|
Milli Mücadele'de İdam Edilen İlk İngiliz Casusu
MUSTAFA KEMAL PAŞA'YI BİR SUİKASTLE ORTADAN KALDIRMAK İSTEYEN İNGİLİZ CASUSU KÜÇÜK MUSTAFA
Bu günkü yazımızda,geçen yazımızın sonunda da belirttiğimiz üzere İngiliz gizli servisinin bugünkü Pakistan'ın Peşaver kentinde 8 yaşında bir çocukken keşfederek eğittiği bir ajandan,O'nun Milli Mücadele yıllarında Ankara'ya kadar giderek Mustafa Kemal Paşa'yı bir suikastle ortadan kaldırma girişiminden söz edeceğiz.İngilizler Hintli Müslüman bir ailenin ufak tefek bir çocuğu olan Mustafa Sagir'i (Küçük Mustafa) özenle eğitmişler ve ondan başarılı bir ajan yaratmışlardı.Bu kısa boylu,tıknaz,esmer adam daha önce Afgan emirini bir suikastle ortadan kaldırmış ve böylece bu konudaki ehliyetini fazlasıyla kanıtlamıştı.
O'nu İstanbul'a gönderenler kendisinin entelijans servisinin birinci sınıf adamı ve aynı zamanda Sir ünvanına sahip olduğunu belirtmeyi ihmal etmemişlerdi.Aslen İngiliz olmayan birine böyle bir ünvanın verilmiş olması,kendisinin ne kadar önemsendiğinin bir göstergesiydi.İngilizler Anadolu hareketinin,öyle Yunan ordusunun üstesinden gelebileceği bir hareket olmadığını biraz geç de olsa anlamışlardı.O halde düşmanı içinden vurmak,bu hareketin önderini ortadan kaldırmak işe yarayabilirdi.Onlar Mustafa Sagir'e Arapça,Acemce,Türkçe öğretmişler,kendisini b günler için eğitmişlerdi.Üstelik kendisine bu işi başarması halinde bir milyon İngiliz Lirası'da vaadetmişlerdi.
Mustafa Sagir İstanbul'da asla tanınmayacak şekilde incelemeler yaparak başladı.Geniş kenarlı hasır bir şapka giyiyor,kırmızı takma bir sakal ve kızıl renk verilmiş bir yüzle dolaşıyordu.Kimi zaman kendisini İngiltere ve Kanada'nın en büyük domuz ticaret tröstünün temsilcisi olarak tanıtıyordu.Böylece İstanbul'un çeşitli semtlerinde domuz kasapları açacaklarını söyleyerek,en kalabalık Müslüman semtlerini anlamaya çalışıyordu.Mustafa Sagir Türkiye'ye gelmeden,Türkler hakkındaki gizli dosyaları karıştırmış,oldukça geniş bilgi sahibi olmuştu.Sonuçta görevini başarabilmek için Hint Hilafet Komitesinin Fevkalade Temsilcisi rolünü oynamayı en uygun rol olarak benimsedi.Bu rolü İstanbul'da iyi oynayabilirse,bir yolunu bularak Ankara'ya gidebilir,Mustafa Kemal Paşa'nın güvenini kazanabilirdi.Kimbilir Milliyetçiler arasında belki de onun yerinde gözü olanlar ile de karşılaşabilirdi.
Önce adamları vasıtasıyla,daha önce öğrendiği İstanbul'un Müslüman muhitlerinde Hindistan'dan böyle bir temsilcinin geldiğine dair yoğun bir propaganda kampanyası başlattı.Her gün başka bir kılığa giren bu ajan artık bundan sonra başında fesi olan Mustafa Sagir yeni rolüne İstanbul'a yeni gelmiş bir yolcu kılığında iki bavuluyla Sirkeci'de bir otele inerek başladı.Tesadüf O'nu Hac ziyareti sırasında tanıştığı bir Hoca Efendiyle de karşı karşıya getirdi.Hoca Efendi büyük bir takdir duygusuyla ellerine sarıldı.Her gün camileri dolaşıyor,ezan okunurken ellerini kavuşturup başını göğsüne doğru indiriyor,Kelim-i şahadet getiriyordu.İngiliz boyunduruğu altındaki Hint Müslümanlarının acıklı durumundan söz ediyor,İngilizler ortadan kalkmadan İslam alemine rahatlık olmadığını Hint Müslümanlarının Türk bağımsızlık savaşını hayranlıkla izlediklerini,Türklerin kahramanlıklarına hayran olduklarını söylüyordu.
Mustafa Sagir'in adı ve misyonu kısa sürede İstanbul'da yayıldı.Adının etrafında adeta bir sevgi halesi oluşmuştu.Onun varlığı Ankara'nın İstanbul'daki adamlarının gözünden kaçmadı.Eyüp Sultan'da Rıza adlı Türk subayıyla bir araya geldi.Ona Hindistan'da Hilafet Komitesinin gizli toplantısında Türklere para yardımı yapılmasının kararlaştırıldığını,bir ayda altı yedi milyon İngiliz Lirasının toplandığını söyledi.Mustafa Sagir bu son sözlerinin Rıza Bey üzerinde umduğu etkiyi yarattığının farkındaydı.Farkında değilmiş gibi sözlerini sürdürdü.Asıl görevini bu yardımı Türkiye'ye ulaştırmak olarak tanımladı.
Sonraki günlerde Mustafa Sagir bir ara Fransızlarca Hint Hilafet Komitesi üyesi olarak tutuklandı.Sonuçta kendisinin Bulgaristan üzerinden İnebolu yoluyla Ankara'ya gitmesi planlandı.Oyun o kadar inandırıcı oynanıyordu ki,İngilizler Sirkeci İstasyonunda kendisine pasaportundaki tarihin iyi okunmadığını ileri sürerek güçlük çıkartmaktan geri kalmamışlardı.Diğer taraftan Mustafa Sagir bir ara Yunanlılar tarafından da tutuklanmış,bütün bunlar onun bir ajan olma ihtimalini oldukça zayıflatmıştı.
Mustafa Sagir,İstanbul'dan ayrılmadan İngiliz gizli servisiyle Ankara'dan ne şekilde bilgi ulaştıracağını da saptamıştı.Mektuplarını Ramiz adına bir gazete yazarı vasıtasıyla gönderecekti.Mektubunda orada gördüğü muameleye ilişkin şatafatlı sözler yer alacak,ayrıca milyonlardan söz edecekti.Asıl bilgileri kimyevi usullerle yazacağı gizli yazılarla ulaştıracaktı.Mustafa Sagir İnebolu ve Kastamonu üzerinden Ankara'ya ulaştı.Yeni Gün Gazetesinde Hint Hilafet Cemiyeti Delegesi sıfatıyla bir mektubu yayımlandı.
Mustafa Sagir mektuplarını Dahiliye Vekili Adnan Bey (Adıvar) vasıtasıyla gönderiyordu. Adnan Bey'in dikkatini çeken hususlar mektupların çok işlek bir İngilizceyle yazılmış olması,ayrıca bir mektuptaki <Ankara'da Alman yoktur,Hintli de yoktur.Yalnız Ankara'ya gelip Türk hizmetine girmiş olan Hintliler vardır.> cümlesiydi.Derhal polis ve posta müdürlerini çağırtarak Mustafa Sagir'in ve kaldığı Hürriyet Oteli'nin kendisine hissettirilmeden sıkı bir gözetim altına aldırdı.
Mustafa Sagir,Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesinde de bütün becerisini kullanarak başta para konusu olmak üzere birçok vaatlerde bulundu.Ancak tüm çabasına karşın kendisinden beklediği iltifatı göremedi.Görüşme soğuk bir havada gerçekleşti.Görüşme sırasında Mustafa Sagir'e inanan Yunus Nadi Bey Mustafa Kemal Paşa'dan O'nun hakkındaki düşüncesini öğrenmek istemişti.Mustafa Kemal Paşa <Casustur,casus> cevabını verdi.
Mustafa Sagir Ankara'daki havanın yavaş yavaş aleyhine dönmekte olduğunu hissetmişti.Bu nedenle ayrılmak istediğini Adnan Bey'e (Adıvar) bildirdi.Söylediğine göre biran evvel Hindistan'a dönmeli,vaat ettiği yardımları getirmeliydi.Ancak Adnan Beyin tavrından işlerin sarpa sardığını görmemek olası değildi.Emin olduğu bir şey varsa,Türklerin böyle ince işlere aklı ermeyeceğinden mektuplarındaki gizli mesajlara ulaşamayacakları kanısıydı.Oteline döner dönmez bir önlem olarak bazı gizli kağıt ve belgeleri yakarak ortadan kaldırdı.Ecza şişelerini tuvalete döktü.Kendisinden şüphe ediliyor olsa da,aleyhinde bir kanıt bulunamayacağı düşüncesiyle teselli buldu.
Ancak bu sırada Kimyager olan Refik Bey,Mustafa Sagir'e ait mektupların bütün gizli metinlerini ortaya çıkarmış.bulunuyordu.Hakkındaki kanıtlar o kadar güçlüydü ki,İstiklal Mahkemesi Mustafa Sagir'i ölüm cezasına çarptırmakta tereddüt etmedi.Aynı gece idam sehpası saat ikiye doğru Karaoğlan Meydanına getirilerek dikilmişti.O zamanlar ölüm cezaları sanıkların gıyaplarında verildiğinden,mahkumun bu durumdan haberi yoktu.Görevliler saat dört civarında cezaevine gittiklerinde Mustafa Sagir uyuyordu.Kendisini hücresinde uyandırıp,müdüriyet odasına davet edenlere <ne istiyorsunuz,ne var efendiler> sözleriyle karşılık verdi.Ancak Mustafa Sagir durumu kavramakta gecikmedi.Bunu <demek son saatimiz geldi> sözleriyle dile getiriyordu.Kendisini bir titreme almıştı.Giyinirken kendisini yaralayıp infazı erteletmek düşüncesiyle yanında sakladığı keskin bir makası gizlice cebine koydu.Hücreden çıkarlarken tuvalete gitmek istediğini söyledi.Tecrübeli başgardiyan Hüseyin Efendi böyle bir ihtimali hesaba kattığından üzerini arayacağını bildirince,Mustafa Sagir planını hemen uygulamak istediyse de bileğine yapışan demir bir el buna izin vermedi,keskin makası elinden aldı.Müdüriyet odasında durum kendisine ifade edilerek bir ihtiyacının ve vasiyetinin olup olmadığı soruldu.Mustafa Sagir,bir kalem kağıt istedi.Bir mektup yazmaya koyulmuşken <mektubu istediğim yere vermeyecekseniz ,boşuna yazmayayım> dedi.Kendisine bu konuda güvence verildi.İngiliz Konsolosuna yazdığı mektupta İngiliz Hükümetinin verdiği görevi sonuna kadar ifa ettiğini,hiçbir sırrı ifşa etmediğini,idam edilmeye götürüldüğünü ve okuldaki kardeşine iyi bakılmasını bildiriyordu.Sıra dini telkine gelmişti.Mustafa Sagir Hoca Efendiden Meryem Suresini okumasını istedi.Ancak bitirmesini beklemeden <yeter> diyerek ayağa kalktı.Abdest alıp namaz kılmak isteyip istemediği sorulduğunda <hayır> cevabını verdi.Tövbe etmek isteyip istemediği sorulunca bunun Allah ile kul arasındaki bir mesele olduğunu söyledi.Mahkemedeki üçyüz lirasının Hocaya verilmesini vasiyet etti.Dolaptan çıkarılan beyaz gömlek güçlükle giydirildi.Yaftası iliştirildi.Gardiyanlar mahkum yürüyecek durumda olmadığından kollarına girdiler.Daha sonra kapıdaki iki jandarmaya teslim ettiler.Bu sırada kelepçelenmesi gerektiğinden kolundaki saati çıkarıp gardiyanlardan birine verdi.Karaoğlan Meydanı'ndaki infazı izlemek üzere büyük bir kalabalık toplanmıştı.Mustafa Sagir'in ayakları artık hiç tutmuyor,bu nedenle iki jandarma kendisini adeta sürüklüyorlardı.
Lüks lambalarının aydınlattığı sehpanın önünde İstiklal Mahkemesinin kararı yüzüne karşı okundu.Mustafa Sagir yavaş yavaş o bitkin halinden sıyrılmış,daha metin bir hal almıştı.İdam sehpasının altındaki masaya doğru kendisi yürüdü.O sırada cellat kendisine iri bir zeytin tanesi uzattı.Yutması halinde zahmet çekmeyeceğini söyledi.Mustafa Sagir zeytin tanesini almadı,kısa boyuna ve şişman vücuduna rağmen masaya çevik bir hareketle sıçradı.Kalabalık mahkumun son anında bu cesaret ve soğukkanlılıktan hayrete düştü.Cellatta masaya çıkarak yağlı ipi,casusun boynuna geçirdi.İlmiği biraz sıkarak düğümü boynundan sol tarafına getirdi. Mustafa Sagir gözlerini kapamış,kıpırdayan dudakları bir şeyler mırıldanıyordu.Cellat aşağı inerek jandarma subayının yüzüne baktı.Gerekli işareti alır almaz masaya şiddetle bir tekme yapıştırdı.Mustafa Sagir'in sallanan vücudu birkaç kez debelendi.Cellat casusun ayaklarına sarılarak aşağıya çekmek suretiyle ölümü çabuklaştırdı.Hükümet doktoru yaptığı muayene sonucunda Mustafa Sagir'in artık yaşamadığını resmen bildirdi.
|