taskoprudenesintiler.sitemynet.com
Taşköprü'den Esintiler/ Anasayfa Foto Galeri 1 Foto Galeri 2 Foto Galeri 3 Foto Galeri 4 Kuyu Kebabı Küçüksu Göleti Foto Galeri 5 Atatürk Basından Dosya Eğitim Etkinlik Taşköprü'den Arşiv Rıfat Ilgaz Arşivi Söyleşiler Konuk Defterim Künye- İletişim ve Linkler

Basından

Ana Kategori : Basın Yayın
------------------------------

24. Taşköprü'nün sesi
taşköprü'nün sesi festival 2005 gezi atatürk cide ve öğretmenevi kültür sanat
http://taskoprununsesi.sitemynet.com/

http://www.celiknet.com/arama/?k=1&ka=1

uslanmak Foto:a_sahin.jpg

Taşköprü Belediye Başkanlığı
Belediye web sitemize hoşgeldiniz
--------------------------------------

SİTELER

Taşköprü'den Bakış

Taşköprü'den Esintiler

Gökırmak

Taşköprü'nün Sesi

KTS Kastamonu da

Hayırlı olsun

www.taskopru.gov.tr

TASKÖPRÜ BELEDİYESİ E-MAİL ADRESLERİ
Muzaffer YILDIZ
http://www.xpcafe.com

KASTAMONU TAŞKÖPRÜ SİTEMİZ İKİ YILDIR YAYINDA
erolkara
www.eksioglultd.com

Taşköprü Belediye Başkanlığı Forum Ana Sayfası -> SİTELER Tüm saatler GMT +2 Saat

1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

http://oyhanhasan.sitemynet.com/oyhanhasanbildirki/id5.htm

Varlık ÖZMENEK
ozmenek@ada.net.tr


''Niçin Yok Sol Kanadı?'' Türkiye'nin




Soru güncel, sorun yaşamsal...

“Türkiye’nin engin bir çölü andıran yol’suzluklar ve sol’suzluklar vadisinde garip bir hayal ve topuk oyunlarından başka bir şey görebiliyor, duyabiliyor musunuz siz?..”(1) diye sorduğum bugünlerde, soru işaretimi paylaşan, hatta bir ölçüde yanıtlayan bir kitap çıktı piyasaya; sıcağı sıcağına sizlere duyurayım:

“Sabiha”, Remzi Kitabevi, birinci basım: Ekim, 2004

Yazarı: Refik Erduran

Sadece Türk basın tarihindeki yeri ve önemi açısından değil, dünya basın (medya) tarihi içindeki evrensel değeri yönünden de benzersiz özgürlük demokratik mücadele niteliğindeki anıt-emek bir ömrün sahibi olan Sabiha Sertel’in anlatıldığı kitaba kayıtsız kalabilir miydim?

Ankara’da Atakule’de gezinirken geçenlerde, bir kitap satış sergeninde gördüm. Kapakta Sabiha Sertel’in gençlik fotoğrafı; sararan ama solmayan, hatta şafak sökümü renk düzeniyle dikkat çekiyor. Belki de bana öyle geldi... “Kapak: Ömer Erduran”

Arka kapağı çevirdim. Bir solukta okudum. Nefes kesici. Eğer okuyacaksanız baştan sizi uyarayım, derin bir nefes alın. Aynen şöyle:

" İdam talebiyle İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan kocasına bir dostu, yemeğe davet ettiği yargıçlardan haber getirdi:

Adamlarla bol bol yiyip içtik, hoşça vakit geçirdik. Senin durumunu sordum arada.
Evet?
Kararlarını sana söylemeye geldim.
Söyle!
Sakın üzülme. Seni asacaklar kardeşim!...
Baştan sona ömrü böyle trajikomik çılgınlık ortamlarında geçmiş, dopdolu siyasal yaşamı Nazım Hikmet’le tanışınca daha da ivme kazanmış Sabiha Sertel’in öyküsünü anlatan Refik Erduran, tüm önemli kişileriyle dönemin çarpıcı bir panoramasını da çiziyor.

Nazım Hikmet, Mehmet Ali Aybar, Aziz Nesin, İlhan Selçuk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Hasan Ali Yücel, Muhsin Ertuğrul, Behice Boran, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Burhan Felek, Ahmet Emin Yalman, Refi Cevat Ulunay, Yusuf Ziya Ortaç, Falih Rıfkı Atay, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yunus Nadi, Berin Nadi, Behçet Kemal Çağlar, Vala Nurettin Va-Nu, Selim Sırrı Tarcan, Şükrü Kaya, Hicabi Dinç, Ali İhsan Göğüş, Orhan Birgit, İsmail Bilen ve başkaları...

Tanıdığı, incelediği, pek çoğunun yakını olduğu bu kişilerin portrelerini de sözünü sakınmadan dikkatinize sunuyor yazar.

Gerçeklerden kaçmayanlar için...”

Sizi bilmiyorum ama bendenizin nefesi kesildi; “Sabiha” ile birlikte saydım –bir de siz sayın- 27 tanınmış isim..." ve başkaları..." ve de tekraren; “Tanıdığı, incelediği, pek çoğunun yakını olduğu bu kişilerin portrelerini...sözünü sakınmadan sunuyor yazar.”

Bir daha, bir daha okudum...

“Gerçeklerden kaçmayanlar için...” olduğuna göre, doğrusunu isterseniz daha çok da mesleğim adına zorunlu, bu arka kapak yazısının en altında yapışık etiketteki fiyatı ödeyip aldım kitabı: 9.500.000 T.L.

Eve gidene kadar elimde evirip çevirdikçe nefesim daha da kesildi.

Nedenini de söyleyeyim:

Çünkü kitap topu topu 183 sayfa! Ve hepsini okuyacağız!

*** *** ***

Açtım okuyorum: “Önsöz”(s.7)

İlk cümle: “Seçenek üretecek sol kanadı olmadığı için Türkiye pırpırlıyor.”

Nefesimin bir kez daha kesildiğini söylememe gerek var mı? Başta ‘Sabiha’... 27 portre ‘ve başkaları’,‘incelendikten’ sonra... bu 183 sayfalık kitapta bu tesbit ile birlikte bir yanıt da aranıyor; işte ikinci cümle; işte bir soru:

“Niçin yok sol kanadı?” (Türkiye’nin tabii...)

Üç, dört ve beşinci cümleler de şöyle: “Sorunun aranmasına komünist partisinin geçmişini incelemekle (yine dikkat! ‘incelemek’diyor yazar. V.Ö.) başlamak gerekir. Siz ister yanında olun, ister karşısında, önce onun konumunu görür, sonra sol yelpazede kimin nerede yer aldığına bakarsınız. Türkiye’de bu yapılmadı ve yapılmıyor.”

Kısacası, Refik Erduran, “Türkiye’de bu yapılmadı ve yapılmıyor” dediği işe koyuluyor. Geriye kaldı 176 sayfa?..

Okuyup bitiriyorsunuz; Sabiha Sertel’in Türkiye ve dünya için müstesna anısı ile anıtsal “Roman Gibi”(2) anılar kitabının pençe pençe gagalanarak işportalanmasıyla birlikte günlük deyimle ‘kapkaç’lanması ve kapkaça pey verilmesi eylemine tanıklık duygusuna kapılıyorsunuz. Kurban bayramlarındaki ulusal post kapkaç gerilimleri gibi bir şey mi yoksa? Tek cümleyle kitabın tek cümlelik 5. Sayfasındaki çekirdek yazılımı, “Sabiha”nın varisine şükran ifadesi: “Annesi kadar yiğit Yıldız Sertel’e...”

Hedef; Sabiha Sertel’in anıt emeğinin soyularak yağmalanması payı!

Aslında “Sabiha”nın yazarına bir şükran ifadem olacak ama, yazının sonunda.

*** *** ***

Her kitap değerlidir. Bu da öyle. O ki, değerini siz biçecek, siz çözeceksiniz.

Şüphesiz okunmasında, bilinmesinde yarar var. Bir örnek. 1945 yılının başları. Okuyalım:

“Sabiha kolları sıvadı, kısa sürede hazırladı dergiyi. Önce adını koydu: Gazetedeki sütunun başlığı olan Görüşler.

En önemli sorun yazar kadrosunu kesinleştirmekti. Bayar takımının (Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan’ı kastediyor. V.Ö.) ikinci sayıya yazı verme vaatlerini sağlama bağlamak için onlara mektup yazdı. Adlarını kapakta ilan edileceğini bildirdi, izinleri olup olmadığını sordu. ‘kesinlikle sözümüzü tutacağız, ilan edebilirsiniz’ diye yazılı yanıt aldı.

Başkalarından da yazı istedi. Ziyaretine gittiği Halide Edib (Adıvar) kadroyu sordu, duyduğu adları beğendi, yalnız Behice Boran’a takıldı.

- Onunla bir toplantıda buluşmuştum. ‘Küçük dağları ben yarattım’ gibi bir edası var. Benimle öyle küstahça konuştu ki, azarlamak zorunda kaldım...”(s.121)

“Sabiha”nın içkinliğinde bu sefer hedef; Behice Boran!

Paydaş kim? Halide Edib.

Devam ediyoruz: “ (Köşeli bir ayraç açılıyor) İftira etmiyordu Halide Hanım. Gerçekten de Behice Boran herkese tepeden bakan, kavga çıkarmak için fırsat kollayan, bulamazsa yaratan bir kadındı. Girdiği odada hava gerginleşirdi hemen. Bir süre işbirliği yaptığı Mehmet Ali Aybar’ın ‘güler yüzlü sosyalizm’ sloganının tam karşıtı bir ‘çatık kaşlı sosyalizm’ temsilcisi gibi konuşur, övgüleri bile azara benzerdi. Böyle bir tipin Barışseverler Cemiyeti kurup başkanı olması da toplumumuzun tuhaflıklarındandı. (Köşeli ayraç kapanıyor) “

Şimdi kitaptan ayrılıp, bu olaydan yaklaşık dört yıl önceye gidelim. Yıl: 1941. Yurt ve Dünya Dergisi’nin Mayıs, 5.sayısında “Halide Edib’in Yeni Romanları” başlıklı bir yazı yer alıyor; Dr. Behice S. Boran imzalı. Sosyolog gözüyle Boran, Adıvar’ın “Sinekli Bakkal” ile “Tatarcık” romanlarını inceliyor...Yıllar sonra, benim de Genel Yayın Yönetmeni olduğum “Bilim ve Sanat” dergisinde bu yazı sadeleştirilerek yayımlandı. Son bölümünü buraya aynen alıyorum; şöyle diyor Boran, 63 yıl önce:

“ Özetle diyebiliriz ki, Halide Edib dinsel tutuculuğa ve doğmalara karşıdır ama kendisi dindar ve gizemcidir. Halkçıdır; çalışan insana değer verir, ama toplumda soylular sınıfının da önemli bir yeri olduğu kanısındadır. Toplumsal sorunlarla ilgilidir, onların çözümlenmesini ister; ama bu işlerin merkezi bir örgütle değil, bireysel girişim ve yardımseverlikle yapılmasından yanadır, hatta ancak bu yolla yapılabileceğine inanmıştır. Bazı yapıtlarında savaşımcı gibi görünür, ama gerçekte sevgi ve inandırma yoluyla sonuç alınmasını yeğler. Halide Edib’de geçmişe özlem vardır. Onun görüşüyle, kuşkusuz geçmişin yanlışları çoktu, değişmeli idi ve değişti de... ama geçmişten kalma, korunabilecek değerler de vardır. ‘Eski aslında güzeldir, değerlidir; düzeltilip onarılıp kullanılmalıdır. Bunun için Halide Edib devrimci değil reformcudur (ıslahatçıdır) ve aslında tutucudur.” (Bilim ve Sanat, Sayı:84, Aralık 1987, s.40, Sadeleştiren: R.İnanç)

Şimdi dönüyoruz “Sabiha”ya...

Anlaşılıyor ki, Halide Edib’in Behice Boran’a o günlerde ‘takılması’ sebepsiz olmamalı.

Peki “Sabiha” nın yazarının Behice Boran’a takıntısı ne? Saldırmasına sebep ne? Ona; “Böyle bir tipin Barışseverler Cemiyeti kurup başkanı olması da toplumumuzun tuhaflıklarındandı” dedirten tuhaflık ne?

Şu olabilir mi?

Kitabın kapağını çeviriyorsunuz birinci sayfada yazarın tanıtımı, okuyalım, ilk cümle: "REFİK ERDURAN İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den Lisans (B.A.) derecesini aldıktan sonra Master eğitimini Cornell Üniversitesi'nde, askerliğini Kore Savaşı sırasında Türk Tugayı'nda yedek subay olarak yaptı..."

V.b... Sona yakın; "Gazete, TV ve tiyatro oyunu yazarlığı alanlarında yerli ve yabancı ödüller aldı..."V.s...

"Sabiha"nın yazarı, ilk cümlede; "Kore Savaşı sırasında Türk Tugayı'nda yedek subay!"

Yazar Kore'de çarpışırken Behice Boran'ın yaptıkları, anlaşılır şey midir?

"Böyle bir tipin Barışseverler Cemiyeti kurup, başkanı olması..." Ve de Kore Savaşı'na karşı protesto eyleminde bulunup, hapse atılması ve hayattaki tek çocuğu 'Dursun bebe'yi hükümlüyken doğurması...

"Toplumumuzun tuhaflıkları..!"

Gel de takılma Behice Boran'a...

*** *** ***

Yukarıda söz vermiştim; şimdi sıra “Sabiha” nın yazarı Refik Erduran’a şükran bölümüne gelmeli.

Hele hele şu günlerde...

Ya, Sabiha Sertel’i piyasa şartlarında soyup işportalamaya kalkışmayıp da, ölümsüz değerine dünya önünde bir selam vereydi?

Ya, Behice Boran’a nasyonal şartlarda saldırıp aşağılamaya kalkışmayıp da, -yoluna ve soluna karşı da olsa- unutulmaz mücadelesine bir selam göndereydi?

Ya! Şükran!

Bunlarla birlikte...

Bu yazının başlığını oluşturan sorusuyla, yazının ilk cümlesindeki bendenizin soru işaretine ve yanıtına bütün benliğiyle katılım ve çürünüm payı sağladığı için kendisine şükran borçlu olmalıyız.

Hele hele, Türkiye’nin şu derin yol’suzluk ve sol’suzluk günlerine sağladığı zihinsel-düşünsel soy’suzluk derinlikleri...

Unutulmamalı.

---------------------------------
(1)Tık’layın! Sansürsüz, 25 Ekim 2004, “Derin Yol’suzluk ve Sol’suzluklarda AKP Devrimi” başlıklı yazı.

(2)Belge Yayınları:42 İkinci Baskı: 1987



29 Kasım 2004

Ana Kategori : Kültür Sanat Müzik
--------------------------------------

5. Taşköprü'den esintiler
Taşköprü'den esintiler/ anasayfa foto galeri 1 foto galeri 2 foto galeri 3 foto gale
http://taskoprudenesintiler.sitemynet.com

6. Gökırmak
gökırmak/ anasayfa kültür sanat edebiyat öykü roman anmalar kuvay-ı milli
http://gokirmak37.sitemynet.com


7. Kastamonu net
kastamonu net/ anasayfa abana ağlı araç azdavay bozkurt cide çatalzeyti
http://kastamonunet.sitemynet.com

8. Taşköprü'den bakış
Taşköprü'den bakış/ anasayfa atatürk eğitim taşköprü sarımsak etkinlik polit
http://alisahin37.sitemynet.com

9. Gerçeğin sesi
gerçeğin sesi/ anasayfa basın çağdaş türk şiiri çevre edebiy@t eğitim foto
http://bariscanogul.sitemynet.com

10. Edebiyat 2005
edebiyat 2005/ anasayfa roman 2005 öykü 2005 şiir 2005 roman 2004 öykü 2004
http://alisahin37edebiyat2005.sitemynet.com

11. "ali şahin"/ "37"
"ali şahin"_"37"/ anasayfa foto 1952- 1979 foto 1980- 1997 foto 1998 f
http://alisahin_37.sitemynet.com

http://www.arama.cc/Kategori.asp?k=66&ka=66

ayr_l_k_gecesi.Foto: a_sahin jpg

kizil_ile_kara_foto: a_sahin_.jpg

Oyhan Hasan Bıldırki Sitesi için üstteki fotoğrafa TIKLAYINIZ...

b_y_s_n_fidanlar.jpg