yenidenkastamonunet.sitemynet.com
logo_cide_fest06_134.jpg

AlsahBlog/
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*

*


AlsahBlog/

UMUT KOYACAKLARDI ADINI / ÖYKÜ /

EMİN ARIK
______________________________________________

golkoy_cinari__17_.jpg

Çok şey dediler. Bazen çocuğu besleyen damarlar erken ihtiyarlarmış. Günü gelmeden alınmalıymış çocuk, zehirlenmeden. Dedendeki şeker de, soya çekimden etkilermiş. Ama annen; "Şeker testim olumlu" demiş. Ve doğumu gerçekleştiren doktor amcan, sen ölü doğunca üzüntülü, seslenmiş; "Günü geçmiş!"
Asıl neden bu iken, birçok neden saydılar.
Senden bir gün önce, bir kardeş daha gitti. Annen duydu bunu, anladı senin de tehlikede olduğunu.
Beş yıl beklemişlerdi umutla seni. Kasım'da anne karnında ilk yaşamına başladığında sevindirmiştin anne ve babanı. Dilediler, sağlıklı olasın. Her ay taşındılar özel doktora. Doktor amcalarının, teyzelerinin yazdığı kitapları, dergileri de izlediler. Seninle birlikte yaşadılar, umut dolu dokuz ay on gün. Hep normal denildi, kendilerine. Annen de algıladı, gelişiminin uygunluğunu.
28 Temmuz ve 5 Ağustos'ta iki kez vardılar, belki de umutsuzlukla doğum hastanesine. Yalnızca soruldu annene:
- Son adet tarihin?
- 21 Ekim.
Hesapladı doktor amcalar, teyzeler:
- 21 + 7 = 28 Ekim. 9 ay git, 28 Temmuz. 14 ekle, 11 Ağustos. Yok kızım, var daha günün. 11 Ağustos'a kadar olmazsa gel, ya da sancılar başlayınca.
9 Ağustos oldu. Kitaplarda yazıldığı gibi doğacağının işareti geldi. Anne ve baban bilgilerine, tıbba güvenle koştular yine, doğum hastanesine:
-Yok, daha günün gelmemiş, bilmiyorsun.
Sağa gittiler, sola gittiler, yok yatak Derken, refakatçisiyle birlikte iki yatak bulup, yatırdılar anneni. İndi, çıktı, anlatamadı derdini.
- Bekle, zamanı gelince bakarız.
10 Ağustos oldu. İlgilenen yok, gelişigüzel muayenelerden başka. 11 Ağustos oldu. Annen, anlamıştı başına geleceği. Çabaladı, durdu. Sabah 09.30'da serum takıldı. Annen durumunun farkında, son günün olduğunu kesinlikle bilerek, bir an önce sesini duyabilmek için canını dişine taktı. İlgilenen olmadı.
12 Ağustos Cumartesi sabahı doktor amcaların, kalbinin sesini alamadılar. Duyamadılar. İnanamadı yakınların, beklediler son bir umutla.
Ancak, öğleden sonra, doktorlara yardımcı teyzelerinin "onun çocuğu ölü nasıl olsa, boş verin" gibisinden sözlerini duya duya, annen yatırıldı masaya.
Çok geçmedi. Geldi acı haberin. Ölü doğmuştun ölü. Annen bağırıyordu:
- Ben ölseydim de, o ölmeseydi!...
Evet, öldürdüler seni bile bile, doğmadan. Öğretmen annenin bilgisine, uyarmalarına inanmadan, aldırmadan. Ve baban sordu:
- Neden?
- Daha önce neden bana gelmediniz, haber vermediniz?
Otopsi.
Mukus tıkacı.
Balgamı yutamamış, boğulmuşsun.
Gecikmeden.
Senden bir gün sonra, Hatay'dan gelen bir öğretmen teyzen:
- Benimkini de öldüreceksiniz, dedi de!...
Senden ders alan doktor amcaların, teyzelerin, kurtardılar o öğretmen teyzenin kızını. Anne ve baban da; "Bunu düşünerek, azaltmaya çalışıyoruz acımızı. Kısmet değilmiş, bu dünyada yiyecek ekmeği, içecek suyu yokmuş diyoruz, avutuyoruz kendimizi. Kısmetini, kim ve ne kesti, bilerek bunu, hiçbir şey yapamayışın çaresizliği içinde, bu dünyaya hiç açamadığın gözlerinden öperiz, rahat uyu yavrum." dediler ve umutlarını geleceğe ertelediler.


mustafanecati_s__28_.jpg

umut_koyacaklardi_adini.jpg


anasayfaya dön

anasiteye dön