Dünya Şiir Günü Bildirileri







Kemal Özer

2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi:

YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!

Bir yüzleşme günündeyiz yine.

Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.

Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze 
getirir bizi şiir?

Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü 
olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa 
tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk…

Şöyle diyebiliriz örneğin:

“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.

Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.

Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.

Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük 
bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.

Neruda’nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. 
Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla 
bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin 
payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller 
dikilir. Ama her keresinde yeniden
canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.

Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, 
yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere 
karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak 
gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu 
kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla
kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak 
değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

___________________________________


Ahmet Oktay

2008 Dünya Şiir Günü Bildirisi

ŞİİR: "DİLİN İÇİNDEKİ YABANCI DİL" 

Şiirin iç çekişinde ya da haykırışında duyduğumuz, varlığın ve
varoluşun sesidir. Eğer şiir, en derin metafizik kaygıları olduğu
kadar, en güncel politik istekleri de dile getirebiliyorsa, bu ; hem
toplumsal etkinliğimize hem de tinsel beklentilerimize ait
oluşundandır.

Şiiri bir biçim sanatı olarak tasarlamak ya da tanımlamak, onu bir
içerik sanatı olarak da tanımlamaktır. Biçimi olmayan hiçbir öz ve
vice versa; özü olmayan biçim yoktur. Sadece ilişkiler ve karşıtlıklar
vardır şiirde. Evet’le hayır arasında diyalektik bir gidiş geliş,
Şiir budur.

Şiirsel imge, tam da Hegelci/Marksçı anlamda, karşıtların birliği ve
çözülüşüdür. Tam da bu yüzden, şiirden hem her şey, yani tinsel ve
toplumsal yaşamımızın olumlu ve olumsuz ögeleriyle dolmuş bütünlüklü
görünümünü dillendirmesini hem de hiçbir şey olmamasını, yani
göndergesiz bir söylem kurmasını bekleriz.

Ama son kertede şiir, Pindaros’tan bu yana, toplumsala gömülüdür
(socially embedded) ve toplumsal olarak düzenlenmiştir (socially
regulated).

Şiir, belirsizlikle doludur. Şair, başladığı bir şiir hakkında bir ön
düşünceye sahip olsa bile, şiirinin bütününün ne olacağını bilmez.
Şiir, bir yerde bilinçdışı ile bağlantılıdır. İrish Murdoch, şiirin
“doymak bilmez her yerde oluşundan” söz eder. Evet, her yerdedir
şiir.

Şiirsel dil, sınırları iyice belirgin bir şey’in ya da bir duyumun,
betimi değil, bir haline geliş’in dilidir. Deleuze/Guattari ikilisinin
sözleriyle, şiir “dilin içindeki yabancı dildir”

Şiir, en uzlaşmacı göründüğü noktada bile, yabanıl ve hayırlayıcı
olmayı başarır. Verili gerçekle yetinmeyiş, şairin başkaldırıcı
gücünün besleyici toprağıdır. Şiirin düzeni, son kertede bir
düzensizliği ima eder.

Küresel kapitalizm imgeler alanını, yani sanatsal alanı da
sömürgeleştirmiş bulunuyor. Ama şiiri halâ sömürgeleştiremedi ve Pazar
Ekonomisi’ne eklemleyemedi. Magazinel edebiyat basını, şiiri halâ
manşet yapamıyor ve ayağa düşüremiyor. Nietzsche “çekiçle felsefe
yapmaktan” söz etmişti.

Şair, halâ çekiçle yazabiliyor.

_______________________________


Cevat Çapan

2007 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şair arkadaşlarımızın önerisiyle, burada olduğu gibi, dünyanın 
birçok başka yerinde de dilin, özellikle de şiirin iletişim 
gücüne inananların kutlamaya hazırlandıkları bir bahar günü 
bugün. Kimileri parklarda, kimileri toplantı salonlarında, 
kimileri de sevdikleriyle kendi aralarında şiir okuyarak, 
şiir üstüne söyleşerek, şiir konusunda düşünerek kutlayacaklar 
bugünü. Şiirin insan acısını, sevincini, öfkesini ve akla gelmeyen 
daha nice duygularını nasıl dile getirdiğini yeniden hatırlayacaklar.
Kimileri Boğaz'ın iki yakasını donatan erguvanlara bakarak yapacak bunu, 
kimileri nerdeyse yanı başımızda patlayan bombaların eşliğinde, 
çığlıklar arasında, barut kokusu içinde. Bir yandan ezenleri, 
ezilenleri, öbür yandan geceleri, yıldızları, kokuları, tepeden 
tırnağa çiçek açmış ağaçlarıyla insanı deli eden bu dünyayı 
düşünerek katılacak bu kutlamaya. Şiirin yaşanan her şeyi beş 
duyumuzla canlandırarak (görerek, işiterek, koklayarak, tadarak, 
dokunarak) algılamamızı sağlayan bir duyarlık kaynağı olduğunu, 
bize duygularımızla düşünmeyi, düşüncelerimizle duymayı öğrettiğini 
hatırlatacak Dünya Şiir Günü kutlamaları. Özgürlük ve dayanışma 
özlemi içinde, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi 
kardeşçesine yaşamaya bir çağrı olduğunu düşünecekler şiirin. 
Yalnızca Edirne'den Ardahan'a kadar değil, Çin'den Peru'ya kadar 
uzanan bir umutla...

______________________________


Hayrettin GEÇKİN 

ŞİİR NEREYE [ 21 MART 2007 KOU Dünya Şiir Günü Bidirisi ]

Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının 
yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki 
çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla 
buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri 
uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan. 
Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar
Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı 
kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen 
birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak 
için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin 
susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve 
söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye 
seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep. 
Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun 
kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de. 
Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı, 
içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı 
nsana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan ve dünyadan yana 
olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa
Diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır. 
Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı. 
Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın 
insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini 
yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü 
sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek, 
onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla 
yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış 
aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve 
sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine 
taşıyabilir.

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan 
görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler. 
Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri 
kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek 
beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun 
için. Bu durumu;

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm
Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir, 
olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst 
bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları. 
Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir 
de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir 
türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında 
sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü.

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz her tanımda eksik kalır. Ve hep 
ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk 
meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu. 
Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey 
olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan 
devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan 
ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın, 
varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin 
ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey 
mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz 
var mı?

_____________________________


Ali Ziya Çamur

2007 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şiir, yaşamın gizemli bir ırmağıdır, gerisin geriye de akabilen bir ırmak. 
Yüreklere doğru aktıkça, sevdalar, umutlar, özlemler çiçeklenir. Bu ırmaktan 
yoğunlaşan duygular, sözcük bulutlarını gül yağmuruna dönüştürür., düşler 
evrenine kapılar açar, köprüler kurar.

Şiir, bir sestir, yaşam denen kristal kürenin içinde, boyun eğmez karanlığın 
hançerine. Aydınlıkta solunan güneş rengi dizelerde hasretler tüter barış 
üstüne. Bilincin koyağındaki çırpınışlarda şiir sessizce kırar hüznün kabuğunu.

Şiir, sevgiyi emekten süzmek, gizli güzellikleri bularak yeniden yaratmaktır. 
Gerçeğin ne fotoğrafı, ne de doğanın kopyasıdır. O, nesnel gerçeğin 
güzelliklerden süzülen öznel bir yansımasıdır. Ne gökte, ne de yerdedir. 
İnsan olan, insan kokan her yer mekânıdır şiirin. 

Şiir ne karın doyurur, ne de kasaları doldurur. Ama yürek yelkenlerini 
şişirir ardına dek. Çünkü insan yüreği her zaman açtır, her zaman güzelliğin 
büyüsüne gereksinme duyar. Sözün en tatlı özü olan şiir, ekmek ve su gibi 
kutsal bir ihtiyaçtır. 

Şiir, sevdanın, haklı bir kavganın, zaferle biten bir çabanın adıdır. 
Özlemin kardeşidir. Bir çocuğun gülüşü, bir bebeğin ağlayışıdır. Bir 
yaprağın suya düşüşü, bir martı kanadının denize vuruşudur. Toprağı öpen 
yağmurun, rüzgârda uçuşan karın kokusudur.

Şiir gelip de çalınca kapıları, açmak gerek yürek evinin kapısını, ta 
ardına kadar. O, yaz güneşini emmiş ballı bir yaban üzümüdür. Heybesi 
şiir dolu olan, bir sevgi yolcusudur. İçinde çağıltılı bir ırmak akar. 
Şiiri bir giysi gibi sırtına geçirenlere, pencereler açılır tan yerinin 
en kıvamındaki renkten. Bu pencereden, toprağın insan sıcağında nasıl 
mayalandığını görürüz.  Ormanlar, dağlar kanatlanıverir. Kuşlar, yeni 
bir mavi çizer göğe.

Şiir, balta girmemiş ormanların yeşil gülüşüdür. Bir ceylanın hızlı 
kaçışıdır. Azgın bir çağlayanın yüksek tepelerden dökülüşüdür. 
Alabalıkların soğuk dağ sularında yüzüşüdür. Gökte parlayan ayın, 
dağların arkasından yükselen güneşin, denizin sularında oynaşan altın 
ışıkların, yeşil çimenler içinde fışkıran bin bir çeşit çiçeğin sevilme 
isteğidir şiir.

Kısacası, şiir kavuşmanın tadı, ayrılmanın acısıdır. Güzellik işçisi 
olan ozanın en derin sanatıdır. Sözün damıtılmasıdır.

____________________________


Arif Damar

2006 Dünya Şiir Günü Bildirisi ]

NE MUTLU ŞİİR OKUYANA VE SEVENE !.. 

şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. şiir şimşektir,
yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i
saika durduramaz. şiir korkunçtur, güzeldir. hiçbir kapı, hiçbir duvar
önünde duramaz. kapı tunçtan, demirden, çelikten de olsa önünde duramaz.
şiir yürür, ezer geçer. şiir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha
yıldırıcıdır. şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. şiir cengiz
han 'dan da, sezar 'dan da, hitler 'den de, büyük iskender 'den de büyüktür.
şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan
gelir. şiir hiçbir güce boyun eğmez. en güçlüden daha güçlü, en güzelden
daha da güzeldir. eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştır ve olmayacaktır da.
şiir bütün dillerden başka, bambaşka bir dille konuşur. ama onun dilini,
söylediğini herkes ama herkes anlar. şiiri hiçbir güç tutsak edemez. altın
da, pırlanta da, elmas da şiirden değerli değildir; olmamıştır,
olmayacaktır. şiir dilsizleri konuşturur, sağırların kulaklarını açar. şiir
buluttur, yağmurdur, gökyüzüdür. şiirin arkadaşları, dostları vardır. en
yakın dostu bilimdir. sonra musiki ve resim gelir. şiirde müzik de vardır,
resim de, yontu da. mimar sinan 'la da dosttur, darwin, einstein 'la da.
şiir gelecektir, umuttur, özlemdir, mutluluk ve güzelliktir.

şiirden en zalim, en gaddar, en acımasız krallar, imparatorlar bile çekinir,
korkar. şiir ölümü bilmez, şiir yaşamdır. şiir muştu, sevinç ve mutluluktur.
şiir kötümserlik bilmez, tanımaz. iyimserdir, cömerttir ve gençtir,
delikanlıdır. yakışıklıdır şiir.

şiir sonsuzluk gibi en güzel kokar; güllerden de, karanfillerden,
zambaklardan da güzel. şiir deniz gibidir. nasıl denizi kimse anlatamazsa
şiir de tıpkı öyledir. homeros, dante, shakespeare şiiri anlatmak için büyük
çaba harcadılar ama şiiri deniz gibi tam anlamıyla kimse, hiç kimse
anlatamadı.

deniz gibi, o da yalnız kendi anlatır kendini. şiir sevgilidir, şiir
yazandan iyi koca olmaz. iyi baba, iyi oğul, iyi kız da olmaz belki ama iyi
arkadaş, iyi dost, iyi kardeş olur. şiir sevgilidir dedik ve hep sevgili
kalmıştır ve kalacaktır.

şiir ne tanker, ne şilep, ne gemidir. şiir yelkenlidir. bir korsan
yelkenlisidir. hayduttur şiir. şiir aldatmaz, çalıp çırpmaz. doğruluktur
şiir. emektir, alın teridir. şiir inatçıdır, hırçındır ve hep ama hep yürür
gider. şiir durmaz ve durdurulamaz. şiire ne boyunduruk, ne tasma takılır.
şiir zincire vurulamaz. şiire kelepçe takılamaz. şiir özgürdür, özgürlüktür.
şiir zalimlere, alçaklara, namussuzlara meydan okur. onun gücü en güçlüye
boyun eğdirir. engel tanımaz. engelleri yıkar ve ezer geçer. şiir
ölümsüzdür. şiir olmasa, sevdalılar söyleyecek söz bulamaz; o zaman sevda
da, aşk da olamaz. insanoğlu yok olur. şiirdir insanoğlunu sürekli kılan.
anaların şefkati, babaların güveni, çocukların kıvancıdır. şiiri anlatmaya
çalıştım ama ne gezer. önce söylediğim gibi şiiri, deniz gibi kendi, yalnız
kendi anlatır. yaşasın şiir. yıkılsın diktatörler, krallar, asiller,
emperyalistler. şiir zaten onları hep ama hep yıktı ve hep yıkacaktır. ne
mutlu şiir yazan, şiir okuyan, şiir sevene. ötesi yok.

________________________________

Gülten Akın

2002 Dünya Şiir Günü Bildirisi'nden Bir Bölüm

"Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Názım Yılı, Mevláná Haftası 
ve Dünya Şiir Günü.

Ne oldu bize, bizlere? Eskiden önemsediğimiz, sevdiğimiz, bağlandığımız 
değerleri birer güne, yıla bağlayarak iptal mi etmek istiyoruz geri kalan 
zaman için? Yoksa anneye, babaya, sevgiliye, şiire, Názım'a yer kalmadığı 
gibi bir endişeden mi?

Birey olmak için toplumsallıktan geçiremediğimiz bu hayattan hálá biraz 
utanç mı duyuyoruz? Utancı yenmek mi istiyoruz; bir gün anne, bir gün 
sevgili, bir gün şiir diyerek?

Yine de savaşlara, gücün güçlünün egemenliğine, kıyımlara, işkencelere 
karşı durmaya çalıştı şiir.

Özgürlüğümüzü arıyoruz. Şiir özgür olmalıdır diyoruz; ama hayatımızı 
özgür kılamadığımız için şiirimiz özgür olamıyor.

Şiirin düşünceyi, sezgiyi zenginleştirici, derinleştirici, ufuk açıcı 
olduğunu biliriz. Şiir her zaman, şiir bazen, şiir bir kez de olsa 
paylaşılan şeydir.

Rüzgár uğultusu, kar sesi, bulut gölgesiyle MAVİ KUŞ'un peşinde her gün."

____________________


Fazıl Hüsnü Dağlarca

1991 Dünya Şiir Günü Bildirisi 

Şiirler, nereden geldiği belli olmayan, tanımı yapılamayan, bütün
yaşamımızı etkileyen boyutları evrence süren o ateşböcekleridir. Şiir
yazan sözcüklerin "yeri" vardır. Bu yerler sandığımızdan büyüktür.
Yanyana geldiklerinde eski ya da yeni yeryüzlerini ulaştırırlar bize.
     Şiir yazan sözcüklerin şiir yazmayan sözcüklerden nasıl
ayrıldıklarını yazar, düşüncelerindeki boyutla sezebilir. Bu ayrımı
yaparken neyin şiir olduğunu, neyin olmadığını kişisel varlığının o
andaki soluk almasıyla anlar.
     Şiirler yerlerini birbirlerine katarlarken bir başarıya da
ulaşırlar. Yazın evrenindeki genel yeri genişletmiş olurlar. Bugün
bir Rus Edebiyatı, bir Fransız, bir İngiliz Edebiyatı alanları varsa
bu kazanç, o ülkeler şiirlerinin kazandıkları, bize kazandırdıkları
özel yerlerle oluşmuştur.
     "Yer" sözcüğünün üzerinde duruyorum, "ses" demek istemiyorum
burada. "İm" demek istemiyorum. "İmin Yürüyüşü" adlı yapıtımda
söyledim bunları. "Yer" sözcüğüyle anlatmak istediğim komik bir
alandır. O ateşböceklerinin alanıdır. Kozmik alanların şiirlerden
oluşmuş yaratılar olduğunu da hepinize duyurmak isterim.
     Çeviri olayı, bütün yönleriyle anlaşılmamıştır. Bir dildeki bir
yapıtın dile dönüştürülmesi ne yazık ki çeviri gerçeğinin tek örneği
sayılmıştır. Dilden dile aktarma, çeviri gerçeğinin belki de milyarda
biridir ya da dışındadır.
     Burada anlatmak istediğimiz gerçek çeviridir.
     "Gökyüzü"nün "yeryüzü"ne çevirisi bugüne dek yaşanan tek
çeviridir. Çeviri birbirini yaratırken evrenin ta kendisi
sayılmalıdır. Oluşum dediğimiz olay, doğadaki gizin açıklanmasıdır.
İlk patlamaların bize getirdiği eylem, bir sözün çevirisinden başka
ne? Daha önceki yaşama, vardığı söylemi, başka bir söyleme
dönüştürürken, yaptığı eylem çeviridir. Yüzyılların binyıllara,
binyılların sayısız uzaklara ulaşması bir elle uzandığımız, öteki
elle tuttuğumuz tek yazıdır. Bu tek yazı insan varlıklarına ulaşırken
çiviye benzemiş olabilir. Adına hiyeroglif denebilir, adına papirüs
denebilir. Unutulmamalıdır ki bütün bunlar insan usunun çeviri
eylemini gözler önüne serer.
     Şiir, günü geleceğe çevirirken öylesine zenginleşir ki telefon
derler ona, gramafon derler ona, radyo, televizyon, bilgisayar,
internet derler ona, yine de bütün gücünü dile getiremezler.
     Şiirin bütün özdeklerde görünümü başka başkadır. Kuşun sesinde
görünen odur, maviliği sese dönüştürmüştür. Demirin ateşte dövülürken
kıpkırmızı olması odur; dışarı çıkmayı kırmızıya dönüştürmüştür.
Yaşlı bilginin avuçlarındaki harfler odur; evreni umuda
dönüştürmüştür. Gelin olan kızın ilk gecesi odur; ipeği sevişmeye
dönüştürmüştür. Birbirimize yakınlığımız odur; ekmeği özgürlüğe
dönüştürmüştür.
     Duyuyor musunuz şimdi? Duyuyor musunuz, burada sizi bana
dönüştürmüştür.

  
                  







anasayfa