yeniedebiyat.sitemynet.com
ali__ah_n_alsah.jpg

AlsahBlog/
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*
*

AlsahBlog/
*


''Delikanlım,
iyi bak yıldızlara.
Onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında kollarını
ufuklar gibi açıp geremezsin

Delikanlım,
sen ki,ya bi köşe başında
Kaşından kan sızarak gebereceksin
Ya da bir devrimci gibi darağacında
can vereceksin.''

(DENİZ GEZMİŞ'in dilinden düşmeyen şiir...)

kutu.jpg

BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

(1972)
Ataol BEHRAMOĞLU

Deniz GEZMİŞ Üzerine Şiirler


Bizim Deniz - Mare Nostrum...

En uzun koşuysa elbet
Türkiye'de de Devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez luverin namlusundan fırlayarak ...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun...

Can YÜCEL


KARŞIYAKA'NIN ÜÇ GÜLÜ

Asılmış bir al umuttan
Karagücün korku dalında
Şu can topraktaki üç fidan ölü.
Ve artık ölmezliğin son boyutundan
Göverir yeşil bahar yağmurlarında
Denizgülü, Yusufgülü, Hüseyingülü.

Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.

Kançiçeği sökünü arkalarından...
Açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında
Devrimin kankalesi Karşıyaka gömütlüğü.
Ve gençlik günlerine doymamışlık dağından
Bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda
Gezmişgülü, Aslangülü, İnangülü.

İnanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.

Karşıyakanın üç gülü
Yürek dalıma gömülü
Karşıyakanın üç gülü
Tüm kançiçekleriyle
Göz pınarıma gömülü.

Tahsin SARAÇ



DENİZLERİN ÖTEKİ ADI

seni tanımadan önce
yalnız düşlerimde mevzilenen
tuhaf bir fıkraya benzetirdim ölümü,
.
ey, çocuk!
"sağ olasın desem neye yarar,sen koşmuştun
yüz metrelik mesafesini devrimin".
yorgun yıllardan geçip,çağı seninle solumak
denizlerin öteki adıydı"...

ne yazık ki zaman;
kan kırmızı yediveren di,
uğruna ölünen sevdaların bedeli kadar yüce ve ağır,
sudaki yabansı nane kokuları kadar büyülü.

ne yazık ki bahar;
Utangaç Çocuklar Gibi Bahçelerde (Ya)saklı

Dilruba Nuray Erenler

DEVRİM

Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek icin
asıldığı çividen indirilmelidir
yapraklari biten takvim

Zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir hali

İçinde yaşamaktır devrim
dikiş kutusunun
ve toplu iğneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek icin zulmüne
makas denilen patronun

Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının

Kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında

Kim bilir kaç yunus görmüş
kaç Deniz Gezmiş...

Sunay AKIN

HAYDAR ERGÜLEN KÖŞE YAZILARI

‘BİZİM DENİZ’LER
Birgün; 05 Mayıs 2008

Varlık dergisi mayıs sayısında ‘Denizlerin İdamının Türk Şiirine Etkisi’ni dosya konusu yapmış. Dosyanın anayazısını da aynı başlıkla şair Yücel Kayıran yazmış: “Denizlerin İdamının Türk Şiirine Etkisi’ başlığındaki ‘Denizler’ ifadesiyle kastettiğimiz, sadece Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idamları değildir. Kastettiğimiz, 68’in devrimci öğrenci yoldaşlığından gelen ve Türkiye’deki NATO ve Amerikan varlığı ile 6. Filo’ya karşı, bağımsız ve sömürüsüz bir Türkiye için anti- emperyalist direniş eylemliliği içinde olan devrimci genç kuşakların öldürülme sürecidir.” O ‘devrimci genç’lerin adları da var yazıda: Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan, Kadir Manga, Hüseyin Cevahir, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, İbrahim Kaypakkaya, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Ziya Yılmaz ve diğerleri... Kimi idam sehpasında, kimi Nurhak dağlarında, kimi Diyarbakır cezaevinde işkenceyle, kimi Kızıldere’de hunharca katledilen gençler.

6 Mayıs 1972’de katledilen ‘Darağacında Üç Fidan’la diğer devrimci gençlerin 1971-73 arası yok edilme sürecini şairlere de sormuş Varlık. Ahmet Oktay: “Nurhak ve Kızıldere sadece birer coğrafi ad değildir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının adları da öyle. Bunlar tarihsel adlardır artık. Ve bana kalırsa, siyasal bağlamda açık devlet terörü uygulamalarıdır.” 36 yıl sonra şiddetlenerek süren bu terörü en son 1 Mayıs’ta yaşadık. Hilmi Yavuz da Sinan Cemgil ve Deniz Gezmiş üstüne yazdığı ‘Doğunun Diyalektiği’ ve ‘Bayezid Paşa’ adlı unutulmaz şiirlerinden söz ediyor: “susan yazdı, konuşan güz/usuldu, uzundu denizin boyu/sanki tüy bacaklı bir tazı/ya da kırmızı ve koyu/bir masaldı/tarçından ve süssüz/bir beden, asılmış/gözüm hep onda kaldı.” Eray Canberk, geçmişten bugüne doğru bir ‘uyarı’da bulunuyor: “Sol düşüncenin ezildiği, solun olmadığı bir ülke bazılarının işine gelebilir ama böyle bir ülkede demokrasi olmaz. Ancak ‘sanal demokrasi’ olur. Gazetelerdeki liberal demokrat köşe yazarları da bunun farkındalar ve olmayan bir demokrasiyi varmış gibi göstermek için ne yapacaklarını şaşırıyorlar”. Özdemir İnce ise “öldürülen, idam ediilen, işkenceden geçen devrimcilerin hesabını kurulu düzen ve kuruluşları kendi kendine sormaz, soramaz, sorması adetten değildir. Hesabı ister barış, ister savaş yoluyla olsun, iktidara gelen devrimci irade sorar. Bu oluncaya kadar hesap defterde yazılı kalır, politikada” diyor, bazen de Pir Sultan Abdal’ın söylediği gibi, “Kalsın benim davam divana kalsın” oluyor. Sennur Sezer o gençler için yazılan kimi şiirleri anıyor, ki şiirimizin ustalarının faşizme, zorbalığa karşı, öldürülen devrimcilerin yanında, yürekli duruşları ve duyarlı çıkışlarıdır şiirimizin bu onur belgeleri: Can Yücel’in şiirleri, Edip Cansever’in ‘Mendilimde Kan Sesleri’, ‘Ölü mü Denir Şimdi Onlara’, Turgut Uyar’ın ‘Toplandılar’, Ahmet Oktay’ın, Cemal Süreya’nın şiirleri. Arif Damar da ‘Ölüm Yok ki’ ve ‘Orda ve Her Yerde’ şiiirlerini anımsatırken Can Yücel’in ‘Mare Nostrum’unu da (Bizim Deniz) övüyor: “En uzun koşuysa elbet/Türkiye’de de Devrim/O, onun en güzel yüz metresini koştu/En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak/En hızlısıydı hepimizin/En önce göğüsledi ipi.../Acıyorsam sana anam avradım olsun/Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun”. Nihat Behram, Deniz’in son sözleri olan ‘yaşasın marksizm-leninizmin yüce ideolojisi’ ile ‘yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği’ cümlelerinin sansür edilmesine ilişkin haklı tepkisisini dile getiriyor. Ataol Behramoğlu, Kemal Özer, Afşar Timuçin, Egemen Berköz, Özkan Mert, Refik Durbaş’ın yanıtları da var.

Yücel Kayıran yazısında Ergin Günçe, Tahsin Saraç, Mehmet Taner, Yaşar Miraç, Arkadaş Z. Özger, Süreyye Berfe’nin döneme ilişkin şiirlerini örnekledikten sonra Aşık Mahzuni Şerif’e geliyor ve hemen dolaysız tepkiyi onun verdiğini söylüyor. O günlerde hepimizin söylediği, o dev yürekli küçük adamın, Mahzuni’nin türküsünü hatırlatıyor: “Köşkün sarayın yıkılsın/Erim erim eriyesin/umudun suya dökülsün/Erim erim eriyesin/sürüm sürüm sürünesin/.../Musa isen Turi Sinan/Haktan gelmiş idi İnan/ yesin seni yılan Çayan/Erim erim eriyesin/sürüm sürüm sürünesin”. Erim, dönemin başbakanı Nihat Erim’den başkası değil elbette. Mahzuni bu türküsü yüzünden içeri atılır, işkence görür ve yasaklanır. Son günlerde yaşadıklarımızın yanında daha neler yaşayacağımızı da düşünürsek, Mahzuni gibi ‘yürekli âşık’lara ne çok ihtiyacımız olduğu da anlaşılır. Ece Ayhan da Deniz, Yusuf ve Hüseyin, yani ‘üç ağır yıldız’ için yazdığı ünlü ‘Yort Savul’ şiirinde önce “Daha yavuz bir belge var mıdır ha/Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?” diye sorar, sonra, “Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız/Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk” der.

‘Bizim Deniz’lerin tümünü saygı ve hayranlıkla selamlarken, şiir okumayı seven ve bazıları da şiir yazan bu yoldaşlarımızı, onlar için yazılan şiirleri okuyarak analım. Metin Cengiz’in haftaya değineceğim ‘Özgürlük Şiirleri’ de (Şiirden Y.) onlar için yazılmış dokunaklı şiirlerle dolu.

Denizlerin Ardından


Denizlerin ardından kaç bahar, kaç hazan mevsimi geçti. Onları unutmak mümkün mü ki? Yüreklerimizde yarası, hâlâ ince bir sızıdır.. Yürüttükleri onurlu mücadele adına en devrimci duygularımla anıları önünde saygıyla eğiliyorum...

Sonsuza kadar yüreklerimizde yaşayacaklar... Onları Nihat Behram'ın 'Ölülerimiz' şiiriyle anmak istedim.


6 Mayıs 1972'de idam edilen, 68 ruhunun ve devamının efsanevi simgelerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın şahsında, gelecek güzel günler ve yaşamlar uğruna canları pahasına "yola düşen" tüm canların anısına...


ÖLÜLERİMİZ


Her sabah
her sabah
o kusursuz acının kollarında
o kusursuz acının kollarında öpüştüğüm gökyüzü
artık
çırpınan yüreğimi yatıştırmıyor. Ve onun
koparıp dizginlerini
uçarcasına boylu boyunca
sakınmasız çarpışı
heyecanlandırıyor beni.
Bir serçe kümesinin konması karşıki dala
belki hiçbir şeydir,
ama sevgilimin mektubunda bir kuş resmi
beni coşkulandırabilir.
Milyarla yıldız arasında tanırım onu
çünkü seyredince güzelleşir sevginin ışıltısı;
binlerce gözüm var
binlerce şafak halindeyim
anlamak istediğim şeyin karşısında
çünkü anlamak zorundayım;
her sevinç kolayca ele geçmez
insan her acının sahibi değildir;
gökyüzü ve nehirler olmasa toprak da anlaşılmaz
ve hayatın kararı kesin:
son ana kadar onuru koruyanlar yaşayacak
söylenecek son söz kahramanca olmalıdır.


Vurgunum
inceliğinim senin
eyy
yapraklarda bir kuş hafifliğinde sürüp giden titreyiş
vurgunum
bir nehri besleyen suların uyumuna,
taşlara hırsla vuruşuna dalganın.


Ölüm seni yanıltmasın...
Nasıl ki yığılır yüzüne gecenin karanlığı
gözlerinle bir başına kalırsın
ölüm öylesine gözuçlarında
savun, kavuştur yüreğini
minicik bir çiçeğin bile kökleri
yaşamak hırsıyla uykusuzdur.


Ölülerimiz...
İşte Stevan Flipoviç.
Bir kahraman.
Faşistler sarmış çevresini.
Sehpada.
Boynunda ip.


Ve o son nefesiyle dalayıp ciğerini
bir bıçak gibi vuruyor kelimeleri dişleri arasından
haykırıyor: "Kahrolsun faşizm; Yaşasın mücadelemiz..."


Steven Flipoviç
onurun bekçisi
direnmenin.


Ölüm seni yanıltmasın...
Bir bir düşün yaşayanları
alnını korkusuzca kaldır
kimin yanındasın
yerin neresi
ve senin en çaresiz anında
tek silahın nedir?


Ölüm seni yanıltmasın...
Usanma hayata yaraşan sesi aramaktan
her kuşun palazlandığı bir yuva vardır,
her dal güneşin ve rüzgarın avuçlarında
kendi hevesince boyanır;
çünkü yaşaması gerekiyor bir şeylerin
bir şeylerin bir şeylerin: senin olan


Bak: kollarını bağlıyorlar;
son defa bakıyor dünyaya Nguyen Van Troi
Birazdan göğsünü parçalayacaklar.
Ama kan onu geriletmiyor.
Başlıyor şarkısına:
"Yaşasın Ho Chi Minh: Yaşasın Vietnam..."


Damarlarım damarlarına bağlı yaralarından
çünkü öldürülmek istenen benim de sevincimdir
Nguyen onun siperi...
Bir buğday tanesi midir
aynı titreyişle
toprağa düşer düşmez kıpırdayan
o şarkı... bir buğday tanesi mi?


Ölülerimiz...
Sesleri dünyamız kadar bilge.
Birazdan kalkacaklarmış gibi
uzanıp bir sipere
koyulaşan...
Ölülerimiz...
Bakışları
uçmaya hazırlanan bir kartal kadar çevik,
vurgunum
gizleyemem.


Sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık
unutma
öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek.

Nihat BEHRAM

hoscakal kardesim deniz

işte geldik gidiyoruz
hoşçakal kardeşim deniz
biraz çakılından aldık
hoşçakal kardeşim deniz
biraz masmavi tuzundan
hoşçakal kardeşim deniz
sonsuzluğundan birazcık
hoşçakal kardeşim deniz
birazcıkta kederinden
hoşçakal kardeşim deniz
birşeyler anlattın bize
hoşçakal kardeşim deniz
denizliğin kaderinden
hoşçakal kardeşim deniz

biraz daha umutluyuz!
hoşçakal kardeşim deniz
biraz daha adam olduk
hoşçakal kardeşim deniz
işte geldik gidiyoruz
hoşçakal kardeşim deniz

Nazim Hikmet

kutu.jpg

SÜTBEYAZI ÜÇ MERMER

yüreği kardelen çığlığı
saçları erken bahar
hapseder gülüşünü
tan kızılı gelen ecel

halkın yüreğince güzel
kapanmaz kapanmadı bu defter
karşıyaka'da sütbeyazı üç mermer

darağacı fidanları
onuru zamanların
utancı yüzünde yaklaşan ölüm
nilüferce nazlı sevgiye uzar
bağımsızlık güllerinden kan sızar
gençliğimizin güzelliği üç mezar

zamansız gelse de ecel
direnci can pahası
binlerce yıl sonrasının tanığı
karşıyaka'da sütbeyazı üç mermer

ağıt rüzgarlarında kabaran deniz
sözün olsun dolunaya
bilincin kaynağı yeşeren dal
unutulmaz isyan yarına kalan giz
suskunluğun sesi akan sular
kavgaları türküleyen sıcaklık
coşkunun yüreğindeki destan

onlarla ışıdı karanlık evler
direncin gülen yüzü
karşıyaka'da sütbeyazı üç mermer

Bekir KOÇAK
(Gizemi Temmuzda Saklı, 2000, s.6-7)

ÖZGÜRLÜK DÜŞLERİ

dağların zirvesine tırmanıyor denizler
güneşi tutacaklar nice aydınlık yüzler
çıkarın kafeslerden özgürlük düşlerini
umudun yelesinde dalgalansın DENİZLER

yıldızlar aleminin çilekeş yolcuları
sıyırın ufuklardan sıyırın geceleri
çölde çiçek açacak güne bakan filizler
umudun yelesinde dalgalansın DENİZLER


kışta bahar olur mu olunca görecekler
ak kar tanelerinden kızıl şal örecekler
kör olsun haksızlığa kayıtsız kalan gözler
umudun yelesinde dalgalansın DENİZLER

Sevim TÜBLEK

...

Hiç girmedim dört duvar arasına
Hiç bakmadım,
parmaklıklar ardından gökyüzüne
Hiç özlemedim denizi,
Hiç merak etmedim nasıldır gökyüzü

Ben hiç girmedim dört duvar arasına
yaşamadım giyotin korkusunu
aklıma getirmedim idam sehpasını,
yağlı urgandan ipi
düşünmedim zindanları, mazgalları

Ben hiç girmedim dört duvar arasına
Hep uzaktan yaşadım
Elleri arkasına bağlanmış,
İdama giderken gülen yüzleri.
Hiç pişmanlık yok beyninde,
Korku silinmiş gözlerinde,
Ölüme meydan okuyan,
Sonsuzluğu yüreğinde taşıyan
İlk defa orada gördüm denizi

Ben hiç girmedim dört duvar arasına
Radyolar çığırtkan olmuş
Her saat başı haber veriyor,
Dinliyorum "yakalandı" diyor.
anlamıyorum bir şey,
Soruyorum anneme
"vatan haini mi yakalandı"
"vatani satan mi tutuklandı"
Babam diyor,
"Nurhak'ta yakalamışlar denizi,
Atmışlar dört duvar arasına
Yok edecekler sanki direnişi"

Ben hiç girmedim dört duvar arasına
Yıl 6 mayıs 1972
"Tek yol devrim"
"Amerikan uşaklığına son" diyor,
titremeyen bir ses
mangal gibi yüreği,
emperyalizme karşı savaşırken
ateş parçası gözleri.
ilk defa o gözlerde gördüm denizi

Ben hiç girmedim dört duvar arasına
Geçirmişler boynuna,
Yağlı urgandan ipi,
Çocukça yüreğimle sordum,
"Denizler yok edilebilir mi,
Bilmezler mi, bir deniz ölürken
Bin denizlerin yetişeceğini"

Türkan DİNCER


anasayfaya dön

anasiteye dön