yenidenkastamonunet.sitemynet.com
logo_cide_fest06_134.jpg

AlsahBlog/
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*

*


AlsahBlog/

MISTAKA / ÖYKÜ /

Emin ARIK
______________________________________________

Yeni evlenmişler, aynı okula atamalarını yaptırabilmek için altı ay uğraşmışlardı. Milli Eğitim Müdürü “yerine bir öğretmen bul da gel, ancak o zaman ataman yapılır” diyordu. Öğretmenimiz de düşünüyordu; “acaba, yerine öğretmeni hangi bakkaldan bulacaktı? O zamanlar marketler de yoktu.”
30-40 yıl önce yapılmış, yıkılmak üzere ve tehlikeli raporu verilerek kapatılmış Akçay Köyü İlkokuluna atandılar. Razıydılar, bir araya verilsinler de, samanlık olsundu isterse. Çoğu kitapları olmak üzere eşyalarını, Deli Engin’in minibüsüne yüklediler, 10 Aralık 1973 günü çıktılar yola. Karda dört saatlik bir minibüs yolculuğundan sonra Çaykıyı’ya vardılar. Köye ulaşabilmek için yaklaşık beş kilometrelik bir yolu da yürümek gerekiyordu. Çaykıyı’da bir dükkana eşyalarını indirdiler. Mahir; eşyaları, iki atı ile üç günde köye taşıdı. Derslik ve lojman bitişik olup, tek çatı altındaydı. Dışarı çıkmadan dersliğe geçilebiliyordu. Odun bol olmasa, donmaları işten bile değildi.
Dokuz yaşlarında bir çocuk, öğretmen ile nerede karşılaşsa; “anam örtmen geliyooo!..” diye bağırarak kaçıyordu. Araştırdı, köyün en fakir ailesinin tek çocuğuydu. Adı Mustafa idi. Kendisi adını doğru söyleyemediği için, tanıyanlar da ona ‘Mıstaka’ diyorlardı. Önceki öğretmenler, deli olduğuna, okuyamayacağına karar verdikleri için okula kayıt etmemişlerdi. Önce şeker, bisküvi gibi şeyler vererek, Mıstaka’yla yakınlaşma sağladı.
1,2,3.sınıflar eşindeydi. Mıstaka da 1.sınıfa gelmeye başladı. İlk zamanlar uyumsuzluk gösterse de, 3.sınıfa geldiğinde, okuma-yazma öğrenememişti ama, kimseden kaçmıyordu, arkadaşları ile oynuyordu, öğretmenlerini de o kadar seviyordu ki, hava kararıncaya kadar okuldan ayrılmıyordu.
O yıl, önce eşinin ataması İstanbul’a yapıldı, ayrıldı. Ayrılırken, taksinin önüne annesi ile birlikte çıkan Mıstaka, ağlıyordu. Arabadan inen öğretmenine “gitme, beni bırakma” diyordu. Zor ayırdılar, öğretmeninden. Yerine bir başka öğretmen geldi. O sırada okula Müfettiş de geldi. Yeni gelen öğretmen, Müfettiş’e “bugün en iyi öğrencim gelmedi, hasta..” diyebilmek için, Mıstaka’yı okuldan kovmuştu. Küsen Mıstaka, on beş gün okula gelmedi. Öğretmen zor ikna etti, okula devamını sağladı.
Daha sonra Ahmet Öğretmen, bu okula atandı. Önceki öğretmenin çabalarını bildiği için, Mıstaka ile özel olarak ilgilendi. 5.sınıfa gelmişti, ama okuma-yazmayı öğrenememişti. Diploma veremediler, 5.sınıfı bitirene kadar okula aralıksız geldiğini gösteren bir belge verdiler.
Aradan yıllar geçmişti. Öğretmenimiz, bir hafta sonu tatilinde, arabasına eşi ve iki çocuğuyla birlikte binmişler, Akçay’a doğru gidiyorlardı. Köye yaklaştıklarında yolda yürüyen delikanlıyı eşine göstererek, “tanıdın mı?” dedi. Eşi tanıyamamıştı. “Mıstaka” dedi. Eşi inanmadı. Yanından geçip, köye vardılar. Öğrencileri, kocaman olmuşlar evlenmişler, çoluk-çocuğa karışmışlardı. Çocukları yanlarında, hoş geldiniz diyorlardı. Çocukları, anne-babalarına şaşkınlıkla bakıyorlardı. Kimdi bunlar, anne-babaları sevinçle neden sarılıyorlardı, anlayamamışlardı. Mıstaka da geldi. Beş-on metre ötede durdu. Bir müddet öğretmenlerine baktı. Birden atıldı, “anam örtmenim gelmiş” diyerek boynuna sarıldı. Onu bıraktı, eşine de sarıldı. Ağlıyordu. “Ne haber, Mustafa? Ne yapıyorsun, iyi misin?” diye öğretmen sordu. “İyiyim öğretmenim, kereste fabrikasında sigortalı işçiyim, çalışıyorum. Sen nasılsın, öğretmenim?”
…. Öğretmen, yanıt veremedi. Gözyaşlarını zor tuttu. “Kendisi de ilgilenmeseydi, Sigortalı Fabrika İşçisi Mustafa değil, köyün delisi Mıstaka olarak çıkacaktı karşısına..."

mustafanecati_.jpg


anasayfaya dön

anasiteye dön