|
HZ. ÖMER (R.A.)'DEN NASİHATLER
1. Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.
2. Hakîkatı anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.
3. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın.
4. Sırrını gizleyen murâdına erer.
5. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır. 6.Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.
7. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.
8. Henüz vukû bulmamış şeylerden sorma.
9. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.
10. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.
11. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.
12. Düşmanlarından uzak dur.
13. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah'tan korkandır.
14. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.
15. Tâat ânında kendini zavallı gör.
16. Günah işlemek istersen sonunu düşün.
17. Herhangi bir işinde, Allah'tan korkanlarla istişâre et.
MÜSLÜMAN
Müslüman her an uyanıktır. Allah'ın emir ve yasaklarına uyar. Kendisi Allah'tan razıdır. Haline şükreder. İşlediği günahlarına tevbe eder, tevbeyi elden bırakmaz.
Gayesi Allah'ın Rızasıdır. Farzları yerine getirir. Nafile ibadetlerle amellerini süsler. Kur'an'ın manasını anlayarak çokça okur.
Tüketiminde ve harcamalarında israfa kaçmaz. Spor yapar. Bedenini ve elbisesini temiz tutar. Güzel kokular sürünür. Saç bakımına ve kılık kıyafetine özen gösterir.
İlmi yitik malı gibi arar. Ölünceye kadar ilim öğrenir. Müslüman, ruhunu ibadet ve zikirle tatmin eder, temizler. İyi arkadaşlar edinir. İman meclislerine devam eder. Duayı dilinden bırakmaz, çokça dua eder. Akrabalarına karşı iyi, sadık ve yardımcıdır. Akraba ziyaretlerini ihmal etmez.
Komşusunu ihmal etmez. Müslüman olmasalar da, eğer dine karşı mücadele etmiyorlarsa insanlara, anaya ve babaya iyi davranırlar. Eşini ve işini İslam'a göre seçer. Hayatını İslami çizgide devam ettirir. Eşine karşı anlayışlı olur.
Çocuklarına karşı mesuliyetini bilir. Çevresinde iyi insan olarak tanınır. Terbiyede en güzel metodu uygular. Sevgi ve şefkatini hissettirir. İnsanlara
FAİZ BATAĞI
Asırlar boyu yapılan tecrübeler ilâhî kitabın tesbitlerini doğruladığı halde kapitalist dünya bundan vazgeçmediği gibi zamanla faiz belası İslam ülkelerine de musallat olmuştur.
Allah Teâlâ Kitab'ında, "ribâ" diye bilinen faizi yasaklamış; faizin, mal-para, hizmet-para, mal-değerinde başka mal arasında yapılan ticaretten farklı olduğunu bildirmiş, ticareti helal kılmış, faizin servet ve refahı arttırmayacağını, helal kazancın hayırda kullanılmasının fertlere ve ülkeye zenginlik getireceğini, faiz yiyenlerin "cin çarpmış" denilen kimseler gibi olacaklarını, dengelerini kaybedeceklerini, kendilerine de zarar verecek davranışlarda bulunacaklarını... bildirmiştir. Asırlar boyu yapılan tecrübeler ilâhî kitabın tesbitlerini doğruladığı halde kapitalist dünya bundan vazgeçmediği gibi zamanla faiz belası İslam ülkelerine de musallat olmuştur. Özellikle son iki asırda giderek sayıları artan yenilikçi müslüman ilim adamlarının bir kısmı, meşru ictihad kurallarını zorlayarak -başka inanç ve kültürlerin etkisinde kaldıkları iuçin bir kere faydasına inandıkları- faizin İslam ülkelerine girmesinde önemli rol oynamışlardır. Bunlara göre Kur'an'ın yasakladığı faiz, Cahiliye döneminde yaygın olan, tüketim ihtiyacına yönelik, durmadan katlanan, zenginin yoksulu sömürmesine araç olan faizdir. Bugün bankaların uyguladığı faizcilikte bu olumsuz nitelikler yoktur, bu sebeple de yasak kapsamına girmez. Yenilikçilerin birçok konuda olduğu gibi faiz konusunda da yaptıkları, işin aslını faslını bilmeden, "Batı'da varsa iyidir" peşin hükmüne dayalı ve kendilerine göre "fayda" (maslaha) ilkesine bağlı bir yorumdur, ictihaddır (!) Bizim gibi düşünenler "faizin, azının ve çoğunun haram olduğunu, ondan müslümanlara hayır gelmeyeceğini, Batı'da sermaye toplamak için zorunlu bir teşvik aracı olarak görülen ve makul ölçülerde tutulan faizin de bizde alternatiflerinin bulunduğunu, ortaklık ve buna dayalı olan hisse senedi alım satımı, risk sermayesi uygulaması, İslamî usule göre kurulup işletilecek sigorta sistemi gibi yollarla da sermaye toplanabileceğini..." söyledikçe, yenilikçiler tepeden bakarak bize, eskimiş kafalarımızı değiştirmemiz gerektiğini söylemişlerdir.
Şimdi eskimemiş kafaların, İslam'dan da neredeyse cevazın ötesinde teşvikler bulan yorumlarıyla Türkiye'yi nasıl bir belanın ve zararın içine soktuklarına bakalım: Batı'daki benzerleri gibi faizcilik esasına göre çalışan bizdeki bankalar, amaçlarının aksine üretime katkıda bulunmamışlar, yatırımların yönünü saptırmışlar, ülke için yararlı yatırım ve üretimler yerine kısa zamanda dönen ve çok kazanç sağlayan alanlara kredi vermişler, bu krediler de çoğu kez dönmemiş; yani batmıştır. Bankalar faizci mudilerini (müşterilerini) ürkütmemek için yine de faiz ödemeye devam etmişler, batmamak için de devletten "mevdûâtın sigortalanması" avantajını koparmışlardır. Sanki ülkeye hizmet etmişler de halk da bu hizmete karşılık onların uğradıkları zararı karşılıyormuş gibi bir meşruiyet anlayışı içinde, batırdıkları parayı da bunların faizlerini de devlete/halka ödetmişlerdir. Bugün toplanan ek vergi dört milyar dolar civarındadır, bu vergiyi doğrudan veya dolaylı ödeyenler büyük çoğunluğu itibarıyla dar gelirli kesimdir, son günlerde kurtarılan; yani kötü üretim ve suiistimal sebebiyle parasını batıran beş bankanın halka maliyeti de dört milyar dolar civarındadır. Tehlikeyi hissettikleri gün bankaların önünde toplanan ensesi kalınlar mutlu; çünkü paralarını halk ödeyecek ve onlar refahlı hayatlarına devam edecekler, banka yöneticileri mutlu; çünkü kimsenin kimseye hesap sorduğu yok, sorsa bile işin ucu yukarılara dayandığı için bir yerde hasır altı edilecektir, parayı götürenler (devleti hortumlayanlar) mutlu; çünkü minareyi çalarken kılıfını hazırlamışlar, vicdan ve imanları da yoksa hiçbir cezaları yok demektir.
Gelelim devletin hazine bonosu satarak; yani faiz karşılığında zenginlerden (elinde fazlası olan İslam'a göre zengindir) ödünç para alarak sebep olduğu zulme. Devlet, önünde birçok başka imkanlar bulunduğu halde, ya hükümetlerin siyasi çıkarlarına veya bazı rant çevrelerinin menfaatine uygun düşmediği için bu makul imkan ve yolları kullanmamış; köklü, yapıcı ve ülke menfaatine uygun çözüm getirici tedbirleri devamlı ertelemiş, giderek arttırdığı faiz ile borç almaya devam etmiştir. Sonunda bu borçlar, daha önce alınan borçların faizleri ile memur maaşlarına yetmez hale gelmiş, yatırımlar ve hizmetler büyük ölçüde aksamıştır. Akıl başa geldiği için değil, Kur'an'a kulak verildiği için de değil, Avrupa bastırdığı için nihayet bazı tedbirler gündeme gelmiş, faiz batağından ve bunun da sebepleri arasında bulunduğu enflasyon canavarından kurtulabilmek için başka çareler aranmaya başlamıştır.
Bizim vicdanımız rahat, kafamızdan da memnunuz, ama başkalarını bilemiyorum.
(MUSTAFA İSLAMOĞLU)
Tebliğ Etmek, Davetten Bir Parçadır
Kur'an-ı Kerim, davet kelimesi yerine "tebliğ" kelimesini de kullanmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Ey Rasul, Rabbından indirileni tebliğ et. Yapmazsan O'nun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın. Allah seni insanlardan koruyacaktır."
Bu konuda Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır:
"Ben bir ayeti okuduğum zaman onu tebliğ edin."
Yine Kur'an-ı Kerim, davet kelimesi yerine insanlara karşı şahitlik yapma kelimesini kullanmıştır:
"Bu şekilde sizi vasat (seçkin) bir ümmet haline getirdi ki, insanlara şahit olasınız ve Rasul de size şahit olsun."
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Mü'minler, yeryüzünde Allah'ın şahitleridir."
"Şahit olan kimse burada bulunmayana tebliğ etsin."
Af İle İlgili Veciz Sözler:
"Kerim odur ki mücâzâtı afv ede hasma,
Felek müsaade-i intikam verdikçe."
"Afv eyleyelim ki belki bilmez;
Bir sürçen atın başı kesilmez."
"Affetmek, zaferin zekâtıdır."
"Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır."
"Af, insanlık dilinin en tatlı kelimesidir."
"Suçludan öç almak, adalet; onu bağışlamaksa fazilettir."
"İnsan sevdiği müddetçe affeder."
"Affın en güzeli, hasmını ezmeğe güçlü iken yapılanıdır."
"Başkalarını sık sık affet, kendini asla!"
"Aptalı, sık sık bağışlamak onu ahlâksız yapar."
"Affetmek, güçlüyü daha güçlü yapar."
"Şahsınıza kötülük eden bir düşmanı affedin; Ama dininize ve milletinize kötülük eden bir kimseyi asla affetmeyin."
"Zâlimleri bağışlamak, yoksullara cefâdır."
"Affetmenin ne olduğunu yalnız cesurlar bilir; yüreksizlerin tabiatında af diye bir şey yoktur."
"Affedebilirim, fakat unutmam' demek, 'affetmeyeceğim' demenin başka bir şeklidir."
"İyi geçinme, iki kimsenin kusursuz olmalarıyla değil; karşılıklı birbirinin kusurlarını hoş görmekle olur."
"Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur."
"Mâzeret, iyi insanların katında kabul görür."
Allah'ım! Sana, Kur'an'da öğrettiğin gibi duâ ediyoruz:
"Rabbimiz, unuttuklarımızdan ya da yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla. Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et." (Bakara: 2/286). [261]
Allah'ın Affediciliğini İstismar Edip, Günahları Önemsememe:
Allah'ın rahmeti elbette ki çok geniştir. Ancak, O'nun engin rahmeti yanında, azabı da çok çetindir. Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemelidir. Çünkü O'nun rahmetinden ancak kâfirler ümit keserler. Fakat, Allah'ın rahmetine güvenip de günahlara dalmak mü'minlere yakışmayan dengesizliktir. Mü'min için uygun olan, umutla korku arası yaşamak, takvâya sarılıp günahlardan cehenneme düşüyor gibi sakınmaktır.
"Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası için bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve ğarûr olan şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." (Lokman: 31/33)
Şeytanın en önemli hilelerinden biri, insana kendini tümüyle temize çıkartıp, suçlarını itiraf ettirmemesidir. Böylece insan, nefsini avukat gibi müdafaa eder. Şeytanı dinleyen nefis, kusurunu görmek istemez; görse de yüzlerce te'vil ile kılıf bulur. Ayıbını göremediği için insan, suçunu itiraf etmez, istiğfar etmez ve şeytana maskara olur. Ancak nefsini itham eden kusurunu görür. Kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Kusurunu görse, o kusur, kusurluktan çıkar; insan hatalarını itiraf edince, tevbe eder ve affa müstahak olur.
KIZILDERİLİLERİN ANLAMLI ATASÖZLERİ
-
AĞLAMAKTAN korkma. Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşıyla temizlenir.
-
ARKAMDAN yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü böylece ikimiz de eşit oluruz.
- BİR düşman çok, yüz dost azdır.
- DÜŞMANIMI cesur yap. Onu yenersem utanç duymayayım.
- DERİNİN rengi insanları farklı kılmaz. İyi iyi, kötü de kötüdür. Büyük yaratıcı hepimizi kardeş olarak yarattı.
- SU gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda ama kayadan bile kuvvetli.
- YERYÜZÜNE iyi muamele et. O babanızın malı değil, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız.
- KOMŞUN hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun makosenleriyle yürü.
- ÖLÜLER güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
- GÖZ ile değil yüreğinle hüküm ver.
- KEHANET, muhtemel olayı kesin bir bakışla görmekten ibaret. Hava ya bulutlu olur ya da güneş açar.
- HERKES bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz.
- YANLIŞI gören ve önlemek için eli uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçlu olur.
- ŞEYTAN hakkında konuşma. Gençlerin kalbinde merak uyanır.
- VERDİKLERİ sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve sonunda aldılar.
|