yenidenkastamonunet.sitemynet.com
logo_cide_fest06_134.jpg

AlsahBlog/
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*

*


AlsahBlog/

KOCA ÇAKIRIN ESAT / ÖYKÜ /

EMİN ARIK
______________________________________________

İlkokulu bitirince haylazlık yapmasın, harçlığını da çıkarsın diye ayakkabı tamircisi yanına çırak vermişlerdi. Haftalığı, kağıt iki buçuk liraydı. Yirmi beş, otuz kuruş bahşiş de çıkıyordu. Ama, onun bunun eski ayakkabısı elinde uğraşmak, hoş değildi. Bir buçuk ay kadar dayanabildi. Haftalığı, kendisine de kalmıyordu ya. Çıktı. Ailesi çözüm arıyordu. Atatürk İlkokulunda, Hasan ve Bayram öğretmenler Türkçe ve Matematik kursu açmışlardı. Parasız yatılı öğretmen okulu sınavları için öğrencileri yetiştirmeye, hazırlamaya çalışıyorlardı. Oraya gönderildi. Sevindi. Arkadaşları oradaydı. Top da oynuyorlardı. Ailesi de hoşnuttu. O zamanlar, böyle kurslar için ücret alınmıyordu. Öğrenci, öğretmen için henüz müşteri değildi.
Kazandı altı yıllık öğretmen okulunu. Okudu, bitirdi. 19 yaşında, çiçeği burnunda, müdür yetkili öğretmen olarak, tek başına, bir dağ köyü okuluna atandı. O güne kadar köy yaşamının ne olduğunu bilmiyordu. Hep kasaba ve şehirlerde yaşamıştı.
İlçede, İlköğretim Müdürlüğünde göreve başlatıldı. Kalaycı'nın 'Cip'ine defter-kitapları ile annesinin hazırladığı yatak, yorgan, giyecek ve yiyecekleri yüklediler. Yakınlarına 'hoşçakalın' dedi. İki saatlik köy/dağ yollarındaki sarsıntılı yolculuk sırasında, ayrılırken duygulanan, hiç öyle görmediği, emekli öğretmen dedesini düşündü.
Pazar yerine gelmişlerdi. Hiç tanımadığı köylülerini aradı. Buldu, tanıştı. Onların at ve katırlarına eşyaları yüklendi. Yaşamında ilk kez, çoğu yokuş yukarı olmak üzere, iki saat kadar yol yürüdü, yorulmuştu. Köyün pazar tarafındaki ilk mahallesine vardıklarında, karşıda, yarım saat daha ötedeki mahallenin üst tarafında okulunu gösterdiler. Heyecanlandı, yorgunluğunu unuttu. Koca Çakırın Hasan, 'Bu gece konuğumuzsun, yarın gider, okula yerleştiririz seni Öğretmen Bey' dedi. Yeni bir yaşama adım atarken, karşı çıkacak durumunun olmadığı kanısındaydı. Hayvanlar üzerindeki eşyaları özenle indirilerek, 'emniyetli' bir yere konuldu. Eve girdiler.
Konuk edileceği odaya girdiğinde, Hasan'ın amcası ve kayınbabası olduğunu sonradan öğrendiği 85-90 yaşlarındaki kişi, kendini zorlayarak ayağa kalktı. Öğretmen onun ayağa kalkmasını engellemeye çalışarak şunları söyledi:
- Sen, dedem yaşındasın, ayağa kalkmana gerek yok.
Engellemeyi hiçe sayarak ayağa kalkan ve ayakta zor duran ihtiyar:
- Yaşça ben, ilimce sen büyük; sen daha büyük. Şimdi kalkmayacağım da, kimin
önünde, ne zaman ayağa kalkacağım? Gel, hoş geldin, sefalar getirdin..
Yeni öğretmen, yanıt veremedi. Neydi bu? Ne demekti? Nereye gelmişti? Bu saygı
ve ilgiye değecek ne yapmıştı? Şaşırmış, ilk günden kafası allak bullak olmuştu. Ama o anda, 'iyi ki öğretmen olmuşum' düşüncesi de, Anadolu'nun en yüce dağının doruklarında bütün benliğine işlemeye başlamıştı.
Öğretmenlikte, mutfaktaki acemiliği yanında, Koca Çakırın Esat Dayı başta olmak üzere, özellikle yaşlılarla çok çabuk kaynaşmaya başladı.
Her fırsatta, yaşlı, ama yaşamdan hiç kopmamış bu insanlarla sohbetlerin; bitmez, tükenmez tadına varıyordu. Özellikle Koca Çakırlara konuk olduğunda, yemek-çay işi bitince Esat Dede, herkesi odadan dışarı gönderiyor, öğretmene de çıkar defterini diyor, anlatıyor, anlatıyordu.
Koca Çakırın Esat 1316'lıydı. Batı Cephesi'nde savaşmıştı. Yıllarca köyüne gelememişti. Yakınlarıyla haberleşememişti bile. 'Dokuz Yunan'ı süngümle bertaraf ettim, kaçını kurşunla vurduğumu bilemiyorum' diyordu. Anlatırken, o günleri yeniden yaşıyor gibiydi:
- Köye sapasağlam, hiç yara almadan döndüm. Şu gördüğün Kır Sabri var ya. En iyi
arkadaşım. Döndü'yü seviyordu. Döndü'nün de gönlü, Sabri'deydi. Fakirlik, cahillik var ya, babası Döndü'yü Sabri'ye vermiyordu. Benden yardım istedi. Üçümüz birlikte, bir kış günü sabaha karşı köyden çıkıp kaçtık, dağlara. On gün dağlarda dolaştık, durduk...
Derin bir nefes aldı, konuşmasını sürdürdü:
- Ah, Öğretmen ah. Onlar mercimeği fırına verdi, ben bekçilik yaptım. Her yerde
bizi arıyorlardı. On gün sonra, yakalandık. Onlar evlendi. Yakalayanlar, sana neydi diyerek yatırdılar beni falakaya. İşte o gün bu gündür, böyle gördüğün gibi Topal Esat olup çıktık, diyerek kahkahayı patlattı. Arkasından hüzünlenerek:
- Allah devlete, millete zeval vermesin. Ömrümün şu son günlerinde madalya maaşı da bağlandı. Çoluk-çocuğun eli, biraz para gördü. Ama şu bizim İmamın Şükrü'ye bağlanmadı. Ona üzülürüz. Yedi gün kaçaklığı çıkmış da defterde.

mustafanecati_s__132_.jpg


anasayfaya dön

anasiteye dön