ÇOK VAKTİ VAR
"o bir mahkûm, çok vakti var dinlemeye"
anlat ırmak, denizi göğüslediğin maraton koşularını
terinle ıslanan kadın dudaklarından biriken alüvyonların
yasakladığı kuş cennetini, ay indirirken sandalını
o öpülmemiş kayalıklara
ne çok özlemiştir lacivert perdesini günün, çekmeyi
sessizlik sökülürken akşam ezgilerindeki ağrıyı
o bir mahkûm çünkü, konuşmaya çok vakti var
konuş o zaman dağ, mağaralarında gizlediğin
yarasa muhabbetlerini, baş aşağı duran aşkları
ışıksız geçen onca asrın bıraktığı
yosun karanlığını
yeşil yolunda yalnız ayak izleri, dışarıdaki hiçbir hayatın
silemediği, uçurumdan derin ..
konuş mart penceresinden çiçeğini uzatan erik dalı
dam penceresinden içeri süzüldüğünde ekşi renk
anlatacaktır meyveye dönüşen süremlik serüvenini
göz payı koparılmalarında geçen her yolculuğunu
kırmızıya giden
çünkü onun çok zamanı var bağırmaya, o bir mahkûm
bırak alsın gecenin bekaretini dilsiz koğuşlarda
yukarıda ay bir ışımlık tanık, yer sofrasında
sini sini haksızlık
söyle yazgı, kalemi eline tutuşturduğunda
tanrı, bir köşede gülüyor muydu kurşuni ağzıyla
o hep kırar mıydı ucunu açamadıklarını
o bir kral mıydı soytarısı olmayan?
"o bir mahkûm, çok vakti var bir kez ölmeye"
A.Uğur Olgar
[ Sunak, Sayı: 24 ]
|