yeniedebiyat.sitemynet.com
ali__ah_n_alsah.jpg

AlsahBlog/
**

AlsahBlog/
**


Cumhuriyet 22.04.2003
CHP'li Gazalcı, 1948'de öldürülen yazar için soru önergesi verdi
Sabahattin Ali Meclis'te
________________________________________________
ANKARA (ANKA) - CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı , Türk solunun önde gelen isimlerinden ünlü yazar Sabahattin Ali 'nin öldürülmesini 55 yıl sonra Meclis gündemine taşıdı. Gazalcı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'dan, Türk siyasi hayatının karanlıkta kalan cinayetlerinden ''Sabahattin Ali cinayeti'' ne ilişkin devlet arşivlerindeki belgeleri açıklamasını istedi. Gazalcı, Başbakan Erdoğan'ın yanıtlaması amacıyla TBMM Başkanlığı'na verdiği soru önergesinde, 1948 yılında Türkiye-Bulgaristan sınırındaki Sazara köyü ormanlık alanında başına vurularak öldürülen yazar Sabahattin Ali cinayetini gündeme getirdi. Gazalcı, ''Olayın üzerinden 50 yılı aşkın süre geçtiğine göre devletin elindeki her türlü gizli belge açıklanabilir'' dedi. Başbakan Erdoğan'ın, olayı aydınlatabilecek devlet arşivindeki belgeleri açıklamasını isteyen Gazalcı, Erdoğan'a şu soruları yöneltti: ''Sabahattin Ali'nin öldürülmesini kimler istemiştir? Bu konuda öldürene kimler emir vermiştir? Sabahattin Ali öldürüldüğünde üzerinde çıkan yazı, not vs. var mıdır? Varsa nelerdir?''

****************************

Sabahattin Ali cinayeti 55 yıl sonra Meclis gündeminde.
Cumhuriyet 30.06.2003
İçişleri Bakanı soru önergesine yanıtında, öldürülen yazarın adına yer vermedi
Arşivde Sabahattin Ali 'bulunamadı'

CAN GAZALCI
_________________________________________________
ANKARA - Devlet, ünlü yazar ve ozan Sabahattin Ali cinayetini aydınlatacak bilgi ve belgeleri zamanaşımını gerekçe göstererek arşivde ''bulamadı.'' İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu , konuyla ilgili soru önergesini yanıtlarken Sahabattin Ali'nin adını anmadı. ''Belirtilen olayla ilgili olarak zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan konuyla ilgili bilgi ve belge mevcut değildir'' diyen Aksu, Dışişleri Bakanlığı'ndaki araştırmanın sürdüğünü belirtti.
CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı 'nın TBMM gündemine taşıdığı Sabahattin Ali'nin 1948'de öldürülmesi olayı, aradan geçen 55 yıla karşın aydınlatılamadı. Soru önergelerine ortalama 20-25 gün içinde yanıt verilirken Ali ile ilgili önergeye, TBMM Başkanlığı'na sunulmasının ardından 2 aydan fazla süre geçmesine rağmen, 19 Haziran 2003 tarihinde yanıt verildi. Gazalcı'nın Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın yanıtlamasını istediği sorulara, Başbakan adına İçişleri Bakanı Aksu yanıt verdi. Aksu'nun yanıtında cinayeti aydınlatıcı herhangi bir bilgiye yer verilmedi. Sabahattin Ali'nin adına da metinde yer vermeyen Aksu, yanıtında şöyle dedi: ''Önergede belirtilen olayla ilgili olarak zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan konuyla ilgili bilgi ve belge mevcut değildir.''
Aksu, Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde konuyla ilgili araştırmanın yapılmakta olduğunu kaydederken ''Bilgi bulunduğu takdirde ayrıca bilgi verilecektir'' dedi.
Gazalcı: Kaçamak yanıtlar verildi
Gazalcı, Aksu'nun Sabahattin Ali ile ilgili yanıtına tepki gösterdi. Gazalcı, ''Şimdiye değin soru önergelerine açık ve madde madde yanıt verilirken bu konuda yazarın adı anılmadan kaçamak yanıt verilmesi beni devlet adına üzdü'' dedi. Önergeye ''yasak savar'' biçimde yanıt verildiğini kaydeden Gazalcı, ''Yine de bir umut olarak, 'araştırılmaktadır' deniliyor. Konuyu ısrarla izleyeceğim. 50 yıl gizli tutulması gereken arşivin bulunamaması ilginçtir. '' diye konuştu.

Sabahattin Ali'nin 1948'de öldürülmesi olayı 55 yıldır aydınlatılamadı.

Sabahattin Ali Öykü Ödülü sonuçları
______________________________________________________
**Kültür Servisi - Edremit ilçesi Güre Belediye Başkanlığı'nın bu yıl ilk kez düzenlediği ''Sabahattin Ali Öykü Ödülü''nün sonuçları açıklandı. Katılıma gösterilen yoğun ilgi ve yapıtların niteliği nedeniyle birincilik ve başarı ödülleri bölüştürüldü. Feridun Andaç, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Osman Şahin ve Öner Yağcı'dan oluşan seçici kurul birincilik ödülünü Mehmet Güler'in ''Arka Oda'' adlı yayımlanmamış öykü dosyası ile Zeynep Aliye'nin ''Raylardaki Merdivenler'' adlı yayımlanmamış öykü dosyası arasında bölüştürdü. Başarı ödülünü, Özcan Karabulut'un ''Baştan Sona Yalnızlık'' adlı kitabı ve Hakan Şenocak'ın ''Naj'' adlı yayımlanmamış öykü dosyası paylaştılar. Özendirme ödülünü ise ''Kalıcı'' adlı yayımlanmamış öykü dosyasıyla Murat Bülent Tepebaşlı aldı. Yarışma sonuçları ile ilgili ödül töreni programı, 1998 yılı 9. Sarıkız Etkinlikleri kapsamında belirlenerek duyurulacak.
Zeynep Aliye 'Raylardaki Merdivenler'le 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülü'nü kazandı
'İnsanın bütün hallerini yazıyorum'
'Raylardaki Merdivenler' adlı öykü kitabıyla 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülü'nü kazanan Zeynep Aliye, evrenin ve insanın evrenle ilişkisinin on iki öyküyle on iki ayrı görünümünü sunuyor. Yazarın alegoriyle, metaforla, simgelerle, imgelerle ve düşsel dünyanın varlıklarıyla yüklü kurgusu, bu kitapta çok daha fazla yoğunluk kazanıyor. Aliye'nin öykülerinde 'olay' yok, gitgide şiddete, sevgisizliğe, kaosa sürüklenen insanın 'durumlar'ı var.

AHSEN ERDOĞAN

Zeynep Aliye 'nin öykü dünyasında sürdürdüğü yolculuğun 'şimdilik' son durağı, 'Raylardaki Merdivenler' . Yazara 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülü 'nü getiren kitap, evrenin ve insanın evrenle ilişkisinin on iki öyküyle on iki ayrı görünümünü sunuyor. Alegoriyle, metaforla, simgelerle, imgelerle ve düşsel dünyanın varlıklarıyla yüklü kurgusu, bu kitapta çok daha fazla yoğunluk kazanıyor. Bir öyküsünde aşk, hüzün ve yalnızlıkla örülmüş bir yaşam kesitini bulmacanın kareleri içine yerleştiriyor örneğin. Bir diğerinde Antik Çağ'dan bir mizansen sunuyor. Ya da bir müzede sergilenen, insanların baktığı ama görmediği, kendi yalnızlığına terk edilmiş bir aynada yaşamın ta kendisini yansıtıyor. Öykülerinde 'olay' yok, gitgide şiddete, sevgisizliğe, kaosa sürüklenen insanın 'durumlar' ı var. Felsefeden, mitolojiden, psikolojiden ve bilimin diğer dallarından besleniyor. Ayrıca şiiri sızdırıyor öykülerine. Onun için şiir ve öykü birbirine en yakın yazın türleri.
Zeynep Aliye'yle son kitabı ve aldığı ödül üzerine konuştuk.
- Gerek dil gerekse kurgu yönünden son kitabınızı öykücülük serüveninizin neresinde görüyorsunuz?
Bir arayışın içerisinde olduğum kesin. Benimki muğlak, bomboş, geniş bir alan. Başlangıçtan beri 'nasıl yazmalıyım' ın peşindeyim. Durmaksızın yeni renkler keşfetme, yeni tınılar bulma, yeni bir kurgunun oluşturulması... Hep bir keşif...
- Peki 'Raylardaki Merdivenler'le neyi keşfettiniz?
Öykücülük serüvenimin aslında bir bütünü oluşturma çabası olduğunu bu kitapta gördüm. Bir baktım ki ben aslında bir bütün öykü yazıyorum. Durmaksızın süren o arayışın benim 'bütün' ümü, kendimi bulmak çabası olduğunu anladım.
Bir de, aslında baştan beri yazdığım bir şeyi şimdi daha bilinçli olarak bu kitapla birlikte irdelemeye başladığımı düşünüyorum. Bu da şu: Ben insanı bütün halleriyle yazıyorum, bütün zaaflarıyla, güzellikleriyle, olumlu olumsuz halleriyle. Doğanın, nesnelerin bir parçası olarak görüyorum onu. İnsanların nesnelerle ve doğayla biçimlendiğini ve var olabileceğini düşünüyorum. Zaten birey olarak kendimi dünyanın bütün halleri içerisinde değerlendiriyorum. İnsan bütün halleri kendi içerisinde taşır çünkü.
- İnsanın en çok ilgi duyduğunuz hali yalnızlık ve yabancılaşma gibi görünüyor...
İnsanlar kendi dünyalarını yarattıklarını sanarak kapılarını kapattılar, oysa bireyleşemeden ve kendi dünyalarını kuramadan yarattıkları sanrılara teslim oldular aslında. Sonrasında da bu yalnızlıkla biriken enerjilerini olumsuz bir enerjiye dönüştürerek dış dünyaya vurmaya başladılar. Bu dışarıya öfke, hınç, kin ve şiddet olarak yansıdı. İnsanı buna iten bir yığın neden var: Duygularımızın durmaksızın başkaları tarafından kullanıldığını düşünmemiz, sevginin yakan top gibi fırlatılması, herkesin ona uzak durması ve sevmenin zayıflık olarak değerlendirilmesi... İnsanlar aşk yaşamıyorlar artık. Bir yazar geçenlerde ''Bir yaratıcı aşkı yaşayacak olursa başarısızlığa düşer'' demişti. Bu ne korkunç bir yanılgı!
- Ancak öykülerinizdeki kişiler bu karanlık tablo içerisinde yaşayıp giderlerken bir yandan da yaşamdaki yerlerini, anlamlarını saptamaya çalışıyorlar... Bu olanaklı mı?
Yazar umutlarını da yazar, ütopyalarını da yazar. Ama bu benim sadece ütopik olarak algıladığım bir şey değil. Var böyle insanlar. Biz hâlâ karşılıklı olarak oturup konuşabiliyoruz, ben öyküler yazabiliyorum ve o öykü kitapları yayımlanıyor. Hâlâ şiir var, sanat dergileri çıkıyor, resim sergileri açılıyor. Hâlâ iyi güzel insanca şeyler de var. Bana göre son noktaya kadar bu savaşım sürecek. O son noktaya vardıktan sonra da zaten umutsuzluğu yazacak kimse kalmayacak.
- Bunları bize anlatırken ilk bakışta karmaşık gibi görünen, düşsel varlıklarla, metaforlarla, simgelerle örülü bir kurgu kullanıyorsunuz.
Okuru sanki kendi kaleme ya da bir örümcek ağının içerisine çekiyormuş gibi görünüyorum belki de. Ama aslında okurun o bilinmez yolculuğu yaparken doğruları kendi kendine bulmasını istiyorum. Çünkü insanların büyük çoğunluğu neyi aradığını, neyin peşinde olduğunu bilmiyor. Gizli-açık bir yığın canavar tarafından konuşmamızdan, davranış biçimimize sözcüklerimize kadar biçimlendiriliyoruz. İnsanları o zeminden çıkarıp bir karanlığa sokmak zorundayım kendilerini bulmaları için. Bunu da kendi belleğinde, kendi düşünce mekanizmasında bir arayışa itersem yapabilirim. Yoksa ben onların bulunduğu alandan yaklaşırsam onları kitabın içine çekemem ki...
- Ödül, sizin için ne anlam taşıyor?
Daha önce adlarına konulmuş ödülleri aldığım Haldun Taner, Orhan Kemal 'le birlikte Sabahattin Ali , Türk edebiyatında belli çizgileri olan, kendilerine özgü kalın çizgiler oluşturabilmiş isimlerdir. Tüm bu ödüllerialmak beni sonsuz mutlu etti. Ancak bir yazarın, şairin kimsenin icazetine gereksinimi yoktur. Ama Türkiye'de okura ulaşmanın yolu olarak ödüller çok değer taşıyor. Fark edilmenin yollarından biri de ödül kazanmak.

SABAHATTİN ALİ YAZILARI
______________________________________________________
Cumhuriyet 22.02.2005

SAHNEDEN AYŞEGÜL YÜKSEL

Sabahattin Ali'ye sahneden bakış
______________________________________________________
Ankara Sanat Tiyatrosu, tiyatro dönemini, yazar Ali Berktay'ın 'özel' bir kurguyla Sabahattin Ali'nin dünyasına açıldığı 'Benim Meskenim Dağlardır' oyunuyla sürdürüyor. 'Belgesel' olanla 'kurmaca' olanı iç içe sunan, 'bilgilendirmek'ten çok, 'sezdirme'yi amaçlayan, seyirciyi Sabahattin Ali'nin yapıtlarını okumaya özendiren, yalın ve özenli bir çalışma.
Sabahattin Ali 'yi okur musunuz? Şiirlerini, öykülerini, 'Kuyucaklı Yusuf', 'İçimizdeki Şeytan', 'Kürk Mantolu Madonna' romanlarını okudunuz mu? Ege'de bir tatil yöresine giderken ne zaman Kuyucak'tan geçsem, Yusuf'un serüveninin gözlerimin önünden baştan sona kimbilir kaçıncı kez geçiverdiğini söylesem inanır mısınız?
Sabahattin Ali'nin fotoğraf larını gördünüz mü hiç? Aydın kimliği, gözlüklerinin arkasındaki bakışlarından okunan, o pırıl pırıl giyimli beyefendinin, minik kızı Filiz 'le çektirdiği fotoğraflardaki sevecenliğine tanık oldunuz mu? Filiz Ali'nin 'Filiz Hiç Üzülmesin' başlıklı kitabı elinize geçti mi?
Ankara'da Devlet Konser vatuvarı Tiyatro Bölümü'nün kurucusu Carl Ebert 'in çevirmeni ve dramaturgu olarak çalışmış, yıllarını Anadolu'da öğretmenlik yaparak geçirmiş, yazdıklarından dolayı hapishanelerle tanışmış, sonunda geçimini nakliyecilik yaparak sağlamak zorunda kalmış bu edebiyat erinin, 1948 Nisanı'nda, 41 yaşındayken, 'faili meçhul' bir cinayete kurban gittiğini duyduğunuzda şaşırmış mıydınız? Yoksa, 20. yüzyılın son çeyreğinde tanık olduğunuz, onlarca 'güleryüzlü' aydınımızı 'faili meçhul' şiddet olaylarında yitirmiş olmamızın alışkanlığı içinde 'olağan' mı saymıştınız?
Faili meçhul cinayet
Ankara Sanat Tiyatrosu , içinde bulunduğumuz tiyatro döneminde Ali Berktay 'ın Sabahattin Ali'nin yapıtlarından ve yaşamöyküsünden yola çıkarak yazdığı 'Benim Meskenim Dağlardır' adlı oyunu sunuyor. Rutkay Aziz 'in sahnelediği ve Sabahattin Ali'yi oynadığı oyun, 'Memleketimden İnsan Manzaraları' ile birlikte, hafta içinde Anadolu'nun çeşitli yörelerinde, hafta sonlarında Ankara'da sergileniyor.
Ali Berktay ilginç bir yaklaşımla kurgulamış oyunu. Günümüzde geçen olayda iki gazeteci adayı (Nihat ve Ömer) Sabahattin Ali'nin 'şaibeli' ölümüne ilişkin bir dosya üstünde çalışıyorlar. Ömer bu süreç içinde, yazarın yaşamından bölümleri, yapıtlarını, özel yazılarını ve bunların tümünde yansıyan dünya görüşünü adım adım özümsüyor ve araştırdığı kişiyle bütünleşiyor. Bu 'bütünleşme' aşaması, Sabahattin Ali'nin ve yazdıklarının aynı akışın bir parçası olarak sahnedeki yerlerini almasıyla gerçekleşiyor. Sabahattin Ali'nin yaşantıları ile yazdıklarından bölümler, anlar, örgeler ya da kişiler, içinde yer aldıkları özgün bağlamlardan çıkartılıp bir 'düş' düzeneği içinde birbiriyle örtüştürülmüş. 'Bugün' ü belirleyen Yazı İşleri Bürosu'ndaki sahnelerde bile 'şimdi' ve 'geçmiş', 'belgesel olan' ile 'kurmaca olan' iç içe akıyor.
Sabahattin Ali'nin dünyasında gezinti
Yazar Berktay'ın amacı Sabahattin Ali'nin yapıtlarından bazılarını sahneye uyarlamak değil, Sabahattin Ali'nin 'dünya' sını algılama yolunda toplanmış yaşamsal/düşünsel/sanatsal veriler arasında yaptığı 'gezinti' yi sahne diline dönüştürmek olmuş.
Böylece yazarın yaşamını ya da kimi yapıtlarını 'dramatizasyon' yoluyla öne çıkartarak tiyatrolaştıran bir sahne anlatımı yerine, yaşama kurmacadan, kurmacaya yaşamdan izdüşümler getiren, 'bilgilendirmek' ten çok 'sezdirme' amacı güttüğü için izleyenin düşgücünü harekete geçiren, Sabahattin Ali ve yapıtları hakkında 'daha çok bilme' iştahı uyandıran bir çalışma çıkmış ortaya. Bu amaçla da oyunda kaynak olarak kullanılan metinler program dergisinde ayrıntılı olarak belirtilmiş.
Yönetmen Rutkay Aziz ve Yönetmen Yardımcısı Füsun Akay , oyunun gerçekle kurmaca arasında gidip gelen düşsel akışını kesiksiz bir sahne trafiği ve ışıkla karanlığın kucaklaştığı loş bir ortam içinde gerçekleştirmişler. Bu ortam Cahit Berkay 'ın müzik, Şeyda Demiröz 'ün kostüm, dekor ve mask, Murat Atmış 'ın ışık, Osman Kaya 'nın efekt tasarımlarıyla görsel-işitsel tabana oturtulmuş. Ancak, sahneler değiştikçe -geri planda- değiştirilen 'parça' dekorların taşınmasının daha 'sessiz' kılınamamış olması seyircinin dikkatini dağıttığı gibi akışı da zedeliyor.
'Hüzün' yüklü bir yapım
'Benim Meskenim Dağlardır' , takım oyunculuğuna dayalı bir yapım gerektiriyor. Nesimi Kaygusuz (Ömer), Cengiz Sezgin (Nihat), Hakan Salınmış (Yazı İşleri Müdürü) sürekli rolleri dışında başka kişiliklere de bürünürken, Erol Demiröz, Aylin Saraç, Ebru Saçar, Hasan Ballıktaş, H. Tarhan Karagöz ve Eray Cezayirlioğlu çeşitli kompozisyon rolleri sunuyorlar. Yalnızca Sabahattin Ali'yi canlandıran Rutkay Aziz, rolüne sesi ve jestleriyle oyuncu kişiliğinin damgasını vururken, Filiz Ali'yi oynayan Ayşegül Ünlü kısacık rolüne yalınlıkla yaklaşmış. Kompozisyon rollerinde yer yer oyunun akışını yavaşlatan yorumlara gidildiği (söz gelimi, 'Muhbir' ve 'Firar Hikâyesi', 'Raik Efendi' sahnelerinde) görülüyor. Bu tür sahnelerin hızlandırılması gerekiyor. Genel olarak ise oyunu sarıp sarmalayan belli belirsiz 'hüzün' ortamı özenle korunuyor.
'Benim Meskenim Dağlardır' Sabahattin Ali'yi okumuş ya da okumamış olanlar için farklı tatlar sunan, söyleyecek sözü olan bir oyun. İzleyin.

************************

Cumhuriyet 29.11.2004
ÇAĞRIŞIMLAR AYŞE EMEL MESCİ
Benim Meskenim Dağlardır

___________________________________________________
Ekip son derece başarılı, ama en 'genç' ve en 'kıdemliler'e ayrı bir parantez açmak isterim: Filiz Ali rolünde Ayşegül Ünlü o sade ışıltısıyla bana umut verdi; sevgili Erol Demiröz'ü çizdiği çeşitli tiplemelerde, özellikle Raif Efendi ve Sarhoş'ta izlemek ise ayrı bir keyifti. Rutkay Aziz ise Sabahattin Ali'yi yorumlarken, canlandırdığı kişiliğin ötesine geçip ülkemizdeki sayısız sanatçının ve aydının yazgısıyla buluşturuyordu.
''Sanatçı, bir toplumun lüksü değil kürek mahkûmudur... Sabahattin Ali gibi sanatçılardan söz ediyorum tabii. Bedel ödeyenlerden... Bedel ödemeyi göze alanlardan...'' Ankara, Kızılay... İzmir Caddesi, Ihlamur sokak... Ankara Sanat Tiyatrosu 'nun merdivenlerinden inerken bu toplumda bedel ödemeyi, bedel ödemeyi göze almayı simgeleyen yüzler, isimler uçuşuyor belleğimde... Kişisel tarihimle bir dönem kesişiyor. Tam 30 yıl önce. 1974... Yılmaz Güney 'in 'Endişe' filminin çekimleri yeni bitmiş. Adana'dan Ankara'ya geliyorum ve bu merdivenlerden iniyorum. AST'ta Bertolt Brecht 'in 'Ana' adlı oyununun provalarına katılıyorum. Yönetmen Rutkay Aziz. Erkan Yücel, Meral Niron, Savaş Yurttaş, Şener Kökkaya, Aden Tolay, Yaman Okay, Rana Cabbar, Ayberk Çölok, Erol Demiröz ... Yıl 2004... AST'ın fuayesinde, duvarda kocaman bir pano... Rutkay, '' Metin Deniz 'le birlikte hazırladık bunu'' diyor. Saydığım ve sayamadığım birçok ismin yüzü o panoya nakşedilmiş artık. Bu memleketin son kırk iki yılının sanat hayatında iz bırakanların yüzleri... AST şimdi 42 yaşında...
Sabahattin Ali ve AST
1948'de henüz 41 yaşındayken faili meçhul bir cinayete kurban giden Sabahattin Ali'yi anlatan ve Sabahattin Ali'nin eserini sahneye taşıyan 'Benim Meskenim Dağlardır' ın AST'ta seyirciyle buluşması çok anlamlı bence. Yazar, Ali Berktay , bir 'serbest oyunlaştırma' olarak tarif ettiği metninde iki ayrı kurgu takip etmiş: Günümüzde yaşayan iki genç gazeteci adayı, Ömer ve Nihat ( 'İçimizdeki Şeytan' dan esinlenme) 'Sabahattin Ali Cinayeti' üzerine bir yazı dizisi hazırlamakla görevlendiriliyor ve bir yandan yazarın eserlerini, diğer yandan da dava dosyasını incelemeye başlıyorlar. Kurgunun ikinci kanadında ise yaşamöyküsünden belli kesitleri yansıtmaya uygun öyküler seçilip oyunlaştırılarak Sabahattin Ali'nin yazgısı takip edilmiş, ikinci perdede ise ağırlık yazılara, eşi Aliye ile mektuplaşmalara, dava dosyasından alıntılara kaydırılmış; bu arada farklı öyküler iç içe geçirilerek ritim hızlandırılmış. Bu iki kurgu arasındaki ilişkiyi ise Ömer'in giderek Sabahattin Ali'yle özdeşleşmesi, ona dönüşmesiyle kuran Berktay, bir anlamda yazarın yarattığı dünyanın ve tiplerin günümüzdeki izdüşümlerini de takip etmiş. Finalde ise söz Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali 'ye bırakılmış...
Yalın ve dinamik anlatım
Rutkay Aziz, oyunu sahneye koyarken son derece yalın ve dinamik bir biçim seçmiş. Bu reji anlayışı, Şeyda Demiröz Şinik 'in hem işlevsel hem temsili parçalardan oluşan sahne düzenine ve hem otuzlu kırklı yılları yansıtan hem de günümüzle hoş bir uyum yakalayan kostümlerine de yansımış. Basit bir korkuluk ve bir can simidi, bunlara eklenen deniz sesi efektiyle Kadıköy- Karaköy vapuruna biniyor, bir portmanto ve bir kanepeyle 'muhbir' in, korkudan kurtulmak için arkadaşını önce 'Düşman' görüp sonra da polise satanın evine giriyor, bir demir kapı ve oyuncunun sırtını yasladığı (sahneye derinlik katan) duman grisi fon duvarıyla Sinop Cezaevi'nde bir 'Firar' ın öyküsünü mahkûmlarla paylaşıyor, onlarla birlikte 'Aldırma Gönül Aldırma' diyoruz. Brecht esinli epizodik anlatım tekniği AST'ın genç ve enerjik kadrosunun oyuna yüreğini katmasıyla birleşince son derece akıcı ve seyirciyle kolay ilişki kuran bir oyun çıkmış ortaya. Bu akıcılıkta oyunun müziklerini hazırlayan Cahit Berkay 'ın katkısını da unutmamak gerek.
Rutkay Aziz , Erol Demiröz, Cengiz Sezgin, Hakan Salınmış, Aylin Saraç, Ebru Saçar, Nesimi Kaygusuz, Hasan Ballıktaş, Hayrullah Tarhan Karagöz, Eray Cezayirlioğlu, Ayşegül Ünlü 'den oluşan tüm ekip son derece başarılı, ama en 'genç' ve en 'kıdemliler' e ayrı bir parantez açmak isterim: Filiz Ali rolünde Ayşegül Ünlü o sade ışıltısıyla bana umut verdi; sevgili Erol Demiröz'ü çizdiği çeşitli tiplemelerde, özellikle Raif Efendi ve Sarhoş'ta izlemek ise ayrı bir keyifti. Rutkay Aziz ise Sabahattin Ali'yi yorumlarken, canlandırdığı kişiliğin ötesine geçip ülkemizdeki sayısız sanatçının ve aydının yazgısıyla buluşturuyordu. Oyunun finalinin 'Kuyucaklı Yusuf' un finaliyle buluşturulup sahnede baba-kızın, Sabahattin Ali (Rutkay Aziz) ile Filiz Ali'nin baş başa bırakılması ve bu sahnenin oynanışındaki sadelik ve sahicilik ise çok etkili ve sarsıcıydı: ''Babam için uzun yıllar hiç gözyaşı dökmedim. Çünkü o, Filiz hiç üzülmesin demişti. Ama Deniz'ler asıldığında, Sinan'lar, Mahir'ler öldürüldüklerinde çok ağladım, yıllarca babam için biriken gözyaşları durmadan aktı, aktı...''
Ruhumuzun yarısı
Eve geldikten sonra Sabahattin Ali'nin eserlerini, öykülerini yeniden okuma ihtiyacı duydum. Bu arada toplu şiirlerini de karıştırdım. Şiirlerinden ne çok popüler şarkı sözü yapıldığını görünce şaşırdım biraz. 'Aldırma Gönül', 'Çakır', 'Melankoli', 'Ben Gene Sana Vurgunum', 'Kara Yazı', 'Geçmiyor Günler Geçmiyor', 'Benim Meskenim Dağlardır' ... Bekir Coşkun 'un son yazılarından birini anımsadım: Edremit'te Sabahattin Ali Sokağı 'nın tabelası 'bilinmeyen eller' tarafından sökülüp duruyormuş. Acaba o tabelayı sökenler, hayatlarının bir döneminde bu şarkılardan birini olsun mırıldanmamış mıdır diye düşündüm.
Oyunda Ömer'in söylediği gibi: ''Ruhumuzun yarısı Sabahattin Ali'nin eserlerinde, diğer yarısı da onun başına inen sopada ya da sırtına saplanan kurşunda...'' Sabahattin Ali seslendi sonra sahneden: ''Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika'ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek millet önünde secdeye vardık. O da kendi cefakâr milletimizdir. Meğer ne büyük günah işlemişiz... Bu memlekette namuslu olmak ne zor şeymiş meğer...''


Ankara Sanat Tiyatrosu yeni sezona hazırlanıyor
Deniz Gezmiş ve
Sabahattin Ali aynı sahnede

Ankara Sanat Tiyatrosu bu yıl, 'Deniz Diye Bir Delikanlı' ve 'Benim Meskenim Dağlardır' adlı oyunlarla Deniz Gezmiş ve Sabahattin Ali'nin yaşamöykülerini sahnesine taşıyacak. Ayrıca Behiç Ak'ın 'Ayrılık' adlı oyununun yanı sıra çocuk oyunları da sahnelenecek.

BAHAR TANRISEVER

ANKARA - Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), 2000-2001 tiyatro sezonunda yine toplumsal olaylardan yola çıkarak sanat aracılığıyla izleyiciyi bilinçlendirme işlevini sürdürmeye hazırlanıyor. AST bu yıl, ''Deniz Diye Bir Delikanlı'' ve ''Benim Meskenim Dağlardır'' adlı oyunlarla Deniz Gezmiş ve Sabahattin Ali 'nin yaşamöykülerini sahnesine taşıyacak.
AST, 2000-2001 tiyatro sezonunu, Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu biriminin 23 Eylül'de sergileyeceği ''Hogi ve Togi'' adlı çocuk oyunu ile açacak. Yeşim Dorman 'a ait oyunu Metin Balay yönetiyor. Müziklerini Kemal Günüç 'ün hazırladığı oyunun dansları da Gülüm Pekcan 'a ait.
Maurice Yendt 'in ''Tiyatro Makinesi'' adlı oyunu da 30 Eylül'de sergilenmeye başlayacak. Olcay Poyraz 'ın Türkçeye çevirdiği oyunun yönetmenliğini Metin Balay üstleniyor. Müzik ve danslarda yine Kemal Günüç ve Gülüm Pekcan var.
AST'ın bu sezon dikkat çeken oyunlarından biri ''Deniz Diye Bir Delikanlı'' . Deniz Gezmiş'in yaşamını sahneye taşıyacak olan oyunu Metin Balay yönetecek. Ayrıca Ali Berktay 'ın Sabahattin Ali'nin metinlerinden yola çıkarak yazdığı ''Benim Meskenim Dağlardır'' adlı yapıt sahnelenecek. Yönetmenliğini Rutkay Aziz 'in üstleneceği oyunun İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'ne yetiştirilmesi planlanıyor. Oyunda 2 gazeteci arkadaş, Sabahattin Ali'nin ölümünün ardındaki sis perdesini araştırıyor.
'Seyirci sıkıntısı yaşanıyor'
AST, Behiç Ak 'ın kadın-erkek ilişkileri temelinde toplumdaki yozlaşmayı anlatan ''Ayrılık'' adlı oyununu da sergileyecek.
AST Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Metin Balay, bu yıl oyun seçiminde çocuk ve gençlik oyunlarına ağırlık verdiklerine dikkat çekiyor. Son yıllardaki yozlaşmanın tiyatro alanına da yansıdığını anlatan Balay, şöyle konuşuyor:
''Tiyatro adına yapılan gösteriler seyirciyi trolledi. Trol, teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen ağ demektir. Bu, yumurtaların ölmesine yol açar. Türkiye'de bir seyirci sıkıntısı yaşanıyor. Bunun sebebi de bu. Küçük çocuklar tiyatro diye izledikleri olumsuz şeyler yüzünden tiyatro seyircisi olamıyor.''
Balay, ''Tiyatrocuyum'' dediğinde kendisine ''Hangi televizyon programında çıkıyorsunuz'' sorusunun yöneltildiğini belirterek, tiyatro ile televizyonun birbirine karıştırıldığını anlattı. Tiyatro izleyicisinin yok olmaya başladığı uyarısında bulunan Balay, bu yetersizlikten yola çıkarak çocuk ve gençlik oyunlarına ağırlık vermeyi kararlaştırdıklarını söyledi. Sezonda ''güler yüzlü'' işler yapmayı düşündüklerini belirten Balay, ''Bu illa komedi ya da sululuk anlamına gelmiyor. Bireysel, toplumsal anlamda hepimizin ilgilendiği, sorunsallaşan durumlardan yola çıkarken bunlara karşı direnci yaratacak bir üslubu yakalamaya çalışıyoruz'' dedi.
Repertuvar tiyatrosu olmak için çaba harcadıklarını belirten Balay, ''Sabahattin Ali ile Deniz aynı sahnede... Bugüne kadar ıska geçilen bir konuya değinilmesini arzu ediyoruz; devlet eliyle işlenen cinayetler konusuna değinmek istiyoruz. Sabahattin Ali ve Deniz bunun 2 ünlü örneği. Hâlâ bir sürü kayıp var. Bu kez doğrudan kendi kayıplarımızdan söz edeceğiz'' diye konuştu.
''Deniz Diye Bir Delikanlı'' ve ''Benim Meskenim Dağlardır'' oyunlarında hızlı sahne geçişlerine yer vereceklerini anlatan Balay, gençlere şu çağrıda bulunuyor:
''Yıllardır gençliğe birey olmaları gerektiği vaz ediliyor. Birey nasıl olunur, göstermek istiyoruz. Buyurun gelin. Kanı deli olan bir genç insan; Deniz'in mücadeleciliğini gösteriyoruz. Şakalarını, zekâ dolu esprilerini, babasından nasıl azar işittiğini, arkadaşının mezarı başında nasıl ağladığını, bir mitingde nasıl bütün kitleyi avucu içine alıp hedefe yürüttüğünü, kısacası Deniz'i tüm yönleriyle gösteriyoruz. Deniz Gezmiş, hayatı hiçbir zaman teyet yaşamamış. Ölüme, kavgaya, aşka balıklama girmiş bir insan.''


Cumhuriyet 02.04.2004
Sabahattin Ali'nin bir romanını ilk kez Hülya Karcı oyunlaştırdı, Çetin İpekkaya yönetti
Kürk Mantolu Madonna Berlin sahnelerinde
Avrupa'daki az sayıda ödenekli Türk tiyatrosundan biri olan ve Berlin'de bulunan Tiyatrom'da sahnelenen 'Kürk Mantolu Madonna' Avrupa'yla geçmişimizi ve bugünümüzü yeniden değerlendirme fırsatı tanıyor.

NURKAN ERPULAT

BERLİN - Geçen yüzyılın önde gelen Türk yazarlarından Sabahattin Ali 'nin yapıtları, birçok kez beyazperdeye aktarılmış ( Yusuf Kurçenli 'nin 'Gramofon Avrat' ı, Feyzi Tuna 'nın 'Kuyucaklı Yusuf' u), ancak hiçbir yapıtı tiyatroya uyarlanmamıştı. Şimdi, Avrupa'daki az sayıda ödenekli Türk tiyatrosundan biri olan ve Almanya'nın başkenti Berlin'de bulunan Tiyatrom'da Sabahattin Ali'nin 'Kürk Mantolu Madonna' sı, ilk kez tiyatro seyircisiyle buluşuyor. Yapıtı, dramaturg ve yazar Hülya Karcı oyunlaştırırken, tiyatro yönetmeni Çetin İpekkaya sahneledi.
Kürk Mantolu Madonna romanı, çocukluk ve gençlik yıllarını Edremit'te geçiren, çalışacak yaşa geldiğinde ne yapacağını pek bilemeyen ve en sonunda babasının mis sabunculuğunu öğrensin diye Avrupa'ya gönderdiği Raif'in öyküsünü anlatır. Böylece Raif, Kurtuluş Savaşı'nın sürdüğü yıllarda, kendini Berlin'de bulur ve dilini bilmediği Almanya'daki macerası başlar. Ancak kahramanımızın, 1919 yılının Almanya'sındaki yaşamının gerçek bir maceraya dönüşmesi, Kürk Mantolu Madonna'yla (Maria) karşılaşmasıyla olur. Başına buyruk ve baskıcı bir kadın olan Maria, bir parça 'kız' gibi büyütülen 'naif' Raif'te ilk kez, diğer erkeklerde rastlayamadığı değerleri bulmuştur: Dingin bir Doğu duyarlılığı ve ne yazık ki çok sonradan ayrımına vardığı gerçek aşk...
Bu uzun soluklu anlatı Birinci Dünya Savaşı'ndan yeni çıkmış yorgun Berlin'de geçer. Zamanın kültür ve sanat başkenti Berlin'de, günden güne belirginleşen Yahudi düşmanlığının, Adolf Hitler adlı başçavuşun ardından giden ve gittikçe zenginleşen Alman milliyetçilerinin ve bu ortamda zamanlarını meyhanelerde geçiren entelektüellerin izlerini sürmek mümkün.
'Tiyatro hâlâ en iyi iletişim aracı'
Hülya Karcı'nın aynı adı taşıyan oyunu ise romana ve romanın kurgusuna bağlı kalan bir uyarlama. Karcı, ''Oyunlaştırma, yeniden yorumlamak anlamına geliyor benim için. Bir oyun sahnelendiği zaman da yönetmenin getirdiği bir başka yorumla zenginleşmiş oluyor'' diyor. Yazar, kendi yorumunu oyuna aktarırken sancılı bir süreçten geçmiş. Ancak Sabahattin Ali'nin bir aşk öyküsü ekseninde dönemin toplumsal yaşamını, bazen tek bir sözcükle, bazen bir davranışla ustaca anlatarak ipuçları sunması, Hülya Karcı'nın romanı oyunlaştırma sürecine yön vermiş. Böylelikle Karcı, romandaki toplumsal olayları oyunda öne çıkarmış. Öte yandan Kürk Mantolu Madonna'yı neden oyunlaştırdığı konusunda Karcı, ''İnsanı yazmaya iten duygunun, paylaşma duygusu olduğuna inanıyorum. Bir duygu ve düşünceniz varsa ve bunu artık içinizde tutmanın olanağı kalmamışsa yazmak ve okurlarla ya da seyirciyle paylaşma isteği önüne geçilmez oluyor. Bende de Kürk Mantolu Madonna'yı başkalarıyla paylaşma isteği onu oyunlaştırmama yol açtı'' diyor ve ekliyor: ''Tiyatronun Antik Yunan'dan bugüne hâlâ en iyi iletişim aracı olduğunu düşünüyorum.''
Oyunu sahneleyen ise Devlet ve Şehir Tiyatroları'nda yaptığı çalışmalarla tanınan yönetmen Çetin İpekkaya. Oyunu sahneye aktarırken film tekniğinden yararlanan yönetmen, tiyatroda yeni bir dil yaratma çabasında. Raif karakterini, kendi çıkmazlarının, kişisel sorunlarının içine gömülmüş ve dünyada olup bitenin farkına bile varmayan biri olarak çizmeye özen göstermiş. Üstelik, kendi ülkesindeki kurtuluş savaşı da bu olup bitenlerin arasında...
Tiyatromuz için bir kazanç
Kürk Mantolu Madonna, Avrupa'daki Türklerin geçmişine ilişkin ipuçları da veriyor. Türklerin Avrupa'daki geçmişlerini 1960'larda başlatan ve onları neredeyse hâlâ 'konuk işçi' olarak tanımlayan Avrupa'yla geçmişimizi ve bugünümüzü yeniden değerlendirme fırsatı tanıyor bizlere. Türk oyun yazarlığının epey durgunlaştığı, pek yeni oyun yazılmadığı şu dönemde, Sabahattin Ali gibi değerli yazarların sahneye aktarılmasının Türk tiyatrosu adına bir kazanım olduğunu da belirtmeliyiz. Bu bağlamda oyunun yazarı Hülya Karcı'yı bir kez daha kutluyor ve oyunun Berlin'deki dünya ilk oynanışından sonra Türkiye'de de sahnelenmesini diliyoruz.

Düşler kadar uzak bir sevgili
TRT 1 21.45
Sabahattin Ali'nin 'Arap Hayri' yapıtı ekrana geliyor.

TURHAN GÜRKAN
_____________________________________________________
Ünlü edebiyatçılarımızın öykülerine ayrılan 13 bölümlük ''Öykülerde Yaşayanlar'' dizisinde Sabahattin Ali 'nin ''Arap Hayri'' yapıtı yer alıyor.
Yapıtlarında Anadolu insanının basit çevresini, yaşama güçlüğünü yalın, gerçekçi bir dille anlatan yazarın filme alınan ''Hanende Melek'', ''Gramofon Avrat'', ''Hasan Boğuldu'', ''Bir Delikanlının Hikâyesi'' öyküleri ve ''Kuyucaklı Yusuf'' romanı dışında ''Değirmen Dağlar ve Rüzgâr'', ''Kağnı'', ''Ses'', ''Yeni Dünya'', ''Sırça Köşk'' öykü kitaplarıyla ''İçimizdeki Şeytan'', ''Kürk Mantolu Madonna'' romanları bulunuyor.
Sabahattin Ali, konusunu Pertev Naili Boratav 'ın anlattığı bir olaydan alan, 1936'da ''Kağnı'' kitabındaki ''Arap Hayri'' öyküsünde, çoğu yapıtlarında olduğu gibi kadın yoksunu basit taşra erkeğinin tutkusuna dayalı bir İç Anadolu kasabasındaki ayakkabı boyacısının acı biten umutsuz aşkını anlatıyor. Hilmi Akyalçın 'ın yönetmenliğini yaptığı filmde Ümit Acar, Gülşen Sezek, Recai Topaç, Ayla Ötüken oynuyor.
Esmer renkli, kaba-saba görünüşlü ayakkabı boyacısı Arap Hayri, gösteri yapmaya Beyşehir'e gelen gezginci bir kumpanyanın işveli artisti Adalet'e tutulur. Pırıltılı bir görünüm

kardelen3.jpg


anasayfaya dön

anasiteye dön