|
« Kasaba giden bir kadının cilvesi et alıncaya kadar sürer...»
Hiç bir olumsuzluk olduğu yerde kalmıyor. Haksızlıklar ve yolsuzluklar susularak örtülemeyeceği gibi, bunlardan etkilenmeler de ne yazık ki görmezlikten gelinemiyor.
Dindarlık bir maske mi ?
Kendilerini koltuğa veya bir makama taşıtmak için din bir araç mı?
Herhangi bir makamda bulunanlar kendilerinin ne kadar dindar olduklarını söyleseler de, görülenler ve yaşanılanlar onların nerede bulunduklarını gayet açık bir şekilde gösteriyor. Siyasetin şeffaflığını kaybettiği, menfaat ve çıkarcılığın cirit attığı, haksızlıkların ve yolsuzlukların arttığı, yalan ve iftiraların insanları mağdur ettiği bir alanda ne dinden ne de dindarlıktan bahsedilemeyeceğini de biliyoruz.
İçteki dengesizlikler dışa da yansıyor!
Viyana'da başörtülü bir Türk kadınını « Türk Lokumu » adıyla çırılçıplak canlandıran Heykeltraş Olaf Metzel, Bugünkü Türkiye manzarasının dünyaya yansıyan boşluğundan faydalanarak gündeme girdi.
Sadece bunlar mı? Yüzlerce sorun gelişerek ve çoğalarak bugünkü iktidarın etrafını kuşatıyor. Adeta tek liderin dayanaksız ve bilimsel olmayan sözlerine ve çevresindeki cılız muhalefetin görüntüsüne koskoca bir millet hiç ses çıkaramayacak şekilde alıştırılıyor.
Anayasanın « Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları » başlığıyla belirtilen 62. maddesiyle : « Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır. » hükmü ne derecede uygulanıyor?
Konsolosluklarımıza işiniz bir düşsün hele, kendilerini kral zannedenler sizi üzmesin! Vatandaşlarımıza tepeden bakanlarla karşılaşmanız sizi düşündürmesin... Caddelere taşan uzun kuyruklar 21. asırda da devam ediyor. Bunlar ülkemizin gerçekleri! Türkiye'deki emeklilerin ve yaşlıların kuyruk çilesine çözüm bulamayanların gurbetteki vatandaşlarımızı kuyruk çilesinden kurtaracaklarını zannedenler ise aldanıyorlar.
Türkiye'nin doğusu karla, batısı selle boğuşurken yapılan ucuz siyaset
Doğuda kış şartlarına uygun çalışma yapılmadığı için karayolu bağlantısı kesilen 403 köyle ilgili umursamazlık içinde bulunanlar hangi makamda olurlarsa olsunlar ortaya dini bir hüviyetle çıkamazlar...(07.12.2007)
Bölgede daha önceki yağışlardan ders alınmadığı için Söke ovası sular altında kalırken hâlâ yataklarında rahat yatanlar, bir hafta içerisinde trafik kazasında 55 kişi hayatlarını kaybederken hiç endişe duymayanlar, kurbanlık hayvanlara eziyet çektirenler ve bunlara hiç tepki göstermeden ekranlarına taşıyanlar karşısında duyarsız kalanlar müslümanım deseler ne kadar inandırıcı olurlar ?
Bağımlılık hastalığı veya kendi özlerinden kopanlar
Hiç bir ölçüye dayanmadan gerçek dışı ifadelerle, terörist damgası vurarak müslümanları acımasızca katleden emperyalist ülkelere destek olmanın veya bu ülke yöneticilerinden icazet alarak kendi ülkelerini yönetmek isteyenlerin özelliklerini ya da ne yapmak istediklerini bilmem tek tek açıklamaya gerek var mı ?
Veli Kalli
Paris, 08.12.2007
ILIMLI İSLAM
Veli Kalli
Kontrölsüz güç ve kirli paranın at koşturduğu yörelerde ahlâktan söz edilir mi?
Eğitim ve kültür seviyesinin düşük olduğu toplumlarda da ister istemez teslimiyet devrinin başladığını kabul etmeliyiz.
15 asır bir harfine dokunulamayan Kur'an-ı Kerim'e dil uzatma cüretinde olanlara bir bakalım. Ilımlı İslam, dinler arası diyalog gibi saptırmaların gerisinde yatan niyetleri ve kişileri ortaya koyalım !
Adamın kapısının önüne devlet kesesinden birer kilo un, makarna koyuverdiniz mi o sizden olacak ! Siyaset ne kadar ucuzladı değil mi ?
Hani adalet vardı? Hani demokrasi vardı? Hani Müslümandınız ?
Gerektiği şekilde içinize sindiremediğiniz bu üç mefhum size çok şeyler çektirecek! Ben Hac görevimi yaptım. İbadetlerimin tümünü de eksiksiz yerine getirmeye çalışıyorum. İslamla ilgili bilgileri hiç bir tarikatın, cemaatin güdümüne girmeden küçük yaşlardan itibaren öğrenmeyi sürdürüyorum. Tarikatlar ve cemaatler bir bütün olma yerine, parça parça olmanın sorumluluklarını taşıyabilecek veya bunların hesabını verecek durumdalar mı? "Bölünmek de hayır vardır" diyenleri ben ALLAH'a (C.C.) haval ediyorum. İşte ortaya atılan IIımlı İslam, dinler arası diyalog gibi saptırmalar bu gibi boşluklardan sonra türetilmiştir.
Sen önce kendi alt yapını kur!
Önce kendi ailenle, arkadaşlarınla ve komşularınla diyalog kur... Sonra tüm hemşehrilerinle dostluk tesis et! Daha sonra da tüm milletini özünle sev. Yani ailenle, arkadaşlarınla, komşularınla, hemşehrilerinle ve milletinle kavgalıyken bana sen dinler arası diyalogtan bahsedemezsin! Sen hamken olgunlaş ve kendi kendinle diyalog kur önce!
İslamı yozlaştırmak,
Müslümanı da özünden saptırmak isteyenler var
İslamı ılımlı hale getirmek senin işin değil... Sen önce kendin ılımlı ol! Bozulmayı değil, mükemmelliği yakala! Kendi iradenle hareket et, teslimiyetçilikten kaçın! Başkasının borazanını öttürme! Geçicisin sen... Bencillik ve menfaat biliyorum sana keyif veriyor. Bu sebeple fakirin cebinden aşırdıklarınla haz duyduğunu gizleyemiyorsun... Sırtını şimdilik tapışlayanlar çok! Ama yarın nelerle karşılaşacağını düşünmek aklının ucundan bile geçmiyor!
Şakşakcılarına da çok acıyorum.
Veli Kalli
Paris, 30.12.2007
Paris'te Polisler Tibetlilerin gösterilerini önce engellediler, sonra da onları hırpaladılar
Çin olimpiyat meşalesini söndürmek isteyen Tibetlilerin kanlar içerisindeki görüntüleri Paris'te de yankılandı...
Çin'deki Tibetlilerin bağımsızlığı için Fransa'da milletvekillerini de içine alan bir destek, bir iş birliği ve bir dayanışmayı izlerken Katoliklerin Budistlere gösterdikleri yakınlığın seviyesi, ölçüsü ve hedefi de açık açık gösterildi... Bu konu günlerdir gündemden de düşmüyor!
Biz neredeyiz?... Onlar bizim neremizdeler?
"Biz neredeyiz?...Onlar bizim neremizdeler?" dedim kendi kendime.... Milli unsurların, heyecanların adeta sıfır noktasındaki eksiklikleri ve yokluklarını düşünerek!
Türkiye sevdası o geniş, o yüce coşkulardan koparılarak sadece bir söylem olarak mı kaldı dudaklarımızın arasında?
Biz "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" derken, birilerinin bizim üzerimizdeki egemenliklerini tesis etmeye çalışan bir AKP yönetiminin suç halkalarını saymakla mı geçiriyoruz yıllarımızı?... Bu sebeple ihmal edilenleri özüyle ve temelinden düşünmeye fırsat bulamadık. Bazı hassas konuları da önemsemedik, hâttâ umursamadık. Ana konuların uzağında, ciddi meselelerin dışlarında gezindik durduk
İdam edilenler arasında kimler var?
Fransa'da RTL, 08.04.2008 tarihinde, saat 14.00'de Çin'de her yıl 10 bin insanın idam edildiğini duyurdu. Tibet ön plana çıkarıldı. Onların bağımsızlığa kavuşmaları için dileklerde bulunuldu. Desteğe devam edileceği belirtildi.
Önce "biz Uygur iş kadınına sınırsız bir şekilde özgürlük veriyoruz" diye onun üzerinden propaganda yaptılar sonra da sudan bahanelerle tutukladılar!
Yanında bulundurduğu mahalli gazeteleri devlet sırrı kapsamına alınarak bir bayana zulmettiler!
Çin'lilerden bahsederken size bir sorum olacak : İçinizden Kaç kişi Doğu Türkistan'lı iş kadını Rabiya Kadir'i tanıyor? Oradaki 30 yıllık hayatı hiçe sayılarak bir anda başlarına gelenlerden Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerinden her hangi birinin haberi oldu mu? Ya da ABD'li Cumhurbaşkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice kadar Rabiya Kadir'e ilgi gösterdiler mi?
Rabiya Kadir kendisini ziyarete gelen ABD Kongresi'ni araştırma Servisi üyelerine devlet sırrı verdiği bahane edilerek göz altına alındı. Urumçi'de Uygur Türk dilinde ve devlet tarafından sansürlenerek yayınlanan birkaç mahalli gazete devlet sırrı diye ele alınarak Ağustos 1999'da 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İki yıl tecrit hücresinde tutuldu. Eşi Rozi Sıddık'ın vatan haini olduğuna dair yazılı belge almak için ona yapılmadık kalmadı. 40 yıllık hayat arkadaşını "bir iftirayla" suçlayamacağını belirtti ve kendisine reva görülen acılara katlandı.
Eşi Rozi Sıddık da daha önce kara listeye alındı ve tutuklanmak üzere iken durumu fark ederek Çin'i terketti. "Binlerce Anne Hareketi'nin öncüsü" Rabiya Kadir bahsi geçen gazeteleri de eşi Rozi Sıddık'a göndermek üzere yanında bulunduruyordu.
17 Mart 2005'te ABD'li Cumhurbaşkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın baskılarıyla hapisten çıkarıldı.
Rabiya Kadir, Doğu Türkistan'daki, başta Uygur Türkleri olmak üzere, Kazaklar ve bütün Türk boylarına ekonomik ve siyasi özgürlük tanınması için gösterdiği gayretler Çin yönetimi tarafından hoş karşılanmadı.
Türkiye dışında yaşayan diğer Türkler gibi, Atatürk dostu Uygur Türkü olan 10 çocuklu bu aileye yaşatılanlar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından farkedilmedi ve umursanmadı.
Bunların bir benzeri de Türkiye'de Türklere "Ergenekon" davasıyla yaşattırılıyor. Yapılan suçlamalarla uzaktan ve yakından ilgileri olmayanlara devler sırrını ifşa etmekten soruşturma açıldığı gibi ceviz kabuğunu doldurmayacak sebepler ileri sürülerek gözaltına alabiliyorlar. Çinlilerin Uygur Türklerine yaşattıklarının bir benzeri Türkiye'de Türklere yaşattırılıyor. Gazetelere ve televizyonlara yansıyan haberlere göre Amerika bazı ülkelere uçaklarla, bombalarla girmiyor, koltuktan ve paradan başka hiçbir şeyi farketmeyen maşalarla giriyor. Hedef seçtiği ülkelerin insanlarını önce kendi ülkelerine yabancılaştırıyorlar, sonra insanları birbirlerine düşürerek bölüyorlar. Onları hak etmedikleri olaylarla başbaşa bırakarak etkisiz hale getiriyorlar.
Ortaya çıkan evlat, anne ve baba katilleri emperyalist güçlerin ve onların maşalarının oynadıkları oyunların birer göstergesidirler.
Adamlar oy avcılığı maskesiyle Müslüman görünerek başörtüsünü savunurlarken Müslümanları katledenlerle de dostluk gösterileri yapmayı da ihmal etmiyorlar. Bu yönde biz hepimiz bir çok kez uyutulduk... Uyutulmaya da devam edeceğiz!
Siz, insanlarımıza insanca davranışı uygun görmeyenlerle, onlara zulmedenlerle ister medeniyetler arası diyalog diyerek, ister onlara hiçbir şey yokmuş gibi yakınlaşarak işbirliğinizi devam ettirin... Hatta onları ödüllendirircesine ekonomik olarak da destek olmaya devam edin! Sonra Müslümanlıktan veya insanlıktan bahsedin!
Kendi görüntünüzü bu insanlara bakarak görün ve utanç duyabilirseniz bulunduğunuz görevlerden derhal uzaklaşarak hiç olmazsa bu insanlarla ilgilenebilecek fedakâr insanlara o yüce makamları bırakın!
Değilse, bunların her birinin vebali her gün büyüyen bir ateş halinde sizleri kavuracak!
Uygur Türkleri Tibetlilerden daha mı önemsiz?
Çin'de yaşayan Uygur Türkleri'nin nüfusunun 45 milyon olduğu bilinmektedir. Uygur Türklerinin hangi şartlarda, nasıl yaşadıklarını hiç araştırdık mı? Bunlarla ilgili bugüne kadar bir yakınlığımız, bir ilgimiz, bir ilişkimiz oldu mu?
Olimpiyat meşalesi için yaptığımız masraf, Çinlilere gösterdiğimiz ilgi ise oldukça düşündürücü. Neyin karşılığında Çin'e, Çin mallarına ilgi gösterildiğini AKP'liler açıklayabilecekler mi?
Kıbrıs ve terör konusunda sergilediği tavırlar bizi onurlandırdı mı?
Çin bize hangi konuda destek oldu?
Çok zaman geçmedi. Rusya'dan büyük bir gemi satın aldılar. Boğazlardan bu geminin geçişi için "size ülkemizden turist göndereceğiz, bu geminin geçmesine izin verin" dediler. Yetkililer geminin ülkemizden geçmesine izin verdiler. Çok geçmeden dedikleri gibi Çinli turistler geldiler ama bir daha ülkelerine dönmediler. Kimi lokanta açtı kimi başka iş yerleri açarak ülkelerine para göndermeye başladılar. Oturma ve çalışma izinlerinin olup olmadığını da bilmiyoruz.
Çin malları ekonomimizi felç etti
Geçen yıl doğduğum, büyüdüğüm yöre olan Denizli'deydim. Ülkemize giren kalitesiz Çin mallarının olumsuz etkisiyle bir çok arkadaşım kot pantolon atölyelerini kapatmışlar.
Bu gidişe tepki göstermeleri gereken esnaf, endüstri kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve vatanseverler neredeler?
Bunlar karşısında niçin ülkücülerin, milliyetçilerin ve vatanseverlerin sesleri çıkmıyor? Üzerimize ölü toprağı mi serpildi?
Burnumuzun dibindeki Türkmenleri unuttuk!
AKP'liler ABD'ye yakınlaştıkları ölçüde Kuzey Irak'taki Türkmenlere yakınlık göstermediler. Kosova'lı Türklere yakınlık gösterilmedi. Başka projelerin eşbaşkanlığını yapmaktan fırsat bulamayanlar onları da terk ettiler. Unuttular.
Hiç kimse babasının hayrına iyilik yapmaz. ABD, AKP'ye bir yakınlık gösteriyorsa bunun da bir sebebi var. Yani Türkiye dahil bölgedeki Amerikan çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için AKP'nin aradıkları şartlara uygun olmasındandır. İngiltere Hindistan ve Pakistan'a girdiği zaman İngilizce'yi oralarda resmi dil olarak kabul ettirdi. Bugün oralarda İngilizce konuşulurken bölge halklarının başları da dertlerden kurtulamamaktadır.
Kosova Sırbistan'a bağlıyken daha özgürdü
"Kosova'nın yeni anayasasında resmi diller arasında Türkçe'nin olmaması ve 3. maddesinde de, Kosova çok uluslu bir devlettir" denilmesi sizleri şaşırtmasın. Çünkü Türkiye'de siyasi ağırlığı ve stratejik kaygıları olmayan bir AKP iktidarı vardır. Ülke topraklarını pazarlamaktan zevk alan, üretim için bir tek çivi çakmayan bir anlayışın dışişlerinde de başarılı olması beklenemez. Ülkeyi kuşatan yolsuzluklar, dini kendilerine çıkar aracı ve reklam malzemesi yapanların inançlarından da bu yöndeki söylemlerinden de şüphe duymayan yok gibi. Yani bizi Müslüman gözükerek aldattılar. Sadaka kültürüyle de aldatmaya devam ediyorlar!
İşgale özgürlük, katliamlara da demokrasi diyorlar
Bunu bu şekilde kanunlaştıranların Ortadoğu ayağında ve Avrasya coğrafyasında Türkiye'yi de bölük pörçük yapma ve çok uluslu hâle dönüştürme planları vardır.
Bugün Kosova'nın bağımsızlığını ilan ettiğinin duyurulmasından sonra ortaya çıkan manzara oldukça düşündürücü. Orada Amerikan ve İngiliz bayrakları dalgalandırılıyor. Türk dili de son günlerde resmi dil olarak kabul edilmedi. Bugün Kosova'lıları eritmek isteyenler dün onların katledilmelerine de seyirci olanlardı.
Daha bir hafta geçmedi : "Kosova'nın Vatikan kıskacında olduğu haberleri gazetelere ve televizyonlara yansıdı!
Kosova'lıların bağımsızlıklarını ilan ettiklerinin duyurulmasının hemen ardından dalgalandırılan İngiliz ve Amerikan Bayraklarının altında onların can güvenliklerinin varlığından veya özgürlüklerinden bahsedebilecek miyiz? Buna içler acısı bir haberle cevap vermeye çalışacağım : 16 Nisan 2008 tarihinde öğle üzeri Fransız RTL radyosundan "Sırpların Kosova'lıları öldürdükleri ve organlarını da Avrupa ülkelerinde pazarladıkları" duyuruldu. Irak'a ya da Vietnam'a özgürlük götürüyoruz diye soykırım yapanlar, bugün de insan kanı üzerinden ticaret yapılmasına da göz yumuyorlar.
Müslüman mahallesinde salyangoz satanlardan yarınlarda Kosova için olumlu adımlar atmalarını da beklemiyoruz.
Medeniyetler arası ittifaklardan, dinler arası diyaloglardan bahsedenlerden ve AKP'den en ufacık bir ses dahi çıkmadı! Böyle bir tepkiyi de onlardan beklemiyoruz. Biz biliyoruz ki İslam dışı kuşatmalar Medeniyetler arası ittifak ve dinler arası diyalog projelerinin birer parçasıdır! Bu projeleri savunanların kimlikleri ve kişilikleri de tartışmaya açılmalı ve bütün açıklığıyla gerçekler gözler önüne serilmelidir.
Veli Kalli
Paris, 19.04.2008
Gurbet ve gençlerimiz
Veli Kalli
Gelecekte hatalarımıza ALLAH'ı (C.C.) ortak koşmamak için (yani şirke girmemek için) kendimizi, dinen, ilmen, kültürel olarak yetiştirmek ve geleceğe hazırlamak zorundayız. Başkalarının iradeleriyle değil, kendi iradelerimizle tavırlarımızı, gözlemlerimizi, düşüncelerimizi belirlemek, bizi başkalarına köle olmaktan kurtaracak ve doğru kararlar alıp vermemize sebep olacaktır.
Kendimizi yetiştirmek, geliştirmek, saygın hale getirmek eğitimle ve ilim sahibi olmakla kazanılır.
Babasından kalan zenginliği çar çur eden bir insan sonunda yokluğa ve fakirliğe düşer... Toplum içinde itibarını kaybeder. Aklını, zamanını, gençliğini, imkânlarını iyi kullanmayanlar da sefalete, ezilmeye ve aşağılanmaya zemin hazırlamış olurlar.
Teknoloji sürat çağını hazırlamıştır. Mikroplar da, virüsler de, kültür ve yozlaştırma hareketleri de dünya üzerinde hızla yayılmaktadır. Emperyalist ülkeler tarafından insanlar ve ülkeler üzerinde çeşitli oyunlar oynanmaktadır. Onlar gerektiği zaman bir filmin izleyicileri olarak, gerektiği zaman da bizi savaşların hedefine koymaktadırlar. Avrupa'da bizi bilgisiz bırakarak bir taraftan pazarcı esnafı olarak hazırlayan, gerektiği zaman da sigara tiryakisi ve alkol ya da uyuşturucu bağımlısı olarak kurgulayan sistemi sorgulamayacak hale getiriliyoruz! Yani kendi kendini kontrol edemeyen, bilgisiz, cahil insanlar bu sistem tarafından evrilip çevrilerek istedikleri şekillerde kullanılmaktadırlar.
Bu sebeplerle nerede olursak olalım, okumak, yani tahsil yapmak, yükselmek, diploma sahibi olmak veya kariyer sahibi olmak herbirimizin hedefi olmalıdır.
Gençliğimizi, zamanımızı, anne ve babalarımızı kaybetmeden önce, bizi sorumluluğa hazırlayacak, bilgiye, düşünceye, diplomaya sahip olmak zorundayız.
1) İnsan olarak görevlerimiz : Düşünmek, kendimize ve başkalarına değer vermek, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, dostu düşmandan ayırmak gibi görevlerimizin olduğunu bilmeliyiz. Emperyalist ülkelerin psikolojik harp metodlarıyla istedikleri ülkeye ve insan beyinlerine rahatça girdiklerini idrak ederek kendimizi(stratejik, siyasal, kültürel) bilgiyle, (islami, tarihi, sosyolojik ve psikolojik) ilimle donatmalıyız.
2)Türk olarak görevlerimiz : Tarihi bağlarımızı öğrenerek, (değerlerimizi bilerek ve tanıyarak) kendimizi kontrol ederek, sigara ve içki gibi kötü alışkanlıklar edinmeden, inancımızdan taviz vermeden milli duruş sergilememiz gerekmektedir.
3)Müslüman olarak görevlerimiz : ALLAH (C.C.) ile aramızda hiç bir aracı kabul etmeden, sevgili Peygamberimizi (S.A.) ve tüm peygamberlerimizi
tanıyarak, o'cu bu'cu olmadan dinimizi yaşamak mecburiyetindeyiz.
Bunlara bağlı olarak, özden : «Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlâk ve fazileti» kuralıyla varlığımızı hissettirmeliyiz.
Cahil kalmak yönetilmek demektir. Bilgili olanlar, hayat tecrübelerine sahip olanlar, diplomalılar ve meslek sahipleri, zengin ve güçlü olanlar kolay kolay köleleştirilemezler... Bu özellikteki kişiler yöneticilik hassasiyetleri ve özellikleriyle toplumlar içerisinde söz sahibi olurlar.
Biz hatalardan, tehlikelerden, yanlış kararlardan, hastalıklardan, işsizlikten ve korkulardan bilgi sayesinde kurtulabiliriz. Kazandığımız beceriler, bilgiler, meslek ve kariyerlerle saygınlığımız artacak, başarılarımız ise gelişecektir.
Kendileriyle konuştuğum gençlerin büyük bir çoğunluğundan «İstanbul'u kim, ne zaman fethetti?» soruma aldığım cevap oldukça düşündürücü idi... (Çağ kapatılıp çağ açılan bir tarih olan) 29 Mayıs 1453'de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildi demesi gereken gençler, 1881'de doğan ve 1938'de hayata gözlerini kapayan Mustafa Kemal Atatatürk'ün İstanbul'u fethettiğini söylediler. Bu cevap karşısında gençlerimizi değil, birilerini suçlamamız gerektiğini düşündüm.
Anne ve babalarımızı gurbette kendi başlarına ilgisiz bırakan bir devletle bazı haklarımızın budandığını veya gurbetçiye başka gözlerle bakıldığını biliyoruz.
Anayasamızın Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları için ortaya konulan hükmünün (MADDE 62) uygulanıp uygulanmadığına bakın :
MADDE 62. - Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.
Biliyoruz ki ne büyükelçilerimiz ne de konsoloslarımız sizi ne arıyorlar ne de soruyorlar?! Sizin varlığınız veya yokluğunuz onlar tarafından hiç bilinmiyor...
Sevgili gençler bu hükmün veya benzer hükümlerin uygulanması, ya da size değer verilmesi sizin elinizde! Okuyun, bir meslek sahibi olun, kendinizi savunun, Anayasa hükmünü uygulamayanlardan ve çiğneyenlerden de hesap sorun!
Paris, 08.05.2009
|