruz neden katılımları gerçekleşmiyor bakın lazlar mezarlıklarını bile yakınlaştırmışlarken biz yaşayan suşehrimizden neden uzağız demekki faaliyetlerimiz yetersiz birlikte olmalıyız mesela bir sayfa hazırlansa suşehrililer o sayfa üzerinden sohbet etseler resim gönderseler belki ilkokuldaki ylılarınızda beraber olupta uzak kaldıklarınız o sayfadan tekrar sizi hatırlamazmı neden olmasınbelki ufak gördüğünüz bir görüşün memleketimiz için büyük değer taşımayacağı ne malum hemşerilerim hangi köylü olusan hangi mahalleli olursan ol ama memleketinden toprağından uzak olma kayılımlarım çoğalması ve fikirlerin ortaya atılması için varmısınız yoksanız neden?
Ad,Soyad : Yavuz Akıncı
E-mail : akinciyavuz@mynet.com
Mesaj :
sevgili hemşerilerim suşehrimiz artık devasal bir boyutta artık gazete manşetleri ve telrvizyonların merak ettiği ve tüm türkiyenin ilgilendiği bir konu suşehri neresi nerde ve neden hala il olmadı bu soruların cevabını yalnız biz mi biliyoruz neden herkese suşehrimizi tanıtmıyoruz memleketimi sorduklarında neden sivaslıyız diyorda suşehriliyizde demiyoruz bundan sonra hep beraber birlikte suşehrimizi yaşatalım tanıtalım ve koruyalım il olmak için elimizden ne gelirse yapalım bir elin nesivar iki elin sesi var o zaman hep birlikte varmıyız
Ad,Soyad : Atalay SÖKMEN
E-mail :asokmen@cumhuriyet.edu.tr
Mesaj : Sayın Dernek Üyeleri, 17.09.2004 tarihinden itibaren Suşehri Meslek Yüksekokuluna atanmış bulunuyorum. Amacım akademik yaşantım boyunca elde ettiğim bilgi ve deneyimleri Yüksekokulun gelişimine katkıda bulunacak şekilde aktarmak. Bu konuda sizin teşvik ve dayanışmanız bize ivme kazandıracaktır. Hali hazırda Şebinkarahisar MYO Cumhuriyet üniversitesi bünyesindeki ilçe Meslek Yüksek Okulları arasında en gelişmiş olanı. Hedefim üreten ve ürettiğini topluma kataran bir kurum oluşturmak. İşimin çok zor olduğunu, ancak imkansız olmadığını biliyorum. Saygılarımla, Doç. Dr. Atalay SÖKMEN SUŞEHRİ TİMUR KARABAL MYO Müdürü
Ad,Soyad : Cengiz Bucak
E-mail : cbucak@oib.gov.tr
Mesaj : Sitenizi ziyaret ettiğime dair, cevabi mesajınızı aldım. Çabuk cevap vermenize memnun oldum. Ben, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığında APK Daire Başkanı olarak çalışmaktayım. Şirin memleketimin güzel insanlarına yardımcı olabileceğim ne varsa elimden geleni yaparım. İş Tel: 0312 430 45 60 /1410 Halkımı çok seviyorum. Sizlere başarılar diliyorum. 2004 Yerel Yönetim Seçimlerinde Sarıyer'den Aday Adayı olmuştum. En fazla Suşehrili'nin olduğu bu ilçede Hemşehrilerimin bana gösterdiği ilgi ve alaka beni çok cesaretlendirdi. Bu vesileyle bana destek olan kıymetli halkıma bir kez daha şükranlarımı sizin aracılığınızla sunmak istiyorum. Ankara'dan Sevgi, Saygı ve Muhabbetlerimle. Suşehri / Kale Köyünden Cengiz Bucak
Ad,Soyad : Sururi POLAT
E-mail : sururipolat@mynet.com
Mesaj : Öncelikle böyle bir Web sitesi hazılandığından ötürü mutlu olduğumu belirtirim.Emeği geçen tüm arkadaşlara canı gönülden teşekkür ederim.Bu tür yayınların tüm Suşehri ve çevresinde yaşayan insanlara ulaşabileceğini düşünmek gelişmelerden tüm yöre insanlareımızın haberdar olmasını bilmek,biz ve bizden sonra gelecek kuşaklar için sonderece faydalı olacağına inanıyorum.Sitenin özellikle birleştirici, manevi ve milli değerle sayğı duyan.Ülkemizde ve dünyadaki tüm gelişmelerden bizleri haberdar eden bir haber kanalı olması.Ben olgusundan öte biz olgusunu insanlar aşılayan.Temel değerlerinde İnsana önem veren,evrensel bir düşünce tarzı benimseyen bir bu şekilde bir misyonu üstlenen site olarak arzu etmekteyim.
Ad,Soyad : nurullah yeşilyurt
E-mail : nurullah_tesilyurt@mynet.com
Mesaj : böyle kapsamlı bir site hazırladığınız için çok teşekkürlerimi sunuyorum ilerdeki faaliyetlerinizi takip edip mükemmeliğinizi taktir etmeye çalışacağım
Ad,Soyad : Semra Inal Caliskan
E-mail : semrai@yahoo.com
Mesaj : Dernek sayfasini tesadüfen gördüm, cok begendim. Bu bir baslangic olur ve sitemiz gelisir ümidiyle, Susehrili hemsehrilerime Stockholm'den sevgi ve saygilarimla. Daha sonra Tugrul kardesimin yazisini okudum. Ben de Susehri ne geldigimde bir kütüphanenin yoklugunu maalesef yasiyorum. Yurt disinda Türkcemizi unutmamak ve cocuklarimizin burada Türkceyi en güzel bir sekilde konusmasini saglamak icin verdigimiz cabayi yasayip görmenizi isterdim. Her yil Susehri ne geldigimde kütuphaneye gitmeyi ve oradaki ögrencilik yillarimi yasamak isterdim. Kütüphanemizi yazin da acin orada eski günleri yadedelim.Kültürlü bir gelecek istiyorsak bu sart. Her türlu kitap yardimi da toplayarak iyi bir kütüphaneye sahip ilunabilir. Kimbilir kimlerin evinde okunmayi bekleyen binlerce kitap var, onlara sahip cikalim. Yaza görüsmek ümidiyle Semra
Ad,Soyad : Ali Yilmaz
E-mail : asimburhan@hotmail.com
Mesaj : Boynuz kulagi gecmis. Yani sube olarak siz merkezden daha iyi bir sahifeye sahipsiniz. Buna hem sevindim hem üzüldüm. Sahifelerinden merkeze elestirilerimi ve teessüfümü iletemedim. Siz iletin lütfen. sizlerin de calismalarinda basarilar diliyorum. Ismail Yildiz liseden arkadasim, onada selam
Ad,Soyad : Y.Yaser ÇELEBi
E-mail : yasercelebi@hotmail.com
Mesaj : Teşekkürler bu site çok güzel olmuş şayet isteğim susehri.com almak çünkü susehri.com yazdığınızda şebinkarahisar çıkıyor bu saçmalık bunu lütfen dernek olarak ciddiye alın.A.Sarıca köyündenim.
BAŞA DÖN
|
|