travestiweb.sitemynet.com
haberler

haberler

6807020.jpg

DOĞURDU ŞİMDİ
İKİNCİYE HAMİLE










ABD;de 10 yıl önce cinsiyet değiştirerek tamamen erkek görünümüne kavuşan ve bu yaz sağlıklı bir kız bebek dünyaya getiren Thomas Beatie (34), yeniden bebek bekliyor.


Kadındı erkek oldu şimdi anne...

Hamile adam internet fenomeni...

Amerikan ABC televizyon kanalı, Beatie’nin ikinci bebeğini haziran ayında doğuracağını duyurdu. Thomas Beatie, ABC’deki söyleşide, ilk bebeğini doğurduktan sonra yeniden hamile kalabilmek için erkek hormonları aldığı tedavisine başlamadığını söyledi.

Kadın üreme organlarını muhafaza eden ancak erkek görünümüne sahip, göğüslerini aldıran ve steroid tedavisi gören Beatie, ilk bebeğini Oregon eyaletinde doğurmuştu.

Cinsiyet değiştirme ameliyatlarının üreme sistemini etkilemediğini ve penis taktırmadığını ifade eden Beatie, kendisini yadırgayıp eleştirenlere, "Herkesin doğurma hakkı vardır" demişti. Eski Hawaii güzeli Beatie’nin eşi Nancy, kocasının ismi gizli tutulan bir erkeğin spermiyle döllendiğini açıklamıştı.

haberin alındığı sayfa.

25trfs12bulent.jpg

DİVA NIN DAVASINA DÜNYADAN BÜYÜK İLGİ


Taraf/EZGİ AKIN/ANKARA - Istanbul - 26.09.20

Bülent Ersoy;un, ;Şehitler ölmez vatan bölünmez, hep klişe laflar, oğlum olsa askere göndermezdim; sözleri nedeniyle, halkı askerlikten soğutma iddiasıyla cezalandırılması istemiyle yargılandığı davaya yabancı basın ilgi gösterdi. The New York Times;da, ;Savaş karşıtı yorumlar mahkemede; ifadesi ile verilen habere, BBC geniş yer ayırdı

;ORDU;YU SORGULAMAK RİSKLİ İŞ; ; Britanyalı yayın kuruluşu BBC;nin uluslararası yayınında verilen haberde Bülent Ersoy, ;Ülke çapında sevilen, transseksüel Diva; diye tanıtılarak, ;Oğlum olsa askere göndermezdim; sözleri nedeniyle yargılandığı anlatıldı.
Davanın, Türk Ceza Kanunu;nun 318. Maddesine dayanılarak açıldığının belirtildiği haberde, ;Bu maddenin, Ordu;yu eleştirenlere karşı sıkça kullanıldığı ve maddenin ifade özgürlüğünü boğduğu; yorumu yer aldı.
Haberde, ;Türkiye;de Ordu;yu sorgulamanın riskli iş olduğu ancak Ersoy;un, ;Beni assalar da konuşmaya devam edeceğim; diyerek düşüncelerinin arkasında durduğu; belirtildi. Haberde, 1984 yılından bu yana devam eden çatışmalar nedeniyle 40 bin kişinin hayatını kaybettiği de hatırlatıldı.

;SAVAŞ KARŞITI YORUM MAHKEMELİK; ; Duruşma, The New York Times Gazetesi;nin The Moment isimli internet bloğunda da yorumlandı. Bloğun yazarlarından Alexandra Marshall, konuyu,;Kürt-Türk çatışmasına ilişkin savaş karşıtı yorumları Transseksüel Diva;yı mahkemeye taşıdı; diyerek aktardı.
Alman televizyonu ARD ise yayımladığı haberde, hem Bülent Ersoy;un sözlerine verilen tepkilere ve hem de Ersoy;a destek veren İstanbul Barosu;ndan kadın ve insan hakları savunucusu Eren Keskin ve DTP Milletvekili Sırrı Sakık;ın görüşlerine yer verildi.

BARIŞ İÇİN KALICI ÇÖZÜMLER; Bülent Ersoy, geçtiğimiz yılın şubat ayında br televizyon programında konuşarak, Kuzey Irak;a yapılan sınır ötesi operasyona ilişkin Şehitler ölmez vatan bölünmez, hep klişe laflar, oğlum olsa askere göndermezdim; yorumunu yapmış ve barış için daha kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Sanatçının açıklamalarına ilişkin soruşturma başlatan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk Ceza Kanunu;nun 318. Maddesine dayanarak, ;Halkı basın yoluyla askerlikten soğuttuğu; iddiasıyla, sanatçı hakkında hapis istemiyle dava açmıştı.

haberin alındığı sayfa

travesti-yuruyus.jpg

DÜNYA TRAVESTİ GÜZELLİK YARIŞMASI


DÜNYA TRAVESTİ GÜZELLİK YARIŞMASI'NA BURSA'DAN 3 ADAY
Tayland'da Ekim ayında yapılacak olan "İnternational Misis Qeen Rainbow-Dünya Travesti Güzellik Yarışması"na Bursa'dan da 3 travesti aday oldu. İşte adaylar...
14 Mayıs 2007 Pazartesi 13:32
UĞUR USLUBAŞ
BURSA- Tayland'da Ekim ayında yapılacak olan "İnternational Misis Qeen Rainbow-Dünya Travesti Güzellik Yarışması"na Bursa'dan da 3 travesti aday oldu.
Gökkuşağı Derneği tarafından düzenlenecek olan organizasyon hakkında bilgi veren Dernek Başkanı Öykü Evren, bu yarışmayla ilgilenen Bursa'da 10 civarında travestinin olduğunu belirterek, yarışmanın Türkiye ayağında sanatçı ve eşcinsel kişilerin jüri üyeliği için davet edileceğini belirtti. Evren, organizasyona sponsor olan firmalar olduğunu belirterek, "Bülent Ersoy, Seyhan Soylu, Cemil İpekçi, Ahmet San, Devran Çağlar, Erkan Özerman'a jüri üyeliği için teklif götürmeyi düşünüyoruz. Misis Qeen Rainbow'a
Türkiye'ye 500'e yakın başvuru yapılacağını düşünüyorum. Tayland'daki yarışmayı düzenleyen ekiple sürekli irtibatımız var. Türkiye adına bir travesti yarışmasını biz talep ettik. Onlar da bu teklifimizi çok sempatik buldular ve kabul ettiler. Türkiye'deki seçkin jüri önünde güzelliğini ispatlayan Türkiye birincisi travesti arkadaşımız, Tayland'da yarışacak" diye konuştu.
Evren, yarışma adına özel bir internet sitesi hazırlandığını da sözlerine ekledi.
Bursa'ya da yakın bir kentte yapılması düşünülen yarışmanın Türkiye elemelerine Bursa'dan Kader Çelik, Ece Üçele ve Hande Akyar isimli travestilerin katılacağı bildirildi.

haberin alındığı sayfa

MALEZYADA TRAVESTİ GÜZELLERE ŞERİAT MAHKEMESİ

67987.jpg

Bu da travesti güzellik yarışması
28 Temmuz 2008 Pazartesi 11:26
Şeriat mahkemelesinden yarışmacılara ceza yağdı.
Malezya'da bir şeriat mahkemesi, travesti güzellik yarışmasına katılan 4 Müslüman erkeğe 7'şer gün hapis cezası verdi.

Kuzeydeki Kelantan eyaleti yetkililerinden Muhammed Abdülaziz Muhammed Nur, bir tatil köyünde düzenlenen yarışmaya katılan 4 kişinin her birine ayrıca bin Ringgit (310 dolar) para cezası verildiğini söyledi.

Yetkili, 4 kişinin yanı sıra aynı yarışmaya katılan 11 kişinin daha tutuklandığını, bunlar hakkında da gelecek ay dava açılacağını bildirdi.

haberin alındığı sayfa

TRAVESTİ ÖĞRENCİLERE ÖZEL TUVALET.

wc.jpg

Travesti öğrenciye okulda özel tuvalet
Tayland'da iki bin 600 öğrencisinden 200'ü travesti olan lisede, travesti öğrenciler için özel tuvalet yapıldı. Tuvaletin "üçüncü cins" için olduğunu göstermek için kapısına, mavi ve kırmızı renkte, üstü erkek altı kadın figür kondu.

haberin alındığı sayfa.

ÇİFT CİNSİYETLİ GENCE PENİS TAKILDI

İki yıl önce nişanlandığı kız ile evlenebilmek için erkekliğine kavuşmak isteyen M.E;ye, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Metin Yavuz ile Yrd. Doç. Dr. Erol Kesiktaş ve Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldırım Beyazıt;ın da bulunduğu 7 kişilik ekip, 17 saat süren mikro cerrahi operasyonu gerçekleştirdi.Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi;nde tıbbi operasyonla, çift cinsiyetli 25 yaşındaki M.Eye kol ve bacaktan alınan dokularla penis yapıldı.
Yapılan ameliyatla M.E;nin tıp dilinde ;Hipogatizm; adı verilen çift cinsiyet sorunu giderilirken, bacaktan alınan kemikli doku ile koldan alınan yumuşak doku birleştirilip 1 santimetrelik penisi 18 santimetrelik hale getirildi. Doğuştan üreme organları gelişmeyip, testisleri inmeyen M.E;nin büyüyen göğüsleri de ameliyatla normal hale getirildi.

Doç Dr. Metin Yavuz, hastanın yapay penisi içine konulan ;fibula; kemiğinin sertleşme işlevini üstleneceğini, koldan alınan ve dokusunda sinir uçları da bulunan parçanın ise dış kısma yumuşaklık verip haz alma duyarlılığı olacağını söyledi. Hastanın çocuk sahibi olabilmesinin hormon tedavisi sonrası ilişki sırasında üreteceği sperm sayısına bağlı olduğunu belirten Doç. Yavuz, ;Biz yalnızca idrar sorunu ile estetik bir penis görünümü gerçekleştirdik; dedi.

Hürriyet

haberin alındığı sayfa

seks.jpg

akla zarar cinsel sorular

Her erkek partnerini mutlu edebilmek için büyük bir penise sahip olmak ister.
Ancak her şeyin fazlası gibi penisin de büyüğü zarar....
24 Kasım 2008 Pazartesi 07:24
* Ben 30 yaşındayım, 15 ay önce doğum yaptım. Doğumdan sonra adetlerim uzun sürmeye başladı.
Bunun sebebi ne olabilir?


Doğumdan sonraki ilk 2 yıl içinde adet kanamalarının uzun sürmesi,
muayene sonucunda başka bir nedene bağlı değilse, normal kabul edilebilir.


* Merhaba, kız arkadaşımla ilişkiye girdikten sonra vajinasında şişme oluyor. Neden?


Muayene etmeden bir şey söylemek çok doğru değil, çünkü verilen bilgiler çok az.
Ancak cinsel ilişki sonrası vajina bölgesinde şişme oluyorsa ve bu şişlik ağrı yapıyorsa,
bunun sebebi çoğunlukla bartholin absesidir.
Kız arkadaşınızın hızlı bir şekilde jinekolojik muayeneden geçmesi gerekiyor.
Bu abse, kistleşmeden tedavi edilmelidir.


* Ben 19 yaşındayım. Penisimin boyu 12 santim. Nasıl büyütebilirim? Bu penisle kızlık zarı bozabilir miyim?


Partnerini mutlu eden penis, normal penistir. Bütün penisler erekte olduğunda uzar.
Normal penis uzunluğu 10-18 cm arasıdır.
Şimdiye kadar tıbbi kayıtlara geçen en uzun penis 33.5 cm uzunluğunda ve 15 cm çapındadır.
Ancak çok büyük penis insana sadece problem getirebilir.
Çünkü vajinadan daha uzun ve geniş bir penis, kadına acı verir.
Ayrıca penis büyüdükçe, sertleşmesi zorlaşır. Sizin penisiniz normal sınırlarda.
Sertleşme problemi olmadıkça cinsel ilişkide,
kızlık zarı bozmada ve çocuk sahibi olma da (spermogramınız da normal ise) bir sorun yaşayacağınızı düşünmüyorum.


* Arkadaşımla ilişkiye girdim, iç çamaşırıma boşaldı.
Acaba kızlığım patlamış mıdır?


Normal bir cinsel ilişki olmadığı ve çamaşırınızı çıkarmadığınız hallerde kızlık zarı zarar görmez.


* Merhaba, ben 1 ay önce doğum yaptım. Doğumdan ne kadar süre sonra cinsel ilişkiye girebilirim?


Bunun tam ve doğru bir cevabı yok, bu süre çiftlere göre değişir. Genellikle,
rahatsızlık veren bir sorun yok ve her şey yolunda gidiyorsa normal doğum veya
sezaryenden 20-25 gün sonra cinsel ilişkiye başlanabilir. Fakat çiftler,
anne-baba olduktan sonra cinsel ilişkilerinde de bir takım değişiklikler yaşarlar.
Bu da çok normaldir. Zamanla eşinizle birlikte karar vermeniz en doğrusudur.
Her ne kadar emzirme döneminde gebe kalma şansı çok az olsa da korunmakta fayda olduğunu unutmayın.

haberin alındığı sayfa

ÖN YARGILARI KIRIP FARK YARATTILAR

Aycan Saroğlu'nun, Elif Germiyanlıgil ve Şirin Yalçın ile röportajı...

Geçtiğimiz haftalarda Derya Baykal'ın 'Derya Gibi' programına katılmıştı, Elif Germiyanlıgil; kurucularından olduğu Aralık Gönüllü Eğitim ve Kültürel Araştırmalar Derneği ile ilgili konuşmak için. Onu hep medyanın başka, elitleri anlatan sayfalarında, üstelik de son zamanlarda tatsız haberlerle görmeye alışık olduğum için, gün ortasında bir kadın programına çıkıp, inandığı ve gönül koyduğu derneğinin faaliyetlerini anlatması şaşırttı beni. Dernek çalışmalarından elbette haberdarım, eğitmenlerden birçok kişiyle röportaj da yapmıştım ama bugüne kadar Elif Germiyanlıgil ve kız kardeşi Şirin Yalçın'la dernekleri hakkında enine boyuna konuşulmadı. İki kız kardeş önce hobileri olan konularla ilgili daha fazla bilgi almak için kurdukları bu derneği, şimdi sosyal sorumluluk projeleri de üstlenen, psikoloji, felsefe, tiyatro, resim gibi çeşitli alanlarda eğitimler veren önemli bir merkez haline getirdiler. Elif Germiyanlıgil ve Şirin Yalçın, AKŞAM Cumartesi'nin sorularını yanıtladı.



Derneği açma fikri nasıl doğdu?

Elif Germiyanlıgil: Dame de Sion mezunuyum. İstanbul Üniversitesi'nde iktisat okudum, yüksek lisans yaptım. Kardeşimle hep psikoloji, psikiyatri, psikanalizle ilgiliydik. Pek çok seminere katıldık.


Neden okulunu okumayı düşünmediniz?

Elif Germiyanlıgil: Şu anda okuyorum zaten. Yeniden üniversite sınavına girdim, Maltepe Üniversitesi'nde psikoloji yüksek lisansı yapıyorum. Derslerimi verdim ama tezimi veremedim; beni yollamış bile olabilirler. Daha önce de Şirin'le birlikte Newport Üniversitesi'nde psikoloji bölümünde okuduk. Beyoğlu Karşı Sanat'ta, Yavuz Erten'in felsefe ve psikanaliz eğitimlerine, Murat Dokur'un kognitif psikoloji kurslarına katıldık.


Peki ya ilk ilginiz nasıl başladı, neden psikoloji?

Elif Germiyanlıgil: Hep ilgim vardı ama özellikle hamilikten sonra daha arttı. Elinize bir bebek geliyor çünkü. 'Nasıl davranmalıyım' durumu başladı. 'Nasıl en sağlıklı şekilde anne olabiliriz' diye önce çocuk psikolojisiyle ilgilendik. Karşı Sanat'ta felsefeci ve psikoterapist İskender Savaşır'dan iki yıl özel ders aldım. Bir keresinde bana 'siz ne yapmak istiyorsunuz, bu bilgiler nereye gidecek' diye sordu. Ben de 'siz bize danışmanlık yaparsanız, değişik konuların olduğu, seminerler verilen bir yer kuralım, kar amacı gütmesin ve imkanı olanlar ücret ödesinler, olmayanlar da burslu olarak katılabilsin' dedim. İskender Savaşır da 'danışmanlığını yaparım ve hatta beraber yapalım bu işi' dedi. İskender Savaşır, iki psikolog arkadaşımız Zeynep Koçak, Oya Fidanoğlu ve Şirin'le burayı kurduk. Ancak ilgi alanlarımızla sınırlı kalmadı; edebiyat, fotoğraf, sinema, resim, tiyatro ile yelpazeyi genişlettik.

HAFTADA 150 KİŞİ GELİYOR


İsmi neden 'Aralık' peki?

Şirin Yalçın: İskender Savaşır istedi bu adı. İnsanların hayatlarına bir aralık açalım ve oradan girip, başka türlü bakmalarına yardımcı olalım diye.


Ne kadar katılımcı var dernekte?

Şirin Yalçın: Haftada 150 kişi kadar geliyor. Tiyatro kurslarıyla bu sayı artmış olabilir. Nurseli İdiz, Nedim Saban ve Nedret Güvenç kurs veriyor. Daha büyük kitlelere ulaşmaya çalışıyoruz. Kurumsallaşmak, büyük projeler yapmak istiyoruz. Sosyal sorumluluk projelerine başladık. Böyle talepler geliyor. Mesela Tekirdağ'dan birkaç okuldan aradılar. Bünyemizdeki psikologlarla çocuklara ve anne-babalara, seminerler düzenledik. Görme Engelliler Derneği'yle seminerler yaptık. Bir buçuk yıl önce meclisten engelliler yasası geçmekteydi, milletvekillerini çağırdık; rahat tartışabilecekleri, interaktif bir ortam yarattık. '10 bin çocuk tiyatroya' projemiz oldu. Sosyal hizmetlere bağlı 30 çocuğa müzik dersleri aldırdık ve onlar daha sonra yaklaşık 500 arkadaşlarına konser verdiler. Şimdi D&R'larda; İsmail Acar'ın tasarladığı poşetler satılıyor. Bunlardan gelecek fonla da sosyo-ekonomik düzeyi düşük okullara enstrüman bağışı yapacağız. Amacımız çocuk gelişiminde, kültürel faaliyetlerde bir farkındalık yaratmak.


Sadece çocuklar için mi?

Elif Germiyanlıgil: Her şeye yönelik çalışmak istiyoruz. Bir projemiz de sığınma evlerindeki kadınlara ücretsiz ruh sağlığı hizmeti vermek.1-2 yıllık bir proje olacak ve belki de sonunda, elde edilen veriler ışığında yeni çalışmalar da yapılacak.


Ders seçimlerini neye göre yapıyorsunuz?

Elif Germiyanlıgil: Önceleri çalışmalar bizim ilgi alanımızdaki konularla sınırlı kalacak gibiydi, çünkü tanıdığımız insanlar bu alandandı. Ancak giderek çeşitlendi. İskender Savaşır bizi Bülent Somay'la tanıştırdı örneğin, o edebiyat ve sinema dersleri veriyor. Kerem Doksat psikiyatri üzerine dersler veriyor. Bilgi Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi'nden gelip, ortak projeler yapmak istemeleri bize gurur veriyor.


Derslere katılıyor musunuz?

Elif Germiyanlıgil: Şirin bu konuda benden daha iyi. O kadar çok iş oluyor ki yetişemiyoruz. Şirin, dersteyken kolundan çekip 'işimiz var' diyorum. Halbuki böyle bir yer hayalimizdi. Burayı kurma amacımız, merak ettiğimiz konularda en iyi hocaların dersler anlatması, bizim de onlara katılmamızdı. Kendi yerimiz olduktan sonra istediğim kadar derslere giremiyorum.

Şirin Yalçın: Sosyal sorumluluk projelerine daha yoğun bir şekilde el atmaya karar verince, derslere daha az katılmaya başladık.


Şirin Hanım siz ne üzerine eğitim yaptınız?

Şirin Yalçın: İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat bölümü mezunuyum. Newport Üniversitesi'nde davranış bilimleri yüksek lisansı yaptım. Çağdaş Eğitim Vakfı'na ait Hasdal İlköğretim Okulu'nda İngilizce öğretmenliği yaptım. Daha sonra engelliler için kurulmuş Saadet İlköğretim okulunda etüt ablası olarak görev aldım. İktisatla ilgili hiçbir şeyle uğraşmadım anlayacağınız! Sanırım sorumluluk duygum beni farklı yönlendirdi.


Sizin de ilginiz annelikle mi başladı, bu işlere?

Şirin Yalçın: Elif'le ikimiz çok konuşan insanlarız, çok dertleşiriz. Yakın arkadaş ihtiyacı duymadan sohbetler ederdik ve hala da ederiz. Davranışlarımız çok benzer, bunu konuşuruz örneğin. Bence Elif'in Dame de Sion'daki dönemiyle çok ilgili. Hatırlıyor mu bilmiyorum ama onun bir psikoloji hocası vardı. Hem hocayı hem dersi çok seviyordu. Bazen gece uykudan uyanır, o derste anlatılanlarla ilgili bir şeyler konuşurduk. Bence oradaki etkiyle başladı.


Dernekle ilgili bir hayaliniz var mı, enstitü gibi?

Elif Germiyanlıgil: Enstitü olsa çok isterim, hayalim gerçekleşir o zaman. Özel üniversitelerin sahipleriyle tanıştığımda, kıskanarak bakıyorum. İlk hedefimiz yaptığımız projeleri özellikle doğuda ve güney doğuda gerçekleştirebilmek.

HER GÜN BURADAYIZ


Mali kaynakları kendisine yeterli mi?

Şirin Yalçın: Derslere katılanlar bağış yapıyor. Ama bizim de finanse ettiğimiz oluyor.


Sizi bu iş çok mutlu ediyor galiba, öyle bir haliniz var?

Elif Germiyanlıgil: Çok mutlu ediyor! Gece yattığımda kendimi huzurlu, iyi bir şey yapmış biri gibi hissediyorum ve bu da en büyük motivasyonum. Özellikle kimsesiz çocuklara verdiğimiz müzik derslerinden sonra insanlara dokunabildiğimizi hissettik. İlk geldiklerinde çok farklılardı ama seminerlerin sonunda değişimi gördük. Kendilerine güvenli, şakalar yapan, eğlenen, birbiriyle iletişim halinde olan çocuklar oldular. Yapılanı hiç küçümsememek lazım, bir kişiye bile ulaşmak başka insanların bir şeylere değmesini sağlıyor. Buna çok inanıyorum. Yaptığım şeyi önemsiyorum. Çünkü hissederek yapıyoruz.


Hayatınızın çoğu burada mı geçiyor?

Elif Germiyanlıgil: Her gün buradayız.


Elit bir çevreden geliyorsunuz, orada nasıl bakılıyor çalışmalara?

Şirin Yalçın: Arkadaş çevremizde ilgi duyanlar, bazı derslere gelenler oluyor. Örneğin çocuğu olanlar anne-bebek ilişkisiyle ilgileniyor. Amacımız burada, aynı çatı altında farklı sosyo-ekonomik sınıflardan gelen insanları bir araya toplamak. Ayrım hiç olmadı.


Çevrenizdeki birçok insan, yardım çalışmalarına katılıyor ama bu farklı, o nedenden dolayı sordum.

Elif Germiyanlıgil: Burada yaptığımız şey, yardım çalışmalarından çok farklı, bu farkı

belirtmek gerekiyor. Derneğiz, bağış topluyoruz ve yoksul çocuklara yardım ediyoruz durumu değil. Burası bir kültür merkezi, işinde en iyi olan eğitmenlerin, bu işe meraklı insanların bir araya gelip, insanların kendini geliştireceği, kültürlerine başka bir bakış açısı koyup zenginleştireceği bir yer.


Peki, onaylanıyor musunuz kendi çevrenizde?

Şirin Yalçın: Derslerin sürekli olması, gelen insanların sayısının yükselmesi insanların daha ciddi bakmasına neden oluyordur.


Sizce yeterince biliniyor mu derneğiniz?

Şirin Yalçın: İki yıllık bir derneğiz ama yavaş yavaş tanınıyoruz.

Elif Germiyanlıgil: Tanınma konusunda başarılı olduğumuza inanıyorum. Şirin ve ben kurucular arasında olduğumuz için önyargılı yaklaşılabilecek bir yerdi ama önyargıların kırılıp, burasının içeriğinin dolu olduğunun, az bulunur bir eğitmen kadrosuna sahip olduğumuzun bilindiğini düşünüyorum. Kurumsallaşmış ve ciddiye alınan bir dernek olmaya başladık.


Siz önyargılar olabileceğini düşünmüş müydünüz ilk başladığınızda?

Elif Germiyanlıgil: İlgilenmemiştim.

Kurslar ve eğitmenler

Aralık Derneği bünyesinde İsmail Acar, BÜYEM, Ferhan Alesi, Volkan Devran Alkan, Selim Başarır, İsa Çelik, Günhan Danışman, Prof. Dr. Kerem Doksat, Uzm. Dr. Neslim Doksat, Doğan Duru, İbrahim Eke, Hasan Nami Güler, Fatih Gülnar, Nedret Güvenç, Cemil Güzey, Kerem Gökçer, Sema Kaygusuz, Güler Kazmacı, Pınar Kılıçer, Ali Canip Olgunlu, Nedim Saban, İskender Savaşır, Bülent Somay, Belkıs Soran, Zafer Toprak, Ayten Uncuoğlu, Nurseli İdiz, Mahir Ünal, Ayten İnci ve Arzu Öztürkmen; 'anne-bebek', 'kültürler arası iletişim danışmanlığı', 'yaşam koçluğu', 'sanat tarihi', 'modern sanat', 'sanatın içsel gelişime katkısı' ve 'güzel konuşma-diksiyon' gibi konularda eğitim veriyorlar.

HABERİN ALINDIĞI SAYFA

EŞCİNSEL DAYANIŞMASI

Eşcinsel dayanışması

Warning: getimagesize(D:\Webroot\Radikal/veriler/2003/06/30/02.gif) [function.getimagesize]: failed to open stream: No such file or directory in D:\Webroot\Radikal\haber.php on line 147

Warning: getimagesize(D:\Webroot\Radikal/veriler/2003/06/30/02.gif) [function.getimagesize]: failed to open stream: No such file or directory in D:\Webroot\Radikal\config.php on line 501

Yaklaşık 600 bin eşcinsel Alman, Berlin'de belediye başkanı ile birçok politikacının da katıldığı yürüyüşle 'gövde gösterisi' yaptı. FOTOĞRAF: AP

Dünya eşcinselleri haklarını aramak için sokaklara döküldü. Avrupa'dan ABD'ye yüz binlerce kişi yürüyüş yaptı. Türkiye'de eşcinseller ilk kez kutlamalara katıldı

30/06/2003 ( kişi okudu)

İSTANBUL/BERLİN/NEW YORK - Avrupa'dan ABD'ye dünyanın çeşitli kentleri eşcinsellerin 'onur' yürüyüşüne sahne oldu.
Eşcinsel hakları adına protesto gösterisi olan ve 'Christopher Street Day' olarak da bilinen 'Gay Pride' yürüyüşlerinde homoseksüel ve lezbiyenler gövde gösterisi yaptı.
Berlin'de 600 bin kişinin katıldığı gösterinin açılışını kentin eşcinsel belediye başkanı Klaus Wowereit yaptı. Mahkemenin eşcinsellere karşı ayrımcılığın anayasaya aykırı olduğunu açıkladığı ABD'de yürüyüşler her zamankinden daha coşkuluydu.
Fransa'nın başkentinde de eşcinsel olduğunu açıkça söyleyen Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe ve çok sayıda politikacı 600 bin kişinin yürüdüğü gösteriye katıldı.
Madrid'de sol partilerin temsilcileri ve sendikacılar eşcinsellere destek vermek için sokaktaydı. Yürüyüşe yaklaşık 500 bin kişi katıldı. Viyana'da ise katılım 200 binde kaldı.
Brezilya'nın Sao Paulo kentinde resmi kaynaklara göre 900 bin, organizatörlere göre ise 1.3 milyon kişi Gay Pride'da hazır bulundu. Göstericiler, Brezilya'da eşcinsel evliliklerin meşrulaştırılmasını istedi.


Türkiye: Özür dilemiyorum
Eşcinsel sivil toplum girişimi Lambda'nın üyeleri, 'Eşcinsel Onur Haftası' kapsamında ilk kez sokağa çıktı. Yaklaşık 20 kişilik eşcinsel grubunun tek tip giydikleri tişörtlerinin üzerindeki 'Eşcinselim, özür dilemiyorum' yazısı dikkat çekti.
Eşcinseller, Taksim'deki Mis Sokak girişinde halkın şaşkın bakışları, polisin ise imalı gülüşleri eşliğinde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Deniz Deniz, "Biz eşcinseller bu zamana dek aşağılandık, yok sayıldık. Hamam, park ve eğlence alanlarıyla özdeşleştirildik. Aile içi
şiddete maruz kaldık. Zorla evlendirildik, tedavi edilmeye çalışıldık" diyerek, tüm sivil toplum kuruluşlarını ayrımcılığa karşı birlikte mücadeleye çağırdı.
(Radikal, Reuters, ap)

HABERİN ALINDIĞI SAYFA

fft17_mf133975.jpg

AĞABEYİNDEN ÇOCUK YAPACAK

Samantha Ronson'la bir bebek sahibi olmak isteyen Lindsay Lohan, hayallerine kavuşmak için gözünü ağabeyine dikti.
Ünlü oyuncu Lindsay Lohan ile lezbiyen sevgilisi DJ Samantha Ronson'ın aşkı doludizgin devam ediyor. Her fırsatta birbirlerini çok sevdiklerini dile getiren ikili, birlikteliklerini bir çocukla süslemek istiyor. Lohan, "Sam'i tanıdığımdan beri anne olma isteğim kabardı" derken, Ronson, "Hayattaki en büyük emelim Lindsay ile bir aile kurmak" diye konuşuyor.

TEKLİFE SICAK BAKIYOR
Biyolojik olarak birlikte bir çocuk yapmaları mümkün olmayan ikili, bunun da çaresini bulmuş durumda. Çift, bugünlerde Ronson'ın ağabeyi Mark Ronson'ı bebek hayallerini gerçekleştirebilmek için sperm vermeye ikna etmek için dil döküyor. Basına sızan haberlere göre, Lindsay Lohan ile arası çok iyi olan genç adam da, bu iki kadının genlerini taşıyacak bir bebeğin babası olma fikrine sıcak bakıyor.

haberin alındığı sayfa

ads_zdia.jpg

haberin alındığı sayfa

8.jpg

DÜNYANIN EN ÜNLÜ TRAVESTİSİ.

dünyanın en ünlü travestisi amanda lepor.

Sunglasses at night izle ve dinle

amanda lepor resimleri

amanda-lepore-cahide-cabarette_o.jpg

DÜNYANIN EN ÜNLÜ MODELİ

DÜNYANIN ÜNLÜ MODELLERİNDEN AMERİKALI CELEBRİTY AMANDA LEPORE 16 KASIM CUMA GECESİ CAHİDE CABARET DE.
.MADONNA NIN YAKIN ARKADAŞI,VİCTORİA'S SECRET,ARMANİ JEANS,DOLCE&GABBANA GİBİ MARKALARIN MODELİ VE ÜNLÜ FOTOĞRAFÇI DAVİD LA CHAPELLE İN BİR NUMARALI MODELİ OLAN AMANDA LEPORE İÇİN SWATCH DA ONUN ADINA BİR SAAT ÇIKARMIŞ VE MARKANIN EN ÇOK SATAN MODELİ OLMUŞTU.2 SİNGLE ÇALIŞMASI DA OLAN AMANDA DANSÇILARIYLA BERABER 16 KASIM GECESİ MUHTEŞEM BİR ŞOV YAPACAK CAHİDE DE..

haberin alındığı sayfa

26503.jpg

TAYLAND DAKİ TRAVESTI GÜZELLİK YARIŞMASINDA TAYLANDLI TRAVESTİ BİRİNCİ OLDU.

Tayland'da travesti güzelik yarışması
11 Kasım 2007 Pazar 21:47
Tayland'ın Chonburi ili Pattaya ilçesinde 15 ülkeden 24 adayın yarıştığı 4. Dünya Travesti Güzellik Yarışması'nı Taylandlı Travesti kazandı.
Tayland'ın turistik beldesi Pattaya'da alışık olunmayan bir organizasyon düzenledi. İlki 2004 yılında düzenlenen Dünya Travesti Güzellik Yarışması'nın 4.'sü Pattaya'da yapıldı. 15 ülkeden 24 adayın katıldığı yarışmaya halkın ilgisi oldukça fazlaydı. Yarışmaya Filipinler'den 5, Nepal'den 3, Japonya'dan 3, İsviçre'den 2, Malezya, Kolombiya, Meksika, Venezüella, Kostarika, Tayland, Brezilya, Almanya, İngiltere, İtalya ve Portoriko'dan 1'er aday katıldı.

Yarışmayı izlemeye gelen Finlandiya'da güzellik ajansında görevli Katrien Kautran, "Bu tür bir yarışma bizim ülkemizde de Danimarka'da da yok. Yarışmanın nasıl yapıldığını görmeye geldik" dedi.

Yarışmanın başlamasıyla adaylar özel kostümlerle sahneye geldi ve jüri üyelerine kendilerini beğendirmek için uğraştı. Daha sonra iç çamaşırlarla jürinin önünden geçen travestilerden 15'i elendi. Kalan 10 yarışmacıdan 3'ü finalde kıyasıya mücadele etti. Çevre kirliliği ile küresel ısınma sorusunu en iyi cevaplayan Taylandlı travesti Tanyarat Jirapatpakon, 2007 Dünya Travesti Güzeli unvanını kazandı. Tayland'ı temsil eden Tanyarat Jirapatpakon, sevincini yarışmacı arkadaşlarına sarılarak kutladı.

Yarışma sonunda jüri başkanı Seri Wongmonta, uluslararası arenada bu yarışmanın tanınmamasına cevaben, kendilerini sürekli geliştirdiklerini, bu hareketin uluslararası olma yolunda ilerlediğini, katılan ülke ve aday sayısının her sene arttığını ifade ederek, ileriki yıllarda bu yarışmanın mutlaka uluslararası olacağını vurguladı.

haberin alındığı sayfa

YARIŞMADAN BAZI RESİMLER.(GÜZELLİĞE DİKKAT EDİN.)

aaash7.jpg

DÜNYANIN EN GÜZEL TRAVESTİSİ

Dogum Yeri : Thailand Odulleri: 1999 Thailand Tiffany Contest 1.Sİ inanılır gibi değil ama gerçek. nice mankenlere taş çıkartır.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

HİNDU TRAVESTİ TANRIÇA

Eşcinsel Steve Cooper, tatil için gittiği Hindistanda Hindu travestilerin tanrıçası ilan edildi. Onbinlerce müridi oldu

İngilterenin Tooting kasabasında yaşayan eşcinsel Steve Cooper (32), geçtiğimiz yıl tatil için Hindistana gitmeye karar verdi. İşsizlik maaşıyla aldığı uçak biletiyle Gujarat eyaletinde giden Cooper, Hindistanda yaşayan arkadaşları tarafından Hindu tanrıçası Bahucharajiye benzetilince hemen soluğu tapınakta aldı. Tapınaktakilere Ben tanrıçayım demesi yeterli oldu. Hindu kadınlar, Cooperın Hindistanda kutsal sayılan Eunuchların (travesti) tanrıçası Bahucharajinin ruhunu taşıdığına inandı. Onbinlerce muridi bulunan Cooper artık hergün tapığına giderek yüzlerce Hindu kadını kutsuyor. Cooper, The Sun gazetesine verdiği demeçte, Çok mutluyum hergün yüzlerce kişi bana hediye getiriyor. Ben sadece ellerimi onların başına koyuyorum. Dokunuşumun kısırlığa iyi geldiğine inanıyorlar dedi. Ancak bir grup Hintli, entarinin ardından Cooperın penisini gördüklerini ifade ederek Bu adam sahtekar... Gerçek tanrıçaların penisi olmaz. Bizi kandırıyor; diyerek gösteri yaptı.

haberin alındığı sayfa

tayland-sokaklari-ve-iki-travesti-75076-orta.jpg

TAYLAND SOKAKLARINDA DOLAŞAN İKİ TRAVESTİ

BU TRAVESTİ BABAYA ÇOK GÜLECEKSİNİZ.

TRAVESTI VE TRANSEXSÜELLİRN MERKEZ ÜSSÜNDE İDİK.





Beyoğlu Bayram Sokak ve Tarlabaşı'nda dörder ev, yaşlı travestiler tarafından açılmış birer randevuevi gibi hizmet veriyor. Seks işçileri güvenlik nedeniyle bu tür mekanlarda çalışmayı tercih ettiklerini söylüyor. Günlük kazançlarının yarısını evin sahibine verirken, geri kalanın büyük bölümü de oda kirası, temizlik, elektrik, su parası gibi ödenekler için kesintiye uğruyor. Kayıtlı hayat kadınları da ağırlıklı olarak kulüp ve barları, belli bir ücret ödeyerek müşterilerini getirdikleri sabit garsoniyerleri, güvenlik nedeniyle tercih ediyor.

TURUNCU ODALAR

26 yaşındaki travesti Duygu, üç yıl boyunca İstanbul'daki çeşitli mekanlarda çalıştıktan sonra Beyoğlu Bayram Sokak'taki bir evde saat 10:00-18:00 arası çalışıyor. Takma kirpikleri ve silikonlarıyla Pedro Almodovar'ın 'Annem Hakkında Her Şey' filminin kahramanlarından biri gibi görünüyor önce gözümüze. Yüksek topuklu lame çizmeleri, dantel büstiyerinin içindeki parlak yeşil sutyenini foto muhabirimizin karşısında duyduğu rahatsızlık nedeniyle şalıyla gizliyor. Aylık kişisel masrafının 1.5 milyar YTL civarında olduğunu söyleyen Duygu, 'Artık çalışma koşullarımız daha rahat. Eskiden travestiler karakollarda dövülür, işkence görürdü. Şimdi bunlar pek olmuyor, polis en fazla birkaç kez gelip 'Camlardan sarkmayın' diye bağırıyor' diyor

İkişer metrekarelik odaları olan randevuevine gelen müşterilerin hangi sosyal ve ekonomik kesimlerden geldiği sorusunuysa 'Aklına kim gelirse' diye yanıtlıyor. Evde röportaj süresince gördüğümüz manzara da Duygu'nun sözleriyle bire bir örtüşüyor. 18'ine yeni girmiş ergenlik eşiğindeki gençler, ikişer üçer kişilik gruplar halinde gelirken, 50'li yaşlarındaki taşralıların arasında memur görüntülü ama diğerlerinden daha ürkek orta yaşlı erkekler göze çarpıyor. Çok fazla sorunla karşılaşmadığını üzerine basa basa söyleyen Duygu'ya kaç arkadaşının öldürüldüğünü sorduğumuzda takma kirpikleri düşüp 'İki; biri can arkadaşımdı, Bursa'da müşterisi bıçaklamış. Diğerini de yolda arabayla üzerinden geçerek öldürmüşler' yanıtını veriyor. Erkeklerin onlara bu denli talep göstermesiniyse, 'Müşterilerimize daha iyi davranıyoruz. Mesela ben henüz kadın olmadığım için kendimi kadınlardan daha süslü, daha bakımlı görmek istiyorum. Kimi fantezi yaşamak için geliyor, kimi görüntümüzün daha cazip olduğunu, kimiyse kadınların göstermedikleri ilgiyi bizde bulduklarını söylüyor' cümlesiyle özetliyor.

13 yaşında evden kaçıp İzmir'den İstanbul'a gelen Ece İstanbul'un en eski travestilerinden. Fuhuşa başlama öyküsünüyse, 'İstanbul'da kimsesiz, parasız, biraz parlak yani 'kırık', bir çocuğu ne kadar rahat bırakırlar ki' sözleriyle açıklıyor ve devam ediyor:

'Bulaşıkçılık gibi işler yapmaya çalıştım ama sürekli tacize uğruyordum. Bir gün beni tacizcilerden sözde kurtarmaya kalkan bir adamın götürdüğü boş bir inşaatta tecavüze uğradım. Sonra iki yıl onunla kaldım. O hapse girdi, ben de hoop, bu yola' Almanya'da işçi olarak çalışan bir ana-babanın yakın akrabalarına emanet ettiği bir çocuk olarak büyüdüğünü anne ve baba sevgisini hiç görmediğinide ekliyor sözlerine.

OĞLUM 'NORMAL'

Şişli'deki evinde konuştuğumuz Ece evde tedirgince dolaşan orta yaşlı bir hanıma 'Anne, arkadaşlara çay verecek misin' diye sesleniyor. Aradaki yaş farkından kaynaklanan şaşkınlığımızı görünce, 'O benim ablam ama anne diyorum' diye açıklıyor. Ablası Songül, eşinin devlet memuru olması nedeniyle fotoğraflarının çekilmesini istemediğini söylüyor. Kardeşiyle olan ilişkilerini sorduğumuzda 'Gayet iyi' diyor ama gözleri halıya takılı. Ece'nin kendisine 'Anne' demesinin nedenini de 'Biz hiç anne baba sevgisi görmedik. 13 yaşından beri başına gelmeyen kalmadı. Sıcak bir aile olamadık. Onu reddetmek, onu yok etmek demek olurdu' diye açıklıyor. Kendisinin de 15 yaşında bir oğlu olduğunu belirten Songül, 'Oğlumuza çok fazla özen ve sevgi gösteriyoruz. Aileminki gibi sevgisiz bir ev değil benimki' diyor ve ekliyor: 'Oğlum son derece 'normal'.'

FUHUŞ HARİTASI



Türkiye'de yaklaşık 100 bin hayat kadını olduğu ve bunların 30 bininin belge beklediği tahmin ediliyor.

Polis kayıtlarına göreyse ülke genelindeki vesikalı kadın sayısı 15 bin; 3 bin kadın da 56 yasal genelevde çalışıyor.

Fuhuş sektörü İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerin yanı sıra yaz aylarında özellikle turistik bölgelere kayıyor.

Sadece İstanbul'da çalışan çocuk fahişe sayısınınsa 500 dolaylarında oluşu fuhuş sektörünün en tüyler ürpertici bölümlerinden birini oluşturuyor.

Büyük şehirlerde fuhuş pazarı eski Doğu Bloku ülkelerinden gelen kadınlar, travestiler ve transseksüellerin tekelinde.

Travesti ve transseksüeller Taksim, Harbiye, Tarlabaşı, Merter, Halkalı ve çeşitli otobanlarda çalışıyor. Genellikle hayat kadınlarıyla bir araya gelmek ve onlarla yan yana çalışmak istemeyen travesti ve transseksüeller her ne kadar yasal olarak vesika alma hakları olmasa da İstanbul'da 'yarı legal gettolar' oluşturmuş durumdalar.

haberin alındığı sayfa

travestı-transexsüel ve gaylerin eşcinsel günü

gay2.jpg

Gaylerin Dünya Eşcinseller Gününü kutluyoruz!


19.07, evet bugün 19 Temmuz 2007. Gayfbnin her sene bugün kutlanan Dünya Eşcinseller Gününü tebrik ediyoruz. Bildiğiniz üzere eşcinseller bugüne çıplaklar kampında hazırlanmıştı. Tungayın eksikliği ne kadar hissedilecek olsa da Ali Bilginin onu aratmayacağı kesin. Bugün kandil olsa da artık günahı gayfbye. Dinsiz imansız eşcinseller!



Bu arada tüm müslüman(yani fenerli olmayan) kardeşlerimizin mübarek Regaip Kandilini tebrik ederiz.

haberin alındığı sayfa

Eşcinseller "Gurur Haftası"Nda Yürüdü
29 Haziran 2008 / 17:01
Tüm Dünyada Kutlanan "Eşcinseller Gurur Haftası" Nedeniyle Taksim'de Düzenlenen Yürüyüş İlginç Görüntülere Sahne Oldu

Eşcinseller, tüm dünyada kutlanan "Eşcinseller Gurur Haftası" nedeniyle İstiklal Caddesi'nde yürüyüş düzenledi.

İlginç görüntülerin oluştuğu yürüyüşte, eşcinsel Lambda derneğinin kapatılması da protesto edildi.

Tüm dünyada kutlanan "Eşcinseller Gurur Haftası" nedeniyle Taksim'de bir yürüyüş gerçekleştirildi.

Taksim Meydanı'nda toplanan yaklaşık 2 bin eşcinsel, eşcinselliği simgeleyen dev bir gökkuşağı bayrağı açtı.

Açılan dev bayrak nedeniyle tramvay seferleri bir süre aksadı. İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçen grup, ilginç görüntüler oluşturdu. "Susma haykır, eşcinseller vardır" şeklinde slogan atan grubun eylemi, vatandaşlar tarafından da ilgiyle izlendi.

Eşcinseller, Lambda derneğinin kapatılmasını da protesto etti. Eşcinsellerin yürüyüşü devam ediyor

haberin alındığı sayfa


Eşcinsel başkanlar gay yürüyüşünde

--------------------------------------------------------------------------------

Fransa ve Almanya'da Eşcinsel Onur Günü yürüyüşleri, gay olduklarını açıklayan politikacıların yaptığı açılışlarla başladı. Almanya'nın başkenti Berlin'deki yürüyüşünün açılışını yapan Berlin Eyaleti'nin eşcinsel Başbakanı Klaus Wowereit, 'Farklı cinsel yönelimi olanlar gizlenmemeli' dedi. Berlin'deki yürüyüşe 500 bin kişi katıldı. Fransa'nın başkenti Paris'teki yürüyüş ise eşcinsel belediye başkanı Bertrand Delanoe'un yaptığı konuşmayla start aldı. Eşcinsel Onur Günü yürüşü, 1969 yılında San Fransisco kentinde 1969 polislerin bir eşcinsel barına düzenlediği baskın sırasında çıkan çatışmaları hatırlatmak için kullanılıyor. Bu olay eşcinsel hakları mücadelesinin başlangıcı kabul ediliyor.

haberin alındığı sayfa

dünya gizli eşcinseller haftası nedeniyle yapılacak etkinlikler çerçevesinin sözlüğü ilgilendiren en önemli halkası. gerek yazıları gerekse takındıkları tutumlarıyla içlerinde kol gezen eşcinselliği saklayamayan yazarların bi nevi ilacı bu zirve. ak koyun kara koyun belli olsun. uzatmanın bi anlamı yok. yemediğiniz ayar, yar, ak, yani beyazlık kalmadı yahu. folloşa döndünüz.

ulan ibnesiniz işte, kasmayın, bu meret bi şekilde, belki de hiç ummadığınız bi anda patlayacak, içinizdeki gizli eşcinsellik bi sonraki aşamaya geçecek. o yüzden bi arada olun ki, elalame mahçup olmayın, ananız babanız görmesin o halinizi. birbirinize sahip çıkın, destekleyin, kayın, sağa sola yani, yer açın, herkes rahatça bu dönüş anını yaşasın. hem sert bi erkek olduğumdan hem de o saatlerde yavrularla fink atacağımdan aranızda olamayacağım. hepinizin şimdiden allah belasını versin. şaka yahu şaka. yiyin ulan birbirinizi. birazcık erkeklik kalmışsa gelirsiniz oraya, saklıbahçe'ye.

habrin alındığı sayfa

Gökkuşağını Savunmak…
Esra Aşan

New York'taki Stonewall Barı'nın polisler tarafından basılmasıyla eşcinseller ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmanın ardından 38 yıl geçti. Polisin Stonewall İnn Barı'na yaptığı rutin baskına ve yapılan hukuksuz uygulamalara 28 Temmuz 1969 gecesi bir direnişle cevap verildi. Eşcinsellere cesaret veren bu direniş, hareketin pek çok aktivisti tarafından, eşcinsel hareket tarihinin başlangıcı olarak kabul edildi. Bu olayın ardından pek çok eşcinsel örgütü kuruldu; cinsel yönelimleri nedeniyle ezilen, ayrımcılığa uğrayan, baskı altına alınan lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transseksüel (LGBTT) bireylerin talepleri örgütlü bir zeminde dillendirilir oldu. Bu çalışmalarla, LGBTT bireylerin üzerindeki toplumsal baskı görünür bir hal alırken, LGBTT bireylere yönelik bir ayrımcılık ideolojisi olan heteroseksizme karşı mücadele diğer toplumsal hareketlerin de gündemine girmeye başladı.

Stonewall deneyimini hatırda tutmak için LGBTT bireyler her yıl haziran ayının son haftasında dünyanın birçok ülkesinde yürüyüşler yapıyor ve etkinlikler düzenliyorlar. Türkiye'de de Lambdaistanbul 1996 yılından beri Eşcinsel Onur Haftası etkinliklerini örgütlüyor. LGBTT aktivistler; panel, söyleşi, film gösterimi, konser gibi çeşitli etkinliklerle yaşadıkları ayrımcılığı görünür kılmaya çalışıyor ve cinsel baskıdan arınmış bir dünya talebini yükseltiyorlar.

27 Haziran Çarşamba günü tekne gezisiyle başlayan bu yılki Onur Haftası etkinlikleri 1 Temmuz günü Taksim, İstiklal Caddesi'nde düzenlenen yürüyüşle son buldu. Türkiye'den ve yurt dışından pek çok kişi/ sivil toplum kuruluşu, Onur Haftası etkinliklerine destek verdi.

Hareketin gündemini takip edenler, hareket içinde kurumsallaşma çalışmalarının hızlandığını; Ankara, Bursa, İstanbul ve İzmir'de LGBTT bireylerin dernekleşme çalışmaları içinde olduğunu bilirler. Ve bu derneklerin sudan sebeplerle kapatılmaya çalışılarak LGBTT bireylerin örgütlenme özgürlüğünün engellenmeye çalışıldığını da… Hatırlanacağı gibi 2005 yazında kurulan Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği'nin (Kaos GL), tüzüğü ve adının "ahlaka aykırı" olduğu gerekçesiyle kapatılması talebinde bulunulmuştu. Ancak savcılığın eşcinsel varoluşun, ahlaksızlık olarak tanımlanamayacağı ve dava açılmasına gerek olmadığı yolundaki açıklaması ile bu dava reddedilmişti. Emsal teşkil edebilecek bu olumlu kararın hemen ardından Bursa Gökkuşağı Derneği; Lambdaistanbul Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel Dayanışma Derneği ve Ankara Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel Dayanışma Derneği kurulmuştu. Ancak bu dernekleşme çalışmalarına getirilen engellemeler devam etti. Geçtiğimiz yıl Bursa'da Gökkuşağı Derneği, Bursasporlu taraftarların saldırısına maruz kalmış; bu yıl Bilgi Üniversitesi'nde kurulan Gökkuşağı LGBTT Kulübü ciddi baskılarla karşılaşmış; son olarak da Lambdaistanbul hakkında, adı ve amacı gereği kapatılma davasının açılmasına onay çıkmıştı.

Örgütlenme ve ifade özgürlüklerinin engellenme girişimlerinin yanında LGBTT bireyler gündelik hayatta da sistematik şiddete maruz kalıyorlar. Bu şiddet; dış görünüşlerinden, davranışlarından dolayı günün herhangi bir saatinde herhangi bir mekânda karşılaşabilecekleri sözlü ya da fiziksel şiddetten, Ülker Sokak ve Eryaman'da olduğu gibi devlet kaynaklı sistematik linç girişimlerine kadar varabiliyor.

Son aylarda sıklaşan, travesti ve transseksüellerin evlerine yapılan polis baskınları, kaçırma ve şiddet olayları, örgütlenme ve ifade özgürlüğü ihlalleri bu yılki etkinliklerin ana gündemleri arasındaydı. Şüphesiz bu yılki Onur Haftası etkinlikleri içinde Türkiye'nin farklı illerinde çalışma yürüten Türkiye Ayıları, Antalya Gökkuşağı Eşcinsel Oluşumu, Bilgi Üniversitesi Gökkuşağı LGBTT Kulübü, Kaos GL Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Kaos GL İzmir, Kaosist, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği'nin aralarında bulunduğu kurumların bir araya gelmesi kurumlar arasındaki dayanışmanın örülmesi açısından oldukça önemliydi.

Etkinliklere Türkiye dışından da bir ilgi vardı: İtalyan Komünist Yeniden Doğuş Partisi'nden transseksüel milletvekili Vladimir Luxuria, Yunanistan'dan Atina'nın Lezbiyenleri Grubu, Fransa'dan lezbiyen aktivistler, Almanya'dan Türk Eşcinsel Derneği GLADT, Belçika devletinin görevlendirdiği Eşcinsel Onur Haftası organizasyon komitesi, Uluslararası Lezbiyen ve Gey Derneği'nden temsilciler Türkiyeli LGBTT bireylerle dayanışmak ve deneyim paylaşımında bulunmak için Onur Haftası etkinliklerindeydi. Son 10 yıl içinde, internetin yaygın kullanımıyla cinsel çeşitliliğe ilişkin bilgiler küreselleşmiş ve bu sayede pek çok kişi diğer ülkelerdeki LGBTT bireylerin varlıklarından, gündemlerinden, mücadele deneyimlerinden haberdar olmuştu. Bu durum, LGBTT bireylerin yalıtılmışlıklarını kırarken çeşitli uluslararası dayanışma ağlarının da oluşmasını ve yaygınlaşmasını da beraberinde getirdi. Onur Haftası etkinliklerine yurt dışından gösterilen ilgi bu dayanışma ağlarının yayılmaya devam ettiğini gösteriyor.

Onur Yürüyüşü…

1 Temmuz günü yapılan Onur Yürüyüşü ise katılımcıların kolay kolay hafızalarından silinmeyeceğe benziyor. Geçtiğimiz yıl 150'ye yakın kişinin katıldığı yürüyüşte bu yılki sayı 1000'e yakındı. Yürüyüş sırasında "Lezbiyenler Vardır", "Anne Ben Biseksüelim", "Susma Haykır, Eşcinseller Vardır", Teşhirci Değil Travestiyiz", "Derneklerimiz Kapatılamaz", "301. Madde Kaldırılsın", "Eşcinsel Hakları, İnsan Haklarıdır", "Genişletilen Polis Yasası, Daraltılan İnsan Hakları", "Travesti Cinayetleri Politiktir", "Ev Mühürlemelerine Son", "Yaşıyorum Kabahat, Çalışıyorum Kabahat", "Çalışma Hakkımızı İstiyoruz", "Cinsel Ayrımcılığa Son" yazılı dövizler taşındı. Pek çok sivil toplum kuruluşu, feministler, savaş karşıtları ve bağımsız adaylardan Baskın Oran LGBTT bireylerin mücadelesine destek verdi.

Genel seçimlerin yaklaştığı şu günlerde LGBTT bireylerin parlamentoda temsiliyetinin, taleplerinin dillendirilmesinin nasıl olacağı oldukça önemliydi. AKP ve CHP-MHP arasında sıkışıp kalmak istemeyen pek çok vatandaş için bağımsız adaylar alternatif bir yolun mümkün olabileceğini gösterdi. Kültürel çoğulcu bir perspektifle hareket eden ve eşcinsel politikalarını dillendirmeye özen gösteren Baskın Oran, LGBTT bireylerin parlamentoda temsili için bir umut ışığı oldu. Lambdaistanbul kısa bir süre önce yaptığı açıklamada "Eşcinselin sadece eşcinseli savunmadığı, aynı zamanda antimilitarizmi, Kadın'ı, Kürt'ü, Ermeni'yi, Baskın Oran'ı savunduğu bir siyaset istiyoruz" diyerek Baskın Oran'a destek çağrısında bulunmuştu.

Yürüyüş boyunca taşınan metrelerce uzunluktaki gökkuşağı bayrağı, yürüyüşe katılanların farklılıklarıyla bir arada yaşama talebinin, her birimizin gökkuşağının renkleri gibi yan yana durabileceğimizin simgesel ifadesi oldu.

Hormonlu Domates Ödülleri Töreni…

Yürüyüşün ardından sıra Hormonlu Domates Ödüllerinin dağıtılmasına gelmişti. Bilmeyenler için söyleyeyim: Hormonlu Domates Homofobi Ödülleri ilk olarak 2005 yılındaki Onur Haftası etkinliklerinde verilmeye başlandı. Ödüllerin ilham kaynağı ise hormonlu tavuğun olumsuz yan etkilerinden birinin eşcinsellik olduğunu söyleyen Erman Toroğlu'ydu. Bilimsel tüm savları alt üst eden bu yumurtlamanın ardından Lambdaistanbul aktivistleri LGBTT karşıtı söylem ve tavırlarıyla dikkat çeken kişi ve kurumların bir ödülü hak ettiklerini düşündüler ve Hormonlu Domates Ödülleri dağıtmaya karar verdiler. Bu seneki adaylar "Basın, Kurumlar, Müzik, Siyaset, TV/Magazin" olmak üzere 5 kategoride yarıştı.

Basın alanında Alev Alatlı oyların %34'ünü alarak birinciliği kimseye kaptırmadı. Bu ödüle layık olabilmek için Alev Alatlı, Zaman gazetesindeki "Din'in içi nasıl boşaltılır? ‘Gay-Lesbiyen öğrenci kulübü'" başlıklı yazısında, Bilgi Üniversitesi'nde kurulan Gökkuşağı LGBTT Kulübü'nün açılmasını ve buna izin veren kurumların "demokrat" tavrını eleştirmiş; dini referanslar vererek "eşcinselliğin" tüm dinlerce nasıl yasaklandığından övgüyle bahsetmiş ve hemcinsel ilişkinin nasıl bu denli "normal" göründüğünü anlamadığı söylemişti. Yazısında, dünyadaki LGBTT hareketinin geldiği noktaya da değinen Alatlı, LGBTT bireylere karşı oluşan olumlu değişimden duyduğu kaygıyı dillendirmişti (bkz. http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=529898 ).

Kurumlar kategorisinde Bursasporlu Esnaf ve Taraftarlar Derneği ipi göğüsledi. Başkanı Fevzinur Dündar'ın, 6 Ağustos 2006 tarihinde Bursa'da gerçekleştirilecek olan "1. Eşcinsel Yürüyüşü"nden önce basın yoluyla halkı tahrik edip yürüyüşü engelleme girişimleri ve açık linç çağrıları dolayısıyla bu ödüle layık görüldü (bkz. http://www.lambdaistanbul.org/php/main.phpmenuID=5&altMenuID=5&icerikID=532 ).

Popstar yarışmasının takipçileri bilirler. Ebru Gündeş, Popstar Alaturka yarışmasının elemelerinde bir yarışmacıyı "hafif kırık, gençlere kötü örnek olur, onu bu haliyle ekrana çıkartamayız" diyerek adayın elenmesine neden olmuş, canlı yayında da bunun arkasında göğsünü siper etmiş, ne kadar haklı bir iş yaptığını söylemişti (bkz. http://www.haberturk.com/haber.aspid=3180&cat=150&dt=2006/10/17 ). Ebru Gündeş bu örnek tavrıyla Hormonlu Domates'ini kucakladı.

Özellikle seçim döneminde ırkçı, militer güçlerini arkasına alarak rant elde etmeye çalışan Deniz Baykal'a, "Brokeback Mountain" filminin yankılar uyandırdığı sırada, bir gazeteci Batı'da eşcinsellerin sol partilerde örgütlenebildiğini hatırlattı ve eşcinsel politikalarla ile ilgili ne düşündüğünü sordu. Baykal'ın "Böyle şeyin politikası mı olur yahu? Kim çıkarıyor bunları..." cevabı ise kendisine siyaset alanında bir Hormonlu Domates Ödülü kazandırdı.

TV/Magazin kategorisinde yarışan Erol Köse ise kendisi kadar güçlü rakiplerini açık ara farkla sollayarak ödülünü kimseye kaptırmadı. Jüri üyesi olduğu yarışma programında yarışmacılardan birine "Sen kırık mısın?" diye soran Erol Köse, kişinin cinsel yönelimi hakkında -üstelik aşağılayıcı kelimeler kullanarak- soru sorma hakkını kendisinde gördüğü için bu ödülü almaya hak kazandı.

Sonuç olarak, bu seneki Onur Haftası etkinliklerine gerek LGBTT bireylerin gerek diğer toplumsal muhalefet odaklarının geçen yıllara oranla daha büyük bir ilgi örgütlediği ortada… Bu etkinliklerde ortaya çıkan enerji, yaratılan dayanışma ortamı belki de pek çok kişinin açılmasına, LGBTT Hareketi'ne katılmasına neden olacak. Diğer toplumsal muhalefet odaklarının LGBTT gündemine, tartışmalarına daha çok ilgi örgütleyebileceği de söylenebilir. Önemli olan; yaratılan bu coşkunun devamlılığını sağlayabileceğimiz, üretkenliği yakalayabilen nitelikli çalışmalara ortak imza atabilmemiz, hep birlikte gökkuşağını savunabilmemiz... Bu dayanışmaya 19 Temmuz'da Sütlüce Adliyesi'nde kapatılma davası başlayacak olan Lambdaistanbulluların yanında olarak devam edebiliriz.

haberin alındığı sayfa

TRAVESTİ,GAY,LEZBİEN GİBİ KOMÜNİTELERİN HEPSİNİN SIĞACAĞI DEMETİN PEMBE EV PROJESİ

LAMBDA'ya yardım etmeyi ve 'Mor Çatı' gibi ama gay, lezbiyen, biseksüel, travesti-transseksüel komünitenin sığınabileceği ve içinde pek çok çalışmanın olacağı bir 'Pembe Ev' projesi yapmayı planlıyorum.



--------------------------------------------------------------------------------
BİA Haber Merkezi
20/11/2004 Ayliz BASKIN
--------------------------------------------------------------------------------
BİA (İstanbul) - Demet Demir'in ismini, insan hakları, özellikle de travesti ve transseksüel hakları için yaptığı çalışmalardan biliyordum.

İnsan Hakları Derneği'nden (İHD) telefonunu alıp, bir araştırma konusunda bana yol göstermesini rica etmek için onu aradığımda, karşımda yumuşak bir sesle konuşan, doğal ve sıcak birini buldum.

Bir bira içmek için sözleştik ve buluştuğumuzda ondan bundan laflarken, fark ettim ki Demet'e soracak çok şey var. Benim, kalem-kağıt, teyp ve fotoğrafçı partnerimle geldiğim ikinci buluşmamız, böylece daha donanımlı başladı!

Transseksüel ve travestiler arasında örgütlenme var mı? Sanki gay ve lezbiyen gruplara göre daha gerisindeler örgütlenmenin, ne diyorsun?

Tabii, transseksüel komünite söylediğin gruplardan daha apolitik yaşıyor. Zaten yüzde 99'u seks işçiliği yapmak zorunda bırakıldığı için, bireysel kurtuluş peşindeler ve bu anlaşılır bir durum.

Aslında Türkiye'de gay-lezbiyen komüniteden önce transseksüeller örgütlenmenin öncülüğünü yapmıştı, kendilerine yönelik saldırılar ve işkencelere karşı seslerini yükselterek ama işte, maalesef devam etmedi bu örgütlenme.

Biz şu anda LAMBDA'da üç travesti/transseksüeliz. İnsanlar böyle bir örgütlenme içine girmek istediklerinde bile baskı ve şiddete dayanamayıp sineye çekiyorlar her şeyi. Tabii basın ve yargı da onlara karşı olunca...

Politik bilinçle çalışan başka arkadaşlar da var ama benim gibi 24 yıldır bilinçli bir şekilde hak savunuculuğu yapan yok.

Politik kimliğin ne zaman gelişti? Cinsel kimliğin politik hayatında engel olarak görüldü mü?

18 yaşında gece okuluna giderken sol hareketin içinde yer aldım. 80'de gözaltına alındım, 82'de 8 ay cezaevinde kaldım. Ben 3-4 yaşlarında kendi cinslerimden hoşlandığımı hatırlıyorum.

O zamanlar tabii doğalın neyse onu yaşıyorsun. 13,14 yaşlarında üzerimdeki baskıları hissedip içime kapandım. 17 yasındaydım artık kendimi iyice anladığımda.

Ama politik kimliğimle cinsel kimliğim bir arada tabii zor oldu çünkü sol gruplar, eşcinselliği ya da travestiliği burjuvazinin bir hastalığı olarak görüyorlar. Cinsel kimliğim yüzünden beni gruptan dışladılar. Devrim mücadelesi adına cinsel kimliğimi bir kenara attım gençken ama yine de yaranamadım.

O zamanlar erkek kılığında olduğum için gerçek cinsel kimliğimi saklamam daha kolaydı politik çalışmalarımda ama cezaevinde tabii ki 24 saat beraber olunca, 2 ayda arkadaşlar benim cinsel kimliğimi anladı.

88'de Radikal Yeşil Hareketten İbrahim Erenler'le tanıştım. İnsan hakları mücadelesini ondan öğrendim. O zamandan beri de başım beladan kurtulmuyor!

1991'de de 2 ay cezaevinde yattım. Biliyor musun, ben şimdiye kadar yediğim her dayağın hukuki hesabını sordum ama bir sonuç alamadım.

12 Eylül'ün apolitik kalıntıları hala devam ediyor. Aslında bizim kuşak için her şey daha zordu, hem politik olarak hem bir travesti olarak. Polis baskısı eskisi kadar vahşi değil.

Son 10 yıldır gayler, 3-5 yıldır da lezbiyenler seslerini oldukça iyi duyurabiliyorlar. STKlar da var toplanabileceğimiz, o yüzden şimdi her şey göreli olarak daha kolay travestiler için.

Ben, dediğim gibi 24 yıldır bilinçli bir mücadele veriyorum ve 5-6 yıldır çok şeyin değiştiğini söyleyebilirim. Artık arkadaşlar yüzlerini saklamadan basın açıklaması yapabiliyorlar.

Bence bizim kuşak travestiler, özellikle benim gibi politik olarak aktif olanlar sayesinde, diğerleri kendileri gibi birilerinin olduğunu gördü ve herkes rahatladı.

Ben 99'da belediye meclisi üyeliği için adaylığımı koydum. Seçilmedim ama böyle bir adaylığın ilk defa olması bile iyiydi.

Eskiden travesti olmak daha zordu dedin. Anlatsana, o günlerde neler yaşıyordunuz.

85'lerde falan travestileri yakalayıp şehir dışına gönderiyorlardı, Eskişehir'e, İzmit'e, Gebze'ye falan. İnsanlar oralardan kaçıp geri geliyordu. İstanbul seni kabul etmiyorsa, küçücük şehir nasıl etsin?

Bir de polisler bizi gözaltına alıp Belgrad ormanına bırakıyorlardı, üzerimizde para falan ne varsa alıp, çırılçıplak öyle ormanda. Kömür kamyonlarına binip şehre geri geliyorduk. Bir dönem bu muameleler iyice kötüleşmişti. Polis bir kaç arkadaşımızı Belgrad ormanına götürüp başlarına silah dayadı falan.

Yeni emekli oldun, değil mi? Emekli olman ve aylık almanla ilgili gelişmelerden söz eder misin?

Biliyorsun bu toplumda, aslında başka pek çok ülkede de, transseksüel ve travestiler için seks işçiliğinden başka çalışma ortamı yok. Nasıl para kazanacaksın? Sistem seni seks işçiliğine yöneltiyor. İşe girmek için cinsel kimliğini ret edeceksin, erkek olacaksın.

Ben 96'da ameliyat oldum. Kadın kimliği alabilmek için mahkemede 1.5 yıl surdu davam. Neyse, daha önceden, efemine erkek kılığındayken çalışmam zor olsa da, çantacıda, matbaada ve bir torna tasfiye atölyesinde çalışmıştım; 2.5, 3 yıl sigortalılığım vardı.

İsteğe bağlı emeklilik için eniştem beni işe girdi, çıktı gösterdi. Başvurum kabul edildi. Yalnız geçmişe dönük çok para ödemek gerekiyordu, o yüzden biraz zaman aldı. Annem bana yardım etti. Biz çalışıp iyi para kazanırken hayat öyle geçer zannediyorduk ama öyle değilmiş tabii.

Yeni İş Yasası ile, 6 ay içinde bütün borçlarımı ödemem gerekiyordu, ödeyemeyince emeklilik de 7 ay gecikti. Tabii sigorta yıllar önce erkek kimliğiyle yazılmış.

Sigortaya kadın olduğuma dair mahkeme kararını verdim. Oradaki memur homofobik biriydi, beni çok uğraştırdı.
Neyse sonunda Temmuz'dan beri emekli aylığı alıyorum; bu benim en büyük garantim.

Neyse ki küçük bir evim var. Başka da bir birikimim yok hayatta. Bunca yıldır kazandığımız, işte, sınırlı cinsel haklar!

Basının transseksüel ve travestilere bakışını nasıl buluyorsun?

Bizlerle ilgili haberleri yine en çok sol eğilimli gazeteler yazıyor ama tabii yeterli değil. Zaten duyduğum, travestilerle ilgili haberlere bir şekilde yasak koyulduğu son zamanlarda. LAMDA'nin geçenlerde yaptığı basın açıklamasına yer dahi vermediler.

TVlerde de yoktu ertesi günü. LAMDA'nin gay pride aktivitelerini, mesela, bir tek Gündem ve Cumhuriyet verdi. Geçenlerde Radikal'de de LAMBDA'nın danışma hattıyla ilgili küçük bir haber vardı.

Bunların hiç biri yeterli değil. Basın için anca 'ilginç' haber olman lazım. Ya soyulacaksın, işkence göreceksin ya da cam çerçeve indireceksin bir yerlerde! Yoksa seni dışlıyorlar basında da.

Tabii LAMBDA gibi örgütlerin de medyayı iyi kullanmayı öğrenmeleri lazım. Bizim gruplarda bu çok eksik.

Türkiye'deki kadın hareketiyle ilgili ne diyorsun?

Ben kadın hareketinde de yer aldım. 89'da yeni başlamıştım kadınlarla çalışmaya. Fakat sosyalist kadınlar tavır aldılar ve travestilerin harekette yer almamalarını tercih ettiler.

Kadına yapılan şiddetin daha katmerlisini görüyoruz biz halbuki! Feminist Kadın Kurultayı bile bölündü bu yüzden. Erkekleri konuşturup beni niye konuşturmuyorsunuz?

Emeklilikte planların neler? Kitap yazmaktan söz ediyordun, nedir?

Yıllardır projemdi otobiyografimi yazmak. Gecikti ama iyi de oldu, çünkü daha çok şey yaşadım. Şimdi tam zamanı. Benim yaşadığım dönemi bilen az insan var. Ve ben hem tanığı, hem mağduruyum o dönemin.

Yeni nesil bizim yaşadıklarımızı hiç bilmiyor. Kitabım, sosyal tarihimiz bir yandan, bir yandan benim çocukluğum, cinselliğim, politik kimliğim, gördüğüm şiddet, daha geç yaşlarda yaşadığım depresyonlar, vs. üzerine kurulacak.

Umarım kaynak bulabilirim bu proje için. Önümüzdeki 2 yıl için hedefim bu kitabı yazabilmek ve yurt dışında bastırmak. Burada insanin emeğinin karşılığını vermiyorlar.

Bu projeyi gerçekleştirebilirsem, seyahat etmek, artık bu yaşta insan gibi yaşamak istiyorum. Kazandığım parayla LAMBDA'ya yardım etmeyi ve 'Mor Çatı' gibi ama gay, lezbiyen, biseksüel, travesti-transseksüel komünitenin sığınabileceği ve içinde pek çok çalışmanın olacağı bir 'Pembe Ev' projesi yapmayı planlıyorum. (AB/BA)

yazının alındığı sayfa

HOMOFOBI VE TRANSFOBI YE KARŞI BİRLEŞELİM

(Aşağıda, Antikapitalist’te değişik zamanlarda yayımlanan iki yazı ve iki makaleyi okuyacaksınız)

Homofobi ve Transfobiye Karşı Birleşelim!
Geçtiğimiz haftalarda Eşcinsel Onur Haftası nedeniyle Lambda'nın düzenlediği etkinlikler, Türkiye tarihinde ilk kez yapılan ve grubumuzun da katıldığı eşcinsel onur yürüyüşünün gerçekleşmesiyle son buldu. Bu yürüyüş, birçok eşcinselin güven kazanmasını, özgürleşme açısından birşeyler yapılabileceğine olan inancının artmasını ve özgürleşme hareketinin Türkiye ayağının güven tazelemesini sağladı.

Ancak kapitalizmden beslenen yoz kültür, eşcinsellere yönelik şiddet ve ayrımcılığın her alanda artmasını ve meşrulaştırılmasını Türkiye dahil birçok ülkede beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz günlerde bir tv programına katılan İstanbul Valisi Muammer Güler yaptığı konuşmada, halkı travesti ve transeksüellere karşı açtığı mücadelede yanına çağırdığını ifade etti. Sonrasında birçok travesti ve transeksüele karşı yapılan operasyonu TGRT, "travesti kepazeliğine son" başlığıyla haber ederek, olayın meşrulaştırılmasına katkı sağlamaya çalıştı ve kendi kepazeliğini başarılı bir şekilde sergiledi. TGRT kepazeliğini protesto etmek amacıyla bir grup, televizyon binası önünde toplandı.

Valinin hedef göstermeleri sonucunda, ayrıca, 18 Temmuz gecesi bir grup travesti pompalı tüfekle saldırıya uğradı. 4'ü ağır olmak üzere toplam 10 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı.

Olaylar karşısında Lambda'da basın açıklaması düzenleyen bir grup travesti ve transeksüel, olayları ayrıntılandırarak bir polisin, "annemin üzerine yemin ederim ki hepinizin kökünü kazıyacağız" dediğini belirtti. Gözaltına alındıklarını ve sonrasında savcıya çıkartıldıklarını belirten travestiler, alenen hayasızca harekette bulunmaktan 520.138.000 TL, teşhircilikten 86.696.378 TL para cezasına çarptırıldıklarını ifade ettiler. Ankara'da da benzer durumların olduğu, kurulan "balyoz ekibi" olarak adlandırılan bir ekiple gözaltıların ve şiddetin arttığı biliniyor.

Homofobik-hetero-cinsiyetçi şiddet, kendisini kapitalist eğlence kültürü içinde de var ediyor. Son zamanlarda başta medyada olmak üzere sık sık birçok alanda duymak zorunda kaldığımız taşfırın erkeği-light erkeği geyiği, bir şaklabanın son derece cinsiyetçi, kadınları ve eşcinselleri aşağılayan ve absürd sözler içeren şarkısıyla müzik alanında da kendisini ifade ediyor. Hatta bunun için Trabzon'da yarışmalar düzenleniyor ve hiç de tesadüfi olmayan bir şekilde futbol federasyonu başkanı yılın taş fırın erkeği seçiliyor ve cinsiyetçi şiddet futbola kadar uzanarak beslenebildiği bütün alanlara -aile, din, gelenekler, eğitim, siyaset gibi- giriyor. Kapitalist kurumlar, şiddetle -karşılıklı- beslenerek ayrımcılığı yaratıyor ve böylece kendi varlıklarını sağlıklı bir şekilde devam ettiriyor.

Uluslararası alanda da devam eden sınıf ayrımı kökenli homofobik zihniyet, Hollanda, Kanada ve Belçika gibi ülkelerin "hemcinsler arası evlilikleri" resmileştirmesinin ardından Vatikan devletinin 1 Ağustos günü eşcinsel evliliklere ve devlet yardımına dayalı yaşam birlikteliklerine karşı "evrensel savaş" ilan ettiğini açıklamasıyla örneklendi.

NE YAPACAĞIZ?
Her gün yeni bir haber, yeni bir homofobik, transfobik vak'a, her gün şiddet, her gün ayrımcılık! Sistem, kimliğimizden sıkılıyor, istemiyor veya kendi yararına konumlandırmaya çalışıyor. Bizi heteroseksüel maskesi takmaya ve o maskeyle yaşamaya zorluyor. Bizi küfür nesnesi olarak görüyor. Travestilere zorunlu seks işçiliği dayatıyor, kamusal alanda hiçbir özgürlük alanı açmıyor ve onları kendi zihniyetiyle yargılıyor, katlediyor. Heteroseksüel-eşcinsel ayrımını besliyor, meşrulaştırıyor, okullarında, fabrikalarında, köylerinde, metropollerinde, sokaklarında.. Peki ya ne yapacağız? Eşcinsellere dayatılan zorunlu heteroseksüelliği, travestilere dayatılan zorunlu seks işçiliğini kabul edemeyiz. Zorunlu seks işçiliği ve zorunlu heteroseksüellik insanlık suçudur! Ve biz bu suçu işleyen ve binlerce eşcinselin,travestinin ve transeksüelin ağır psikolojik problemler yaşamasına, öldürülmesine, katledilmesine, abluka altına alınmasına sebep olan katili biliyoruz! Katil kapitalizmdir! Ve ne yazık ki, katilimizin suçları sadece bunlarla sınırlı değil! Örneğin yılda 40 milyon insanın açlık ve yetersiz beslenmenin sebep olduğu hastalıklardan dolayı ölmesine, milyonlarca işçinin çok düşük ücretlerde çalıştırılarak sömürülmesine, Arjantin'deki insanların fare yiyebilecek derecede aç kalmasına, işsizliğe sebep olan suçlar da aynı katile ait. Öyleyse hepimizin hayatını bok eden, bizi bölerek, ayırarak geçimini sürdüren bu katil sisteme karşı mücadele etmeliyiz. Ancak sistemin böl-yönet taktiğiyle bizi birbirimize düşman kesilmemizi istediğini ve bu şekilde asıl düşmanın kendisi olduğunu unutturmaya çalıştığını bilerek ve birleşerek! Kürt, Ermeni, Rum, Alevi, Sünni, eşcinsel, travesti-transeksüel, siyah, beyaz, Türk, Laz, Çerkes, Çingene, Arap, Suryani, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, ateist.. Hepimiz kardeşiz ve hepimizin problemlerinin kaynağı aynı boklu sistem.. Öyleyse birbirimize karşı mücadele etmekten birbirimizi düşman bellemekten vazgeçmeli, ayrımcılığı yaratanlara karşı, bütün etnik, kültürel ve cinsel renklilikleri yok ederek bizi birbirimize benzetmeye çalışan bu sisteme karşı beraber mücadele edelim. Bu noktada küresel direniş hareketinden örnekler almalı ve küresel kapitalizme, cinsiyetçiliğe, homofobiye, doğa katliamlarına, ekolojik bozukluklara, yöneticilere, savaşa, emperyalizme, işgalcilere, ırkçılığa, AIDS'e, paranın saltanatına, hiyerarşiye, haramilere, efendilere, tek tipçilere, Bush denyosuna ve o denyo gibi başka denyolara karşı mücadele verenlerin, başka bir dünya isteyenlerin mücadelesinin Türkiye'deki yerel ayağını oluşturmak için beraber çalışmalıyız, beraber çalışmalıyız diyorum, çünkü biliyorum ki;

Birimiz dahi özgür olmadan, hiçbirimiz özgür o-la-ma-ya-cak!

Antikapitalist; Sayı 25; Eylül 2003


“Lezbiyen ve Geylerin Sorunları ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayışları Sempozyumu”
Türkiye Eşcinsel Hareketi
23 ve 24 Mayıs 2003 Tarihlerinde Kaos GL tarafından düzenlenen ve birçok akademisyenin, gazetecinin ve eşcinsel aktivistlerin katıldığı "Lezbiyen ve Geylerin Sorunları ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayışları" başlıklı sempozyum, Türkiye Eşcinsel Hareketin geldiği ileri noktayı işaret ederken, hareketin kendi içinde yaşadığı sorunları da tartışabilme olanağı sundu. Uluslarası katılımcıları da olan sempozyuma İngiltere'den sendikacı Kürşat Kahramanoğlu ve AB İngiltere parlementeri Michael Cashman da katıldı. Türkiyenin eşcinsel haklarını sağlaması konusunda yasalar çıkarması için girişimlerde bulunduğunu ve bulunacağını ifade eden parlementer, TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nda hiç gey veya lezbiyen olmadığını ve bu sorunun giderilmesi gerektiğini vurgulayarak komisyonu MGK'ye benzetti. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e de eşcinsel haklarını sağlaması için çalışacağını belirten ve aynı zamanda İngiltere İşçi Partisi üyesi olan Cashman, İngiltere Eşcinsel Hareketi içerisinde yaşadığı deneyimlerini anlatarak, Türkiye Eşcinsel Hareketi'ne, izleyeceği yol ve sorunları giderme konusunda katkılar sağladı. Sendikalar ve gey-lezbiyen üyeler konulu ayrı bir oturumun olduğu sempozyumda, sendikalarda gey-lezbiyen üyelerin bulunup bulunmamasının yarattığı durumlar üzerinde duruldu ve eksikliklerin ve çözümlerin nasıl giderilip geliştirilebileceği tartışıldı. Pazartesi dergisi yazarlarından, sosyalist feminist haraketin aktivistlerinden Ayşe Düzkan, eşcinsellerin açığa çıkması açısından tabir edilen "coming out the closet" (dolaptan çıkmak) deyimini, "dolaptan çıkmak yetmez, bu sadece reform sayılabilir ve sorunu tam anlamıyla ortadan kaldırmaz, devrimciler dolabı ortaya çıkaran sebepleri tespit ederek, bunlara karşı mücadele edilmelidir" diyerek sosyalistlerin eşcinsellere yönelik uygulanan ayrımcılık ve şiddetin kökenlerine inerek, buna karşı mücadele vermesi gerektiğini işaret etti. Katılımın 100-150 civarında değiştiği sempozyum, daha sonra benzer gey ve lezbiyenlerle ilgili etkinliklerin yapılması gerektiği ışığında bitirildi.

Sosyalistler ve Eşcinseller
Bilinmelidir ki, bölünen bir halk, işçi sınıfı daha kolay yönetilir, toplumsal zenginliği elinde bulunduran kapitalist sınıf, yönetimini daha etkin bir şekilde dayatır. Halkı Türk-Kürt, kadın-erkek, Alevi-Sunni, eşcinsel-heteroseksüel diye böler ve bu bölünmede medya, din, eğitim, kültür, gelenekler gibi toplumsal yapıyı inşa eden olgular üzerinde etkinlik gösterir.

Eşcinsellerin kurtuluşu da, bu kurumlara yönelik mücadele etmekten öte, bu kurumların yıkılıp dönüşebileceği ve toplumsal barışın sağlanabileceği bir toplumsal düzen, ekonomiyi ve dolayısıyla diğer kurumların da yapısı ve işlevini belirleyen kapitalist azınlık olan yönetici sınıfın iktidarlarının ellerinden alınmasıyla ve iktidarın topluma mal edilmesiyle, yani sosyalizmle mümkün kılınacaktır. Bu noktada Ekim Devrimi eşcinsellere yönelik şiddet ve ayrımcılığın nasıl kırılabileceği noktasında bize ışık tutmaktadır. Çağına göre oldukça ileri sayılabilecek düzeyde gey ve lezbiyenlerin özgürlüğünü koruyan ve sağlayan yasaların çıkarılması sosyalizmin özünden kaynaklanan bir durumdur. Bu sayede Rusya'da yaşayan lezbiyen ve geyler cinsel edimden öte bir yaşam anlayışına sahip olduklarını ifade edebilmiş, toplumsal yaşam alanı bulabilmiş ve kamuoyunda özgürlükler ve haklar elde edebilmişlerdir. (Ancak Sovyetler'in karşı devrime yenilmesinden sonra Stalin iktidarında tüm eşcinsellerin hak ve özgürlükleri ellerinden alınarak yenilgiye uğratılmıştır, aile fetişizmi tüm kurumlara yansıtılmıştır ve birçok gey cinsel yönelimlerinden ötürü ölümle cezalandırılmıştır. Stalin'in uygulamalarını ve politikalarını savunan günümüzdeki Stalinistler de eşcinselliği kapitalizmin bir artık ürünü olarak değerlendirme gibi vahim bir ideolojik problemle karşı karşıyadırlar) Sosyalizmle birlikte oluşacak özgür, eşitlikçi ve paylaşımcı kültürle homofobik ve heteroseksist yapı ve toplumsal darkafalılık da ortadan kalkacaktır, sadece eşcinsellere uygulanan baskılar değil tüm ezilenlere sahip çıkılarak uygulanan baskıları yaratan koşullar ortadan kalkacaktır, yani ezilenlerin şöleni olacaktır.

Mücadelemiz ezilenlere sahip çıkan devrimci bir işçi partisiyle başarıya ulaşacaktır. Bu nedenle hepimiz böylesi bir örgütlenmeye katkı sunmalıyız. Eşcinsellere yönelik ayrımcılık ve şiddet, heteroseksist toplum yapısı ve hegomonik erkeklik ancak sosyalizmle kırılabilir ve unutulmamalıdır ki eşcinsellerin özgürlüğü heteroseksüelleri de özgürleştirecektir.

Antikapitalist; Sayı 24; Haziran 2003





Portre: Batman’da eşcinsel olmak
Serhat’la Röportajı yapan: Abbas Şahin (Veysi’ye katkıları için teşekkür ederiz…)


Eşcinselliğini ne zaman ve nasıl keşfettin?
Eşcinselliğimin çok küçük yaşlarda bile farkındaydım. Erkeklerden hoşlanıyordum ama isim koyamıyordum. Hep erkeklere ilgim vardı. Hiç bir zaman bir kadın vücudu bana çekici gelmedi. Küçükken en büyük korkum, bir gün bir kadınla evlenme mecburiyetinde kalıp hayatımı sürdürmekti. Ben erkekleri seviyordum. Ama çevremde hep erkek kadın ilişkileri vardı. Eşcinsel birliktelik örneği yoktu. Kadın kadına, ve erkek erkeğe yasak, günah, cehennemlik ilişkiler diye anlatılırdı bize. Bu söylentiler yıllarca psikolojimi bozdu.

Eşcinsel kimliğinle ilgili neler hissettin?

Çok tuhaf oluyordum. Kendime lanet ediyordum. Sırf eşcinsel olduğum için defalarca intihar girişiminde bulundum. 17 yaşındayken benden bir yaş küçük sevgilim vardı.Fırsat buldukça birlikte oluyorduk. Birlikte olduktan sonra tövbe edip, bir daha birlikte olmayacağımıza söz verip ayrılıyorduk. Yine bir araya geldiğimizde yine ilişkimiz oluyordu. Bu iki yıl boyunca sürdü. Ama birbirimizi çok seviyorduk. Ne İslam dini, ne Kuran-ı Kerim , ne de ettiğimiz yeminler aşkımıza engel olabildi. Bu ilişkiyi yaşarken de kendimi kabullenmiyordum. Artık Batman'da yaşamak bana çok ağır geliyordu. Tam olarak Pembe Üçgen grubuyla tanışırken kendimi kabul ettim.

Çevrene nasıl açıldın, ilk kiminle ya da kimlerle paylaştın?

İzmir'den dönmeden 15 gün önce eniştemi arayıp eşcinsel olduğumu söyledim. Hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. “Bu senin hayatın, istediğin gibi yaşayabilirsin” dedi. Aslında ben de ondan olumsuz bir şeyler beklemiyordum. Batman'a geldiğimde anneme ve kardeşlerime söyledim.Söylememle birlikte kavgalar başladı. Annem hocalara gidip durumumu anlatıyordu. Hocalar da bunu günah, İslam dinine aykırı, şeytana tapan insanlar diye anlatıyordu.Bunun üstüne annemle olan ilişkilerim tamamıyla koptu. Kardeşlerimi sürekli eşcinsellik konusunda bilgilendiriyordum.Tartışmalar ve evden kovulmalar 2 yıl sürdü. Beni hayatımın hiç bir alanında yalnız bırakmayan eniştemle ailemin 2 yıllık mücadelesinden sonra ailem beni kabullendi. Çevrem daha hoşgörülü olmaya başladı. Bunun bedelini sadece ben ödemedim eniştemde en az benim kadar hor görüldü. Ama beni hiç bir zaman yalnız bırakmadı.

Daha önce yayınlanan röportajlarından sonra çevre, aile, arkadaş tepkileri nasıldı?

Daha önce Ülkede Özgür Gündem ( 07 haziran 2004 ) ve Birgün ( 15 kasım 2004 ) gazetelerinde röportajım yayımlandı.Gündem’de yayımlanan röportajımdan sonra hayatım bir anda kabusa döndü. Ailemin inanılmaz baskısı vardı ve her an Batman’dan ayrılabilirdim. Ailem bana baskı yaparken çevrem aileme baskı yapıyordu tam bir çıkmazdaydık oysa ben Batman’da yaşamak istiyordum çevrede dedikodular ve aşağılamalar arttı. Zaten röportaj vermeden öncede ben kendimi gizlemiyordum. o dönem hayatımın en zor dönemlerinden biriydi. Çevre cinsel kimliğimi dört duvar arasında gizli yaşadığım sürece beni kabullenirdi. Oysa cinsel kimliğim kişiliğimin bir parçası ve bunu çok da gizleme gereği duymuyordum. Zaten toplumun da bizlerden beklediği bu; sen eşcinselsin, yasak bir kimliğin var bunu gizli yaşadığın sürece biz seni kabulleniriz. Ama ben eşcinselim dediğinde toplum sana karşı cephe oluşturuyor. Ve dışlıyor. Verdiğim röportajda insanların en büyük tepkisi sen neden cinsel kimliğini ön plana çıkarıyorsun demek oldu. Ben bu toplumda o kadar sorun yaşarken, dışlanıp aşağılanırken, insanlar hep işin magazin tarafını ele almaya çalıştılar.Eğer ben eşcinsel olarak dışlanıyorsam, bu bireysel bir sorun değil, toplumsal bir sorun olduğunu, benim de bir farklılığımın olmadığını, uzaydan gelmediğimi, nefes alıp verebildiğimi, bir Kürt gencinin de eşcinsel olabileceğini anlatmaya çalıştım. İnsanlar bunları görmezden geldiler. Eşcinselliğin sadece Batılılara ve burjuva kesime ait olduğunu düşünüyorlardı.

Diğer eşcinsellerle nasıl tanıştın?

Diğer Batman'lı eşcinsellerle internet aracılığıyla tanıştım. Zaten gazetedeki röportajımdan sonra yanıma gelip eşcinsel olduğunu açıklayanlar da oldu.Geçen sene iki tane efemine genç yolda yürürken yanlarına gidip onlarla konuştum. Hala görüşüyoruz. Bir arada olunca acılarımız hafifliyor. Eksik yanlarımızı paylaşarak gideriyoruz.Yalnız olmadığımızı görüyoruz. Çünkü yıllarca sadece kendimizin eşcinsel olduğunu, bizim dışımızda eşcinsellerin olmadığını düşünüyorduk.

Eşcinsel ilişkiler üzerine ne düşünüyorsun?


Herkesin cinsel hayatı kendine göre değişiyor bu soruyu kendi açımdan cevaplayabilirim. Hala insanlar eşcinseller nasıl sevişiyor hanginiz aktif hanginiz pasifsiniz gibi sorular soruyorlar. Ben de bir insan gibi sevişiyorum yani havada sevişmiyorum, uzayda da sevişmiyorum dikenler üstünde de sevişmiyorum farklı olan tek şey partnerimin hemcinsim olması. Ben kendimi aktif veya pasif olarak değerlendirmiyorum Bu bana çok ters. Yatakta erkek rolü kadın rolü diye bir şeyde yok yani bir şeyin bir yere girmesi gerekmiyor. İnsanlara cinsel obje gözüyle bakmıyorum. Karakterli ve kişilikli olması benim için ön planda, zaten düşünce olarak birbirinizi anlayıp saygı gösterebiliyorsanız fiziksel görünüme pek önem vermiyorsunuz.

Eşcinsel örgütlerle iletişimin var mı?

Pembe üçgenle İzmir’deyken tanıştım. Çok tesadüfen olmuştu. Konak’ta bir geyle tanıştım biraz sohbet ettikten sonra İzmir Eşcinsel Pembe Üçgen diye bir gruptan bahsetti. Beni hemen onlarla tanıştırmasını istedim. O dönem eşcinselliğimi kabul etmiyordum. Pembe Üçgen Grubu bana ilaç gibi gelmişti.Çünkü ilk defa o kadar gey ve lezbiyeni bir arada görmüştüm. Yalnız olmadığımı anladım.Grup sayesinde Lambda ve Kaos'tan haberdar oldum. Çok sonra Lambda ve Kaos'a gittim.Batman'da Kaos GL dağıtımcısıyım. Lambda ile hala iletişimim var. Lambda'nın eşcinsel danışma hattı çıkartmalarını şehrin işlek caddelerinde duvarlara, otobüs duraklarına, yapıştırıyorum. Bu hat Batman'lı gizli ve kendini kabullenmeyen, yanlış ve yalnız olduğunu düşünen eşcinseller için çok önemli.Diğer eşcinsel örgütlerini biliyorum ama iletişimim yok Batman'lı eşcinsel arkadaşlarımın çoğu eşcinsel örgütlerinde haberleri yok. Anlattığımda ise bir kez daha görüyoruz yalnız olmadığımızı. Lambda ve Kaos'un varlığı bizlere müthiş cesaret veriyor. Geçen yaz Devrimci Eşcinsel Hareket kuruldu.Kendimizi DEH'e daha yakın görüyoruz.Türkiye'de eşcinsel örgütler toplumsal cinsiyetçiliği özgürleştirme mücadelesi verirken, DEH hem toplumsal cinsiyetçiliği özgürleştirmek hem de Kürt sorununa demokratik çözümler getirmek için mücadele veriyor. Biz hem etnik hem de cinsel kimliğimizi özgürleştirme mücadelesi veriyoruz

Kürt bölgelerinde eşcinsellerin durumu ne?

Kürdistan'da 10 - 15 yıl öncesine kadar Hizbullah adında bir grubun, okullarda kız ve erkek öğrencilerin bile birlikte okul bahçesinde dolaşmasını yasakladığı ve bir çok okulda kız öğrencilerin dövüldüğü bir coğrafyada yaşadık. Bugün kendi cinsel kimliğimizle belli bir kesim tarafından ne kadar dışlanıyor olsak da, cinsel kimliğimiz olan gerçekliğimiz toplumun belli bir çoğunluğu tarafından kabul görüyor. Bu toplumun bizi kabul etmesinin kesinlikle Kürt Özgürlük Hareketinin ve ona öncülük eden sayın Öcalan'ın yaratmak istediği sosyal birey, ve sosyal toplumun emeği ve verdiği mücadelesidir. Biz kimliğimizle belli bir yere kadar baskı gördük. Zaten bu ilk aşama bizler için biraz zor oldu. Medyada yansıtıldığı gibi bölgede kurumsallaşmış bir feodalizm yok. Sadece feodalizmin kalıntıları var. 25 yıllık Kürdistan Özgürlük Mücadelesi feodalizmi yıkmaya çalışıyordu. Devlet feodalizmi ayakta tutmaya çalışan aşiretleri beslerken, Pkk 25 yıl önce buna dur demişti. 25 yıl öncesinde bir eşcinsel kendini var edemezdi.Eğer ben bugün kendi cinsel kimliğimle biliniyorsam bu benim cesaretimden değildir. Öcalan'ın yaratmak istediği yaşamı,özgürlüğü, ve hayat felsefesinden cesaret alıyorum ben bugün Isparta'da yaşamış olsaydım kendimi var edemezdim kabul görülmezdim. Çünkü Kürt halkı devlet ve medya tarafından öteki kalıba sokulup ötekileştirildi. Farklı lanse edildi.Sistem Kürtleri öldürüp ezerken, Kürtler farklılıkları kabullendi. Batman'da karısını öldüren bir adamı, medya namus cinayeti diye haber yaparken , Antalya'da karısını öldüren bir adamı, kıskanç koca eşini öldürdü diye haber yapıyor.

Siyasal partilerin, sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin sizlere bakışı nasıl?

Siyasal partilerden yanımızda olduğunu belirten bir tek DEHAP var. DEHAP eşcinselliği 10. maddesine aldığında bana pek de inandırıcı gelmemişti. Sadece teoride olacağını düşünüyordum. Çünkü diğer siyasal partiler de eşcinsellerin sorunlarıyla ilgileneceklerini açıklayıp, aslında eşcinselleri bir anlamda kullanmaya çalıştılar.Biz DEHAP'ın samimiyetine inanıyoruz.bundan kısa bir süre önce arkadaşımı tehdit eden psikopat bir kesim vardı Biz sorunumuzu DEHAP'a ilettik zaten gerekenler de yapıldı ve sorunumuzla ilgilendiler her hangi bir sorunla karşılaştığımızda yanımızda olacaklarını belirttiler.Sivil toplum örgütlerinde ise şu ana kadar olumsuz bir tavırla karşılanmadık çünkü bütün kurumlara Kaos GL dergisini götürüyorum.Sadece tek bir kurum dergimizden rahatsız bu da pek bir sorun yaratmıyor. Zaten çoğunluk tarafından kabul görülüyoruz.

Kendini eşcinsel hareketin neresinde görüyorsun. Varsa yerel faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misin?

Batmanlı eşcinsellerin aşamadıkları bir çok korku var: Ailem, çevrem, arkadaşım, eşim eşcinsel olduğumu öğrenirse ben ne yaparım? Kesinlikle Batman'da yaşayamam. Öldürürüm kendimi ve bunun gibi bir sürü paranoyak düşünceler. O kadar baskı altında yaşayan insanların bu şekilde düşünmeleri normal, çünkü sadece eşcinselliklerinden dolayı sorun yaşamıyorlar Batman faili meçhul cinayetlerin yaşandığı bir kent bölgede insanlar çok büyük acılar yaşadı. Kimi babasını kardeşini, kimisi en yakın arkadaşını faili meçhul cinayetlere kurban verdi. Köyler boşaltıldı evler yakıldı Bugün eşcinsel hakları verilse bile Kürt sorununa çözüm getirilmezse biz yine eşcinseller olarak Batman'da Diyarbakır'da özgür olamayız.

Senin ve bölgede bulunan diğer arkadaşların sisteme bakış açısı nasıl?

Buradaki eşcinsellerin sisteme bakış açıları hiç de iyi değil. Hatta sistemden müthiş derecede rahatsızlar. Sadece eşcinseller değil hemen hemen halkın tümü sistemden çok rahatsız. Demokratik olmayan bir sistemde ve kimliğin, dilin, kültürün ve gerçekliğin sistem tarafından dışlandığı, yaşamın her alanına yasaklar getiren bir anlayış hakim. Sistem denince elinde cop olan bir polis akla gelebiliyor. Sistem denince Uğur ve Uğur gibi devlet güçleri tarafından öldürülen yüzlerce kişinin katillerini hatırlıyoruz.

Antikapitalist; Sayı 31; Mart 2005


“Biz İşkenceyi Teşhir Ediyoruz”


(Röportajı yapan Çiğdem Özbaş)


Kendinizi tanıtır mısınız?


Adım Esmeray, transseksüelim. Türkiye’de yaşayan diğer travesti ve transseksüellerin yaşadığı her türlü zorluğu yaşadım. Eski seks işçisiyim. Bir sürü zorlu mücadeleden sonra şu an seks işçiliği yapmıyorum. Gazete dağıtımcılığı yapıyorum akşamları da bir caffede çalışıyorum. AMARGİ Kadın Akademisi ve Lambda eşcinsel sivil toplum girişiminde gönüllü çalışıyorum. Buralarda öncelikle kendi kimliğimize sahip çıkmak, sorunlarımızı görünür kılmak ve toplumsal bir dönüşüm için politikalar üretiyoruz.


Toplumdaki travestilere bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Esmeray

Daha genel bakmak istiyorum. Şöyle bir bakış açısı var: Sanki toplum çok ayrı bir yerde travesti ve transseksüeller ise başka bir yerde duruyor. Travesti ve transseksüellerden örgütlü bir muhalefet ve bir mükemmeliyet bekleniyor. Topluma bakarsak %52’si kadın. Dünyada ve Türkiye’de ciddi bir kadın ezilmişliği var. Kadınlar, işçiler ne kadar örgütlü ki travestiler eksik kalıyor? Sistemde kadın, Kürt, eşcinsel, işçi, travesti sorunu var deniyor. Sorun sistemin kendisidir. Bir yandan bize travestiler neden örgütlenmiyor diye sorulurken, bir yandan da neden sapık, pislik ve seks işçiliği yapıyorlar diye soruluyor. Bütününe baktığımızda temel sorun izolasyondur. Seks işçiliği dışında başka alan yok. Neden eşcinsel olunuyor sorusu yerine aslında sorulması gereken “Neden herkes heteroseksüel?”. Milliyet’te köşe yazarlığı yapan Gülay Göktürk, televizyonda çıktığı bir programda “Son zamanda yükselen Kürt milliyetçiliği karşısında bu bayrak olayı patlak verdi” diyor. Oysa yıllardır Kürtlerin yada ezilen bütün halkların üzerinde var olan milliyetçilik neden sorgulanmıyor.


Travestilerin karşı karşıya kaldığı sorunlar neler?


Esmeray

Sosyal, yasal hiçbir hak yok. Seks işçileri her an her dakika ölümle karşı karşıya kalmaktadırlar. Son dönemde bizim üzerimizdeki şiddet kalkmış gibi görünüyor. Oysa öyle değil. İnceltilmiş bir şiddet var. Yani eskisi gibi saçlarımızdan sürükleyip karakola götürmüyorlar; ama keyfi bir şekilde gözaltına aldıklarında hiçbir yasal çerçeveye uymayan hukuksuz bir şekilde “hayasızlık ve teşhircilikten” para cezalarına çarptırılıyoruz. Keyfi bir uygulama bu. Oysa burada bir hayasızlık yok, onurlu bir kimliğe sahip çıkma durumu var. Bizim şöyle bir sloganımız var: Eğer teşhircilikse doğrudur, biz işkenceyi teşhir ediyoruz. Bize doğrudan niye seks işçiliği yapıyorsunuz diye soruyorlar. Hangi kurum bizi kabul eder? Bir travesti polis olabilir mi? Yada bir transseksüel her hangi bir sektörde iş arıyorum dese acaba iş bulabilir mi? Bu söylediklerim transseksüel ve travestilerin toplumda neler yaşadığını gösteriyor. Şu an travesti ve transseksüellerin %99.5’i seks işçiliği yapmak zorunda. Bu bir dayatmadır. Burada tüm toplum sorumludur. Ben yolda yürürken adamın birisi gelip “Kaç para?” diyorsa bunun toplumsal boyutu vardır. Yada yolda yürürken arkamdan bir kadın “orospu” diyorsa bunda herkesin suçu var ve suç ortağıdır.


Travestilere yönelik saldırılara karşı örgütlü bir muhalefet var mı?


Esmeray

Mağdur bir durumdayız. Biz yerimizde duralım, insanlar bizi kurtarsın diye bir duruşumuz yok. Bizi kurtaran bir örgüt aramıyoruz. Bu doğru da değil. Biz ne kadar kimliğimize sahip çıkarsak, sorunlarımızı önce kendi aramızda görünür kılmaya çalışırsak, diğer muhalif duruşlarla ittifaklar yapılabilir. Burada önemli olan farklılıklarımızla yan yana durabilmek.

Genelde muhaliflerin yaklaşımı, sadece travestilere değil aynı zamanda cinsel ya da ulusal kimliğinden dolayı kadın ve Kürt’lere karşı da “önemli olan insan olmak” şeklinde. Oysa böyle değil. Ben aynı zamanda travestiyim ve bundan dolayı eziliyorum. Ben insanım; ama aynı zamanda Kürt’üm. Farklılığımızla birlikte durmayı bilmemiz lazım. Sistem istediği insan portresini bana çizsin, ben bilmiyorum. Onun üzerine tartışalım.


Travestilerin yaşadığı sorunlar nasıl bir toplumda ortadan kalkabilir?


Esmeray

Nasıl bir toplumda çözüleceğini o kadar net kestiremiyorum; ama farklılıklarımızla yan yana durabilmeyi becerebildiğimiz zaman olacak. Ben sosyalizm gibi ideolojilerin insanların mutluluğu için üretildiğine inanıyorum. Sosyalizme çok girmek istemiyorum; çünkü tam bildiğim bir şey değil. Eğer iktidar biçimi gibi dayatılıp lanse edilirse çok radikal gelmiyor bana. Oysa ki sistemin bütün dayattığı şeyleri reddetmemiz lazım. Sistemin yaratığı dili, özellikle erkek egemen sistemin oluşturduğu dili, kullanmamamız lazım.Örneğin küfür, kesinlikle küfrü reddetmemiz lazım. Sistemin yarattığı silahları kullanmamamız gerekiyor. Gerçekten bunlar çok önemli. Bu nedenle hep pasifize denilen (silahsız) eylemler beni cezp etmiştir. Ben bu tür eylemlerin pasifize olarak adlandırılmasından da rahatsız oluyorum.


Antikapitalist; Sayı 32; Mayıs 2005

haberin alındığı sayfa

A.B.D. DE ESCİNSELLER AYAKLANDI

ABD’de evlilik hakkı ellerinden kayıp giden eşcinseller sokaklarda. Protestoların hedefinde muhafazakâr Mormonlar var

ABD’de evlilik hakkı ellerinden kayıp giden eşcinseller sokaklarda. Protestoların hedefinde muhafazakâr Mormonlar var

KALİFORNİYA - ABD’de Kaliforniyalılar, eşcinsel evliliklere onay çıkması için sokaklara döküldü. Muhafazakâr Mormonların yoğun olarak yaşadığı Utah, Salt Lake City’deki kilise önünde toplanan protestocular, gökkuşağı renkli bayraklarını açıp hak talep etti. 2 binden fazla kişinin katıldığı gösteri sakindi ancak polise direnip kiliseye girmeye kalkan üç kişi tutuklandı. Protestoda ‘Mormonlar: Önceden zulüm görenlerdi, şimdi zalim oldular!’ pankartları taşındı. Amerika’da yaklaşık 10 bin takipçisi olan Mormon cemaati eşcinsel evliliklere çok sert şekilde karşı çıkıyor.
San Fransisco’da da yaklaşık 1000 kişi eşcinsel evliliklere onay çıkması için gösteri düzenledi. Protestoculardan biri olan 42 yaşındaki Lisa Davis, “Tavuklara bile hak veriyorsunuz, çiftlik hayvanlarının bile durumu bizden iyi” dedi. Mormonlara tepki göstermek isteyen binlerce kişi ocakta düzenlenecek Sundance Film Festivali’nin de protesto edilmesini istiyor. Binlerce blog’da Utah için önemli bir turistik faaliyet olan festivalin iptalinin cemaate ekonomik ve sosyal zarar vereceğini belirten yazılar kaleme alınıyor.
ABD’li pop müzik starı Madonna da verdiği bir konserde, Amerikan halkının siyah bir başkanı Beyaz Saray’a oturttuğu halde hâlâ eşcinsel evlilik hakkına sahip olmamasının utanç verici bir durum olduğunu söyledi. Sahnede, “Afro-Amerikan birini başkan olarak seçebildiysek, Amerikan halkı olarak bunu yapabildiysek eşcinsel evlilik hakkımızı da kazanabiliriz” diyen Madonna, Obama’nın zaferinden mutlu olduğunu söyledi. Bunun Amerika’nın hallettiği özgür ve demokratik ortamın başlangıcı olduğunu söyleyen şarkıcı, eşcinsel evliliklerin yasallaşmasının da çok uzak olmadığını düşünüyor.

haberin alındığı sayfa

Eşcinsellerin kurtuluşu, heteroseksüelleri de özgürleştirecektir

yazı dizisi: SİNSİ BİR AYRIMCILIK HOMOFOBİ

Yaşadığımız topraklardaki eşcinsel özgürlük mücadelesinin en önemli bileşenlerinden olan Kaos GL, güncel toplumsal atmosferin boğucu baskısına rağmen mütevazı ve kararlı biçimde faaliyetlerine devam ediyor. Eşcinsel yönelimini açıklamanın bile ciddi sansasyonlar yarattığı zamanlardan günümüze, kolektif üretimlerinin toplumsal alanda dolaşıma girebilmesini olanaklı kılan nitelikli bir alternatif yayın misyonunu yüklenirken bir yandan da çeşitli baskı ve ayrımcılıklara karşı umut veren bir duruşun öznesi durumundalar. Şu günlerde geçtiğimiz sene ilkini düzenledikleri Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma'nın ikincisini örgütleme çalışmasıyla meşguller. Mikro faşizmin gündelik hayatımızda yükselen saldırganlığına karşı özgürleşme ekseninde var edilen mevzilerden birinin emekçisi konumundaki, Kaos GL dergisinin genel yayın yönetmeni Ali Erol'la, gündemleri ve homofobik ayrımcılık zehirine karşı olası panzehirler üzerine konuştuk...

» Anti-homofobi buluşması nasıl örgütlendi, bileşenleri ve muhatapları kimlerdir? Kaos GL bu sürecin hayata geçirilmesinde hangi çerçeveyi baz alıyor?

Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü cinsiyet seçimi veya cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı eylem ve karşı durma günüdür. İnsanların eşitliği için mücadele eden tüm girişimlere ilham ve destek vererek, hepsiyle koordinasyon içinde olmayı amaçlamaktadır.

Homofobi karşıtı buluşmanın bu yıl ikincisini düzenliyoruz. Uluslararası Homofobi Karşıtı Gün olarak anılan 17 Mayıs, Dünya Sağlık Örgütü'nün eşcinselliği, hastalıklar listesinden çıkardığı tarihe işaret ediyor. Henüz yeni bir girişim olmakla birlikte küresel ölçekte eşcinsel hareketten kabul gördü ve sahiplenildi. Özellikle Batı'da "gey gururu"nun beraberinde getirdiği rehavet ortamına karşı mücadeleye yeniden çağrının ayakları yere basıyordu çünkü homofobi ortadan kalkmadığı gibi yeni formalarıyla, küresel bir mesele olarak da eşcinsel hareketin gündemine giriyordu.

Hayatın her alanında homofobik tutum ve davranışlarla karşı karşıya kalmamız anti-homofobi buluşmasını örgütlemede hareket noktamız oldu. Homofobi probleminin sadece gey-lezbiyenlerin değil aynı zamanda heteroseksüel kadın ve erkeklerin de meselesi olduğunu düşünüyoruz. Homofobinin küresel bir mesele olduğunu biliyoruz. Bu gerçekten hareketle Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa ve Dünyanın her bölgesindeki geylerin ve lezbiyenlerin homofobiye karşı mücadele deneyimlerini öğrenmek ve paylaşmak istiyoruz.

Daha önce gerçekleştirdiğimiz "Lezbiyen ve Geylerin Sorunları" sempozyumumuzdan farklı olarak Homofobi Karşıtı Buluşmayı orta vadede uluslararası bir gökkuşağı festivaline dönüştürmeyi hedefliyoruz. Homofobi karşıtı buluşmanın ilki 2006 mayısında olsa da sürecin başlaması, fikrin netleşerek olgunlaşması epey önceye gidiyor. Konu dışı bir örnek verecek olursak, bir dönüm noktası olan "açık" 1 Mayıs süreci de böyledir. Zaten 1 Mayıslara katılıyorduk, anarşistlerle birlikte gey-lezbiyen kurtuluşuna dair ve homofobi karşıtı sloganlarla "kit-le"ye uyaranlar gönderiyorduk. Ardından 10 kişilik bir grupla pankartsız ama "açık" bir denemede bulunduk. Bilindiği gibi sürecin sonunda 20011 Mayısına gelindi...

» Homofobik tutum ve uygulamaların -gerek muktedirler gerekse de toplumsal planda- yaşadığımız topraklardaki somut görüngülerinin arkeolojisini yapabilir misiniz?

Türkiye'nin yüzünü Batı'ya döndüğü Osmanlı'nın son dönemi aynı zamanda Batı'da dinin yaptırım gücünün geride kalması ve yerini bilim ve kanun aracılığıyla homofobinin kurum-sallaştığı dönem olarak karşımıza çıkıyor.

Daha Erbakan doğmadan çok önce bu topraklara Batı'dan "homoseksüellik" değil ama homofobi gelmişti! Cumhuriyet dönemiyle birlikte de homofobik tutum ve uygulamalar politik arenada kurumsallaşıyor. Homofobinin kurumsallaşması eşcinselleri görünmez kılıyor.

Eşcinsellik realitesi, bürokratik seçkinler arasından kovuluyor; sosyal, kamusal alanlarda telaffuz edilmemeye başlanıyor. Eşcinsel, günümüze kadar süren, suçu olmayan suçlu konumuna itiliyor. Görünmezlik ablukasıyla kuşatılan eşcinseller sosyal ve kültürel hayattan tümüyle dışlanıyorlar. Karanlık park köşelerine, kıyıda köşede kalmış bir iki hamama hapsedilen hayatlar, ahlâksız, hasta ve sapkın diye damgalanıyor. Yüzünü Batı'ya dönmüş Türkiye'de, hem sosyal hem politik alanı kaplayacak şekilde, eşcinsellerin payına düşenin homofobi olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüzde özellikle yasalarda eşitlik ve bir güvenlik şemsiyesinin bulunmuyor olması eşcinsel bireylerin kendilerini ifade etmelerini engellediği gibi yaşam hakkını da tehlikeye sokabiliyor. Sosyal kültürel hayatlar, ilişkiler değişirken yasalar aynı paralelde ilerlemedi henüz. Meclis tarihinde ilk kez eşcinsellere, görünür gerçek eşcinsellere kapılarını açtı; dinledi ama henüz kaale almadı... Ayrımcılık, Türkiye'de yasal açıdan suç teşkil ediyor. Cinsel yönelim ayrımcılığının da suç olarak tanımlanmasını istiyoruz ama talebimiz karşılık bulmuyor. Eşcinsel davranış Türkiye'de suç değil ama örneğin eşcinsel bir öğretmen meslekten atılabiliyor.

Çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı görünmez bir şiddet olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye'de psikiyatri eşcinselliği bilimsel ve akademik bağlamda hastalık olarak görmese de pek çok uzman ve klinik hâlâ kendilerine aileleri veya kurumları tarafından zorla getirilen eşcinsel bireyleri "tedavi" etmeye ve dönüştürmeye kalkabiliyorlar. Askeriye ise Türkiye'nin en güçlü ve söz sahibi kurumu olarak zaten kimseye fikir sormuyor ve işin en doğrusunu ben bilirim diye yoluna devam ediyor. Eşcinsel subaylar, askeri ceza kanununun 153. maddesine göre, "gayri tabiî mukarenet", doğal olmayan ilişki nitelemesiyle işten atılıyorlar ve haklarını arayamıyorlar. Askeri psikiyatri hâlâ 1973'ten kalan ve dünyanın terk ettiği uygulamalarla, eşcinselliği, hastalık olarak görüyor.

Mevcut yasaların eşcinsellerin aleyhine yorumlanması özellikle gey cinayetlerinde "ağır tahrik" indirimi adı altında doğrudan gösterilen homofobik uygulamalar eşcinsellerin yaşam hakkına yönelik saldırıları cesaretlendire-biliyor.

» Cinsel yönelimler ekseninde süregiden ayrımcılığın temel belirleyicisi psikolojik kökenli midir, bu saldırgan ayrımcılığın sosyo-ekonomik bir altyapısı da mevcut mu?

Ayrımcılığa varan homofobik tutum ve davranışlar önceleri diğer akıl dışı korkular gibi psikolojik kökenleri üzerinden tanımlanmış. Homofobi, bir tür ırkçılık olan heteroseksizmin ideolojisidir ve sosyal kültürel süreçte kurulur. Eşcinsellere yönelik sadece bireysel bir korku olarak tanımlamak doğru değildir. Heteroseksüel olmayan cinsel yönelimlerden insanlara karş şiddete varan uygulamalar her şeyden önce erkek egemenliğinin korunmasını hedefler.

Mevcut ideolojiyi muhafaza etmeye kararlı sağ ideolojileri aşan homofobi, sistemi aşmayı hedeflese de farklı olana önyargılı, egemenlik ilişkilerinin doğal olduğunu düşünen, hiyerarşiye karşı durmayan zihniyederce de üretilecektir.

Çok kanallı bir mücadeleden kimseye zarar gelmeyecektir

» Eşcinselliğin bir hakaret ve küfür mahiyetinde kullanıldığı bir toplumsal zihniyetin hakim olduğu atmosferde 'özgürleşme' perspektifi hangi halkaları öncelikli olarak gündemine almalıdır? Eşcinsel özgürlük mücadelesi baskı grubu/ lobicilik anlayışıyla mı yoksa kolektif bir doğrudan eylemin öznesi olarak mı kendine alan açacaktır?

Eşcinsel özgürlük mücadelesi bu topraklarda hayatın içinde, sıradan adımlarla başladı. 1990'ların ilk yarısına kadar gidebiliriz. Sorgulamalarımıza öncelikle kendi eşcinselliklerimiz üzerinden başladık. Kadın kadına ve erkek erkeğe yaşamak istiyorduk ve haliyle yaşadığımız toplumun normlarıyla çatışmalarımız oluyordu. Türkiye'de eşcinsel mücadelenin ana bileşenlerinden biri olan Kaos GL ile birlikte eşcinseller olarak kendi söz hakkımızı doğrudan kullanmak için ortaya çıktık. Günlük hayatın içinde, parklarda, barlarda, kampuslerde karşılaşan ve birbirini bulan çoğumuz öğrenci ve işçi genç eşcinsellerdik. Düzenli ev toplantıları yapıyorduk. Toplumun eşcinseller açısından da dönüşebileceğine inanıyorduk. Sistem eşcinsellerin özgüvenlerini gasp ettiğinden, bizden önce örnek alınacak bir tecrübenin yaşanmamasından ötürü 'gey camiasında bir şey olmaz' gibi bir anlayış yaygındı. Bu yüzden biz, sembolik ve politik anlamıyla mücadeleye damgasını vuran derginin ilk sayısını çıkarttıktan sonra gece gündüz demeden çalışarak her ay derginin birkaç kitapçıda olmasını, elden ve postayla insanlara ulaştırılmasını sağlamaya çalıştık. İstersek bir şeylerin değişebileceğini, dönüşebileceğini göstermek için ve bunu ürettiğimiz sözle yapmaya paralel bu sözü hayata geçirme anlamında da buna dikkat ettik. İnsan hakları kuruluşlarına bile derdimizi başlangıçta anlatamadık. Herkesin öncelikler sıralamasında bir türlü listeye giremiyorduk. Söz konusu olan kendi hayatlarımızdı ve deneye yanıla, düşe kalka varoluşlarımızı yarattığımız gibi örgütlenmemizi de tabandan ve sıfırdan yaratmak durumunda kaldık. Özgürlük mücadelemiz için elbette politik ve sezgisel hareket noktalarımız da vardı ama asıl olarak tabandan ve sıfırdan kalkışmamız maddi bir zorunluluktan kaynaklanıyordu. Eşcinsellerin ihtiyaçları çok fazla. Öncelikle hayatta kalma hakkının sağlanmasından, sosyal, kültürel ve politik hakların kazanılmasına kadar mücadelede uygun her kanal kullanılabilir. On yılı aşan bir mücadele sürecinde eşcinseller olarak kendimize açtığımız hayat alanlarını doğrudan eyleyerek ve hiçbir aşamada geri adım atmayarak açtık. Pekala yasal bir güvenlik şemsiyesine sahip olmak da istiyoruz. Çok kanallı bir mücadeleden kimseye bir zarar gelmeyecektir, tam tersine özgürlük alanlarını daha da genişletebilir.

'Travestiyiz, hurdayız, alışın!'

Ankara'da, Bursa'da gerçekleşen transseksüellere yönelik ölümcül saldırıların ve bu kesimin sosyal örgütlenmelerinin kamusal alanda görünürlüğünü engelleme çabalarının önüne geçebilmek için hangi adımları atmak gerekiyor? Bu bağlamda gündelik yaşamda faşizme karşı direnişte eşcinsellerin ittifak güçleri kimlerdir, bu ittifak güçleri üzerlerine düşen sorumluluğu somutta gösterebilmişler midir?

Travesti ve transekssüeller, tüm bu saldırıları geleneksel reaksiyonlarla savuşturamayacaklarını yaşayarak tecrübe ettiler aslında. Bu tecrübelerin sonunda travesti ve transeksüeller kendi öz örgütlerini yarattılar.

Özellikle Ankara'da kurulan Pembe Hayat Derneği ile yeni bir sürece girildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Eşcinsellerin kararlılığı, geri dönülmez bir adımla sosyal ve kamusal alanda görünür olma mücadelesiyle son on yıldır bu alanda biraz yol alındı. Her kesimin kendi sorununa sahip çıkması ve takip etmesiyle, memlekette bunca mesele varken siz de nerden çıktınız diyen sosyal, politik çevrelerin itirazı bugün pek de karşılık bulmuyor. Elbette resmi güçler sanki hiçbir şey değişmiyormuş gibi hep itiraz edecek, artık kendilerinin bile inanmadığı sahte bütünü koruma adına engelleyici ve baskılayıcı tavrına devam etmek isteyecektir. Günümüzde eşcinsel ve travestilere resmi güçlerden gelen şiddetin en aza indiğini söylemek mümkün; bununla birlikte lümpen çetelerin

"sivil" saldırılarına göz yuman zihniyede, travesti-transekssüel örgütlülüğünün kararlı takibi sonucunda çeteleri yakalayan yaklaşımın hangisinin devamının geleceğini de aynı netlikte söyleyebilmek pek mümkün gözükmüyor. "Eşcinsel ve travesti cinayetleri politik cinayetlerdir. Katilleri biliyoruz!" uyarısının ardından bugün, "Travestiyiz, hurdayız, alışın!" aşamasına gelindi. "Eşcinsellerin kurtuluşu, heteroseksüelleri de özgürleştirecektir!" politik uyaranı başlangıçta çok çok az çevrede, biraz anarşizan biraz feminizan yaklaşımlarda karşılık bulmuştu. Bugün ise daha iyimseriz. Akademide, akademi dışında, politik yapılarda, inkar çoktan geride kaldı. Hrant Dink'i öldürenler fırsat bulsalar bu topraklardan eşcinselleri ve travestileri de temizlemek isteyeceklerdir. Artık herkes biliyor olmalı bunun bir sıralamadan ibaret olduğunu. Bu durumda faşizmin farklı olana tahammülsüzlüğüne, hiyerarşiyi ve üstünlük ilişkilerini yüceltmesine karşı gocunmadan, kibre kapılmadan yan yana gelinebilmeli ve birlikte özgürleşmeye açık olunmalı. Misal feminizm başlangıçta, zorunlu heteroseksüelliği sorgulamadan kadınların kurtuluşunun müm kün olacağını düşünüyordu ama bugün eşcinsellerin kadın hareketine dair bir kuşkusu bulunmuyor. Diğer politik kesimler de "aman kameralar önünde bir tatsızlık çıkmasın" sırıtışını CHP ile AKP'ye bırakıp kendilerini daha fazla sorgulamalılar ve geçişime açık olmalılar.

yazının alındığı sayfa

Uluslararası Af Örgütü - Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları

Uluslararası Af Örgütü - Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları
Tuesday, 30 November 1999 00:00 | Site Endeksi: vifois1101200703 Uluslar arası Af Örgütü - Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları


Aşağıdaki metin, Vanessa Baird 2001 ISBN 1-896357-50-4 tarafından düzenlenen ve New Internationalist Publications 2001 tarafından yayımlanan ‘No-Nonsense guide to Sexual Diversity’ kitabından alınmıştır ve bölümlere esas katkısı olan kişi Zachary I Nataf’dır. Ms. Baird ve Mr. Nataf’a bu yazının Af Örgütü web sitesinde yayınlanmasına izin verdikleri için çok teşekkürler.



Travesti/transseksüel: Gökyüzündeki yıldızlar gibi/ Pembe ve mavinin ötesinde


Kız ya da erkek cinsiyetlerinden daha fazla cinsiyet çeşitliliğinin varlığı… batı tarzı genital bozukluk… üçüncü cins… Hindistan’ın hadımları… insan hakları… ve özgürlük karşıtlığının köktenci mücadelesi.

“Kız mı, erkek mi?” sorusu bir bebek doğduğunda sorulan ilk sorudur. Ve genelde cevabı genital bölgeye üstünkörü bir bakış belirler.

Bir insanla ilk defa karşılaştığınızda, muhtemelen bilinçsizce ve otomatik olarak o kişinin kadın mı erkek mi olduğunu tescil edersiniz. Bir yerleştirme yapamadığınızda ise kendinizi ipucu ararken bulursunuz. Bir sebeple bunu bilmek önemli görünür.

Bu ikili ve belirsiz yolda hepimiz kültürel olarak aşırı bir şekilde cinselliği ve cinsiyeti kategorize etmeye koşullandırılmışızdır. Fakat gerçekte yaşam ve doğa bu kadar basit değil, daha karmaşık.

Yakın zamana kadar halkın travesti/transseksüel konularındaki çoğu bilgileri gazetelerdeki "şok-korku" tarzı haberlerden kaynaklanıyordu. Onlar, hayatlarının çoğunu erkek olarak "geçirmiş" kadınlar olarak ortaya çıkmışlardı ya da tam tersi. Ya da daha az merak uyandrıcı olan genel tabiriyle, insanlar tarafından özgeçmişleri sayılan, cinsiyet değiştirmek için ameliyat olan kişilerdi. Genellikle bu kişiler, hikayelerini anlatan erkekten kadına dönmüş transseksüeller, erken yaştan beri hissettiklerini "yanlış bedende sıkışıp kaldıkları" şeklinde ifade eden insanlardı. İngiliz gezi yazarı Jan Morris cinsiyet ile ilgili kendi deneyiminden bahsederken bunun biyolojik olmaktan öte ruhsal bir şey olduğunu söyleyerek , kendini karşı cinsiyette hisseden tüm insanların tekrarladığı bir duyguyu mükemmel bir şekilde ifade etti.

Bugünlerde daha fazla travesti/transseksüel (ya da trans’lar) "açılıyor". Böyle yaparak, insan hakları alanında travesti/transseksüellerin sahip olduğu hakların açığa çıkmasını sağlıyorlar ve şiddet görmeye de devam ediyorlar.

"Açılan" kişilerin değişim yönündeki çeşitliliği ve bu durumun araştırılması ile konunun önceden farz edilenden daha karmaşık bir tablo çizdiği görüldü. Gerçek şu ki, terapi veya ameliyat sonrası, cinsiyet değişimi geçirmiş olan çoğu kişi aynı zamanda gey ve lezbiyen olabiliyor, ki bu özellikle de heteroseksist görüşü şaşırtan bir durum.

Daha zengin ve daha fazla muhtelif gerçeklik mevcut. Bunların içinde, kadından erkeğe dönen transseksüelleri (female to male/FTMs – KET’ler); erkekten kadına dönen transseksüelleri (male to female/MTFs – EKT’ler); travestileri veya karşı cinste giyinenleri (cross-dresser); aracinsiyetlileri (intersexuals) veya hermafroditleri (esas cinsel organları belirsiz olarak doğan çift cinsiyetliler); hadımları (Hindistan ve Hira dağındakiler) sayabiliriz. Bunların içinde, hayatlarını hissettikleri gibi biyolojik cinsiyetlerinden farklı bir cinsellikle yaşayan ama biyolojik cinsiyetlerini değiştirmek için hiçbir şey yapmamış kişileri; ameliyat ve hormon tedavisi ile kısmi ya da bütüncül cinsiyet değişikliği geçiren kişileri; ya da sadece hormon tedavisinden geçen kişileri sayabiliriz. Bunların içinde gey, düzcinsel (straight), biseksüel gibi çeşitli cinsel yönelimlere sahip kişileri sayabiliriz. Ve eğer bunlar yeterince karmaşık gelmediyse; bu kişiler içinden bazılarının, sosyal veya biyolojik açıdan tersini gösteren iddiaları dikkate almadan kendilerinin her zaman hissettikleri cinsiyette oldukları hissiyatını yansıtmak için kendilerini erkekten erkeğe veya kadından kadına geçmiş olarak tanımladıklarını söyleyebiliriz. Olasılıklar ve tanımlar sınırsız görünüyor. Birçok insan ise en basit üzerinde karar vererek, geniş kapsamlı bir terim olarak "trans" kelimesini tercih ediyor.

Bu arada, antropolojik çalışmalar da ortaya çıkarmıştır ki cinsellik ile ilgili değişikliğin kendini ifade yolları, kaynak yapıların her zaman dönüştürülebilir olmaması ile de kültürel olarak oldukça farklılık göstermektedir. Peru'daki cinsellik ile ilgili değişiklikler Endonezya'daki ile aynı değildir, Kuzey Amerika'da trans olmanın getirdikleri Nabimya'daki tecrübelerle belki biraz benzerlik gösterebilir.

Kesin olan, gene de cinsellik ile ilgili değişikliğin yaygın olduğu ve bu durumun saklandığı yerden çıkmasının cinsiyet üzerine kalıplaşmış düşünceleri daha önce olmadığı kadar zorlayacağıdır.



Muammalar ve Çeşitlilikler


Chi Chi Dominik Cumhuriyetinde bir kasabada yaşamaktadır. "Her ne hissediyorsam, ben oyum. Bir kız olarak doğdum ama o kız bir gün öldü ve bir erkek doğdu. Ve o erkek bendeki o kızdan doğdu. Kendimle gurur duyuyorum. Ve aslında birçok insan bize gıpta ediyor." demişti film yapımcısı Rolando Sanchez'e, 1997 tarihli belgesel Guevote de.

Film iki "yalancı (pseudo)-hermafrodit" olan Chi Chi ve Bonny'nin günlük yaşamlarını ve ailelerinin, arkadaşlarının ve diğer kasabalılarının onları nasıl karşıladıklarını anlatıyor.

Bu durumda bulunanlar sadece onlar değil. Nadir görülen bir form olan “yalancı (pseudo)-hermafrodizm” ilk olarak 70’li yılların başında Dominik Cumhuriyeti’ndeki bir köylü grubu arasında görüldü. 38 kişi bu durumun izini taşıyordu, bunlardan 23 tanesi geniş ailelerden geliyordu ve bu durum dört nesile yayılmıştı.

Chi Chi’nin annesinin 10 çocuğu vardı. Bu 10 çocuktan 3’ü kız 3’ü erkek diğer “4’üde bu özel durumda olanlar” diye anlatıyordu annesi. “Çocuklarım olmadan önce de böyle şeylerin olduğunu biliyordum. Ama benim başıma geleceğini hiç düşünmezdim... Onlara kendi kaderlerini kabul etmelerini söyledim, çünkü tanrı ne yaptığını bilir. Ve onlara gerçek erkeklerin genellikle kız olarak doğanlardan daha az şey başardıklarını söyledim. Böylece her şey tersine döndü. Gerçek erkek olan oğullarım diğerleri kadar başarılı olamadılar.” 1

Bu durum medikal olarak şöyle açıklanıyor; bazı erkek bebekler, henüz ana rahmindeyken, erkek dış üreme organlarının gelişimini sağlayacak testesteron hormonunu üretemiyorlar. Bu sebeple dudak benzeri testis torbası, klitoris benzeri penis ve belirsiz testislerle doğuyorlar.

Trans aktivisti ve yazar Zachary Nataf, Dominik Cumhuriyetinde bu şekilde doğan birçok çocuğun kız olarak kabul edilip ona göre yetiştirildiğinden bahsediyor. Fakat bu çocuklar genetik olarak erkek olduklarından buluğ çağına geldiklerinde penisin büyümesi, testislerin intikal etmesi gibi erkek özellikleri geliştirmeye başlıyorlar. Köylüler bu çocuklara guevedoche şeklinde yerel bir isim koymuşlar, yani “on ikisinde hayalar”. 2

Bazı bilim adamlarına göre bu fenomen cinsiyet kimliğinin gelişiminde hormonların kültürden daha önemli olduğunu ispatlayan ideal bir “doğal deneyim” sunuyor. Başlarında Juliane Imperato-McGinley’in bulunduğu bir araştırma ekibi medikal veya sosyal müdahele yapılabilecek hiçbir devlet yapısının bulunmadığı ortamlarda, ilk evrelerde dişi özellikleri taşıyor olsalar bile bu çocukların doğal gelişimlerinin sonucunda erkek cinsiyet kimlik özellikleri geliştireceklerini ileri sürüyorlar. 3

Yine de bu indirgenmiş yaklaşımı herkes kabul etmiyor. Etnograf Gilbert Herdt guevedoche’lerin farklı olduğunu ve onlarında kendilerinin farklı olduklarını umumi hamamlarda kendi cinsel organlarını diğer kızlarla kıyasladıkları için bildiklerini belirtiyor. Köylüler nesiller boyu guevedoche’ler ile tanışık oldukları için onları “üçüncü cins” şeklinde tanımlayarak kabul etmişler, bazen de machi-embra (erkek-kadın) şeklinde bir terim kullanarak onlara atıfta bulunuyorlar. 4

Bununla birlikte buluğ çağından sonra bütün guevedoche’ler erkek cinsel kimliğini kabul etmek istemiyor olabiliyorlar. Guevote belgeselinde Bonny Lorenza ile ilişkilendirerek bu durum örneklendiriliyor; “kadın olarak şansı daha fazlaydı. Çoğu erkek ona aşık olurdu. Her zaman kadın kıyafetleri giyerdi ve çok uzun saçları vardı. Erkekler ona aşık olduğunda bu hoşuna giderdi. İşte bu yüzden erkek olmak yerine kadın olarak kalmayı tercih etti.”

Sonuç olarak burada “üçüncü cins”in mevcut varlığını insan doğasının bir parçası olarak tanıyan ve bu kişileri toplumla uzlaştırabilmek için onlara uygun olan cinsiyet rolünü yaratan bir toplum var. Ki bu tutum Bonny’nin şunları söyleyebilmesini sağlıyor: “Eğer ben böyleysem, Tanrı nedenini bilir... Eğer kendimi iyi hissediyorsam neden bir şeyleri değiştirmek isteyeyim? Ben böyle büyüdüm, neden başka bir şeyin arayışı içinde olayım?”



Kanun ve Bıçak


Cinsiyetin müphemliğine yukarıda bahsedilen şekilde bir yaklaşım Batı dünyasının çoğunda varolan bir model değil. Hatta bundan tamamen uzak. Genel kural ikililik üzerine. Bizler, trans aktivisti Leslie Feinberg’in sözleriyle, sınırlandırılmış şekilde “kadın ve erkek” diye iki kapıyla karşılaşıyoruz hep. Fakat bazı insanlar bu kapılara uymuyor işte. Ya da ne zaman resmi bir evrak doldurulması gerekse bu insanlar ne “E” ne de “K” kutucuklarını işaretleyebiliyorlar. Bu ikili modele uymadıkları ya da uydurulmadıkları sürece varlıkları resmi olarak tanınmıyor.

Aracinsiyetli (intersex) olan çocuklara yönelik belirsizliği düzeltmek için yapılan rutin ameliyatların, Amerika’da ve Avrupa’da 1950’lerin sonunda başlaması ile birlikte tartışmalar cinsiyet kimliğinin ve rollerinin biyolojik olarak mı yoksa kültürel olarak mı belirlendiği konusu üzerinde şiddetlendi.

Maryland’deki Johns Hopkins Üniversitesi ve Hastanesinde, John Money ve meslektaşlarının yaptıkları çalışma aracinsiyetli, transseksüel ve diğer cinsiyet çeşitliliğine sahip kişilerin tedavisinde belirgin etkilere sebep oldu.

Money ünlü bir vaka örneği olarak tek yumurta ikizi olan erkek çocuğunun 1963’te yedi aylıkken sünnet hatası sonucu penisini kaybetmesi sonrasında kız olarak hayatına devam ettiğinden bahseder. Plastik cerrahi ameliyatı ile cinsel organlarının kadın görünümüne sahip olması sağlanmış ve ergenlikten itibaren dişi hormonları verilerek tedavisi uygulanmış.

1973 ve 1975 yılları arasında Money bütünüyle olumlu sonuçlar bildirmiş ve bu vaka yirmi yıl boyunca takip edilen ana vakalardan biri haline gelmiş. Bu vaka ‘çok küçük’ penisle doğan çocuklara yönelik yapılan tedavi yöntemlerini etkiledi, bu tip çocukların üç yaşından önce ‘bütünüyle kadın olarak yetişebilmeleri için’ ameliyatla penis ve testislerinin alınarak kız olarak devam edebilmeleri adına yön göstermeyi olanaklı kıldı. Bu vakalarda hayat kalitesi heteroseksüel birleşmenin olanaklı olabilmesi fikri üzerine dayanıyor. Johns Hopkins ekibinin bildirdiğine göre ikiz çocuğun sonradan ‘takibi elden kaçırıldı’.

Fakat böyle olmadı. Olayların yönü değişti, ikiz çocuk kendini kız gibi hissetmedi ya da öyle davranmaya başlamadı ve 12 yaşına geldiğinde alması salık verilen östrojen haplarını almayı bıraktı. Ameliyat geçirmediği ve kadın olarak kalmadığı takdirde partner bulamayacağının tekrar tekrar söylenmesine rağmen, cerrahların 17 ayda yapılandırdığı vajina derinleştirme ameliyatına girmeyi reddetti. 14 yaşında Johns Hopkins e dönmeyi reddetti ve yerel bir hekimi mastektomi (göğüs aldırma ameliyatı), falloplasti (penisi yapılandırma ameliyatı) ve erkek hormonları tedavilerini uygulaması için ikna etti. Şimdi kendisi yetişkin bir erkek olarak hayatına devam ediyor. 5



Belirsizliği Uzaklaştırmak


Aracinsiyetli kişilerin, daha sık kullanılan ifadesiyle “hermafroditler”in, cinsiyet organları genellikle erkek cinsiyet organıyla kadın cinsiyet organı arası bir şekilde oluşur, nadiren de mitolojide olduğu gibi her iki cinsiyet organına da bütünüyle sahip olarak doğarlar. Bu tip doğumların oranı birçok insanın düşündüğünden daha yaygın oranda; Amerika’da en yüksek değeriyle dört doğumdan biri bu şekilde. Yıllık olarak baktığımızda ise bu yaklaşık 10 milyon çocuk oluyor. 6

Kuzey Amerika Aracinsiyet Topluluğunun bildirdiğine göre, her 2000 yeni doğandan bir tanesi yaklaşık iki düzine sebep yüzünden belirsiz cinsiyette doğuyor. Amerika’da her yıl aracinsiyetli hastaları cerrahi yollarla değiştirmek amacıyla 2000’den fazla ameliyat gerçekleştiriliyor. Aracinsiyet topluluğu izin almadan yeni doğanlar üzerinde kozmetik amaçlı ameliyat yapan kişilere karşı etik dışı medikal uygulama sebebiyle kampanya yürütüyor.

Doktorlara göre hayatın kaliteli yaşanması ancak kişilerin kendilerini kadın veya erkek cinsiyetinde ve cinselliğinde rahat hissetmesine bağlı. Fakat aracinsiyet topluluğunun kurucusu Cherly Chase’in görüşüne göre “çoğu insan ameliyatsız kendilerini daha iyi hissediyorlar”. Belirsiz cinsiyetle doğan biri olarak kendisi 18 aylıkken doktor ailesine kendisinin gerçekte bir kız olduğunu söyleyinceye ve genişlemiş klitorisini alıncaya kadar erkek olarak yetiştirilmiş. 8 yaşındayken de, daha sonradan öğrendiği üzere, geçirdiği ameliyat ile yumurtalık-testislerinin testis bölümü alınmış. Şimdi bir kadın olarak yaşıyor. Cerrahi müdahele ve zedelenmiş doku onu klitoral duyarlılıktan ve orgazmik tepkiden yoksun bıraktı. Bayan Chase şunları söylüyor: ‘”Genital değiştirme” öyle bir ifade ki, üçüncü dünya ülkelerine mensup birine uygulamak bizim için çok kolay ama ne zaman ki bu değiştirme ameliyatı bizim dünyamızda, ehliyetli bir medikal uzman tarafından uygulanmaya kalksa bilimsel güvenilirlik durumu ortaya çıkıyor.’ 7

Chase’in kendine ait bu deneyimi, çocukluklarında açıklama yapılmaksızın tekrar tekrar muayeneden, ameliyattan, acıdan ve hastalıktan geçen birçok aracinsiyetli kişi tarafından paylaşılıyor aslında. Bu durum son kırk yıldır devam ediyor ve çoğu vakada da çocukların “takibi kaybediliyor”. Bunun anlamı ortada ameliyatın etkilerinin değerlendirilebileceği ya da gelecekteki operasyonlar için rehberlik edebilecek bilgilerin sağlanacağı güvenilir medikal verilerin olmadığı.

Kozmetik genital ameliyatları belirsiz cinsiyet görünümünü “normal” hale getirmek için kullanılıyor. Bu tarz ameliyatların medikal aciliyetten ziyade psikososyal aciliyeti dindirmek için yapıldığı doktorlar tarafından da kabul görüyor. Doktorlar aracinsiyetli kişilere ve onların ailelerine veya arkadaşlarına farklılıkları kabul edebilmeleri adına destek olmak için danışmanlık etmek yerine, uygun medikal teknoloji ile düzeltebildiklerini düşündüklerinden varolan krizi daha da alevlendiriyorlar.

Ve çocuklara çoğunlukla yalan söyleniyor. Bunun en tipik örneği, 12 yaşında bedeni değişmeye başladığında kanser sebebiyle yumurtalıklarının alınması gerektiğinin söylendiği kadının anlattığıdır. Ameliyat sırasında olan şey ise klitorisinin ve yeni olmaya başlayan testislerinin alınması olmuş.

‘Direk dikmektense çukur kazmak daha kolaydır’ atasözü neden çoğu aracinsiyetli bireylerin dişi cinsiyetine dönüştürüldüğünü açıklamaktadır. Erkekliği belirleyen penisin oluşumu için en kısa 2.5 cm, kadınlığı belirleyen klitoris oluşumu için en geniş 0.9 cm, cinsiyet organları için standart ölçülerdir. Psikolog Suzanne Kessler’e göre 0.9 cm ile 2.5 cm arasında bir uzantıyla doğan bebekler kabul edilemez ve cerrahi müdahaleye gereksinimi olan şeklinde görülüyor. Bazı vakalarda anne-babalar hiçbir problem görmeseler de doktorlar ameliyatta ısrarcı davranıyorlar. Kız bebekler vajinalarının derinleştirilmesi için 6 haftalık olduklarından itibaren ameliyat olabiliyorlar fakat bu ameliyatlar çoğunlukla başarılı olmuyor ve belirli büyüme evrelerinde bu ameliyatları yeniden olmak durumunda kalıyorlar. 5 Suzanne Kessler şunu da ekliyor; cinsiyet belirsizlikleri, bebeğin hayatını değil bebeğin içine doğduğu kültürü tehlikeye soktuğu için ‘düzeltilir’.

1994’de Chase ve diğerleri Hermafroditlerin Duruşu isimli bir bülten için hikayeler toplamaya başladılar. İlk sayının kapağında Kırmızı Burunlu Ren geyiği Rudolph’un, her bir nüshasında burnun elle kırmızıya boyandığı, bir resmi vardı. İlgili makalede de Rudolf’un biçimsiz deformasyonlu burnu üzerinden bir ‘ameliyattan sonra’ resminin altına “mükemmel kozmetik netice” açıklamasıyla birlikte Rudolph’u açıkça bozuk bir biçimde ve gözyaşları içinde göstererek, aracinsiyetlilere uygulanan genital ameliyatlar üzerinden tıp literatürü hicvi yapılıyordu. 12

Bazı tıp uzmanları da ‘düzeltici’ ameliyatlar açısından şüpheye sahipler. Johns Hopkins Üniversitesi’nde çocuk ve ergen psikiyatrisinde asistan profesör olan Dr. Reiner cinsiyet organları üzerine çok fazla vurgu yapıldığını göstererek bu konuda uyarıda bulunuyor ve şunu söylüyor ‘beyin vücuttaki en önemli cinsel organdır’. 8



Cinsiyet


Gerçekte bir insanın cinsiyetini tanımlamak birçok kişinin düşündüğünün aksine çok daha karmaşıktır. Doğada mutlaklık yoktur, sadece istatistiksel olasılıklar vardır. Hepimiz hayata ortak bir anatomiyle başlarız ve daha sonra Y kromozomunun varlığına bağlı olarak ayrışırız. Bu kromozom testesteron üretimini, beyinde uygun reseptörlerin oluşumunu ve testislerin şekil kazanmasını harekete geçirir. Gelişmeyen diğer özellikler ise vücutta eser miktarda kalır.

Bir insanın biyolojik cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynayan birçok faktör vardır. Bunlar: kromozomal cinsiyet (X ve Y, mesela); hormonal cinsiyet (östrojen ve testesteron); eşeysel bezler (yumurtalıklar ve testisler); cinsiyet organları (vajina ve penis, mesela); üremeyi sağlayan organlar (sperm taşıyıcılığı ve dölleme; gebelik ve emzirme); ve diğer bağlantılı iç organlar (rahim ve prostat).

Bu faktörler her zaman birbirleriyle tutarlı olmayabilir. Nitekim bilim herkesin kontinyum içerisinde bir yerlere düştüğünü kabul etmektedir. Ancak az sayıda insan kromozomal veya hormonal olarak yüzde yüz kadın ya da yüzde yüz erkek olup olmadığını bilebiliyor, çünkü günlük hayatın pratiğinde bunun test edilebileceği olaylar meydana pek gelmiyor. Olimpiyat Oyunlarına katılmak istemediğiniz sürece tabii, çünkü o takdirde, diğer spor kuruluşlarının adil ve güvenilir olmamasından dolayı kullanmayı bıraktıkları halde, kromozomal cinsiyet testinden geçmek durumunda kalırsınız. İngiliz Spor Tıbbı Gazetesinin iddiasına göre kadın atletlerde 500 de bir, erkek atletlerde ise yine yaklaşık 500 de bir kişi kromozomal cinsiyet testlerinde başarısız oluyor. Bunun böyle olmasının sebebi kromozomal varyasyonların illa ki fiziksel görünüşü etkilemesinin gerekmediği gerçeğidir. Test, yarışma adına belki atletin kadın olmadığını tayin edebilir ancak onun günlük yaşantısı içinde bir erkek olarak yaşayıp yaşamadığını kesinleştirmez. Cinsiyet ile ilgili diğer göstergeler için de aynı şeyler geçerlidir. Hatta üreme kapasitesi bile belirgin bir gösterge değildir: bazı aracinsiyetli kişiler çocuk sahibidirler. Kadın ile erkek arasındaki sözüm ona biyolojik sınır doğrusu oldukça belirsizdir.

İngiliz trans aktivisti ve akademisyen Stephen Whittle şöyle yazıyor: “Şu anda tıp 70 farklı aracinsiyet sendromunu tanımış durumda ve her 200 çocuktan bir tanesi bir tür aracinsiyet matrisi ile doğuyor. Bazıları için bu hiçbir zaman keşfedilmiyor, diğer bazıları içinse bu durum hayatlarının sonraki aşamalarında bir üreme tedavi kliniğine gittiklerinde keşfedilebiliyor. Bununla birlikte Hollanda Beyin Bankasının beyin cinsiyeti tayini üzerine yaptığı çalışmada ortaya çıkan sonuç, transseksüel kişilerin olasılıkla fiziksel aracinsiyet sendromu alanı içinde oldukları yönünde ve bu sonucun da desteklediği hipoteze göre kadın ve erkek arasında beyin cinsiyeti açısından bir fark var ve transseksüeller cinsiyet grubu içinde ait oldukları beyin cinsiyetinde olmayı sürdürüyorlar.

Bütün bunlar cinsellik için çok fazla. Fakat cinsellik cinsiyet demek değildir. Cinsellik biyolojiktir. Cinsiyet ise sosyal, kültürel, psikolojik ve tarihseldir. Kişileri ve onların toplum içindeki rollerini, yaptıkları işi, giyim tarzlarını ve nasıl davranmaları gerektiğini tanımlar.

Bir kişinin cinsiyeti çoğunlukla doğumda belirlenir. Doğum belgesi ile belgelenen “kız” ya da “erkek” ifadeleri geri kalan hayatı boyunca çocuğun neredeyse yaşadığı her şeyi sosyal olarak etkiler.



Üçüncü Cinsiyet


Belirsiz cinsiyetlere yönelik verilen tepkiler kültürden kültüre farklılık gösterir. Batı kültürünün ikili cins/ikili cinsiyet modeli evrensel değildir. Dominik Cumhuriyeti’nde gördüğümüz guevedoche örneğindeki gibi bazı toplumlarda ameliyat bir çözüm olarak görülmediğinden ya da bu toplumların dünya görüşlerinin bilimin biyolojik ‘gerçekleri’ tarafından etkilenmemiş olduğundan normlara uymayanlara karşı daha geniş bir alan bırakılır. Sosyal düzende bu çocuklar ‘üçüncü cins’ olarak kabul edilirler.

En insancıl ve aydın yaklaşımlardan biri 1930’larda Navajo yerlileri arasında gözlenmiş. Navajo’lar üç fiziksel kategori tanımlamışlar: kadın, erkek ve hermafrodit ya da nadle. Nadle’lerin özel statüleri, özgün görev tanımları ve giyim stilleri vardı, çoğunlukla bilgelikleri ve yetenekleri sebebiyle danışılan kişiler oluyorlardı. Berdache olarak da bilinen bu kişilerin varlıkları diğer yerli topluluklarında da kabul ediliyordu. Berdache olan bir kişi, ruhsal ve özel sebeplerinden ötürü üçüncü cinsiyete geçmiş oluyordu. Bedenlerini değiştirmiyorlardı. Cinsel görünümlerini değiştirmeden cinsiyetlerini değiştiriyorlardı, ki bu değişiklik biyolojik kaygılar olmaksızın kültürel olarak kabul gören bir değişimdi. Onlara veya sevgililerine ya da partnerlerine hiçbir damga yapıştırılmıyordu. Yani bugünün batı dünyasındaki tecrübelerden çok farklıydı trans’ların partnerlerinin durumu.

Hindistan’da, günümüzde ‘üçüncü cins’ kastı olarak bilinen ve hermafrodit ya da hadım ya da ‘kutsal erotik kadın-erkek’ olarak çevrilebilecek Hijralar 2,500 yıllık bir tarihe sahipler. Bazıları aracinsiyetli olarak, bazıları ise hadım olarak doğarlar. Fakat toplum aslında travestileri, homoseksüel fahişeleri ve Mother Goddess Bahuchara Mata’ya bağlı dindar kişilerden oluşan geniş aralıktaki kişi özelliklerini çekici buluyor. 4

Hijralar üçüncü cins olarak kabul ediliyorlar ve Hindistan toplumunda onlar için sosyal bir konum mevcut. Kabul etmek gerekir ki bu öyle yüksek bir konum değil, onlar düşmüş kadınlarla, fahişelerle, marjinallerle bağlantılı olarak bir bakıma itibarlarını kaybetmiş kişiler olarak görülüyorlar. Yine de yıkıcı güçlere sahip oldukları kabul ediliyor. Hijra ozanlarını düğün gibi önemli olaylara davet etmemenin ve onlara açık saçık şarkıları ve dans rutinleri için para vermemenin kötü talih getireceğine inanılıyor. Antropolog Serena Nanda çalışmasında, Hijraların çocukları kutsayarak ve yetişkinleri lanetleyerek hayatlarını kazandıklarını ve güçlerinin yaşam ve ölüm üzerinde sembolik bir kontrole sahip olduğunu belirtiyor.

Kendi kastlarındaki çocukların hepsinin ya anatomik olarak hermafrodit olduklarını ya da hijra olabilmek için güçlü bir istek duyduklarını iddia ediyorlar. Nanda analizlerinde hijralar ile transseksüelleri karşılaştırdığında, Batıda genel bir “üçüncü” kategorisi olmadığından tanımlamada transseksüel deneyimlerin varoluşsal bir krize dönüştüğünü belirtiyor. 4

Günümüzde birçok hijra fuhuş yoluna başvurmak durumunda kalıyor ve toplum içindeki müstehcen tavırları dolayısıyla da kötü bir şöhrete sahipler. Hijra fahişeliği üzerine yapılan sosyolojik araştırmalar gösteriyor ki, bazı Hint erkekleri hijra ile seks yapmayı ‘tercih ediyor’ çünkü hijralar birçok kadının yanaşmadığı seksüel oyunlara izin veriyorlar. Serena Nanda tarafından hijralarla gerçekleştirilen görüşmeler gösteriyor ki, kişiler kendi homoseksüel tercihleri sebebiyle hijra olmayı seçiyorlar: “Erkeklerde seksüel arzu uyandırabilmek için kadınlar gibi giyiniyoruz.”

İçlerinde borç tahsildarı olarak hayatlarını kazananlar ve hatta politik alanda kariyer yapanlarda olabiliyor.

Başka bir yerde, Papua Yeni Gine’nin doğusundaki dağlık alanlarda yaşayan Sambia halkı arasında üçüncü cins olan kişiler kwolu-aatmwol olarak veya ‘kadın şeyinin erkek şeyine dönüşmesi’ olarak biliniyorlar. Medikal olarak Dominik Cumhuriyetindeki guevedoche ile aynı özellikleri taşıyorlar, hermafroditin nadir formlarından olan “5-alfa redüktaz bozukluk”a sahipler. 1970’lerde Gilbert Herdt, Sambia halkı arasında yaptığı alan çalışması sırasında edindiği deneyimleri toplayarak oluşturduğu izler arasında düşündüğünde ortaya çıkan sonuç şuydu: Üçüncü Cins, Üçüncü Cinsiyet. Her ne kadar bazı örneklerde bebekken öldürüldükleri görülse de, çoğu kwolu-aatmwol’un erkek olarak kabul edilip özellikle erkek olarak yetiştirildiklerini ifade etmektedir Herdt. Özgün kimliklerinde kadınsı belirtilerden izler kalsa da bu durum onların saygıdeğer bir şaman veya savaşçı lider olmalarını engellemiyor. 4

Bunlardan başka, Filipinlerde bulunan Cebuen toplumundaki bayot veya lakin-on halklarında, Endonezya’da veya Tahiti’de “üçüncü”ye dair başka örnekler bulunmaktadır.

Dünyanın büyük bir kısmında işleyen güçlü tabular, korku ve ayrımcılığı desteklemeye devam ediyor. “Seksüel anlamda belirsiz bedenler tehdit ediyor” diyor Zachary Nataf. “Belki de arzuyu ortaya çıkarıyorlar, onunla olmak sıradan bir cinsel organa sahip kişilerden daha erotik görünüyor. Belki de cinsellik veya cinsiyet değişkenliğinin tasarımı bir çeşit teröre veya cinsiyet karmaşasına neden oluyor insanlarda. Sebep ne olursa olsun, profesyonel sağlıkçılar ve diğerleri medikal veya işlevsel olarak tehlike oluşturmayan küçük durumlar için zorlayıcı cerrahi müdahaleler yapmaktan vazgeçmeliler”.

Nataf ekliyor, “Anne-babaların çocuklarının ‘kusurları’ konusunda kendi duygusal acı ve keder hisleri ile başa çıkabilmek için ortaya koydukları şefkat ve inanç gücü ve farklılıklarına rağmen bu çocukları yetiştirmeleri için ne diyebiliriz? Peki, çocukların hakları, özellikle de uzmanların olması gerektiğini düşündükleri şekilde tasarladıklarından farklı bir cinsel kimlikte karar kılan çocuğun hakları konusunda ne söyleyebiliriz?”

Kolombiya yakın bir zamanda bu tür vakalarda, çocuk hakları lehine yasa koyan birkaç ülkeden biri olmuştur. 10



Savunmasızlık


Travesti/Transseksüel kişiler birçok yönden özellikle daha savunmasız bir durumdalar. İş bulma konusunda ayrımcılığa uğruyorlar; “birçok ülkede trans kişilerin hakları korunmuyor; sadece olmak istedikleri gibi yaşadıkları için kovulabiliyorlar. Birçoğu, nasıl niteliklere sahip olurlarsa olsunlar, bir yerlerden başlamak için bir iş sahibi olamıyorlar. Seks işçiliği yapan transseksüellerin çoğu göreceli olarak erkekten kadına transseksüeller”; bir kısmı başka bir iş bulmakta zorlandıkları için, bir kısmı da ameliyat parası biriktirebilmek için bu işi yapıyor. Bu durum da trans kişilerin HIV virüsüne ve şiddete karşı daha savunmasız kalmalarına sebep oluyor.

Kate More’un bildirdiğine göre: “Vancouver’de sokakta çalışan 40 erkekten kadına transseksüel ile yapılan bir çalışmada, transseksüeller evsizlik, ayrımcılık, diğerleri tarafından reddedilme gibi birçok sosyal zorlukla karşılaştıklarını bildirmişler. 40 kişinin %85’nin korunmasız alıcı anal birleşme yaşadığı, %90’nın seks işçiliği yaptığı, %62’sinin uyuşturucu kullandığı belirlenmiş. HIV testinin uygulandığı 28 kişiden yarısının da pozitif çıktığı saptanmış.”

Avustrulya’da, erkekten kadına transseksüeller arasında belirgin sayıda HIV-pozitif kişi olmasına ve kişilerin özellikle ameliyat sonrası enfeksiyona karşı savunmasız olmalarına rağmen, buradaki salgının ilk 10 yılında transseksüeller için HIV/AIDS sağlık tedbirleri konusunda hiçbir girişimde bulunulmamış. 4

Trans kişileri hedef alan şiddet dalgalarının bildirildiği ülkeler arasında Arjantin, Ekvator, Brezilya ve Meksika ülkeleri de var. Meksika’da 1991 ile 1994 yılları arasında, çoğu travesti seks işçisi olan, seksüel azınlıktaki 12 erkek, Chiapas eyaletindeki Tuxtla Guttierrez şehrinde öldürüldü. Aktivistler bu ve benzeri vakaların varlığına dikkat çekmek için çalıştılar fakat polis bağlantıları takip etmeyi kabul etmedi ve bu sebeple kimse mahkemeye çıkarılmadı. Öldürülenlerden bir tanesi şehrin gey ve travesti grubunun yardımcı başkanı olan Neftali Ruiz Ramirez’di ve bildirildiğine göre Eyalet Mahkemesi Polisi üyelerinden biri tarafından vurularak öldürülmüştü. 11

İstanbul-Türkiye ve San Jose-Kosta Rika’daki travesti toplulukları da devamlı bir şekilde polis tarafından seksüel ve diğer şekillerdeki istismarlar ile taciz ediliyorlar.

Birçok sıradan yöntem ile trans kişiler sürekli olarak ayrımcılığa uğruyorlar. Sağlık hizmetlerini kullanmak onlar için büyük bir sıkıntı, aşağılama ve daha kötü muameleye maruz kalmak ise zaten hepsi için ortak. Bunun sonucu olarak hastalandıkları zaman birçoğu sağlık yardımı almaktan kaçıyor.

Birçok ülkede trans kişiler cinsiyetlerinin yeniden tayin edilmesi için gerekli olan önemli belgeleri alamıyorlar; bu durum evlilik olasılıklarının reddedilmesine yol açıyor, aşağılanmaya neden oluyor, hatta yanlış belge kullandıkları şüphesiyle durumun daha da kötüleşmesine ve tutuklanmalarına bile sebep olabiliyor.



Zorluklar


İkili cinsiyet modelinin acımasız katılığı ve bu durumun ortaya çıkardığı insan hakları ihlallerinin zorlayıcı koşullarının temelini oluşturduğu Transgender (Travesti/Transseksüel) Hareketi, cinsiyet çizgisinde karşı tarafta olan kişilerin oluşturduğu genel birlikteliğin hareketidir. Cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirmiş veya geçirmemiş aracinsiyetliler (intersexuals) ve transseksüellerle birlikte travesti ve karşı cinste giyinenleri (cross-dressers) de kapsayan bir harekettir bu.

Doğuştan getirdikleri cinsiyetleri ile cinsel kimlikleri arasında bir çatışma yaşayan transseksüeller genellikle kimlikleri, rolleri ve anatomileri arasındaki uyumu yakalayabilmek için cinsiyet değiştirme ameliyatı olmayı isterler. Fakat artık yükselen bir oranda transseksüeller başka bir seçeneği, ameliyat olmadan ama özlerindeki cinsel kimlikten de taviz vermeden bir transseksüel olarak ‘açılma’yı seçiyorlar. Aslında bu çok basit. Bazı erkeklerin penisi yoktur ve vajinaya sahiptirler, bazı kadınların da vajinası yoktur ve penise sahiptirler.

Toplumsal norm harici cinsiyet yaklaşımı gittikçe daha çok benimsenmeye başladı ve bunda da özellikle ayrımcılık, damgalama, sivil hakların eksikliği ve yetkililerin toplumsal norm harici cinsiyet yaklaşımına sahip olan kişilere karşı işlenen nefret suçlarında faillerin tutuklanması konusundaki isteksizliği önemli etkenler olarak yer alıyor.

Trans hareketi büyüyor. Her ne kadar trans kültürü ülkeden ülkeye çok çeşitlilik gösterse de, uluslar arası ağ çalışmaları ve internet bu alanda bir değişiklik yarattı. Lezbiyen ve gey hareketiyle yapılan koalisyon daha büyük bir görünürlük ve kampanya gücü verdi. Ve artık çok daha fazla travesti/transseksüel kişiler, sosyal hareketin yaratımını kolaylaştırmak için ‘açılma’yı tercih ediyorlar.

Zachary Nataf şöyle açıklıyor: “Transseksüel bir erkek olarak (kadından erkeğe transseksüel) erkek olmaya basit bir şekilde “geçiş” yapmadım, ayrımcılık karşıtı bir kampanya ve Transgender Onur Yürüyüşü için önce ‘açıldım’. Transseksüel olmayı ben seçmedim, toplumun baskıcı cinsiyet sistemine karşı protesto amaçlı cinsiyet rollerini değiştirmediğim gibi. Bunu kendimi ait hissettiğim cinsiyet duygusunun dış ifadesini ve gerçek beni ortaya koyabilmek için yaptım. Geçiş süreci boyunca daha fazla tamamlandığımı ve gerçek halime geldiğimi hissettim, ve bunu başarmak için toplumun kurallarını sembolik olarak vücudumun üzerinde havada asılı tuttum. Asıl doğal olmayan bu kurallar ve onların katılığı.”

Bazı belirgin zorluklar var, polislerin aşağılaması ile uğraşmak –özellikle Latin Amerika’da-, toplumların kadın ve erkek olmak üzerinden tanımladığı yasal hakları almak ve yasal olarak tanınmak gibi. Mesela İngiltere’de, İnsan Hakları Avrupa Beyannamesinde itiraz edilmesine rağmen, ameliyat geçirmiş bile olsa bir transseksüel yasal olarak sonsuza kadar doğum sertifikasında yazılı olan cinsiyete mahkum ediliyor. Diğer yandan Yeni Zelanda tüm hakları uyguluyor. ABD’de toplumsal norm harici cinsiyet yaklaşımları hala Amerikan Psikiyatri Birliği Akıl Hastalıkları Tanı ve İstatistik Kılavuzu’nda (DSM) listeleniyor.



Gökyüzündeki yıldızlar gibi


Fakat yasal olan politik öfke yerini utanmaya ve gizliliğe bıraktı. Anlamsız ve uygunsuz sorular sorulmaya başlandı. “Toplumsal cinsiyet ve cinsellik, farklılığa ve değişikliğe neredeyse hiç tahammül edilmemesi ve bu şekilde sosyal düzenin sağlanması için insanların kör edilerek kontrol edilebildiği güçlü bir kontrol alanı oluşturmaktadır” diye düşüncelerini ifade ediyor Jamison Green. “Birileri bizi cinsel organlarımızdan ele geçirmeye çalışıyor ve hiçbir şekilde gitmemize izin vermiyor. Bu birileri kimdir peki? Kimdir kontrolü kaybetmekten bu kadar korkan? Kontrolü kaybettiklerinde ne olacaklar? Transseksüellerin (ve transgender kişilerinin) yasallıklarının reddedilmesi ile yıkılacak olan nedir? Bizim kabul edilmemiz ile yıkılacak olan nedir? Veraset hakkı mı? Mülk sahibi olma hakkı mı? Yoksa diğer bir insana eşit olarak mı, aşağılık olarak mı, ya da üstün bir varlık olarak mı, yani nasıl davranılacağını bilme becerisi mi?” 9

Araştırmacılar daha önceden akademide mühürlü olan alanları açığa çıkardılar. “Ne kadar cinsiyet ve cinsel kimlik var?” sorusunu soruyor Gilbert Herdt ve Darwin ve Freud gibi ilerleyicilerin bile sınırlandırıldığı, Batı düşüncesini takip eden sorgulanmamış dimorfizm paradigmasını ele alıyor. Tabii istisnalar da mevcut: dikkat çekici orijinal düşünür Georg Simmel (en aydınlatıcı teorilerden biri olan “para (money)” teorisinin sahibi), 20. yüzyılda gözlemlediklerini “insan deneyimlerinin çeşitliliğinin genişliğini anlatan çok fazla kategori ve çok az cinsiyet var” şeklinde ifade etmiş.

Batı kültürünün iki cinsiyetli sistemi kaçınılmaz olan veya evrensel olan değildir. Öyle olsa, tersini gösteren bu kadar çok ve çeşitli örnek olur muydu? Gilbert Herdt’in vardığı sonuç; bu ikili sistem üreme üzerine kurulu toplumların ürünüdür. “İnsanların yaşamlarında varolan gerçeklerin anlaşılması için arzunun sosyal tarihsel ve antropolojik açılımlarına ihtiyacımız var” demektedir Herdt. 4

Kendileri için açığa çıkarılan bu alanda, gerçeklik trans kişilerin kendileri tarafından ortaya konuyor.

Daha fazla travesti/transseksüel ve aracinsiyetli kişiler iki cinsiyetli veya melez cinsiyetli yaşamayı seçiyorlar, hermafrodit vücut yapısını tercih ediyorlar, ameliyat olmadan ama özde hissettikleri gibi yaşamayı tercih ediyorlar. Michael Hernandez şöyle diyor: “Ben kendi içimdeki dengeyi ve huzuru buldum. Ben bir erkekten ve bir kadından fazlasıyım. Ben ne erkeğim ne de kadınım, ama ikisini de içeren bir döngüye sahibim... Ben sadece benim. İsim ve uygunluk artık önemli değil benim için... Cinsiyet ve davranışlar gökyüzündeki yıldızlar kadar çeşitlidir. Birinin travesti/transseksüel olduğunu kanıtlayacak tanımlamaları sağlayan tipik modeller yoktur.” 12

Birden çok alanda deneyimli bir aktivist olan Leslie Feinberg’in yorumları ise şu şekilde: “Kadınların özgürlük hareketi, kadınların toplum içinde yüzyüze kaldığı sistematik aşağılanma, şiddet ve ayrımcılık konularında kitlelerin iletişimi açısından bir kıvılcımı ateşledi... Bu insanlık için ileriye doğru atılmış büyük bir adımdı... Şimdi ise başka bir özgürlük hareketi tarih sahnesini süpürüp geçiyor; Trans özgürlüğü. Biz yine, toplum içinde insanların cinsellik ve cinsel kimlik söylemlerinden dolayı maruz kaldığı sosyal davranışlar hakkında sorularımızı yükseltiyoruz. Bu tartışma insanın bilinçlenmesinde yeni bir katkı ortaya koyacaktır.”

Bu mücadele, cinsiyet kimliğimiz ne olursa olsun, bizi erkeksi ve kadınsı olmanın katı ve basma kalıp ifadelerinden kurtarıp, hepimizi özgürleştirme potansiyeline sahip.

----

1- Guevote, Rolando Sanchez, Fama Film AG, Bern, İsviçre, 1997.

2- Bu bölüm büyük oranda Zachary I Nataf’ın “Whatever I feel” makalesinde derlenmiştir, New Internationalist, Nisan 1998.

3- New England Journal of Medicine, Julliane Imperato- McGinley et al, 'Androgens and the

Evolution of Male Gender Identity Among Male Psuedo-Hermaphrodites', No 300, 1979.

4- Third Sex, Third Gender, Gilbert Herdt ed, Zone Books, NY, 1994.

5- Hermaphrodites with Attitude Quarterly, Bo Laurent, Sonbahar/Kış, 1995-96.

6- SLATE, David Berreby, 'Biology will Defeat the Defense of Marriage Act', Internet, 10 Ekim 1996.

7- San Francisco Chronicle, David Tuller, 'Intersexuals begins to Speak Out on Infant Genital Operations', 21 Haziran 1997.

8- Clinical Psychiatry News, Katherine Maurer, vol 25, No 7, Temmuz 1997.

9- Reclaiming Genders, Kate More and Stephen Whittle eds, Cassell, 1999.

10- IGLHRC, 2000.

11- Breaking the Silence, Amnesty International, 1997.

12- Trans Liberation, Leslie Feinberg, Beacon Press, 1998.



Gerçekler


* Avustrulya’da transgender kişilerinin maruz kaldıkları ayrımcılığa karşı özel koruma mevcut. (ILGA)

* Türkiye’de, Ukrayna’da ve Aoterao/Yeni Zelanda’da transgender kişileri kendi cinsiyet seçimlerini yansıtan resmi belgelere sahip olabiliyorlar. İngiltere’de böyle bir şey olamıyor. (ILGA)

* Genetik, fiziksel ve hormonal cinsiyet karmaşıklıkların her 60 kişiden birinde olduğu tahmin ediliyor. (The Penguin Atlas of Human Sexual Behavior [Penguin İnsanın Seksüel Davranış Atlası], Judith Mackay, Penguin, 2000.)

* Her 12.000 kişiden biri erkekten-kadına transseksüel. (Penguin Atlası)

* Her 30.000 kişiden biri kadından-erkeğe transseksüel. (Penguin Atlası)

yazının alındığı sayfa