|
DOĞA-TARİH-GEZİ
Eskiler umman demişler, uçsuz bucaksız su anlamında; bazen de derya olmuş dillerde, ufukların ardına sığmayan genişliğini vurgulamak için. Deniz ise, sonraki dönemlerin hediyesi belki de. Adı ne olursa olsun bir bolluk, genişlik, coşku ve dinlendiricilik kaynağı olmuştur hep; kıtaları birbirinden ayıran bu enginlikler beldesi, masmavi su alanları.
Deniz ve mavi, birbirine aşık iki kavram. Gökyüzünün o alımlı rengini ödünç alarak, insanı hayrete düşüren bir mavilikle sunarlar ziyafetlerini, kar beyazı su zerreciklerinden oluşan, ayna rolündeki dev su kümelerinde. Kimi zaman da yeşilliklere bürünürler sessiz koylarda, ağaçların ve su içindeki renk cambazı mikroorganizmaların yardımıyla.
Mavi denizler ve onların hırçın çocukları olan, yorgunluk nedir bilmeyen dalgaları öylesine bir enerji yüklüdür ki şaşırtır insanı. Köpüren, kuduran dalgalarla yükselen enerji birikimi, kabına sığmayan bir devin yerinde duramayan çocuksu tavırlarıyla kendini belli eder her an, her sahilde. Karalara sunulan bir kavuşma şarkısı mıdır o köpüren sular yoksa bir öfkenin patlaması mıdır ya da asırlara meydan okuyan bir isyan mı, bilinmez. Ama hangi rolle olursa olsun, denizlerin her hali güzeldir yine de insan gözü için.
Deniz, bolluk ve berekettir, yorgun balıkçıların dünyasında. Dümdüz, masmavi suların derinliklerinde ne maceralar, ne renkler gizlidir de, ancak cesur dalgıçlarla paylaşılır o güzellikler. Dev balinalardan, minicik su böceklerine kadar milyonlarca farklı deniz hayvanı türleri yanında, yine çok sayıda bitki türünün renklendirdiği deniz altı yaşamında, hem ortak yaşamanın en duygulandırıcı örneklerini ve hem de hayatta kalmak için güçlünün güçsüzü tüketerek devamını sağladığı acımasız bir doğa kuralının ürkütücü örneklerini görmek mümkündür.
Yeryüzüne dağılan ilk insan topluluklarından buyana, su kaynakları ve su kenarları hep önemli bir cazibe merkezi olagelmiştir. Şehirlerin çoğu suya yakın yerlere kurulmuş, ticaretin gelişmesiyle su yolları en önemli ulaşım yolu haline gelmiştir. Nice krallar, imparatorlar fethedilecek topraklarla doymak bilmeyen gözlerini, ancak masmavi suların dinlendirici etkisiyle durdurabilmişler; suyun gücüyle cennete dönen sahillerde kendi adlarına kentler ve kaleler kurmuşlardır.
Susuz hayat olmaz gerçeği, suyu insan yaşamının her alanına damga vurur hale getirmiştir. Bir zamanlar uzak diyarları fethetmede araç olarak kullanılan su yolları, yakın çağlarda macera tutkunlarının ve bilim aşıklarının oyun alanı haline gelmiş; ufka bakan gözler, dünyanın yuvarlaklığını engin denizlerden yararlanarak çözmüş ve basınç birimini ilk kez deniz seviyesinde ölçüp kıyaslama merkezi olarak almış, balıkçılık ile önemli bir iş alanı ve hatta koca bir ekonomik sektör yaratılmış, bu bitmez sanılan kaynaklardan son dönemlerde enerji kaynağı olarak bile yararlanılmaya başlanmıştır.
Uzaydan bakıldığında, diğer tüm gezegenler-den en önemli fark olarak dünyamızı özelleşti-ren görüntü, denizlerin kazandırdığı mavi renk olsa gerek. Birbirinden ilginç bulut kümeleri, fırtı-nalar, tayfunlar, sıcak ve soğuk su akıntılarıyla süslü doğanın en alımlı görüntüleri ve en akıl al-maz maceraları, tehlikelerle dolu deniz yolculuk-larında saklıdır. Bu mavilikler dünyasının bir başka kıyağı da; cisimleri su yüzeyinde tutan kaldırma kuvvetine olumlu etkiler yapan tuz maddesini de damak tadımızın hizmetine sun-masıdır. Mutfaklarımızın en önemli tat vericile-rinden tuzun en büyük üretim merkezlerini deniz kenarlarındaki tuzlalar oluşturmaktadır.
Denizlerde yaşanmış acı hatıralarla kinlenen-lerin ve belki boğulma evhamıyla ürkenlerin dışında, kim denizi sevmez, uzun ve soğuk kış aylarının ardından gönülleri cezbeden tatil programları için kim denizlerin serinliğinden medet ummaz ki ? Ruhları bu kadar kolayca ve uzun soluklu olarak dinlendirebilen başka hangi görüntülere sahibiz ki sizce ? O köpüklerini kusan coşkulu dalgaların, kıyıları döven ritimli seslerinden ilhamlar alarak nice aşk ve hüzün şiirleri döktüren şairlerin şahitliğine, kim inanmamazlık edebilir ? Sahilde kumdan kaleler yapan ya da inanılmaz yuvarlaklıkta oyulmuş çakıl taşlarını bıkmadan kıyılara taşıyıp kumlara özenle gömen deniz ananın bu hediyelerini toplayan çocukların sevincini kim görmezden gelebilir ki ?
|
|
DENİZ SULARININ HAREKETİ
Rüzgar, gelgit ve akıntılar deniz suyunda hareketlere yol açar.
Rüzgarlar ve fırtınalar denizde yalnızca dalgaların oluşmasına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda denizin 100 m derinliğine kadar inebilen etkileriyle akıntılara da neden olabilir. Muson ya da alize gibi sürekli esen rüzgarlar dünyanın dönmesine de bağlı olarak, Kuzey Yarıküre’de sağa, Güney Yarıküre’de de sola doğru yol alan akıntılar oluştururlar. Suyun tuzluluk oranı ile sıcaklığına bağlı olarak deniz suyu yoğunluğunda ortaya çıkan farklılıklar da akıntılara neden olabilir. Bunun sonucunda Humboldt gibi soğuk ve Gulf Stream gibi sıcak su akıntıları ortaya çıkar ve bunlar çevrelerindeki iklim koşullarını da etkiler. Akıntılar nedeniyle bir yerden boşalan suyun yerine ya yüzeyden ya da denizin altından karşı akıntıyla yeni su kütleleri gelir ve böylece deniz suyunda sürekli bir hareket görülür.
|
|
|
Gün boyu tamir ettikleri ağlarını toplayıp, karaların sıkıcı ortamından bir an önce uzaklaşmayı ve evin geçimi için haşin dalgaların koynunda tüm geceyi geçirmeyi tercih eden balıkçıların, yosun ve balık kokuları sinmiş yüzlerinde, kirli sakalların sıvazlanıp durulmasıyla geçirilen uzayan saatler boyunca tek dilenen şey, sabah olurken çekilen ağların silme balık dolu olmasından geçer. Peş peşe yakılan sigaralar, aynı arkadaşlarla sürdürülen bitmez tükenmez dertleşmeler, gece yarıları ay ışığı altında dalgalarla oynaşan yakamozların dans eden görüntüleriyle eğlenmeler ve karada kalanlara duyulan özlem, zamanı kovalayan sabırsız gözlerin hüznünü yansıtmaktadır.
Gidip de dönmeyen teknelerdeki balıkçıların evlerine düşen acı ateşi ya da derinlerde sünger avlarken vurgun yiyen dalgıçların yaralı bedenleriyle taşıdıkları kederler; deniz insanlarına bıraktığı bir bedeldir, deniz ananın.
Yıllar boyu sunduğu bereketin, paranın, mutluluğun yerini sonunda piyangodan çıkan bir ölüm ya da yarım kalmış bedenle bir güzel ödetmekten de geri kalmaz, o engin maviliklerin öfkeli dünyası.
Tarih boyu korkutan dev dalgaların yanında, efsanelere konu olmuş ürküten yaratıkların; ejderha, ahtapot veya köpek balığı gibi iriliği ve öldürücülüğüyle korku salmış dev canavarlar biçiminde ortaya çıkmasıyla, derinlikler yeterince endişe vermeyi başarmışsa da insanlara, korkusuz denizcilerin başı çektiği macera tutkusuyla nice canlar kurban edilmeye devam edilmiştir denizlere. Ama bugün en azgın denizlerin kudurganlığı bile durduramıyor artık denizcileri. Teknolojinin ve bilimin getirdiği üstünlükler sayesinde, ceviz kabuğu iriliğinde kalan teknelerle meydan okunup durulmakta koskoca okyanuslara. “Denizden korkan su içmesin !” diye de gırgır geçilerek ...
|
|
Her şeyinden yararlanılan sağmal inekler gibi, elimize geçen her nimetinden afiyetle tattığımız denizlerin sıcaklığını, ruhlara damıttığı güzellik-leri göremeyen gözlere; onları acımasızca kirlet-menin ve sürdürülebilir yaşamın kurallarına uymayan bir açgözlülükle, deniz canlılarını tü-ketmenin sonunun ileride nasıl sorunlar çıkara-cağını, daha nasıl anlatsın doğa severler bilmem ki ?
Bitmek bilmez kış günlerinde, soğuk suyun ve artan dalgaların ürkütücülüğü, bu güzellikleri ancak dışarıdan ve uzaktan seyretmekle hafif-letilir. Hele akşam üstleri, hayatın bir başka kay-nağı olan güneşin veda edip, ufuk çizgisinde boğulurcasına kaybolup gidişinin hüznünü, dal-gaları ve bulutları boyayan kızıllığın deminde kaynatarak hissetmek ve gün içinde yüklenilen stresin yükünü bu görüntülere döküp kurtulmak, sahil boylarını mekan tutmuş hassas yüreklerin sakinleştirici ilacı gibidir.
Tıpkı sabahın erken saatlerinde, seferden dönen yorgun balıkçıların yosun kokan teknele-rinin peşine düşen martıların açlıklarını vurgula-yan ve belki bahşiş bekleyen tiz sesleri; kapalı havalarda sahil kenarlarında yiyecek bir şeyler aramaları aşamasında ve bir de gün batımında yola koyulan balıkçıların ardından selamlama törenine girişir gibi sürekli uçup durmaları anında da yankılanıp durur kayalıklarda. Akşamın karanlığı çöktüğünde, gün ışığına muhtaç denizlerin mavisi tükenip gider de, ay ışığının zayıf rehberliğinde bir ürkütücü maskeyi kuşanır sanki yüzüne ve anlatılan efsanelerin bilinç altlarına yüklediği korkunç canavarların hayalleri gelip yerleşir beyinlere.
Asırlardır gelişen teknolojiye inat, tehlikeli kıyılar ve boğazların kenarında, yüzyıllardır hizmet vermekten bıkmayan yaşlı fenerlerin uzun boylarından yansıyan güçlü ışıkların rehberliği gemilere yol gösterse de, fener bekçileri dışında karadakiler için önemsiz birer ayrıntı gibidirler. Belki sadece anı fotoğraflarına mankenlik edecek güzel renkli yapılar olarak.
Görünmeyen dalgaların hışırtısı, açık gecelerde ay ışığıyla parlayan sudaki mikroorganizmaların oluşturduğu yakamozlara eşlik etse de, geceler denizlere ölü bir hava katıyor sanki. Belki turistik koylarda, karşı kıyılardan yansıyan modern tesislerin renkli ışıklarının dansı biraz bu hissi kırabilir ama denizlerin o can veren güzellikleri ancak gün ışığıyla doğar yüreklerimize.
Birbirinden ilginç ve hayran olunası bitki ve hayvan türlerini derinliklerinde besleyen engin denizlerin, kimi yerde gelgitlerle büyüyen gücü, iç denizlerde sadece haşin dalgalarla tanıştırsa da bizleri; ormanlarla kaplı koylarda yeşile kesen renkleri, kapalı havalarda köpürüp gümüş beyazını andırırken, yine de asıl rengi olan o koyu gök mavisiyle gözlerimizi esir etmeyi sürdürecektir sonsuza kadar. Uçuşan martıların ve teknelerin motor seslerinin karışımından oluşan senfoniye, rüzgar ve dalga seslerinin katkısı da denizin yanık türkülerine ara nağmeler olur belki.
Üç tarafı denizlerle çevrili yurdumun, henüz yüzmeyi öğrenememiş ve yeterince balık tüketemeyen milyonlarına, deniz tutkusunu ve macera ruhunu anlatmak kolay olmasa da; sanki kuzeydeki soğuk iklimden gelmişler gibi, yaz tatillerini allahın güneşinde kebaba dönerek kararmaktan başka bir şey bilmeden geçirenlere, maviden, yeşilden ve tarihten ve doğadan ve maceradan yani denizin asırlardır sakladığı sırlardan daha fazla bahsetmenin de, ne faydası olacak ki ?
Deniz suyu hareketlerine yol açan bir başka etken de gelgittir. Gelgit Ay ile Güneş’in deniz suyu üstündeki çekim gücünden kaynaklanır. Dünya’nın dönmesi ile ortaya çıkan merkezkaç gücü de onlara katılır. Dünya’nın Ay’a dönük yüzündeki sular kabarırken, öteki yerdekiler alçalır. Ay, Dünya çevresinde dolaştıkça kabarma bölgesi de yer değiştirir. Ay, Dünya’nın herhangi bir yerine göre tam çevrimini 24 saat 50 dakikada tamamladığından, yarım günlük gelgit periyodunun süresi 12,5 saattir. Aynı biçimde Güneş de 24 saatlik günlük gelgitlere neden olur. Güneş’in kütlesel çekim kuvvetinin Ay’ınkinin yüzde 46’sı kadar olduğu saptanmıştır. Dünya, Ay ve Güneş üçlüsünün konumlarına göre gelgit kabarmaları ya da alçalmaları ortaya çıkar. Bu gökcisimlerinin üçü de aynı doğru üstündeyse Ay ve Güneş’in çekim kuvvetleri birbirine eklenir. Ama bir dik açı oluşturacak biçimde dururlarsa, Ay ile Güneş’in çekim kuvvetleri birbirlerini zayıflatır. Gelgit olaylarının etkileri karaların konumuna göre değişir. Örneğin kıyılarda, özellikle de ırmak ağızlarında haliçler oluşabilir ya da sular yükseldiği sırada fırtına çıkmasıyla su baskınları ortaya çıkabilir.
|
|