|
GÜZİN'İN YERİ
Uzun bir tatil gününün sonunda
Balkondan körfeze bakıyorum
Yorgun güneş yavaş yavaş batmakta
Bitkin de olsa durmak yok ona
Dönen dünya ile başı belâda.
Kırlangıçlar ötüşüyor uçuşarak
Marmara'dan esen meltemle
Sallanıyor kavaklar sarhoşçasına
Rakının dozunu kaçıran
Bıçkın köy delikanlısı misali
Hava temiz
Çevre sessiz
Umurbey güzel
Ama olmuyor yine de
Sensiz !..
Yakup YURT
Umurbey - 08 temmuz 1999
GÜZİN' İN BAHÇESİ
Büyük oğlumuz bisiklete bindi gitti
Taze çıtır ekmek almaya
Sen mutfakta çay demliyorsun
Aşk meyvesi küçük oğlumuz uyuyor
Koltukta derin derin
Sabah saat dokuz çiçekler sulanıyor
Bahçede her yer serin
Bil bakalım karıcığım
En güzel bahçe neresi ?
Ne Aytepe, ne Kızlarderesi
Sadece kâlbimin sana ait köşesi ...
Yakup YURT
Umurbey - 30 temmuz 1999
KÜÇÜK DELİKANLI
Doğduğun günden beri hep sevdik biz seni
Nezaketin şaşırtıyor anneni, abini ve beni
Artık utangaç ama sevimli bir delikanlısın
Tanrı sana herşey vermiş, aklını kullan emi!
On dört senen yaşam vadisinden su gibi aktı
Şöyle bir düşün bakalım sana neler bıraktı
Anacığın hiç üşenmedi, geç yattı erken kalktı
Çalış, kendine güven ve seni sevenleri sev emi!
Yakup YURT
Brüksel - 21.12.1999
ZONGULDAK'TA KARA GÜN
Yıl 1994 yağmurlu bir aralık günü
On binlerce kara suratlı madenci
Meydanda haykırıyor :
"İşte Zonguldak, işte madenci"
"Tansu Çiller duy sesimizi"
Pehlivan yapılı liderleri Şemsi kürsüde
Bağırıyor :
"Yağmur yağıyor, ama dimdik ayaktasınız"
"Hükûmet bunu gör ve anla, bizi aptal sanma"
....
Aradan birkaç yıl geçti
Yer yine aynı
Kara elmas diyarı Zonguldak
6 temmuz 1999 saat yirmi üç otuz
Maden-İş Konfederasyonu Başkanı
Sendikacı Türk-İş Genel Sekreteri
Şemsi Denizer yorgun geldi
Emek Platformu'ndan evinin önüne
Arabasının direksiyonunda yalnız
Arslan gibi korkusuz,
Kırk dokuz yaşında işçilerin başında
Ve tüm dürüst insanlar gibi korumasız
Yaklaştı pusuda bekleyen
Çift silah ve bir bıçaklı bir hain el
On kez sabıkalı ve vicdansız
Silâh grizu gibi patladı
On üç kez :
Beşi Şemsi'nin beynine
Fakat tamamı işçi sınıfının beynine
Sonra aradı cep telefonundan
Yirmi beşinci kez sahibinin sesini
"Ben işimi bitirdim,
Gelsin polis beni alsın !.."diyerek
....
Zonguldak'tan Türkiye'ye yayılan
Hava kurşun gibi ağır,
İster ağla, ister bağır
Herkes duydu, millî sermaye sağır...
Yakup YURT
Umurbey - 08 temmuz 1999
İNSANLIK ONURUNUN BEDELİ
Versailles adliyesi duruşma salonunda
Bir Fransız yargılanıyor
Bir Türk şaire yaptığı ırkçılık nedeniyle
Fransız jandarması bile Türk'ten yana
Basın ve izleyiciler merak ediyor kararı
Yargılanan Fransız suçlu
Yargılayan hakim adil ve güçlü
Dâvacı Türk'e soruyor maddi talebini
Şair diyor : "O benim onurumu yaraladı
İnsanlık defterimizi karaladı
Versailles Sarayını satsalar
Ödenemez bir damla gözyaşım
Atasözü "damlaya damlaya göl olur der"
Onu sembolik bir Frank cezaya çarptırın
Bu bana yeter !.."
Derin bir sezsizlik oldu salonda
Fransız kızardı utancından
Fakirin anlam dolu intikamı
Tablo oldu asıldı
Duruşma salonuna
Özgürlük
Eşitlik
Kardeşlik
Barıştılar kararı duyunca...
Yakup YURT
Brüksel - 24 haziran 1999
SENİ SUÇLAMIYORUM EY CAN
Seni suçlamıyorum ey can
Benim derdim
Kurbanla değil...
Seni yalnız bırakan sistemle,
Senden beslenen
İri göbekli
Karınları tok
Gözleri aç
Çobanlarla...
Şimdilik
Kıpırdanmaya
Hiç niyetin yok...
Seni sokan sokmuş
Dar kalıplara.
Sıkışıp kalmışsın ;
Bir türlü
İlim girememiş dünyana...
Bilinmezler
Sır olmuş yüreğinde...
Özgürlüklerle
Hiç tanışmamışsın,
Senden çok uzakta kalmış
Güzel yarınlar...
Seni suçlamıyorum ey can
Benim derdim
Kurbanla değil,
Seni çaresiz bırakan sistemle ;
Seni küçümseyen
İri göbekli
Karınları tok
Gözleri aç
Çobanlarla...
Seni suçlamıyorum ey can.
Yakup YURT
Bruxelles - 23.06.1999
ANADOLU'DA
Dünyaya yalnız gelinir
Sancılar vadisinden akarak...
Uğurlu olması dilenir
Yavrunun,
Küçük altın takarak...
Emekler önce
Bazı engelleri aşmak için
Aylar sonra
Ayağa kalkar
Umuda koşmak için...
Fidan büyür
Selvi olur
Delikanlılaşır
Şarkı söyler
Hamamda...
Giyinir, kuşanır
Asker olur doğuda...
Soğuğa dayandığı gibi
Sıla hasretine de katlanır
Tüter anasının çorbası
Burnunda...
Çabuk geçer her şey
Düğünler, halaylar gibi,
Bir gelinle erer muradına...
Tekrarlanır
Bu manzaralar
Bir gün Ali'yle
Bir gün de Veli'yle
Anadolu'da.
Yakup YURT
Bruxelles - 21.06.1999
KURNAZ SERMAYE
Az lâf çok iş dedin
Anlamaya çalıştık
Çok iş az para dedin
Sesimizi çıkaramadık
Eşit işe eşit ücret istedik
Yıkıcılıkla suçladın
Globalleşme
Arz ve talep
Uluslararası rekâbet
Ninnileri söyledin
Biz cop yerken
Meydanlarda
Sen göz göre göre
Hakkımızı yedin
Ye bakalım ye
Kurnaz ser-ma-ye !..
Yakup YURT
Brüksel - 14.03.2000
ROSARIA VE KATYA
İki hoş insan
İkisi de dünya tatlısı
İki dost tebessüm
İkisi de dostluğa sevdalı
Birisi Sevdai'nin « Gül bahçesi »
Diğeri Yorgo'nun « Gül » ü
Geçen gün kapıma geldiler...
Ellerinde bir tek gül
Kıpkırmızı
Can veren kann gibi
Mest edici parfümlü
Mügelerle sarmaş dolanır
Raks eden
Getiren dostlar gibi asil
Bir çiçek
İçgüdüsel bir davranışla
Yaklaştırdım burnuma
İlaç gibi geldi
Beynimde ve gönlümde
Dalga dalga yayılan
Eczanelerde bulunmayan
Alınıp satılmayan
Yanaklarıma içtenlikle konmuş
İki kelebek gibi hissettim
Gül ve mügeleri
Böylesine konuşturan
Rosaria ve Katya'yı
Daha çok sevdim...
Yakup YURT
Bruksel - 29.04.2000
SEVSİNLER SİZİN CEP TELEFONLARINIZI
"Neşeli, sakin, esprili, dinamik,
Ciddi, modern, farklı, şık, sıcak,
Genç,yaratıcı, çılgın, çekici,
İlginç, tehlikeli, davetkâr, meraklı,
Havalı, değişken, kararlı, hızlı..."
Bütün bu sıfatları
Ericsson'un yeni modeli
A1018 için verilen
Tam sayfa renkli
Gazete reklâmında okudum.
Ne kadar da uyuyor insanlarımıza
Ekonomik sıkıntılar içinde
Kıvranan 1999 Türkiye'sinde
Hiç konuşmadan çalışması gereken
Gevezeliği seven
Madurluğunu görmeyecek kadar
Mağrur Türk halkını cezbetmek için
Özenle seçilmiş kelimeler ajansta!
Ne de uyuyor insanlarımıza !
İçindeki renkleri göster!
Yeni Ericsson A1018
Size en son teknolojiyi sunuyor.
Diye bitiyor reklâm
Sevsinler sizin cep telefonunuzu
Sizi gidi sizi
Cepleri boş geveze tembeller!...
Oyuncaklara kanmayın,
Hayat laftan ibaret değil!
Çalışın : zaman kalırsa
Konuşursunuz.
Yakup YURT
Brüksel - 06.09.1999
SORGULAYAN İNSAN
SORGULADIĞI İNSANLIK
Tuhaf bir duygu yumağı oldum
Son zamanlarda sık sık dalıyorum
Kendimi dürüstçe sorguluyorum
Ve dürüst yanıtlar bekliyorum
Kendimden kendime
Bazen çok geç gelen
Bazen hiç gelmeyen
Ve belki de
Olmayan yanıtlar
Kim bilir !..
Ve şu basit sonuca varıyorum :
Bizi bizden ayıran
Bizi aramızda savaştıran
Tüm dil, din, köken ve renk
Farklılıklarına rağmen
Hepimiz mutlu olmak için
Fani dünyaya gelmiş
Sürekli arayan
Ve çoğu kez bulamayan
Paylaşmayı öğrenmedikçe
Savaşarak birer birer ölecek
Barış türküleri ile avunan
Zavallılarız...
Yakup YURT
Brüksel - 24.12.2000
KAZASIZ BELASIZ YAŞAM
Hastayım dostlarım
Kalbim yıllardır yorgun
Bedenim kurşun gibi ağır
Bir gözüm kör gibi
Bir kulağımsa sağır...
Bahar yine gelmekte
Beyaz mantosunu atarak
Aheste ve nazlı...
Hüzün doluyum yine
Kimse arayıp sormuyor
Zaman geçmek bilmiyor
Herşeyi çabuk unutuyorum
İhanetleri asla...
Gidenler geri gelmiyor
Acılar hiç dinmiyor
İlâçlar faydasız
Hayat sevdasız çekilmiyor
Ama yine de kolay kolay
Gidilmiyor...
Ölüm treni kalkmıyor
Saati gelmeyince
Bir cankurtaran geçiyor
Acı siren sesiyle
Bir yerde birisi
Can çekişiyor olsa gerek...
Ve ben, mucize bekleyen hastaları
Düşünerek
Halime şükrediyorum.
Yakup YURT
Brüksel - 01 Mart 2000
TUHAF ÇELİŞKİ
Zaman ölümsüz
İnsan ölümlü
İnsanlar zamanla yarışıyor
İnsancıklar zaman öldürüyor
Sinsi savaşın galibi
Her zaman
Zaman
Ama bunu bir türlü
Kabullenmiyor insan !..
Yakup YURT
Brüksel, 18.12.2000
MODERN ÇELİŞKİ
Nüfus sürekli artıyor
Fakir ülkelerde
Teknoloji sürekli gelişiyor
Zengin ülkelerde
Fakirlik artıyor
Günden güne
Hem fakir
zengin
Ülkelerde
Huzur kalmadı
Hiçbir yerde !
Haydi çok bilmiş
Siyaset uzmanları
Ekonomi uzmanları
Söyleyin bakalım
Çözüm nerede ?
Yakup YURT
Brüksel - 14.03.2000
Hasan KAYA'ya...
ŞİİR EDEBİ, DOSTLUK EBEDİ
Seni çevirmek büyük bir zevk
İnsanı güzel yerlere götürüyorsun
Martıların dolandığı
Yunusların terkettiği
Tuz kokan
Yorgun yosun yeşili
Deniz kenarları gibi
İnsana deli dalgaları özleten
Bırak halatların kopuk olsun
Boğulmazlar kolay kolay
Dalgalarda bile güzellik
Ve umut gören insanlar
Deniz feneri yumsa da gözlerini
Benimkiler hep açık
Senden yansıyan güzelliklere
Yakup YURT
Brüksel, 01.07.2004
SEVGİ-Lİ-LER
Sevmek herkesin görevi
Sevilmek canlıların ihtiyacı
Ekmek kadar, hava kadar
Su kadar
Sevgi tüm dertlerin ilacı !..
Yakup YURT
Brüksel, 14 Haziran 2002
DEŞME YARAMI
Yaramı fazla deşiyorsun
Müge parfümü ile bezenmiş
Yazılarının dumanları
Madımak kokuyor
Yaramı fazla deşiyorsun
Ağlamak istemiyorum
Bıktım gözü yaşlı insan görmekten
Biliyor musun ?
Ağlamak insanidir de,
Neden gözlerini saklar ağlayanlar?
Gülerken dişler gösterilir ama,
Ağlarken gözler saklanır hep!
Neden ?
Mutluluk gösterilir, mutsuzluk gizlenir
Diye bir kural mı var acaba?
Acıyı da, tatlıyı da paylaşmalı insan
Gülerken beraber, ağlarken yalnız ;
Karşıyım bu anlamsızlığa...
Göz yaşlarımı silecek bir dost elini
Süsleyen tatlı tebessümler saklanıyorlar
Bulutların arkasında !
Belki de göçmen kuşlar gibi dönerler
Bir gün ne dersin...
Yakup YURT
Brüksel, 02 Temmuz 2004
|
|
|
|
|
KARDEŞİM HALİL
Koç burcunun aslan yiğidi olarak
Geldin dünyaya nisan elli yedide
Büyüdün günden güne kalplere dolarak
Yattığın vakte kadar selvi dibine.
Kısacık yaşamında aşırı yoruldun
Anlamak ne mümkün neşe doluydun
Durmak istemedin kendinden kaçtın
Ailene ve çevrene mutluluk saçarak.
Umurbey mezarlığı temmuzda bile serin
Gözler nemli duygular yoğun ve derin
Yakup ağabeyinden sana koca bir aferin
Ölümü asil boyutlarda yaşattığın için.
Yakup YURT
Umurbey - 09 temmuz 1999
ÇEŞİTLEME
Öt kuş öt, bulutlara çok selam söyle
Uç kelebek uç, üzgün durma öyle
Çekil tepemden güneş, olmaz böyle
Ak su ak, şarıl şarıl, serinlet bizi
Gelinlik kıza benzer güzeldir
Memleketin her bölgesi
Aşıkların uzandığı çimen özeldir
Sakız kokar çam gölgesi
Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz
Üç koldan sarmışlar narin bedenini
Yurt sıkılmaktan bitkin, soluk beniz
Ne hikmetse kimse sormaz nedenini
Milletçe çok severiz Nasreddin hocayı
Gülerken dediğine bindiğimiz dalı keseriz
Komşu kızı beğenmez evdeki fakir kocayı
"Adam sen de... ne halleri varsa görsünler" deriz
Yakup YURT
Umurbey - 2 ağustos 1999
HOŞ BİR TESADÜF ESERİ
Günlerden bir gün yollarımız birleşti
güzel bir yaz akşamında
çınar gölgesi hoş bir yerdi
Yayık ayranı içtin hava sıcak mı sıcaktı
kolonyalı mendille sildin terini
mutluydun kimse bilemezdi yerini
bulmuştuk nihayet birlikte serini
Sohbetimiz derinleşti zaman ilerledikçe
konular birbirini izledi çaylar içildikçe
garson küllüğü değiştirdi gelip gittikçe
söğüt dalına asılı oparlörden
aşka dair nağmeler dinledikçe
Seyyar piyangocudan kazı-kazan aldım
kaybettim kazıdıkça
sonra hayal alemine daldım
kumarda kaybettim, aşkta kazandım...
Yakup YURT
Umurbey - 05.08.1999
OKUMAYI SEVENLER
Avrupalı insanları
Dikkâtle izliyorum
Metroda, tramvayda
Uçakta, otobüste
Giderken
Veya duraklarda
Beklerken
Herkes okuyor
Gazete, dergi, kitap
Ya da mektup
Veya yalnızlıklarını
Değerlendiriyorlar
Sessizce
Kimse ile ilgilenmeden
Ve kimseyi rahatsız
Etmeden
Bizimkiler ise
Durmadan
Gazel okuyor
Hariçten...
Yakup YURT
Brüksel, 12.05.2001
EĞER...
Beyninle bahçe gibi ilgilen
Saygınlık vazosuna özenle koyduğun
Mis gibi kokan çiçekler açsın
Diyorsan eğer...
Boş durma, araştır, bilgilen
Bilincini geliştir
Meleyerek güdülen kuzulara
Benzeme niyetinde değilsen eğer...
Sevgiyle besle ilişkilerini
Yalnızlığın derinliğinde
Çırpınarak boğulmak
İstemiyorsan eğer...
Paylaşmayı bil yeter
Herşey var, herkese yetecek kadar
Doğanın iri memelerinde
Ve hayat yaşanmaya değer!..
Yakup YURT
Brüksel - 04.05.2000
DÜŞE KALKA
Sessizliğin melodisi
Ufukların en uç noktalarında
Gülümseyişler
Gerisinde olayların...
Anlaşılamayan sözler
Kırıcı davranışlar
Zaman zaman
Yüreğine oturur
Dostların...
Boşa giden emekler
Kısacık ömürler
Çok şeyler öğretir insana...
Yaz geride kalır
Tükenen bir ömür gibi...
Düşe kalka yürürüz
Üzerinde buzların...
"Bırak be..." diyemezsin
Çoğu zaman...
İster istemez
İç içe yaşarız
Lüzumsuzluklarla...
Yakup YURT
Brüksel - 12.06.1999
Bu şiir 05.01.2004 tarihinde AFYON KURTULUŞ GAZETESİ' nin sevgili Mustafa Uğur BAŞER'in yönettiği Kültür ve Sanat Sayfasında yer almıştır.
DEPREM UYKUDA SALLADI
Tatlı bir tatil dönüşü nar diyarı Side'den
Ata diyarı Umurbey'e
Belki biraz yorgun, ama çok mutlu
Hem de gelecekten umutlu
Girdik evimize on birde
Biraz daha yanık, esmer ve gevrek
Eskişehir unundan yapılmış
Susamlı simit misali fırından yeni çıkmış
Pazartesiyi salıya bağlayan gece
Uzandık yataklara sereserpe ailece
Gelecek sabah kahvaltısınındaki
Demli çayın güzel hayaliyle
Hemen uykuya dalmak ne mümkün
Döndüm bir o yana bir bu yana
Hava sıcak sıkıcı bunaltıcı
Sevenler bile yatıyor ayrı mekânlarda
Derken saat geldi üçe...
Müthiş bir uğultu koptu
Köpekler havladı
Denizden ateş topu göğe fırladı
Gök kubbe alçaldıkça alçaldı
Başımızın üstünde
Ve başladı bitmek bilmeyen
Dikey fırlatan ve yatay sallayan
Kırk beş saniye süren
Merkez üssü Kocaeli olan
7.4 şiddetindeki sarsıntı...
Korku yok, panik yok
Sadece biraz ürperti
Ve yanıtsız sorularla beynimde
Balkona çıktım ve Gemlik körfezine baktım !
Yıldızlar elle tutulacak kadar yakın
Ve düğünevindeki ampuller gibi parlak
Hemen geri döndüm emekleyerek
Büyük oğlan zaten duymuş ve ayakta
Küçük ise hâlâ derin derin uyumakta
Elektrikler kesik
Çığlıklar çoğaldı etrafta
Zifiri karanlıkta
Komşular sağa sola koşuşmakta
Herkes bildiği duaları okumakta
İnsanlar doluştu karşımızdaki çamlıkta
Her kafadan ayrı bir ses ayrı bir yorum
Şimdi n'olacak durum ?
Bilmem, bakarız; sabah ola hayrola
Ben derim ki : mademki ölmedik
Gerekirse dışarda da yatarız
Sakin olup hayatın güzelliğinin tadına varın !
Yakup YURT
Umurbey - 24.08.1999
MARMARA, CANIM MARMARA
Marmara çevresi gevşek zeminli
Ama gerçek bambaşka
Mafya burayı öldürmeye yeminli
İç göç, kirli siyaset
Ve yasa tanımaz yapılaşma rantı
İzmit pişmaniyesinden de tatlı
Değirmendere fındığı gibi taze ve dolu
Kır kır ye haramzade müteahhit
Gölcük donanma şehri
Her yer bahriye eri
Petro-kimya bulmuş gelecek yeri
Sıra sıra siteler tüm yol boyunca
Yalova'ya kadar
Hovarda müteahhit Veli
Termal'de
Göbektaşına yatmış ter atıyor
Herhalde
Ukraynalı dilber yanıbaşında
Henüz on sekiz on dokuz yaşında
Haram paralardan nasibini alma
Gayretinde işveyle
Çınarcık yolu çamlarla dolu
Bol oksijenli bülbül yuvası
Tanrım ne güzel bir yer burası
...
Deprem bir salladı pir salladı
Bahsettiğim diyarı
Güzellikler yok oldu
Her yer çadırkent çamurkente dönüştü
Yağmurdan sonra
Acı, keder, fırsatçı ve yağmacılar
Enkazlara doluştu !..
Yakup YURT
Umurbey - 24.08.1999
HERŞEYİN HAYIRLISI
Bizde eski bir gelenektir
Erkek evlat ister ana-babalar
Oğlan doğar, ziyafetler verilir
Koşar etraf sevinç içinde
Binbir zahmetle büyür
Kerata
Sigara içer, öğrenir küfür
Okulda hergün azarlar müdür
Sevgi ve ilgiden mahrum,
İlim bilim ha keza
Bu gidişin sonu belli
Can yakacak
Alacak
Çok ağır biz ceza
Hızlı yaşamayı sever
Ne de olsa zengin çocuğu
Çalar sazlar, oynar kızlar
Derken başlar kumara
Kazanmak umuduyla
Baba parasıyla geçinen
Asalak hergele
Takar piyasaya bir sürü
Borç
Saplanır batağa
Ana-baba düşer yatağa
Kiralık katil tutar hayırsız
Vurdurur ana-babasını
Babasının tabancasıyla
Gelecek mirasla
Borçlarını temizleyip
Delikanlı kalabilmek
İçin
Bursa'da
Dört duvar arasında...
Yakup YURT
Brüksel - 26.06.1999
ÖTÜŞ VE ÖPÜŞ
Bahçede bir ağaç
Ağaçta bir dal
Dalda bir kuş
Kuşta bir ötüş
Ki sorma
Cıvıl cıvıl
Sanki sevgiliden gelen
Özlem dolu
Civelek
Bir öpüş...
Bahçede bir bank
Bankta bir insan
Sıradan biri
Sen gibi, ben gibi
Yalnız
Belki biraz daha
Az veya çok
Sana göre, bana göre...
Gönlünde anılar
Anılarda ihanet
Anlamama
Anlaşılamama
Ve bunun doğal sonucu
Ayrılık var...
Yakup YURT
Brüksel - 29.03.2000
SEVGİ YOLUNDA ADIMLAR
Yağmur bekler
Uçsuz bucaksız tarlalar
Nineler tespih çeker
Cennet yolculuğunda
Dargın süzülür kırlangıçlar
Aheste uçuşur leylekler
Terkederken memleketini
İnsan sevdimi içtenlikle
Dolu dolu sevmeli
Her mevsimi
Ve sevişmeli derin derin
Güzellikler denizinde yüzen
Rengârenk balıklar gibi
Anlamsız bakmasın gözler
Söylenmesin abes sözler
Kırılmasın dostların kristal gönlü
Doğru seçilsin kelimeler
Herkes konuşmasın aynı anda
Anlaşılsın ne dediği
En cahilin bile...
Diye düşünürken
Filozof derin derin bakar
Ufukların en uç noktasına
Sessizliğin melodisini dinlerken
Çok şey öğrenir
Bilmediklerinin
Bilincine vararak...
Ve sadece gülümser
İşgüzar ukâlalara !..
Yakup YURT
Brüksel - 12 haziran 1999
BEN BİR YAĞMUR BULUTUYUM
Seni suçlamıyorum ey can
Benim derdim kurbanla değil
Seni cahil bırakan sistemle
Senden beslenen iri göbekli
Karnı tok gözü aç çobanlarla
Seni sokan sokmuş dar kalıplara
Hiç niyetin yok kıpırdanmaya
Sıkışıp kalmışsın kendi dünyana
Korkuyorsun bilimle tanışmaya
Alışmamışsın akıl danışmaya
Niçin kapalısın
İnsanlara yanaşmaya
Bilinmezle tanışmaya
Özgürce konuşmaya
Uygarca tartışmaya
Birlikte koşmaya
Daha güzel yarınlara
Korkma...
Ben bir yağmur bulutuyum
Sen susuzluktan çatlamış tarla
Yağacağım üstüne
Yeşereceksin
İstesen de istemesen de
Değişeceksin benimle
Çünkü senin olmasa bile
Çocuklarının umuduyum !..
Yakup YURT
Brüksel - 23 haziran 1999
ÖNCESİ VE SONRASI
Gel dedim, kaçtın
Kapat dedim, açtın
Topla dedim, saçtın
Ne dediysem
Sen sürekli bir inatla
Daima tersini yaptın
Aynı dili konuştuk
Anlaşamadık
Bencilliğe kapıldık
Paylaşamadık
Acılarımıza beraber
Ağlaşamadık
Şimdi yanımdasın
Dayanışıyorsun
Bilmediklerini
Danışıyorsun
Herşeyime sürekli
Karışıyorsun
Ama kızmıyorum
Sen de küsmüyorsun
Çünkü seviyorum
Sen de seviyorsun
Ve birlikte seviyoruz
Tüm güzellikleri!...
Yakup YURT
Brüksel - 03.03.2000
GÜNÜ GÜNÜNE YAŞAM
Günü gününe yaşam
Dünsüz ve yarınsız
Gamsız, tasasız, sorumsuz
Başkalarınınkinde unutulan yaşam
Düşünmeyenlerin, aldırmayanların
Geçirdiği zaman
"Satın al, değer kazan"
Boşaltılan geçmişin yerini almış
"Bekleme, şimdi yaşa"
Silinen geleceğin yerini
Geçmişin yok, geleceğin de yok
Şimdi var, bugün var
Onun var, benim de olmalı
Beklemek anlamsız, yaşamak gerek
Kartla alırım, taksitle alırım
Sana ne
Tüketim benim tanrım
Düşünmek yasak
Soru sormak yasak
Başkası ile ilgilenmek yasak
Fark edilmek isteyenler
Sıkışmışlar moda kıskacına
Birbirine benziyor
Tüketim köleleri
Özgürlük büyük bir yalan
Bilinçler bulanık
Sürüleşmiş insanlık
İnsan tüketiyor
Tüketirken tükeniyor
Koşuyor bir sirk atı gibi
Bir türlü kaçamıyor
Dizginler kötülerin elinde
At sürekli koşuyor
Kötüler kazanıyor
Yakup YURT
Umurbey, 23 Ağustos 2004
İNSANLIK BARIŞA HASRET
Acı anılar silinir belleklerden
Köklerinden koparılmış beyinlerde
Günlük kaygılar besler ilişkileri
Kururken sevgi çiçekleri gönüllerde
Herşeyin güdümlü olduğu günümüzde
Coğrafyamız yabancı sermaye işgalinde
Sindirilmiş, yorgun, yalnız ve yılgın
İnsanımız kendi topraklarında ırgat
Değerler kısa vadeli çıkarlara tutsak
Komşuda iş ve aş yok, savaş var
Petrol üretenler ölürken öbek öbek
"Uygar" ülkelerde canlı izleniyor ölümler
Adalet ve özgürlük fakirleri sevmiyor
İnsanlık barışa hasret...
Yakup YURT
Brüksel, 10.09.2004
|
|
|
|