Şiire Cemre Düştü




 

Şiire Cemre Düştü / Kitap (Tüm Şiirler)



Önsöz 

Şairleri şiire yönelten en önemli duygu aşk olsa gerek. Çünkü yüreğinde 
aşkı duymayanın başkasına söyleyecek sözü olmaz.Çoğunlukla, şair ilk 
kalemi eline aldığında sevgilinin özlemine şiirler yazar. Ama bu sevgiliye 
bir türlü ulaşılamaz. Ulaşılırsa şair ve şiir bitebilir.Sayın A.Uğur Olgar'ın 
yeni yayımlanacak olan "Şiire Cemre Düştü" adlı kitabını okurken de aşkın 
önemini ve gereğini bir daha düşündüm.Bu duygu Olgar'ın şiirlerinin 
lokomotifi gibi.

Şairin aşk kervanı hiç durmaz. Arada bir "mavisular" da dinlense de, o kervan 
hep aşka doğru yol alır: sonra güllerin dikenlerine tutunarak tırmandım / 
arsız sarmaşık bir aşık olup / gül dağına
yoruldum ama değdi...

Olgar  aşkın her türlü zorluğunu yaşasa da "poyrazın ardındaki sükunu" bulur 
ve şöyle der:
ve yağmurdan sonra gökkuşağı / 
gibi yağmalıyım güneşten

Aşkı yaşarken "yalnızlık" çekmemek mümkün müdür? Yalnızlığı en derin şekilde 
şairler duyarlar. Cahit Külebi, "Ben yalnızlığı / Gökte uçar gördüm" der. 
Olgar'da yalnılık duygusunu şöyle ifade eder:
her yanım tekil
aşk bu kadar yalnız kalmamıştı

Ama şair yalnızlık duygusuna yenik düşmez ve "güneyde başı mavi dumanlı bir 
dağ" olup, altına imzasını atar;
ne yalnızlıklara imza attık
gözümüz kapalı

Aşkı ve yalnızlığı yaşarken, "güllerin en mavi açtığı güneyde / ay mavice 
soyundu geceliğini" derken de acı çeker:
hasret yorganı ısıtmıyor artık nar tanem
öpüşünle ört üstümü
üşüyorum

Şair aşkı, yalnızlığı yaşayıp acı çekse de, beklemekten bıkmnaz ve şöyle der:
tez gelişsiz koyma beni

A.Uğur Olgar bütün bu duyguları yaşarken ömrün geçip gittiğinin, 
yaşam dene o parlak kumaşın her gelen günle birlikte solduğunun, yıprandığının 
farkındadır:
günlerim bir bir terkediyor / ben bakakalıyorum arkalarından / çaresiz
renk sarıdan başlar

Şair Ahmet Ada bir şiirinde şöyle der:"eyvah sessizce akıp gitti yaz / 
bir kavak hışırtısı bırakarak."

Yaz geçip gider ama ardında bir "hışırtı" bırakarak. Şairler de öyle. 
Günler geçer gider ama "bir şiir hışırtısı" bırakarak.

Olgar yaşlanma duygusunun esiri olmaz ve tekrar yaşam sevincine dört elle sarılır: 
sevgilim hasretin rengini öğretiyor bana
çiçeklerin fısıltısını, kokusunu yaşamanın
donuk gülüşlerden kahkaha yapmayı bir de

Şairlerin aşkı ve umudu hiç bitmez. Çünkü onlar hep severler. Seven yürekler, 
en zor anlarda bile A.Uğur Olgar gibi şiir'e cemre düşürürler.

               
Eflatun YÜZBAŞIOĞLU
Şair, yazar, ressam



özet

özetimi çıkardın aşk
geçen yıl

ne ki unutmuşsun not düşmeyi
sayfanın altına

hala dimdik ayakta şair
ve aşık diye...



yüreğimde örgütlendi aşk

yüreğimde örgütlendi aşk
yaklaşan barış günlerinde

- her savaş barışa gebedir çünkü -

kılcal damarlarıma kadar inen
susamış ceylanlar gibi yasadışı
bir arzu ürkek adımlarla
eskil bir acıyı nakşediyor
umudun çapraz kuytuluklarına

oysa kalıcı iklimler olmalıydım
her zaman bahardan kalma gün
poyrazın ardındaki sükun
ve yağmurdan sonra gökkuşağı
gibi yağmalıydım güneşten

- yaprakta çiy damlasıyım şimdi  -

gel gör bendeki yansımanı
yaklaşan savaş günlerinde



tanrım yeniden sevdalandır beni

tanrım
yeniden dünyaya getirt beni
hangi anadan olursa olsun
farketmez
 
anam abant gölü'nde
sarıca bir nilüfer çiçeği de olabilir
esmer mealinde bir kızın yüreğindeki
gül de
 
ama babam kartalkaya'dan
kent içre doğru kanatlanan
bir kartal olmalı
ille de
 
tanrım
yeniden sevdalandır beni..



sevdiğimi bana getir

bir çift kara üzüm
al benizli gül yüzde 

kopar ye kütür kütür
şaraba say dilersen 

yıllandır iki gözüm
mahzenlerde yatır 

dillendir hasretimi
sevdiğimi bana getir

söylenecek son sözüm
mangal yürekte közde 

aşk berduşuyum
ilk renkten son renge
ayılmaya yok yüzüm



çil çil güllenir dudaklarım

yüzünü öperim en çilli yerinden
yıldız kesişmelerinde akşam alacalanır
yatsıdan sonra bir mum yanar
sarhoş narasını düşürür yere
içimdeki tilki kargayı kandırır
kapmak için ağzındaki şiiri

carettalar ezilir asfalt yolda
yakamozlar ışıklarını söndürür denizin
çökertme'yi tutturur ıslığım
yakasına bir gül takar hüzün
yalnızlıkla buluşma vaktinde
aylak karanlığı alır eşliğine

umudum kuvayı milliye çetesi kurar
işgalci zaman ordularına karşı
sevgilim cephe gerisinde aşk taşır
benzin döküp yakarım eskil ne varsa
duvarlarımı baharlarla süslerim
dörtlerim cemreleri doğaya inat

en çilli yerinden öperim yüzünü
çil çil güllenir dudaklarım



rus ruleti

rus ruleti oynamıştık hani
sevda kurşunu koymuştuk
gurur tabancamızın şarjörüne

sonra şakağımıza dayamıştık zamanı
vurulunca birimiz, ikimiz ölmüştük

rus ruleti oynamıştık hani
biz vurulmuştuk birbirimize

biz sevmiştik gülüm




tansık aşk


mevsimini arıyor
yağmurkuşağınca yaralanan yıl
maviden dirimliği giyerek
ve silkinerek durağan kışın
ölüm uykusundan

gülizarda otağ kurmuş bahar
çaşıt çiçeklerden duydum
vallahi

bir coşu doğaçlasam mı kendimi
sarıp sarmalasam mı renklerinden
bir koşu

tansık aşk
yediverence kanıyor
bu kez



aşk düştüğü yeri yakar

eğri çık doğru tüt duman
bahar yangını tam şuramdaki

gül kadeh içinde ateş dudaklar
öptüğü yeri yakan cemre
sıcak mavisuda

düştüğün yer ne kadar ey aşk
ne kadar yeri alevlendirdin yürekte
küllenmiş şaire sor

eğri otur doğru yaz katip
herkes bilsin
hallarımı..



ben spartacus'um

ey aşk !
yüreğimi zincire vurdun
köle yaptın beni kendine
sonsuza kadar

ama ben spartacus'um
kırarım bir gün zincirlerimi
ayaklanırım..

o kadar uzakta değil
sonsuzluk

yüreğime bak ! 



parola

parolayı sordu
gülizar'ın kapısında
gül sorgucu
 
bahar dedim
açıldı kapı gül'ümseyerek
 
bildim ama..
 
sonra güllerin dikenlerine tutunarak
tırmandım arsız sarmaşık bir aşık olup
gül dağına
 
yoruldum ama
 
değdi...



kız en güzel yerin neresi

en güzel yerin neresi kız
ben ordayım

diyecektim vazgeçtim
çünkü ben her yerindeyim
her yerin en güzel

ah yürek yüreğe sevişmek
alı al moru mor peşindeyim..



uğrak

uğradın
uyurken güzel
düşler bıraktın koynuma
karabasanım siktir oldu gitti
dudakların kırmızı

uğradığın iyi
uyandığım güzel
ıslak bıraktığın yatağımda
sıcaklığının diş izleri
yastığımda saç tellerin
toplamak ayrı güzel

şimdi nerdesin
hangi cehennemde
ay tutulmuş havada
düşlerim nerde

uğramıştın da
sevişmiş miydik biz?



haraca bağlamalıyım sevdayı

haraca bağlamalıyım sevdayı
başka umar yok


an be an gelsin çarptırsın yüreğimi
durdurup durdurup çalıştırsın
sen be sen


yüreğim senden desen desen..




yangın

iyi ki çaldın gönlümü
ateş yongaları yalazlanıp yanarken
bedenim roma

keyifle seyreden neron
geziniyor ruhumda

iyi ki çaldın gönlümü
gasbetmeden karabasan silifke geceleri
yaşanmamış

bu yangın tanıdık geliyor bana
bir yerden




mor

içimdeki mavi tutkusu
ardından sürüdüğünde zaman
dağ doruklarının kardelen yalnızlığında
morlaştı

uykusuz silifke gecelerim
hala simsiyah




aşkın tapusu ölümsüz anka

anıları yağmalıyor eski sevdalar
kin, eli sarı bayraklı peşmerge

yürekte küskün aşkların tapu kayıtları
yanıyor acıların haritasıyla birlikte
söndüremiyor Irak'lı savaş çocuklarının
kimsesiz göz yaşları

yakınlarda bir ozan
bir tapu kaydını arıyor
küllerin içinden

aşkın tapusu ölümsüz anka..



isyan ediyorum

o kadar güzel ki çiçek
aşk o kadar büyük ki

bir de binlerce kitap var
okumam gereken

ama kaç yıl ömrüm kaldı
şunun şurasında

isyan ediyorum tanrım sana
neden ömre bu kadar kısa pantolon 
giydirdin diye..

ve çiçek o kadar gökkuşağı
aşk o kadar güzel ki.. 



adım sevdalı arkadaş

sevdalıyım arkadaş
güneşe

güneş kadar uzak
ama güneş kadar yakın
muhayyel bir eşe

kardeşin kardeşe
el kaldırmadığı bir ülkeye
sevdalıyım

ve aşkını yüreğinin zulasında saklayarak
bir kaçakçı gibi umut ülkelerinin sınırlarından
vergisiz geçirene
yaman sevdalıyım

adım hevala evindar
aşığım arkadaş
bir çiçeğe 



gelirim belki

gönlüm çıra ormanı
kor ateş gözlerinle
bana öyle bakma 
demiştim

şimdi rüzgarda savrulan
serseri küllerimde
ara dur beni
kıyamete kadar

anka kuşu olur gelirim belki
yaratırım da kendimi..



çımgı çımgı bir kız

mavigök gözlerde
çımgı çımgı
yıldız

parlar da
kavrulur hasretim
çöle savrulur
içimde bir mecnun

leyla anadan doğma
şairler sokağında
gezinir

parasız kolasız
hapşırsan hamile
çaresiz

savsaklanmış bir aşığım
dudaklarım ısırılmış
öpüşmemiş bir yerinden

mavigök gözlerde
çımgı çımgı
bir kız...



rakıdan sonra ne var? (sığ sularda)

uç noktasında aşkın
buzları çözüldüğünde
ayın gizli yüzüne bak

(deli gömleği giymiş eros'u göreceksin orada)

goethe 'biraz ışık' demişti oysa
şair 'biraz aşk'

gülbeşeker tadında yaşıyorum artık
sevgili dudaklarına uzanan ince yolda

(rakıdan sonra içecek ne var)

sığ sularda uyandırmayın beni
deniz perilerim..





aşktır / şubatın ondördüne doğru gelir

               
- eda kurşun'a -
aydır, atar kendini doruklarından / kafkas dağları gülün rengine boyanır / benim için al açar en yeni şafak sende asar kendini yalancı ışıkların ipiyle / aydır çerkez kızı danseder gözümde latince serenatlar gitar akşamlarında mor saçar bende aşktır / şubatın on dördüne doğru gelir elinde bir testi kevser şarabı ile irem bahçelerinden cennetin kapısı açılır ardına dek aşksadı böcek bahara zemheriyi biçiyordu eğmel ağızlı yatağanlar süremin buzul şarkıları çözülürken sızlıyordu hasretin elleri - tanıştılar - olympos mysios etekleri yeşil duasından dönüyordu zil çalarak - bahara kaç var - avcı zaman yaşam fakını kurmuşta bekliyordu pusuda - bakıştılar acı acı - sonra küçük mavi bir çiçek açtı ilk arethusa'nın kanatları kıpraştı gülümseyen bahara - geldi bahar - derken ufukta dingin akşam sevişmeleri göründü ateşlilerini gelecek zemheriye bırak ey aşk.. - her zemheri orada buradayım her bahar - sevgili izlerini kementliyordu atmak için yüreğe elcil sevda - aşksadı böcek bahara - dayan yüreğim mahşere az kaldı "acılarla bilenmiş bir Bursa bıçağıdır hayat" - can yücel öyle bir keser ki insanı en sevdalanmış yerinden bir kanar ki yürek acır ki.. "ölümse ince bir rüzgar" - can yücel öyle bir örter ki aşk acısını sonsuza dek kalın bir toprak anıtgömütleşir dev yürekte.. karanfil de bitse kalkamaz artık uzatamaz ki ellerini derinden ölümse sürgit yorgunluğudur aşkın sevdalı olan dinlenemez (ki).. "bir çavlandır hayat/ içinde ikinci kez yıkanabilirsen eğer" - can yücel işte bunu beceremedik çiçeğim hayat hep çavlandı ama biz ilk kez yıkandık her zaman içinde hep ilk kez aşık olduk/ son kez sevdik ikincisini bulamadık bir türlü.. dayan yüreğim mahşere az kaldı! aşk sancaktan yanaşır güney dağlarında kuz bir limanım hoyrat rüzgarlar yanıma bile yaklaşamaz hiç eksik olmaz tepemde mavi duman iyi de sığınır kötü de melek sancaktan yanaşır şeytan iskele alabanda - sol yanım daima sancır - güney dağlarında kuz bir limanım kanım yeşeren bir yaz çimenidir akıtırım oluk oluk baharca sevdalara yaşam da sığınır ölüm de yaşam sancaktan yanaşır ölüm iskele alabanda - sol yanım daima davul çalar yüreğimde - güney dağlarında kuz bir limanım batan güneşler titreşir gitarımın tellerinde sabahlara kadar ağlar söylerim aşk ta sığınır ayrılık ta aşk sancaktan yanaşır ayrılık iskele alabanda - sol yanım daima dayanır acılara - acı acıya, su sancıya çektiri çavlanlarının altından geçtim suyunu içtim çıldırasıya sancıdım sayrılıklardayım çiçeksime yüreğimde renk açtım yedişer acım baki kalacak hep demir demiri kesmeyecek değirmidir ayrılıklar yaşam karşıtlarını taşır koynunda doğarken ölüme sevdalanırız tez umudun salıncağında sallanır umutsuzluk zamanla yılgınlığı yaratır direnç aşk ayrılığa gebedir mutlak sabahın mavisi geceden aylanmıştır denize karışır kanayan her göz yaşı kabarır yüreğim med-cezirlerde söndürür yangınlarını al çiçeklerin kötü şiirim iyi şiirime teslim olur dev yürek tövbe eder aşka salt güneşinin çevresinde döner sevdalı gezegen girdiğinde dev yüreğin yörüngesine eskiye dair ne varsa bırakır aşk uzayının çöplüğüne umut yatırılan pey akçesidir kahpe zamana kapı açılır pencere aralanır eşikte kalır çamurlu düşünceler ilkyaz kabuk değiştirme zamanıdır yeni acılar eski acıların yerini alır yeşilden bıkar yılan hava kızgındır dağlardan zemheri iner akşamları herkes kendi kurdunu içinde taşır denize akar bütün sular seninkiler gözyaşıysalar eğer günah çukurunda birikirler mutlak peki ne fark vardır bir sevdalı ile deli arasında ikisi de düşünür Rodin yontusu gibi üşür ikisi de temmuz ortasında kara kara delinin gömleği varsa aşkı giymiştir sevdalı çıplak yüreğine ikisinde de abbas yolcudur er ya da geç oysa sığ suyun dibi kolay gözükür gerçeğin çakıl taşları çakılmıştır kadınların topuklarıyla sulandırılmış sahte sevdalara ve erdem kendini ateşe atıyorsa "kurtar" dedi de kurtarmadımsa namerdim belki ben de yanarım birlikte aşk odunu besleyeceksem buz yürekte tanrıçanın tahtta ne işi var öyleyse ayağı sağlam basacağı bir yere gömütlenmenin zamanıdır artık yaşam kötü bir şakaya benzer sevgiliye ulaşmak ne okyanusları aşmaya ne çalmaya gökkuşağından mavileri değer ikiyüzlü evren bir kapanır kendi içine açılır sonra susam gibi gülerek kahkahayla sonra şair meyhaneden çıkar ayyaş gökkuşağının yedi rengi yedişer kez döverler yağmur bulutlarının hatırına dev yürek tövbe eder aşka... sevişmek sevişmek cam kırıkları üstünde bile güzel sevgi bağdaş kurmuşsa yüreğe çivi üstünde de / hint fakirleri gibi ama en güzeli diken üstünde gül'le sevişmek kanadığını görerek.. her yanım tekil ikircikleniyorum bembeyaz bir düşte sonra sen simsiyah üçüncü çıkageldin ne getirdin ki hasretime düşman ertelemelerden başka bir de gözlerime katarakt oldun yalnızlığıma deniz sonra gökyüzü açtı yine mavi perdelerini her yanım tekil... gökkuşağı sitemleri hüznüm sarıydı güz yapraklarıyla düştü gazeller oldu görmediniz kırmızı acılarım gazelleri tutuşturdu da ısıtmadınız soğuk yüreklerinizi kış ortasında pişmanlıklar en turuncu mintanıyla güney bahçelerinde militandılar Akdeniz'de düş kırıklığı.. anlamadınız bir tek yeşil tuttu elimden cemrelerini sundu kevser şarabı diye uzattı günlerini her fotosentezde birer ikişer dakika yavaş yavaş.. duymadınız maviye Allah kerim yaza ramak kaldı şunun şurasında bahara ambargo koydum şimdiden umutlarımı gözlerime astım da bilmediniz sevincim içime sığmayan beyaz bir dağ martı çığlıklarından.. tırmanmadınız hasretim akkor hasretim akkor sensizliğin boy attığı günlerde bütün nehirler ters akıyor kaynağına doğru yatak şaşkın bulutlar böyle kırmızı kanamamıştı ağlamamıştı şarkılar yana yakıla aşk bu kadar yalnız kalmamıştı hasret bu kadar akkor antifriz can evimi kış bastı birden tipilendim acılarım kartopuydu ilkin çığa döndü sevgisiz geceler uzadıkça tam ortasına düştü sonra anlamsızlıkların (pişmanlıkların) geceler soğuk saatler tembel baharı unutmuş bir alzheimer hastası cüce ay nehirse fersiz akışlarla bakmakta geç(mey)en zamana şaşarak oysa aşktan antifriz koydurmuştum yüreğimin kulakçıklarına bidon bidon iliklerime kadar dondum can sen gelmeden önce antifrizler de aşklar gibi yalancıymış demek ki.. kış kışlığını puşt puştluğunu yaptı yine de... çığlıklar uyur sevinçlerde can evimin bacasından giren noel baba torbandaki yarım kalmış sevdaları tanyeri ağarmış acı gülüşleri ve uykusuz çığlıkları koy/ başucuma güneş doğar da belki acıları tanyeri kovar da gülüşler bana kalır tamamlanır sevdalar çığlıklar uyur sevinçlerde can evimin bacasından tüten noel baba bulutların üstünde ren geyiklerin/ umudun kar yokuşunda kayacak kızağın/ seni bekliyor sağ-selamet gidişlerin olsun da tez gelişsiz koyma beni.. can evimin paçasından tütmesin ayrılığın dumanı... kaçıncı kaçıncı uykularım zifir düşlerim eprimiş lime lime kaçıncı can çekişen sokak acıdıkça uzuyor esrimiş halime uykuların sonu tanyeri neyse ki kaçıncı yükselen güneş! idam darağacı kuruldu kara gözlerinde çıktım tutunarak kirpiklerine yağlı ip oldu saçların dolandı boynuma şehvetle kukuletalı cellat yüreğin tam vuracaktı ki tekmesini mazoşist iskemleye idam kaldırıldı ülkemde.. yüreğinden öpüyorum seni öykünü gülledim kırmızıcadan kırmızıcaya tusilala'yım 1 çünkü ben güneşten kopmuş bir kum tanesiyim güller arıyorum kum saatinde kırmızıcalar yüreğinden öpüyorum seni.. __________________________ 1.tusilala: polinezya dilinde öykü ve masal yazan kişi en inceldiği yerden kopsun en inceldiği yerden kopsun yalnızlık beğenmeyen küçük kızını vermesin şiirlerime yaşamdan yağmalana yağmalana bir geleceğimiz kaldı geriye süklüm püklüm dudak bükümü gülerken ağlamaklı ne sevdalar çektik ne ayrılıklar kanattık usulca bıçakların keskin yüzünde ne yalnızlıklara imza attık gözümüz kapalı bir şiir kaldı ihanet etmeyen en inceldiği yerden kopsun yalnızlık yüreğim bir utanacak ağır ağır bekaretini verirken gün arka planda sümsük bir gece karanlığını seyrediyor dev aynasında mezarcı sondördün aylarını defnediyor kuzgun bir şiir kitabının sayfalarına üşüyor şirin yavru, imgelerin güzelliğinden çıplak gözle bakıldığında : çarşaf kırışıklarından tüten ten buğusu ve utanca sinen ayrılık kokusu - teneffüs edilmektedir tüm yanılgısıyla - demem o ki.. aşkın dibi yok mağarasında yitmişim yine meşalesiz ve sırılsıklam kime ne... kitabınsa : son sayfalarını okuyor yazgıcı tahminimdir : biter bitmez yüzüme fırlatacak içinde yaşarken bir başka görünen yalancı anılarımı yüreğim bir utanacak (ki..) gecem gözlü ecem pudu-hepa'dan beri yürek örgülerine ilmiklenen kadınım bengisu içtiğin belli işkenceyi yadsıyan yiğitliğin öncüsü ve ellerinde tutandın dünyayı gökyüzüne kaldırarak gece ile gündüzü birbirine küstüren yazla güzü devindirendin kraliçem ve cümle erkek milletinin başını döndürendin adem'den beri sen yüreğimin anıtgömütünde ilelebet yatacak olandın meryem bakireliğinde sen gecem gözlü ecemdin.. içindeki yontuya can ver içindeki yontuya can ver yaşam bir kelebeğin kanat çırpışında can vermeden çok kısa yaşam denen serap sahra'da su arayan bedeviyiz hepimiz cennet düşlüyorsan yüreğini aç göreceksin irem bahçelerinin en kırmızı güllerini orda ve boyunları dik günebakanları kelebeğin kanat çırpışları sayılı yaşamın ötesi de yok veresiyesi de.. yaşam batımı soluk yeşil gün batımıdır yaşam yapraklarımızı döktüğümüzde yağdığında ilk karımız ve akşamladığında eklemlerimizde karakış soluk yeşil batar günümüz yaşam gecedir iliklerimizde son bir ayaz hece dilimizde gölge ağacı gölge ağacı olma sakın yaşamda kalma başka ağaçların gölgesinde güneşle sevişmek dururken sen gölge ver başka ağaçlara uzat güneşten aldığın hazları mavi sıcak öpüşleri orgazmları güneşimi kesme demişti imparatora sinop'lu diyojen.. yakacaksan yüreğini buradan yak bir fransız gibi öptü güneş soğuk dudaklarını aysbergin aysberg erim erim dört yanım su bir türk gibi kucakladı güneş belinden aşağısını aysbergin aysberg inim inim dört yanım titanic unut küçük siluetini aysbergin derin sulardaki gizli dağlara bak budur seni yaşatacak gerçek umut yakacaksan yüreğini burdan yak. tosbağa sırtındaki mum yaşam tosbağa sırtındaki mum ruhumun lale devri bitti bitecek nasıl geçecek şimdi 666 yıl hayalet kasırlarda mum eridikçe eriyecek tümden sönecek tosbağa öldüğünde ölecek nedim'in kasideleri kağıthane şarkıları susacak içimdeki patrona halil azat edecek kendini et ve tırnak et ve tırnak ayrılmaz diye birbirinden kim demiş.. bir yanardağdan daha sıcaktı etin koparırcasına geçtiğinde tırnağım dünyalar yarattığımızı sanmıştık oysa şimdi tırnağım yakanda takıldı kaldı etinse başkalarının tırnağında yeni dünyalar yarattığını sandı.. yaşam ve ölüm de etle tırnak gibidir ayrılırlar çoğu kez.. balıklar şair oldu şiir bilmeyene kız vermeyen bir ülkenin çocuklarıydı babalarımız ki bir güzel şiire aldanmışlardı analarımız ağıt yakan parası olmayana kız vermeyen bir ülkenin çocukları olduk sonunda şiiri de ağıtı da denize attık halık bilmez ise balık bilsin diye balıklar şair oldu şimdilerde.. şemsiyem var dolunay küçülüyor gecede yavaş yavaş başımıza çepelemeye başlayan karanlık birazdan boşanacak zifiri siyah sağanağın kanlı habercisi karakan damardaki neyse ki, günüm var gelecek, gecemden uzun tanım var, şavkıracak sabahım şemsiyem var güneşten mayalanmış ve atardamarım deli kanlı büyüyor usul usul umutlarım istemezük sevda ordularının eri bir yeniçeri gönlüm yüreğinden devşirilmiş dilimde dört süremin süslentileri yüreğini fethetmeye koşullanmışım yayan yapıldak dolaşmak seni kınında güllediğim kılıcımla çözmek kutusunun bağlarını pandora'nın ve tüm sevilerini dünyanın azat etmek isterim başka bir ihsan istemezük... sırça köşk kendi sırça köşkünde mendil açar dilenci lanetlerimizi, korkularımızı fırlatırız bozuk para diye sırça köşkünün lambaları yanar içindeki kinle dilencinin kan fitilini tutuşturur kin nefret bitmez oksijeni oluşturur kim, kimi aşağılar o mu kendini biz mi? dilencinin yalvaran gözleri yakaran ellerinde tanrıya patlatılmış bir tokattır aslında aç yürekte bir isyan gülü açar intikam hem yürekli hem bilekli bir şairim öyle bir osmanlı tokadı vurdum ki zamana elimin tersiyle.. feleği şaştı ikibin ikinin arkasına bile bakmadan kaçtı ne ki alnımda biraz daha kırışıklık saçımda bir tutam daha beyaz yüreğimde onulmaz bir aşk acısı bırakıp gitti armağan olarak.. intikamı kötü oldu insafsızın... hey meleğim hey ! öyle toplu bir kıyım ki yüzbinlerce hücremi öldürüyor zaman her gün spartaküs'ten sonra tarihin en büyük başkaldırısıdır kırışıklarım günlerim bir bir terkediyor beni bakakalıyorum arkalarından çaresiz gittikçe karanlıklaşıyor koridor eli kancalı melek var koridorun sonunda canlar hasat eden doyumsuz çiftçi ama bilmez mi ki şairlerin zamana karşı ille de yaşadıklarını demir attıklarını sonsuzluğa şiir gemileriyle sonsuzluğun ekinlerinin hasat edilemeyeceğini bilmez mi ki çiftçim hey meleğim hey ! renk sarıdan başlar küstüm çiçeğidir insan sonyazında dört yaprak birden solar sırayla çürütür kendini renk her yürek dokunuşunda çığlıklanır kan koyu beyaz bir çığ düşer ilkyaz anılarına öyle sever ki yaşamı sevdalım gözleri cennet kapısı kadar açık tanrıya ve ölüm meleğine küs gider ipek ponponları başka sonyazlara uçar küstüm çiçeğinin renk sarıdan başlar.. duruk dünya eşil yalnızlıklarda körelen çağsamalardayız1 gittikçe elezim2 kılıcını çekmiş bekliyor eksiucunda yaşamın boynumuzu uzatıyoruz salt kıldan ince ve şimdi neden kesmiyor anılar bu eskil hesabı kökünden duruk bir dünyadayız vesselam.. _________________________ 1. çağsama: eskiye duyulan özlem, nostalji 2. elezim: sadizm dönence içimdeki düdene bak hasretin özsuyu açmış kaç bahar ekvator tam ortasından geçiyor gülüşünün ne kadar uzak kuzey dönencesi güneydekine kırkaltı derece ellidört dakika var kazdığım dayangalara bengisu kızım erte sevinçler sevdalara dursun artıuçlarda güney kentlerinin birinde olağan bir gün orta köprüden az ötede, su büklümü civarında ırmaktan ceset arama çalışmaları bir gecede üzüntüden saçları ağarıvermiş bir babanın söndürmeden sigara üstüne sigara yakışları serseri aşıkların ıslak havası, parkta sonyazı bekleyen taş masanın üstünde sevişen yapraklar, kasetçalarda "ay da geçti yar göremem seni" türküsü tam yolun ortasından yürüyen kentin delisine çarpmamak için asfalta zikzaklar çizen 92 model broadway akşama "şairler gecesi" var. ya şairler? varlar mı, yoklar mı? neden "şairler akşamı" denilmemiş peki? şairler geceyi mi sever hep? her kent "en çok içki içilen yer biziz" diye övünürmüş. neden kimse yeni rakı'ya sormuyor ? sabah namazını müteakip kenti arşınlayan bir başkan, ayça kızların gönüllerindeki seçimi kaybetmiş bir şair, oysa ben de arşınlamıştım kaç gündür sevgili yürekleri, hiç bu kadar çok sela verilmemişti aynı gün poyrazın alıp götürdüğü kasketim, ırmağın hangi dönemecindeki hangi kızgın çalıya takılıp kalacak kim bilir..İyi de içinde sakladığım "ayça kızlar" şiirimi bana kim geri getirecek? peki ben kimi seveceğim şimdi? jupiter olsam soğuk dersin, merkür olsam sıcak gecede ay büyüyor yavaş yavaş ötelerde mars'ı görüyorum kızıl ve uzak perastika gitona (geçmiş olsun) perastika gitona komşu bitti kırgınlık yitti düşmanlık kucaklayacak seni turkika git ona.. ___________________________________ 1.perastika gitona:(yun.)geçmiş olsun Poyraz Saçlı Cadı süpürgesine binmiş bir cadı göksu zamanı süpürüp duruyor akarken ve poyraz saçlarıyla kırbaç gibi yakıyor yayla türkmenlerinin ablak yüzlerini süpürgesine binmiş bir cadı göksu 1920'lerde kale eteklerinden nasıl süpürdüyse eleni'yi kosta'yı poyraz saçlarıyla nasıl kırbaçladıysa kardeşçe yaşamayı şimdi de yakıyor nea-selefkie'deki yürekleri.. 1. nea selefkie : yunanistan'da, türkiye'nin taşeli yöresinden göç etmiş rumların kurduğu kent. tutar soluğunu sudaki yansım tutar soluğunu sudaki yansım oysa şair yaratır her aşk barındırır ayrılık tohumlarını dizelerinde döller şiirinin en başından şeytan sevindirir iki düşman bir yastıkta kocayamaz prematüre zaman dağlar hep dik bulutlar yüksek gönül engin bir deniz mavi başım gibi.. tutar soluğunu sudaki yansım.. her yanım subasan yüreğim kabardı göksu'yla birlikte duydum alçarak yerlerin ilencini her yanım subasan gecenin boğuncu sardı bakarkör gözlerini insanların umut toroslar'ın ardında unutuldu ağıtlar evlerde tüten tüten şiirim ağlıyor bugün. canlanır mı yurdu? demeter'in gözü yaşlı hep güz kış hep hep kurak yurdu yürekler çorak doğa uzak yeşil umuttu persephone onu da hades kaçırdı demeter'in kurudu toprağı kurumadı gözünün yaşı zeus da geçiremedi sözünü nafile yakarmalar demeter gözü yaşlı ana hep üzgün küskün dünyaya hep hades'ten beter gelir mi bahar canlanır mı yurdu gözyaşları kuruyunca.. sen neden daha yakınsın bolu'dan ? - semra çelik'e - bir özlem gülü boyatar içimde andromeda ikimilyon ikiyüz ışık yılı öteden yüreğime batar. bolu silifke'ye bakar yorgo'nun meyhanesinde mezeler beyaz melamin tabakla gelir hep ve ben bir tabağa bakarım bir ay'a ay yorgunu gözlerimle uzonun şerefine kadeh kaldırırım yediğim içtiğim bolu kenti ay tabağında başım eğik bugünlerde yurdumun ikiz kardeşiyim bakacağım temmuzun son günü çıplak gözle andromeda'ya ve haykıracağım bir kaldırabilsem başımı sen neden daha yakınsın diye bolu'dan göz göze geldiniz mi? gece göğü salkım saçak yıldız ve sürü sepet kamaşma başkaldırı çıngı çıngı gururlu açık alınlarda bir yangın yeri ki sonsuzluk cayır cayır sorma göz göze geldiniz mi helios'la gökyüzünde hiç ? lotus çiçeğindeki mücevher yasak kent lhassa dün gece düşümde girdiğim düşler yasak dinlemiyor bilgem bir de kutsal utku çığlığı dünyanın damındayım soluk soluğa çıktığım, kafam ay kadar beyaz ve çıplak her şeye en tepeden bakmanın onulmaz dayanılmazlığı ve alçak gönüllülüğü ardından mutluluğu arayan yalnız bir ölümlüyüm şimdi himalayaların kollarında lotus çiçeğindeki mücevher düşten gerçeğe küpe olsun yorgun yüreklerimize.. sızlayan kemikler usta, şiirinde anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni demişti kaç on yıl geçti üzerinden vasiyetin tkp bile seçimlere girdi duvarlarda afişleri usta'mın hala gelmedi sızlayan kemikleri isyan ediyorum böyle demokrasiye anadolu'mun köyleri çınarları adına.. bremen mızıkacıları ölüsünü göstermeyen cins kedi olabilmektir bütün sorun yumurtada öten cins horoz olabilmektir gerçek marifet yal yediği kaba işemeyen cins köpek olabilmektir minnet duygusu aynı çukura iki kez düşmeyen cins eşek olabilmektir en büyük ders olabilirsen eğer... cim karnında bir nokta sevmeyi bir türlü öğrenemedi aptal yüreğim fransız kaldı hep... mihrap yıkılan bir camiye benziyor umutlarım mihrabı yerinde sadaka çiçeğin biri ayasofya'da dilenip/ sadaka verdi sultanahmet'te renk renk tanıktır yüreğim... çocuk kocaman bir çocuk oldu göksu hala ıslatıyor yatağını çuvala mı girdi ? gecelerin edepsizliği atina'da uzonun çırılçıplak rakılığındandır çuvala mı girdi gündüzler öyleyse ? kenetlendi bıçak kemiğe dayandı kenetlendi ilik kördüğüm gördüğüm her şey kördüğüm seni tenzih ediyorum ey tarih gelir çözersin bir gün büyük iskender olup ayın öteki yüzü ayın öteki yüzünü görmek isteyen bir aysarım 1 salt maruf yüzü önde bir madalyon gibi takılı ay dünyanın boynunda dolunaylarda daha bir tutkulu oluyor bir vampir gibi pençeleyerek döndürmek istiyorum öteki yüzünü ayçaları sevgilimin gülümseyen dudaklarına benzeterek öpmek istiyorum kanatırcasına dördünler yeniliyor genlerimi her kez.. ___________________________________________ 1.aysar: ayın etkisinde kalarak huyunun değiştiği sanılan kimse. ve selene... kepeneğimin altına ay tanrıçası selene girdi dolunayda ışığıyla sularım hareketlendi dağlar yükseldikçe seviştik seviştikçe tutsak ettik dolunayları koynumuzda adımı endymion koydu koca reis (zeus) elli iki çoban kızım oldu o günden sonra her dolunayda elli iki karanfil konuldu sonsuza dek ihtiyarlamadan/ uyumayı yeğlediğim heraklia'da gömütümü örten kepeneğin üstüne ve selene ezelden ebede yansıdı durdu güzel tanrıçam.. sularım kaynadı elli iki yerinden... miracım ol bir uyku gemisi demir attı gözlerime ne ki ruhum fırtınalıydı o gün demir taradı düşlerim korkularından uyanıncaya dek sabah beyazlığında hasretim karaya oturdu kıçtan kara umudumun yalısı paramparça miracım ol bundan sonra da yükseleyim sana her düş uyku gemileri pupa-yelken yırtsın ruhumun dalgalarını a gülüm hey! itsiki otları sarmış amber kokulu gönül bahçesini gel ay kız sevinçten orağınla biç a gülüm hey! böğürtlenler örümcek ağlarıyla gizlemiş gün doğusunda şavkıran renklerini gel ay kız sevinçten yumağınla seç a gülüm hey! baldıran otu göndermiş sokrates armağan diye şaire ölü atina'dan gel ay kız sevinçten sunağınla iç a gülüm hey! sevinçler üzgülerle iç içedir hep geç a gülüm hey! mavi uçurumlara yükseliyorum mavi uçurumlarda dipsiz bir düden dinginliği yamaçlanıyor aşk sabahının ilk ışıklarına ayca güzel gözler çağırıyor beni zamandaş yankısıyla ertelenemez elcil gecelere üç harfin gizil gücü kösnüyerek şekilleniyor susuz dudaklarda yüreğin çorak topraklarına kevser seli basıyor ansızın ayca güzel sözler dökülüyor salkım saçak hasretlere sağalıyor çürük rengi umutlar damla damla.. ısırgan otu gibi yapışıyorum hayata... öğretmen ay dağlarına tırmanan ilk astronotum bir adımım altı kat kösnül dünyadakinden bir sevdalığım sonsuz kez yerçekimsiz ay çekimliliğin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum güllerin en mavi açtığı güneyde sevgilim hasretin rengini öğretiyor bana çiçeklerin fısıltısını, kokusunu yaşamanın, donuk gülüşlerden kahkaha yapmayı bir de ben ona bir tutam karaca bakış salt sarhoş bir testi gökyüzü içti şair yıldız esridi türkü gözlerde ay mavice soyundu geceliğini dudaktaki ıslak hasret adlandı gonca güle öpümlük şiir aktı çeşmeler kan kızıl akdeniz (deli mavi deniz) mavi çiçek akdeniz sevdaya güleç yaşam sıcaklığı öfkesi dalgalı kör, sağır, dilsiz yansımalar yasak sevişmelere gizdeş zamana kement atmış ayakları yeşil adaların üzengisinde onulmaz sevinç deli deniz çeyiz sandığında aykızının aşk ve hasretten başka ne çıkar açıldığında akdeniz bir de.. sebil ben ölünce ay can bir sebil yaptır karaca bakışlarım için dört tükenmez musluğu olsun birinden şarap aksın / gelen içsin giden içsin ömer hayyam'ın elinden birinden gül fışkırsın / yürekte koksun sadi'nin gülistan'ı birinden şiir çağlasın / nazım'ın sevdiği çınarların hala ağladığı gibi hasretten ve ay ışısın birinden de kana kana sevdayı içen her yüreğe yakamoz düşsün.. ben ölünce ay can bir sebil yaptır karaca bakışlarım için gönül türbende... akdeniz sevişmeleri bir şiir yastığında kocayın / dedi troia'lı homeros, yüce ozan nikahımız kıyıldığında / ayın altında, kucağında poseidon'un sonra seviştik şiirlerce / aylarca bitmedi zifaf / ihbar etti de kendini çapkınca gülümsedi yaz yorganı / sıcak yorgun bir akdeniz.. şiir çocuklarımız oldu / dolunaylarda göksu'nun kanı ile yıkadık / gün doğumlarında imgelerini emzirdi şiir anne(m) nasıl da büyüdü / ölümsüzlük her yanım ayışığı / güpegündüz yakamozlanıyorum.. bu gece dünyanın bütün gülleri birleşin! bezm-i gülşende toy var bu gece yediverenlerce dağılacak efkarımız nisan baharında ay var bu gece dünyanın bütün gülleri birleşin! ayca kadehlerde mey var bu gece.. boynu bükükler suyun aynasında kendini seyreden nergis gün tarlasında ay'ı özleyen günebakan bir de japon gülü bir de japon gülü küstüm çiçeğine nazire her akşam öldüğümde tef çalmıştı boynu bükükler yas tutmuştu sevincimde halay çekerek buzdan yatağım eriyip akmıştı mağmasına yüreğin bir de ay bir de ay gülmez mi çapkınca yukarıdan... yıldız sağar pencerem gök gece bir avuç hasret sabaha ay dolunay on yedisinde kız memesi / ay nardan dişlenmiş tane vay anam vay ay beyaz sevgili yüreği kadar ince saz sevincim günlerce sel anlarca al çiçek / üzre dolaşan bal arısı anam, bildiğim en eski toprak on metrekareden başlar gök uzar gider gözlerle birlikte yıldız sağar pencerem / okşarken sensiz güney yalnızlığını sabah ay içerim elinden yasak sevişmeler demlenince deli yürekte umutlarım marslarca kızıl gezegen ay parçalandı ay parçalandı peçesini açtı şiir alnımdan bir kara sinek bile geçmedi pişmanlık akşamlarında ellerim avare dolaştı eteğinin altında yaz anılarının şerden hayır doğarmış derdi gülninem inanmazdım yeniden sağalıyorum ışık hızıyla şimdi ısırılmış her yerinden öpüyorum umutlarımın kadife tenini elezimci dişlerim yeter gayri dualarını esirgeme balninem arkamdan...







anasayfa