Çok değerli memleklet severler, demokrat zihniyetliler, Büyük Türkiye sevdalıları ; ülkemizin yetiştirdiği çok kıymetli değerlerinden biri olan Sayın Prof.Dr.Oktay SİNANOĞLU’nun ülkemiz gerçeklerini konu alan “HEDEF TÜRKİYE “ kitabından edindiğim etkilenmeleri, önemli tespitleri sizlerle paylaşmak istedim.Yapılan tespitlerin tamamını okuduğunuzda göreceksiniz ki güzel vatanımızın hangi tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu, bu büyük Milletin şerefli birer mensubu olarak neleri bilmemiz gerektiğini düşüneceksiniz. Bizler bu coğrafyada Millet olarak büyük mücadeleler sonucunda varlığımızı devam ettirmek imkanını elde etmiş bulunmaktayız. Bu Millet herkesten daha çok mutluluğa layıktır, herkesten daha çok müreffeh yaşamaya layıktır. Bunu başarmanın birinci yolu önündeki engellerin temizlenmesi dir. Önümüzdeki engellerin neler olduğu nu sayın hocamız engin bilgileriyle ortaya koymuş, her Türk vatandaşının bunları bilmesi bir vatandaşlık borcudur diye düşünmekteyim. Buyurun o zaman, birlikte hocamızın kitabının galerisin de dolaşalım.
Hedefsiz Plan Olmaz:
Plan için araştırma gerekli, Araştırma içinde ciddi bir eğitim düzeni. İktisadın başını yeni teknolojiler çekiyor. Teknolojiyi bilimsel buluş ve gelişmeler beslemektedir. Gene araştırma, gene eğitim. Her ülkenin hedefleri var. Devletler bu hedeflere yürünmesinde öncülük ediyor. Ülküler bir yıldıza benzer, belki o yıldızı tutamazsın, ama oraya doğru yürürsün. Bir topluluğa topyekun gidecekleri bir hedef gösterildiği zaman ve buna inandıkları zaman o insan topluluğu toplumlar
olağanüstü işler beceriyorlar.
Her ülkenin milli hedefleri vardır, her sahada milli hedefleri vardır, her sahada siyaseti vardır, milli siyaseti vardır. Her ülkenin planları, hedefleri var A.B.D’ nin herkesten fazla hedefleri var.
Japonlar 1980 de 10 senelik plan yaptılar, milli hedefleri tayin ettiler. Her ülkenin planları var, Şu anda Amerika’da milli araştırma hedefleri var mı? Araştırma hedefleri var şu anda, çok olmadı başlayalı “İnsan genomu projesi “. İnsanın kalıtımını, irsiyetini sağlayan moleküllerin üstünde yüz bin tane gen var ve insanın her şeyini , hatta huyunu, suyunu, bu genler belirliyor. Amerikan üniversitelerinde araştırma kurullarında sanayisinde, bunun üzerinde çalışlııyor ve hemen işi bitirdiler.
Bakın şimdi, bir memlekette 30 sene, 40 sene birileri çıkıp illa Avrupalı olacağız, illa da olacağız derlerde, niye olacağız, bunu kimse anlatmazsa bu işte bir garabet var demektir.
İnsanların hedefleri olması gerektiği gibi, bir ülkenin, bir milletinde kendine has bağımsız hedefleri olması gerekir. Başka ülkelerde var.
Atatürk zamanında bu milletin hedefleri vardı. Dönem dönemde olmuştur. Hedefleri olduğu müddetçe bu millet büyük işler başarmıştır.
Hedefler gerekli ve bir milli siyaset gerekli. Küreselleşen dünyada ulusal hedeflerin olması daha da önem kazanmıştır. Küreselleşmeye taraftarız, ancak, küreselleşme evrenselleşme eşit haklara sahip olan aşağı yukarı eşitler arasında olur. Biri her şeyi dağıtıyor, diğeri de her şeye eyvallah demek zorunda kalıyorsa ve buna da alışıyorsa o zaman bu küreselleşme değildir. Bunun adına sömürgeleşme denmezde ne denir ?
Türkiye’nin birinci sorunu hedefini şaşırmış olması. Milletçe sormak lazım. Atatürk’ten beri bu milletin hiçbir gayesi hedefi var mı ? Ne olmalı ? Yoktur. Birileri dayatıyor, “İlla Avrupalı olacağız. “İlla küçük Amerika olacağız.” Nedeni yok. Başka bir şey yok. Onun içinde milletçe dağılıyor o zamanda birbirimizle uğraşıyoruz. O zaman dışardan oyunlar çok kolaylaşıyor. Milli bir hedef yok. İnsanları birleştiren bir şey yok. Atatürk’ten beri yok. Kimlik olmayınca hedef nasıl olacak.
Önce genel hedeflerimizi ve genel siyasetimizi tayin etmeliyiz.
Nerde görülmüştür bir ülkenin bütün komşularıyla düşmanlığı var. Onlar bize düşman biz kimseye düşman değiliz. Bizim herkese bağrımız açık, ama hepsi bize düşman. Sen kendini bilsen ,herkes seninle dost olacak, herkes itibar edecek.
Kendine itibarı olana başkası da itibar eder.
Batı insanının, Amerikalısı, Rus’u dahil, suratlarında nur yoktur, gözlerinde yumuşaklık, insanlık yoktur. Okumuşu bile insana katil gibi bakar. Bizim insanımız farklı ,yanaştığınızda boynuna sarılır,”Kardaş” deyip ağlardı.
Batı, İslam Dünyasının yeniden toparlanıp kendi kendisine hakim olur duruma gelmesini olsa , olsa Türklerin başarabileceğini biliyor. Türk Dünyası’nın da, dolaysıyla Batının derdi TÜRK iledir.
Batılı Türk’lerin kendilerine güvendikleri zaman pek çok işi başardıklarını görüyor. İçerden engellere rağmen halk, bu millet, bir sürü işi becerdi. Hatta başka ülkelere işçi olarak gitti, işveren oldu. Onun için bu içerdeki, dışarıdaki düşmanlar son derece endişe ediyorlar. Dolaysıyla bu düşmanlar, adım, adım bilhassa son 50 yıldır hızlanarak ”Bu işi kökünden nasıl hallederiz” ile uğraşmışlardır. Yıllarca haçlı seferi yaptılar bir türlü beceremediler bu işi. Sonunda dedikleri “Biz bu işi içinden hallederiz. Bunları içinden bozarsak Türklük Müslümanlık şuuru bırakmazsak, ve nihayet birbirine düşürürsek, kim olduğunu, feleğini şaşırmış hale getirirsek, dinini, tarih şuurunu yok edersek, o zaman bu işi biz rahatça hallederiz” Bu planlar yürümektedir de ve bu o kadar hızlı ve başarılı bir şekilde yürümüştür ki, diyorlar ki; zaten 2001 yılı sonunda bu işi bitireceğiz.
İngilizler planlı olarak Hicaz’da Vâhabilik gibi sahte bir mezhep kurdu. Şimdiki Suud Kralları da bunların torunlarıdır. Vâhabiler ilk iş olarak Hicaz’da bulunan 300-500 bin Türk’ü kestiler. İngilizler Hindistan’da da sahte Ahmed-i mezhebini kurdular. Bunlar çözülmemiz için işin tarihi başlangıçları. Bunun yanı sıra Türk Eğitim sisteminin , dilinin, ahlaki kuralların yozlaştırılması gibi çalışmalar var. Bu işler 1700 ler de alevleniyor. Ondan sonra 1838’de İngilizler dünyanın küreselleştiğine dair bir edebiyatla ve Osmanlı İmparatorluğu içersindeki bazı idarecileri satın alarak GÜMRÜK BİRLİĞİ anlaşması imzalattılar. İngiliz malları Türkiye’ye doldu. O zamanlar Ankara’nın nüfusu 90 bindi. Büyük bir el dokuma sanayi vardı. Dünyaca meşhur kumaşlar üretirlerdi. Bu anlaşmadan 10-15 yıl sonra Ankara’nın nüfusu 30 bine düşmüş. Dokuma sanayi ölmüş, ardından Tanzimat Fermanı ile köşe başlarındaki bazı adamlarında gayretiyle çözülme başladı. Fransa ya rasgele amaçsız, öğrenci gönderilip sahte sömürge aydınları yetiştirildi. Bu aydınlar aralarında Fransızca konuşmaya başlamış. Nitekim bana bir Japon uzman birkaç yıl önce şöyle dedi. ”1860’larda Osmanlı Devleti Dünyanın en büyük devletiydi. Dağılacağı falanda ihtimal dahilinde değildi.
Yıl 1860 Bunu bana aktaran Türkiyat uzmanı Japon Türkiye için ağlayarak bak, dedi şimdi de sizin ülkeniz İngilizce den dağılacak. Ha şu da var.O zamanki monşerlerin Fransızca konuşma modası Türk halka, tabana kadar inmemişti ve Tunus’un aksine biz paçayı Fransa dan kurtardık.
Soy sop karışıklığı önemli değildir. Önemli olan “KÜLTÜR GENLER” i dir. Kültür kalıtımı irsiyettir.
DİL GÖNLÜ YÜZDÜREN GEMİDİR
Gönül giderse, din imanda gider.
En son Eğitimi bozma işini Amerika almış 1945 yılından beri
İsmet Paşa Amerikalılarla anlaşma yapmış, demişler ki; Milli Eğitim Bakanlığında 8 kişilik bir kurul olacak dördü Türk, dördü de Amerikalı olacak. Ama dört Amerikalıdan biri Amerikan elçisi ve onun oyu iki sayılıyor.1945’ ler den beri onların marifetiyle Türk Eğitim sistemi dünyanın en rezil sistemine dönüştürüldü. Diğer bir ifadeyle eğitimsizleştirme sistemi geldi.
Yabancı dille eğitim hızlandıkça yabancı dil öğrenme ayrı meseledir, kafalar sömürgeleşir , gönüllü köleler yetişir.
Dinde, dilde, ülküde birlik. (Gaspıra’lı İsmail)
FARANSIZ’I, İNGİLİZ’İ , AMERİKALI ‘SI RUS’U İŞGAL ETTİĞİ ÜLKEDE ŞUNLARI YAPMIŞTIR.
1- Yer isimlerini yabancı isimlerle değiştirmek. 2- Eğitimi ülkenin kendi dili yerine yabancı dille yaptırmak, sonunda ülkenin resmi dilini ( Fransızca ,İngilizce, Rusça sömürgeciye göre değişir.) sömürge dili haline çevirmek. Ülkenin ulusal harsını , kimliğini hızla yok etmek.
3- Uyum içinde yaşamış azınlıkları, yada etnik grupları önce çoğunluğa karşı kışkırtmak, sonrada çoğunluğun tepesine kilit noktalara, idari mevkilere getirmek,onlar aracılığıyla ulusal birliği, bütünlüğü, kimliği yok etmek.
1953’e dek, Türk okullarında, tüm dersler üstün vasıflı öğretmenlerce, Türkçe
olarak verilir, öğrenci konuları derinliği ne öğrenir, en önemlisi, sorgulamayı, muhakeme etmeyi, düşünmeyi, öğrenirdi. Bugün, bunlardan eser kalmamıştır. Amerikan ,İngiliz danışmanlarının ve onların güdümünde olanların marifetiyle önemli dersler seçmeli derslere dönüştürülmüştür.
Açık söyleyelim, milletimize 47 yıldır yutturulan bu oyun, ”yabancı dille eğitim ihaneti” kendi öz kaynaklarımızla kendimize yaptırılan İngiliz misyonerliği demektir. Yabancı dille eğitimde ne yabancı dil, ne de anlayarak , ezbersiz/fen öğrenilir, üstelik öğrenci Türkçe’yi unutur,milli kültürünü kaybeder.
Eğitim düzenimizin perişan edilmesi, dolaysıyla ülkemizin geleceğinin tehlikeye atılması , “yabancı kültür, daha doğrusu kültür (HARS) yok etme” mühendislerinin ve onların İngiliz Muhipleri Cemiyeti uzantılarının yerli üyesi yardakçıların marifetiyle olmuştur.
40 yıldır birileri bizi Avrupa Devletine sokmaya çalışıyor, ama kimsede çıkıp bu ne getirir, ne götürür milletimize açıklamadılar .
Böyle garip bir ülkedeyiz.
TEMEL SORUN
Türkiye’nin en temel sorunu 1838 den başlayarak önce yavaş, yavaş üst tabakadan başlayarak son yıllarda iyice hızlanarak bütün milletin içine işletilmiş aşağılık duygusudur. Bunu nasıl yaptılar ? Cevap: EĞİTİMLE.
Türkü tarihten silecek karar, sessiz sedasız alınıyor, şimdi bunlardan bir tanesi anlaşıldığı zaman herhangi bir memlekette yüz binlerce ahalinin en az yapacakları şey onu yapanlara faks yağdırmaktır.Telefon etmektir, posta yağdırmaktır. Bu bile yeter. Çünkü bunlar korkak adamlardır. Bunlar karanlıkta dolaşırlar, ışık vurduğu anda saklanacak yer ararlar. Bunların gücü kendilerinden, kendi gönüllerinden , kendi inançlarından, kendi şahsiyetlerinden gelmiyor. Bunların görünen gücü yüzlerine takılan maskeden gelmektedir.O maskelere de kanmayın.O maskelerin kimisi sol pozundadır, kimisi milliyetçi pozundadır, kimisi dinci pozunda, kimisi Atatürk’cü pozundadır. Türkiye’de her şeyin sahtesi vardır. Her şeyin sahtesi Amerika’nın , İngiliz’in “kültür mühendisi” dediğin oyunları ile türetilmiştir. Ama hepsinin hakikisi de vardır. Hakikiler süründürülse bile , iş başına getirilmese bile onlardan çok vardır! Bunu unutmayın.
ORTADOĞU:
Koskoca Ortadoğu duruyor,bütün kaynaklar bütün Pazar yeri orada, koskoca Türk Dünyası duruyor, bütün kaynaklar orada , sen bütün bu kaynakların ortasında oturuyorsun, hepsiyle tarih, kültürel bağların var, bunlar dururken birileri diyor ki , illa Avrupa Birliği. Ben 40 senedir bu lafı duyuyorum. Avrupa Birliğine gireceğiz de, gireceğiz. Ama ben hiçbir başkanın TV ye çıkıp ta ,niye gireceğiz, faydası ne olacak, zararı ne olacak, anlattığını duymadım. Böyle şey olur mu? Bizim kadar önünde fırsatları imkanları olan bir millet daha yok.
Asya’nın Avrupa’nın,Ortadoğu’nun Türk Dünyası’nın göbeğindeyiz. Hepsiyle bir şeyler yapacak durumdayız, Milletimiz de beceriklidir. Bütün engellemelere rağmen bu millet bir sürü işler beceriyor. Bakın 40 yıldır, kalkınmamız inanılacak gibi değil, millet bunu kendi kendine yapıyor. Engellemelere rağmen. Bu da var. Her şey var.
ÇİN: Adamlar teknolojide ilerliyor, son sürat çalışıyorlar .Bizim Çin’le eninde sonunda alış verişimiz olacak. Çin’ce bilen uzmanlar yetiştirmek gerekiyor.
Güney Amerika büyük bir Pazar bunların çoğu İspanyol’ca konuşuyor İspanyol’ca öğrenelim. Bu alanda uzmanlar yetiştirelim.
Birileri gırtlağımıza basıyor. Dur bakalım yapma, ben seni AB’ye üye yapacağım. Oranın kölesi edeceğim. Seni bin parçaya ayırayım.Ondan sonrada oraya sokayım.
Yabancı dil, yabancı dil dersinde yabancı dil kursunda öğretilir. Aklı başında hiçbir ülkede yabancı dil, kendi dilini bırakıp ta bütün dersleri başka bir dilden anlatmak suretiyle öğretilemez.
Yöneticiler halkı yanına almalıdır.Karaşına değil.
Allah korusun; Fransa, İngiltere, Amerika, Rusya işgal ettiği ülkelerde neler yapar.
1-Yer isimlerini yabancı isimlerle değiştirmek.
2-Eğitimi ülkenin kendi dili yerine yabancı dille yaptırmak, sonunda ülkenin kendi resmi dilini Fransızca (İngilizce,Rusça sömürgeciye göre değişir) kılmak. Ülkenin ulusal harsını , kimliğini hızla yok etmek.
3-Uyum içinde yaşamış olan azınlıkları ya da etnik grupları, önce çoğunluğa karşı kışkırtmak, sonra da çoğunluğun tepesine kilit noktalara yerleştirmek, idari mevkilere getirmek, onlar aracılığıyla ulusal kimliği, birliği, bütünlüğü yok etmek.
4-Topraklara el koymak; tek ürün yetiştirip alıp götürmek.sonunda böylece o milleti aç bırakmak. Yerli ahaliyi vaktiyle kendinin olan topraklarda köle gibi çalıştırmak.
5-Arazi büyük askeri üsler kurup sürekli bulundurduğu kuvvetleri, çıkardığı iç karışıklıkları desteklemekte kullanmak ; ulus ile komşuları arasında düşmanlık yaratmak; oralara ülkedeki üslerden hareket düzenlemek.
6-Ülke ile tarihi ve kültürel bağları bulunan başka ülkeler arasında olması muhtemel ve olması gereken her türlü münasebeti baltalamak.
7-Halkı fakirleştirip elindeki toprak ve gayri menkulleri yok pahasına sattırmak. (Hatta bunu yaparken yabancının emlakçi şirketlerini kullanmak; aracının alacağı yüzdeyi bile yerliye bırakmamak.)
8-Yabancıları getirip ülkenin topraklarına yerleştirmek. (İngilizlerin Kıbrıs’ta, Rusya’nın Kazakistan’da Amerika’nın Havaide yaptığı gibi.) Sonunda ülkenin insanını azınlık durumuna düşürmek.
9-Ülkenin kendi tarihi,kültürel mirasının abidelerini yıkmak veya yıkılmaya mahkum etmek,ama bir yandan da istilacı/sömürgeci’nin kendi kültürüne yakın gördüğü arkeolojik kalıntıları öne çıkarmak.
Fransız korkunç derecede Müslüman düşmanıdır Dünyanın pek çok yerinde Müslüman ve Türk sözcüğü eşanlamlı olarak kullanılır.
Norveç ve İsveç halkoylamalarına binaen AB’ye girmedi.
Bu arada sessiz sedasız ÇİN çok kuvvetleniyor. ÇİN son 15-20 senede her konuda öyle ilerlediki örneğin kıtalar arası ROKET yaptılar. Onun üstüne nükleer silahları koydular. Hatta geçen sene bir ara Amerika bayağı bir telaşlandı. Roketleri koymuşlar, her birini bir Amerika şehrine doğrultmuşlar. Ayrıca bilimde ticarette, sanayide ÇİN son sürat gidiyor. Şimdilerde korkunç bir iktisadi büyüme hızı var. Batı ile de işbirliği yapıyorlar. Çok uluslu şirketlerle ortaklık kuruyorlar, ama duruma devamlı kendileri hakimler.
Amerika, Çin, Rusya gibi kuvvetler arasında Türkiye’nin bağımsız bir denge siyaseti gütmesi gerekir. Her ülke ile ilişkilerimizin olması, bunların arasındaki dengeden faydalanmamız gerekir. En son Sultan Abdulhamit Han sonrada ATATÜRK “DENGE SİYASETİ” yaparak Türkiye’nin çıkarlarını korumuşlardır. Daha önce Almanya’nın güdümünde şimdilerde Amerika’nın güdümüne girdik. Hep onlar ne derse yaptığımızda başımız türlü sorunlardan kurtulamıyor. Denge siyaseti olmadan bir tek kuvvetin her dediğini yapmakla ülkedeki işler bu hale geliyor.
JAPON TESPTİ:
Biz Amerika ile harp ile başa çıkmaya çalıştık; fakat ellerinde çok büyük bir iktisadi güç var. Biz de işgal edildikten sonra, sessiz sedasız sanayi ile, iktisatla, ticaretle diğer taraftan kültürümüze sahip çıkarak , hatta Amerika’nın içinde kendi kültürümüzü yayarak bunlarla uğraşma yolunu seçtik. Dediler.
Japonya’da iki tane önemli din var biri ŞİNTO dini. Diğeri BURHANİLİK.Yani BUDİST dini.
Dil, gönlü yüzdüren gemidir.
Toplumun gönlünün adı kültürdür.
Kültür denilince, binlerce yıldır birikmiş bir takım gelenekler, yemek tarzından tut da, insan ilişkileri, kimlik, dünyaya, insanlığa bakış açısı, bütün bunlar dile bağlı. Dil giderse gönül gider, gönül giderse kimlik yok olur, kimlik gidince ne olduğunu, kökenini şaşırmış, dedesini İngiliz holiganı zanneden bir takım abuk sabuk bir kalabalıktan ibaret bir güruh haline dönüşür toplum, Ulus yerini bu kuru kalabalık alır.
BİR ÜLKENİN DİLİNİ YOK ETMEK, O ÜLKENİN, O ULUSUN, O MİLLETİN ADINI TARİHTEN SİLMEK DEMEKTİR.
TÜRK MİLLETİ KENDİ, İSTİKLALİNİ, KURTARMASINI, KORUMASINI, NASIL BİLDİYSE, DİLİNİ DE KURTARMASINI, YABANCI DİLLERİN BOYUNDURUĞUNDAN KORUMASINI BİLECEKTİR.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Sovyetler zamanında Kazakistan’da Ruslar Rusça ile eğitimi anaokuluna kadar indirmiş ve nitekim ondan sonra şimdi, nüfusun yarısı KAZAK TÜRKÇE’si bilmiyor. Aralarında Rus’ça konuşuyorlar. Bağımsızlıktan sonra Kazak Türkü Milli Eğitim Bakanına dedim ki, biz Kazakistan’da ortak Hoca Ahmet Yesevi Türk Kazak Üniversitesi kuruyoruz Eğitim Dili Kazak Türkçe’si, Türkiye Türkçe’si, her türlü Türkçe olsun. Ayrıca mesleğe göre Rusça İngilizce öğrenilsin. Evet doğru dedi. Bahçeye çıktım Kazak balaları Rusça konuşuyor.
Prof.Dr.Oktay SİNANOĞLU
Türkçe matematik gibi bir dildir.Türkçe’nin terim türetme yetenekleri bütün dilcilerin dünyada hayran oldukları bir özelliğidir. Bu kadar kuvvetli ve milyarlarca kelimeye yetecek bir dil dünyada başka yoktur. Dünyada birçok bilimcide bunun söylüyor.
“ TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE “
ATATÜRK
Bizim önce dilimizi, dinimizi, tarih bilincimizi yok edecekler, sonra işlerine geldiği gibi yönetecekler.
Bu eğitim sistemiyle, boş kafalı, düşünemez, iki şeyi yan yana koyup sonuç çıkaramaz insanlar haline getirirler.
Anadolu’nun camilerine imam tayin edilemezken, bir taşı kalmış Ermeni kiliseleri devlet tarafından yeniden inşa edilir, topraklar yabancılara çok ucuza, ya da bedava verilirse ; işte bir ülke tarihten böyle silinir.
İMF kurulduğundan bu yana, bulaştığı her ülke batmıştır. Yani bulaşıp ta durumunu düzelten olmadığı gibi, batmayan da yok.
ABD Türkiye gibi ülkelere plan yaptırmaz ve bizim hedefler belirlememize izin vermez. Çünkü kendi başına Türkiye’nin hedefi milli çıkarları olsun istemez. Bu işi kendisi yapar. Özellikle 1980 den beri, Türkiye’de planlar, programlar yapmak hikayedir.
Kendi içinde Amerika kadar hedefli,planlı güdümlü,her ferdini çaktırmadan güden tepesine binen bir ülke göremezsiniz.Bunu çok usturuplu yaparlar ve kimse farkına varmaz.
Eğer her ülke kendi değerlerine sahip çıkarsa ancak eşitler arasında bir kardeşlik ve küreselleşme olur. Aksi taktirde biri birinin kölesi olur. Biz buna kürselleşmemi? köleleşmemi? diyoruz. Küreselleşme denen şey, Batının Türkiye gibi ülkeleri iyice sömürmesi, perişan etmesi için icat edilmiş, yutturmaca bir kavramdır. Artık bunu BATIDA herkes biliyor. Batı ülkelerinin tümünde Amerika başta olmak üzere, bu oyunlara karşı isyan başladı. Afrika’nın en ilkel ülkeleri bile toplantılar yapıyor küreselleşmeye karşı . Türkiye’de böyle bir ses yok. Bu sahte küreselleşmeye karşı çıkanlar hışma uğruyor. Türkiye’nin garabeti.
Dünyanın sömürge olmayan hiçbir ülkesinde kendi dilini bırakıp ta eğitimini yabancı bir dille yapan yoktur.
Eninde sonunda maskeler arkasına saklanarak bu ülkeye ihanet edenlerden bu millet hesap soracaktır. Ondan sonrada Türk devletlerinin toparlanmasına öncü olacaktır. En sonunda da Müslüman devletlerin sömürgelikten kurtulmasına ön ayak olacaktır. Eninde sonunda birkaç milyon insana hizmet eden bu aşağılık düzen başlarına yıkılacaktır.
1980’den sonra yani YÖK’ün kurdurulmasının ardından Türkiye’de bilim ve araştırmanın bitmesidir. Bilim adamları araştırma yapmak için uğraşacakken, ders başına para alarak 40 saat ders veriyor haftada.
METİN AYDOĞAN(Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi bekleyen tehlikeler. OTOPSİ YAYINLARI) (BUL VE MUTLAKA OKU)
Amerika bir ülkede önce kendi kuklalarını harcar, bu kendi kuklacılık sanatının gereklerindendir. Kuklacılıkta araya birisini koymak icap eder.Bugün Amerika’ya sırtını dayayıp ta yapamadıkları ihanet kalmayanlar, yedi neslinin sırtının yere gelmeyeceğini zannedenler “bahtlı”sının olacağı budur birkaç sene evvel mühim zevatın gözlerinin içine bakarak söyledim.
İngiltere dil ticaretiyle geçiniyor.
YÖK KURULDU BİLİM BİTTİ.
Yurt dışına eğitim için gönderdiklerimize yılda ALTI MİLYAR DOLAR ÖDÜYORUZ. Yurt dışında 200 bin öğrencimiz öğrenim görüyor. Veya bu amaçla orada bulunuyorlar.
Eğer bu amaçla öğrenim görüp te işe yarayışlı bilgilerle yurda dönüp, ülkesinde sanayi yi kurmaya kalkanlar veya teknolojiyi geliştirmeye kalkanlara izin verilmez. Onlar bu işi yapmaya kalkarlarsa başlarına türlü belalar gelir. Tabi bu iş için harcanan paranın hesabını soran yok .İMF tefeci faizi versin diye anayasayı kanunları, her şeyini değiştirip, topraklarını veriyorsun .Bunlar oyunun bir parçası.
İsviçre geleneksel olarak uzun süre hep tarafsız kalmıştır. Yani hiçbir ittifaka girmemiş tek ülkedir.EURO ya girmedi.
Türkiye neredeyse dünyadaki küreselleşmenin akıncısı , ama dünyada en az küresel olanda Türkiye.
İslam ülkeleri zaten perişandır. Her biri bir sömürge durumundadır. Hepsinin başında dışardan ayarlı krallar vardır. Kralların hanımları nedense hep İngiliz veya Amerikalı olur.
Türkiye de tarım ve hayvancılığın yok edildiğini herkes biliyor. Yakında aç kalacağımızı, buğday ülkesi Türkiye’nin buğday ithal ettiğini herkes biliyor.
Seçtik gibi gösterilen ama seçmediğimiz kişiler başımıza konduruluyor. Bunlar bir takım nerden geldiği belli değil kanunlar çıkarıyorlar. Birincisi hiç tartışılmadan geçiyor. İkincisi kimsenin haberi olmuyor. Sonra bir bakıyoruz bizim toprakları yabancılar alıvermiş. Tarım bitmiş,hayvancılıkta.
Dünyanın her yerinde bilhassa Amerika’da gıda stratejik (hayati ) bir madde olduğu için çiftçi desteklenir. Yoksa ertesi, gün çiftçi batar. Bize de diyorlar ki çiftçiyi desteklemeyin. Ertesi gün çiftçi batıyor .Bize bunu kim diyor? İMF yani, KÜRESEL KRALİYET PARA FONU
Türkiye’de zaten arazileri yabancılarda alabilir diye kanun çıkardılar. Zaten alıyordu da kılıfına uydurmak için kanun çıkardılar.
Ancak bu yeni kapkaranlık çağdan kendimizi ve batıyı kurtarabilecek olan gene de biziz.
Yeni dünya düzeni ve küreselleşme aynı laf.
Her sömürgede sahte aydın sınıfı yetiştirilmiştir, sömürgeciler tarafından.
1950’lere kadar Türkiye de ki Orta Öğretim dünyadaki iki üç tane en iyiden biriydi. Ancak şu yeni dünya düzenciler tarafından Türkiye’nin birçok şeyi sıfıra indirgendi.
Dünya İngilizce biliyor, Amerika’da bile İspanyolca almış yürüyor Çince geliyor.
Türkiye’yi Kava - yı Milliye ruhu kurtaracaktır.
Gizli cemiyetler vasıfsız adamları alırlar, kendi fikri ve düşüncesi olan adamlara da teklif etmezler.
AB sizin olsun. Ben Asyalı yım ve Asyalı olmakla övünüyorum. Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki, insan tabiatında vardır, kendine itibarı olana herkes itibar eder. Sen kimliksiz yılışık olursan , kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa’nın bir numaralı devleti oluruz.
Büyük devletlerin asıl gücü gizlilikten gelir.
İMF
Kurulduğundan beri IMF’ nin bulaştığı her ülke batmıştır. Yani IMF ye bulaşıp ta kurtulan ülke yok. Türkiye kadarda bulaşan ülke olmamıştır. IMF her şeyine karışıyor. Sen artık Türkiye’de şunu yasakla, neyin varsa tasfiye et diyor.
Malezya IMF’yi sepetledi, sepetledikten sonra kurtuldu. Sepetlemeyenler battı. AMA KİM SEPETLEYECEK.
Şimdi Orta Anadolu’da küresel kraliyetçi yabancı şirket patates yetiştirecek. Niğde, Kırşehir, Eskişehir v.b. tarım arazileri alınıp verildi.
Filipinli yazarlar diyorlar ki “Toprakların yabancıların eline geçmesinden sonra, ahalinin kendi yiyeceğini yetiştireceği bir karış toprağı kalmadı ve aç kaldılar.” Şimdide Türkiye o noktaya doğru ilerliyor.
Bir ülkenin insanlarının kafalarını köleleştirirsen, onları sömürge kafalı yaparsan, ondan sonra toprağını da alıp götürürsün, fabrikalarını da alıp götürürsün, açta bırakırsın. Türkiye’de kafalar götürülmüştür .Yabancı dille eğitim yaparak, misyoner okullarıyla ve yerli misyoner okullarıyla bu iş yapılıyor.
Bugün görüyoruz ki , bu şekilde yetişen sömürge kafalar, birde küresel kraliyetçilerin kuyruğu beşinci kol gizli cemiyetlere alınanlar , Türkiye’de ,ülkeni teslim et, bağımsızlığından , ulusal egemenliğinden, Türkiye’nin bütünlüğünün teminatı olan Türkçe’den vazgeç işleriyle iştigal ediyorlar. Niyetleri Türk Milletinin adını tarihten silmek. Fakat , ey vatanseverler ! Üzülmeyin , bakın bende ümitsizlik var mı ? Kesinlikle hayır ! Ümitsizlik olsaydı , buralarda ; yalnız burda değiliz Türkiye’nin her tarafında gece gündüz konuşup, yazıp durur muyduk?
GENE BAŞARACAĞIZ
Arkadaşlar bugün 1919 dan daha feci bir durumdayız ve ondan daha şiddetli bir kurtuluş savaşı yapmak zorundayız.
Türkiye topla, tüfekle, Tomahavk füzeleri ile fethedilmedi. Türkiye kültür mühendisliği, toplum mühendisliği ince oyunlarıyla götürülerek ciğerler sökülüp alınarak fethedilmiştir. Onun için bu silahın karşı silahı da kafa ve gönül silahıdır. Onun için bu konularda herkesin ayrıntılı biçimde bilgilenmesi bilinçlenmesi,bilgilenmesi ve mümkün olduğunca etrafına bu konuları yayması, bir bilinç uyanması lazımdır. Bu toplumun yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Çünkü bin parçaya böldüler bizi. Gelin dostlar şimdi bütün ayrıcılıkları bir tarafa koyuyoruz , yok sağmış , yok solmuş , laikmiş , antilaik miş , başörtüsüymüş v.b. bunları bir kenara bırakın , bu milletin hepsi , her ferdi Türkiye Cumhuriyeti içinde olan herkes bizim milletimizindir.
Amerika önce kendi uşaklarını harcar.
Eğer sen hak için,halk için çalışırsan Allah rızkını veriyor.
Bir iş yapabilmek,bir iş yaratabilmek için,insanlığa millete faydalı olabilmek için kendini unutacaksın.
Kafa matematiksel olarak işlemeye başladı mı , her konuda çalışır.
Bir alimin alim olabilmesi için hem maddi , hem manevi ilimlerde bilgi sahibi olması lazımdır. Gönülle maneviyatı birleştirmek gerekir. Aklı gönlün yürütmesi gerekir. Toplum gönülde harstır , dildir.
ANŞTAYN SON DERECE DİNDAR BİR YAHUDİYDİ.
Bizim kimliğimizde Türklük ile Müslümanlığı ayırmak bir Amerikan oyunudur. Daha doğrusu , yeni dünya düzenci küresel kraliyetçi takımın ve oradaki buradaki gizli cemiyet uzantılarının marifetiyle yapılmıştır. Türk Müslüman lafına Müslüman’ı Türk lafına düşman ettiler. Türkiye Cumhuriyeti içinde,kendisini nasıl tanımlıyorsa tanımlasın herkes Türk’tür.
Tarih bir tata ra valli gibidir. Bunun matematiksel denklemini yazabilirim. Beş yüz sene Batı tarafı yükselir, öbür taraf aşağı iner, be yüz senede tersi olur. Şimdi sıra bize gelmiştir. Çünkü Batı, Amerikalısı ile Avrupalısı ile içten çürüyor.
TÜRKİYE’Yİ KUVAYI MİLLİYE RUHU KURTARACAKTIR.
Bakın size söyleyeyim. Bu cemiyetlere vasıfsız adamları alırlar, kendi fikri ve düşüncesi olan adamlara da teklif etmezler. Bana hiçbirinden hiçbir zaman teklif gelmedi. Çünkü 5 yaşından beri ne adam olduğumuzu biliyorlar.
Kendine itibarı olana herkes itibar eder, sen kimliksiz yılışık olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa’nın bir numaralı devleti oluruz.
BÜYÜK DEVLETLERİN ASIL GÜCÜ GİZLİLİKTEN GELİR. Amerika iki şey üretir, biri silah biri film.
Artık bilimsel gelişmelerin merkezi ABD değil. Bilimsel gelişme konusunda ÇİN de büyük bir ilerleme var.
DİL GİDERSE HERŞEY GİDER
Aslında bugün cereyan eden olaylar, Latinleşmiş ülkelerle, Latinleşmemiş Cermenler arasındaki kavganın devamından başka bir şey değildir.
Avrupa Birliğinde Anglosakson kafasıyla Cermenler arasında gizli görünmeyen kavga devam ediyor.
Amerika içinden çürüyor.
ÖNEMLİ BİR TESBİT
Diyorlar ki: ”Bizim seçmiş gibi göründüğümüz ama asalında bizim seçmediğimiz bir taklım adamlar bu kanunlarla bir yerlere konuyor ve bunlar da hep yeni dünya düzenci takımın kuyruğu oluyorlar. Bunlar hangi partiden olursa olsun hükümete gelir gelmez, anayasayı değiştirelim, toprakları yabancı devletlere satalım, önerileri getiriyorlar. Tahkimi getiriyorlar . Ulusal hukuk yerine evrensel hukuku getirelim diyorlar .Bizim meslektaşlar memleket elden gidiyor diye bağırıyorlar, ağlaşıyorlar.
Tarımı, hayvancılığı yok ettiler diyorlar. Biz bunları dinliyoruz ve “Allah, Allah biz bunları bir yerden hatırlıyoruz diyoruz. ”Bir İngiliz kadın çıktı, İngiliz çiftçisinin durumunu anlattı. İngiltere de çiftçinin canına okumuşlar. Topraklarını birkaç banka ellerinden almışlar, Kadına 200 yıldır Türkiye’de ne melanet varsa biz İngilizleri suçlardık. Vay canına size de mi yapıyorlar dedik. Meğerse onlara da yapılıyormuş. Şu ülke bu ülke, şu hükümet, bu hükümet diye düşünmemek lazım. Çünkü son yıllarda özellikle bütün ülkelerde küresel kraliyetçi onların maşaları, gizli örgüt üyeleri bir yerlere konuyor, bütün olaylar buradan çıkıyor. Dünyanın parasının büyük çoğunluğu, gıdanın yüzde 80 ‘i iki üç bankaya ait birkaç şirkete ait. Küresel kraliyetçilere ait .Bu küresel kraliyetçi alçaklara ait. Bu küresel kraliyetçi alçaklara karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır.
Büyük devletlerin asıl güçleri gizlilikten gelir.
Asıl uygarlığın Asya’da olduğunu gördüm.
Kendine itibarı olana herkes itibar eder.Sen kimliksiz,yılışık,sırnaşık olursan seni kimse ciddiye almaz.Kendi kafamızla,kendi gönlümüzle,birkaç sene içinde Avrupa’nın bir numaralı devleti oluruz.
Asya kültüründe bireycilik yoktur.
ABD’nin dediğine güvenilmez, resmi ağızdan dediğinin tam tersini, çoğu kez CİA’ sıyla el altından yapar ama diyelim ki Türkiye’yi bu sefer gerçekten AB yolunda desteklemiş olsun. Bu hayret değil mi?1980 den beride ABD çıkarlarının yoğunlaştığı bir ülke Türkiye.
AB, ABD’ye karşı bir hareket olarak doğdu.
Yeni dünya düzencilerinin hedefi, ”Bu dünyanın halkları kendi milli değerlerini, kültürlerini, dillerini basın yayın ve eğitim, daha doğrusu eğitimsizlik kullanılarak yitirmek onları 250 kelimelik bir tarzanca İngilizce nin dünya dili olarak kullanmasını sağlamak.
TEK PARTİ VAR. O DA MİLLETİN KENDİSİ. ONUN İÇİN ŞİMDİ BU RUHTA BİRLEŞİP AYRINTILARDAN ŞEYTANI KOVMALIYIZ
ANADOLU İNSANINA GÖRE TÜRK DEMEK MÜSLÜMAN DEMEK. MÜSLÜMAN DEMEK TÜRK DEMEKTİR. KİMLİĞİMİZDEKİ TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK UNSURUNU AYIRMAK BİR AMERİKAN OYUNUDUR.
ABD Türk lafını Müslüman ‘a, Müslüman lafını Türk’e düşman etti.
Aklı başında her ülkede eğitim dili kendi resmi dilidir. Çünkü insanın biraz öğrenmekte olduğu bir dilde bir şey öğrenmesi de yarım buçuk bir yabancı dille bir şey öğrenmesi de yarım buçuk dille fizik öğrenmesi, fiziğin temel kavramlarını öğrenmesi de mümkün değildir. Bunu kendi dilinde anlatsa zor anlarsın zaten.
Amerika’!ya giderken Türk bayrağı önünde gideceği,m,Allah kısmet ederse orada söz sahibi olacağım, dönüp onlarla daha kuvvetli mücadele edeceim diye yemin ettim. Bu yeminimi hiçbir z aman unutmadım.
(TÜRK ANŞTAYNI-(KİTAP) YAZAN:EMİNE ÇAYKARA MUTLAKA OKU.
Eğer sen halk için hak için çalışırsan Allah rızkını veriyor.
Kafa matematiksel olarak çalışmaya başladı mı her konuda çalışır.
Dünya İngiliz’ce biliyor, Amerika’da bile Çince almış gidiyor. Çince geliyor.
Türkiye’yi Kuva yı-Milliye Ruhu kurtaracaktır.
Gizili cemiyetler vasıfsız olanı alırlar.Kendi fikri, ve düşüncesi olan adamlara da teklif etmezler.
AB sizin olsun ben Asyalıyım. Asyalı olmakla övünüyorum. Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki, insan tabiatında vardır, kendine itibarı olana herkes itibar eder,sen kimliksiz yılışık olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla kendi gücümüzle birkaç sene içinde Avrupa’nın bir numaralı devleti oluruz.
Büyük devletlerin asıl gücü gizlilikten gelir.
KÜRESEL KRALİYETÇİLER
Bizim seçmiş gibi göründüğümüz ama aslında bizim seçmediğimiz bir takım adamlar bu kanunlarla bir yerlere konuyor ve bunlar da hep yeni dünya düzenci takımın kuyruğu oluyorlar.Bunlar hangi partiden olursa olsun hükümete gelir gelmez anayasayı değiştirelim, toprakları yabancı devletlere satalım önerileri getiriyorlar. Tahkimi getiriyorlar, ulusal hukuk yerine evrensel hukuku getirelim diyorlar.Bizim meslektaşlar ülke elden gidiyor diye ağlaşıyorlar.
Tarımı, hayvancılığı yok ettiler.Biz bunları dinliyoruz ve Allah, Allah biz bunları bir yerden tanıyoruz diyoruz.
Bir İngiliz adın çıktı İngiltere de çiftçi , nin canına okumuşlar. Topraklarını birkaç banka ellerinden almış. Kadına 200 yıldır Türkiye’de 200 yıldır ne melanet olursa biz İngilizleri suçlardık, vay canına demek ki sizde demi yapıyorlar dedik. Meğer onlara da yapılıyormuş.
Şu ülke, şu hükümet, bu hükümet diye düşünmemek lazım. Çünkü özellikle bütün ülkelerde küresel kraliyetçi olanların maşaları , gizli örgüt üyeleri bir yerlere konuluyor. Bütün olaylar buralardan çıkıyor. Dünyanın parasının büyük çoğunluğu, gıdanın % 80 i iki üç bankaya yakın birkaç şirkete ait, küresel kraliyetçilere ait . Bu küresel kraliyetçilerin faaliyetlerine karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır.
ABD’nin dediğine güvenilmez, resmi ağızdan dediğinin tam tersini çoğu kez, CIA ’sı ile el altından tam tersini yapar. Diyelim ki AB yolunda bu defa Türkiye’yi desteklemiş olsun, gerçekte yer altı faaliyetleri ile tersini yapmaya çalışır. Öyle ya 1948 den beri kendi nüfuzunda olan 1980 yılından beri kendi çıkarlarının yoğunlaştığı bir ülke olan Türkiye’yi ABD rakibi gibi görüntü veren AB’ye durup dururken niye devretsin?
Çok şükür ben milletime, ülkeme küsmedim. Ben öyle bir insan değilim. Bu ülkenin gerçek sahipleri bizleriz.
Milli hassasiyetle millet için çalışmak isteyenleri daima dışlarlar. Hatta ezerler. Bu bütün sömürgelerde böyle olmuştur.Yeni bir şey değil.
Onların şahsi olarak hangi kesimde nerede durdukları önemli değildir. Dışarıya çalışanlar, esas patronları dışarıda olanlar ülkesi için çalışanı sevmezler. Biz gündelik siyasete hiçbir zaman bulaşmadık, Bir dönem biz köylerde konuşma yapıyor, şöyle olsun, veya biz böyle yapacağız diye. Seçimlerden önce köylüler bize, o ne güzel! çok iyi, söyleyin oy verelim, hangi partiye diye soruyorlardı. Bende diyordum ki ben öyle partilerden anlamam, benim bir tek partim vardır o da TÜRK MİLLETİ! dir.
Türk Milleti nedir? Türkiye’deki herkes Türk Milleti’dir: Hiçbir ayrımcılığı kabul etmiyorum. Türkiye’deki 1950 ler den başlayan ve yoğunlaşan dış kaynaklı ayırımlar, sağcılık, solculuk, şuculuk, buculuk gibi ayırımların hepsi dışarıdan özellikle çıkartıldı Batı ,böyle birtakım bölünmeler, kesimler yaratıp hepsinin başına da kendi uzantısı sahtekarlarını koyarlar. SAMİMİ GERÇEK KİŞİLERİDE EZERLER.
Türkiye’ye lazım olan İlim adamı “Osmanlıdan önce, Türkistan’da iken daha bir insanın sayılabilmesi için, hem maddi, zahiri, ilimlerde ,hem de manevi, iç alemin iklimlerinde alim olmaları gerekmektedir.
Kazak bayrağındaki BÜRGÜT İ ki kanadına açan ZÜMRÜT’ü ANKA kuşu gibi bir kuştur. Bir kanadı AKILDIR İLİMDİR. Diğer kanat GÖNÜLDÜR. Manevi olandır. Bir kuşun iki kanadı olmazsa o kuş uçmaz.
Bizdeki bilim adamlarına ve bilim adamı geçinenlere şu soruyu sormalı,
SİZİN İNANCINIZ VARMI???????????
GİZLİ CEMİYET ÜYELERİNİN TANIMI
Vasıfsız ve şerefsiz insanlar seçilir. Bunlara hiçbir zaman kendi kimlik ve kişiliği olan, kendi kafasına göre düşünebilen vicdanı, terbiyesi, gönlü olan insanları almazlar, kendi düşüncesi olup, ona göre hareket edemeyecek, ne söylenirse yapacak onun içi vasıfsız ve şerefsiz olmalı. Kişiliği zayıf olmalı, tabi gönül terbiyesinin bulunmadığı ve zayıflatıldığı böylesi ortamlarda da bu tür insanların sayısı artıyor. Bunları böyle ayıklayıp seçerler.