zabid.sitemynet.com
Deutsch Efendimizin Hayatı Çocuk Sayfasý Rüya Tabirleri Yemek Tarifleri Linkler Sayfam

Çocuk Sayfasý

bebek.jpg

Yenidoğan Bebeğin Bakımı

kyt2.gif

Hazırlayan: Dr. Canan Türkyılmaz
Gazi Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

1. Yeni doğanın doğar doğmaz emmeye başlaması öneriliyor. İlk 24-48 saatte anne sütünün çok az ve yetersiz olması halinde, bebekte hipoglisemi ve başka sorunlar olur mu? Olursa bunu önlemek için ne yapmalıdır?

Miadında yeni doğanların, annenin sütü ilk 48-72 saatte yetersiz bile olsa vücut depoları yeterli olduğundan şekerli su, mama gibi bir desteğe gereksinimleri yoktur. Ama prematüre, intrauterin gelişme geriliği olan bebekler hipoglisemi ve diğer sorunlara daha eğilimlidirler. Böyle bebeklerin kan şekeri izlemi yapılmalı; yapılamıyorsa anne sütü miktarı artana kadar birkaç gün aralıklı ağızdan % 10 dekstroz ya da uygun formül mamalar verilmelidir.

2. Yeni doğanın göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?

Yenidoğanın göbek bakımı için alkol, betadine, battikon gibi solüsyonlar kullanılabilir. Hiçbir şey sürülmemesini önerenler de vardır.

3. İlk banyo için önerilen zaman ve sıklığı ne olmalıdır?

Doğumdan hemen sonra bebeklerin yıkanmaması önerilmektedir. Yalnızca annede HIV pozitifliği, genital herpes, hepatitis B antijeni pozitifliği varsa bebek doğumdan hemen sonra yıkanmalıdır. İlk banyo için göbeğin düşüp düşmemesi engel değildir. Bebek annesiyle hasta- neden eve gittiğinde ilk banyosu yaptırılmalıdır. Uygun koşullar varsa bebek her gün, yoksa günaşırı yıkanabilir.

4. Tüm bebekler için ek vitamine gereksinim var mıdır? (Yaz bebeği olsa da) Varsa ne kadar süre devam edilmelidir?

Anne sütü alan her bebeğe bir yaşını doldurana kadar yalnızca D vitamini verilmelidir. Yaz bebeği olması bunu etkilemez.

5. ilk 4 ay, su da dahil, anne sütü alan bebeklerde, ek gıda önerilmiyor. Bunu bozan sıradışı durumlar nelerdir?

Annenin süte geçen, bebeğe zarar verebilecek ilaç kullanması, ağır hastalığının olması dışında anne sütüne ek olarak ilk 4 ayda mama verilmesi gereksizdir. izlemlerde kilo alımı yetersizse ek mama düşünülebilir.

6. Yenidoğanda kabızlık neye bağlı olur? Tedavide izlenecek yol ne olmalıdır?

Yeni doğanda kabızlık seyrek görülür. Kabızlığın tanı- mı önemlidir. Haftada iki defadan daha seyrek ve sert kıvamlı kaka yapmak kabızlık kabul edilmelidir. Anne sütü alan bebeklerde 6. haftadan itibaren günlük kaka yapma sayısı azalabilir. Tek başına bu yakınma kabızlık değildir. Yalnızca anne sütü alan bebek gerçekten kabız ise en sık neden anal fissürdür. Mama değişikliği ya da tek başına ticari mama ile beslenme kabızlığa neden olmaktadır. Karın şişliği, kusma, beslenme bozukluğu, aralarda ishal dönemleri olmadıkça megakolon gibi hastalıklar düşünülmemelidir. Zeytinyağı verilmesi, anal bölgenin nazikçe uyarılması geçici çözümlerdir. Zeytinyağının aspirasyon riski, anal bölgenin uyarılmasının da travmatik olabileceği unutulmamalıdır. Anal fissür varsa sıcak oturma banyosu, anal bölgeye anestetik (anestol) pomatlar ve çok sert kaka yapıyorsa laktüloz içeren şuruplar (duphalac) verilebilir.

7. Anne sütü için "yetersiz" tanısı koymada kesin ölçütler nelerdir? Gerçekten yetersiz ise beslenme nasıl olmalıdır?

Anne sütünün yetersizliğine vücut ağırlığı izlemleriyle karar verilmelidir. Günlük 20-30 gr/kg artış sağlanamıyorsa, grafikte düşüş görülüyorsa ek besin başlanabilir. Ekonomik durumları uygun ailelerde ilk 4 ay için ticari mamalar uygundur. Evde anlık hazırlanan meyve suları (elma, üzüm, şeftali, mandalina, portakal gibi) ve yoğurt ilk 4 ayda uygun ek besinlerdir. inek sütü çok zorda kalmadıkça önerilmemelidir.

8. Emzik ve biberon kullanımı neden önerilmemektedir?

Emzik kullanımının anne sütünü erken bırakmaya neden olduğu yönünde yayınlar olmakla birlikte, emziğin bebekte endorfin benzeri endojen maddelerin salınımına neden olarak bebeğin uykuya dalmasını hızlandırdığı, huzursuzluğunu azalttığından da söz edilmektedir. Prematüre ya da gelişme geriliği olan, uyuklama, kısa süre emme gibi sorunları olan bebeklerde de emzirme öncesi 10 dakika emzikle uyanıklığın ve emme alışkanlığının sağlanması da önerilmektedir. Anne sütü ile birlikte biberon verilmesinin anne sütünden erken ayrılmaya neden olduğu düşünülmektedir. Verilecek ek besinler biberonla değil de kaşıkla verilmelidir.

9. Meme bakımı nasıl yapılmalıdır, önemi nedir?

Annenin meme bakımı için günlük vücut temizliği, duş, banyo yeterli bulunmaktadır. Her emzirmeden önce temizlik şart değildir. Memede kalan anne sütünün orada antimikrobial etkinlik gösterdiğinden de bahsedilmektedir. Eğer çatlak, irritasyon gibi bir meme başı sorunu varsa uygun pomatlar kullanılmalı, ama emzirme öncesi silmeyi unutmamalıdır.

10. Çalışan anneler anne sütüne nasıl devam ede- bilir, sağılan süt sağlıklı olarak nasıl saklanmalıdır?

Çalışan anneler en az 4 aylarını doldurana kadar tek başına anne sütü vermeye özendirilmelidirler. Yarım gün çalışan annelerde daha kolay olmakla birlikte, tam gün çalışan anneler de sütlerini sağıp bırakabilirler. Anne sütünün 3-4 gün süreyle buzdolabında, 6-12 saat oda sıcaklığında etkisini kaybetmeden, bozulmadan korunabileceği bilinmelidir.



MASAL "TOHUMLAR"

tohumlar.jpg

O Sabah güneş yine her zamanki gibi yükselmiş, ısı ve ışınları bereketli topraklar üzerine cömertçe göndermeye başlamıştı. Ali dayı, sabah namazından hemen sonra yola koyulmuştu. Tarlasına ha vardı, ha varacaktı. Başını kaldırıp güneşe baktı.

Allah'a şükürler olsun, diye mırıldandı...

Arabanın üstünde, uykusundan henüz uyanmış olan küçük Abdullah merakla başını kaldırıp babasına baktı.
- Durup dururken niye şükrettin baba?
Ali dayı tebessümle oğluna baktı ve;
- Şükür her zaman yapılır evlat, dedi. Çünkü Allah'ın bize ihsan ettiği ni'metlerden her an

faydalanıyoruz. Beş dakika nefes almazsan ne olur?

tohumlar2.jpg

Abdullah dudak büktü:
- Ne bileyim, ölürüm herhalde.
- Gördün mü ya, dedi babası. Şükretmemiz gereken ne çok nimete sahibiz...
Derin bir nef es aldı ve;
- Az önce güneş nimetine şükretmiştim, dedi.
Abdullah merakla babasına bakıyordu. Babası devam etti:
- Güneş olmasa tohumlar canlanıp yeşermez, büyümezler.

tohumlar3.jpg

Abdullah'ın küçük kafasında şimşekler çaktı. Öyle ya; tohumlar canlanıp büyümeseler hem insanlar, hem bütün canlılar aç kalırdı. Yani hayat olmazdı. Heyecanla babasına döndü:
- O halde toprak da nimet, su da! diye söyledi.
Babası gülerek onun saçlarını okşadı.
- Elbette yavrum, elbette! dedi.

tohumlar4.jpg

Tarlaya gelmişlerdi. Ali dayı tohum çuvallarını arabadan indirdi. Karasabanı hazırladı. Küçük Abdullah sabırsızlanıyordu.
- Ben de tohum ekmek istiyorum baba! Ektiğim tohumların büyüdüğünü görünce çok sevineceğim!
- Tabii ekeceksin oğlum, dedi babası. Ama hemen değil. Ekilen tohumun bereketli olması için dua etmek gerek. Şimdi sen gölgede dinlen, ben iki rekât namaz kılıp dua edeyim. Sonra başlarız .
Abdullah gölgeye gidip oturdu. Ne çok şey öğrenmişti bugün. İyi ki babasıyla tarlaya gelmişti. "Keşke abimler de gelseydiler" diye düşündü. "Ama onlar büyük, benim öğrendiklerimi zaten biliyorlardır" diye avundu.
Babası namaz kılmış dua ediyordu. " Acaba babam nasıl dua edecek?" diye meraklandı. Yanına gidip oturdu. İşte duyabiliyordu:
- Yâ Rabbi! Yeri, göğü, her şeyi yaratan, yoktan var eden sensin. Ben de senin zayıf ve âciz bir kulunum. Şimdi toprağa atacağım tohumları Senin kudret ve merhametine emanet ediyorum. Onları yeşert, büyüt ve canlılar için bereketli kıl. Allahım; çünkü biz hepimiz bunlara muhtacız...
Abdullah da babası gibi "âmin" diyerek minik ellerini yüzüne sürdü. O gün, küçük Abdullah için unutulmayacak kadar güzel geçmişti. O da babası gibi avuç avuç tohum serpmişti tarlaya. Ve, tarla sürüldükçe o tohumların toprak altında kalışını ilgiyle seyretmişti.

tohumlar5.jpg

Akşam eve dönünce, o gün yaşadıklarını heyecanla anlattı annesine. Abileri ise, onun bu heyecanına gülüp geçiyorlardı. Bir de bağı vardı Ali dayının O yıl tarla gibi bağı da çok verimli olmuştu. Birkaç gün sonra bağbozumu başlayacak, meyveler toplanacaktı. Bir sabah kahvaltıda büyük oğlu bu mevzuyu açtı:

- Baba her yıl yaptığın gibi bu yıl da bütün köylüyü toplayıp meyveleri dağıtmayacaksın değil mi?

tohumlar6.jpg

Babası güldü:
- Herkes rızkını yer evlât. Elbette ki ihtiyacı olana istediği kadar vereceğim.

Ortanca oğul da abisi gibi itiraz etti.
- Biz emeğimizle kazanıyoruz başkaları yiyor. Satıp para kazansak daha iyi olmaz mı?
Ali dede çocuklarına hüzünle baktı:
- Böyle düşünürseniz kazanamaz, kaybedersiniz yavrum. Ben yıllardır ihtiyacı olan herkese yardım ettim ve hiç sıkıntıya düşmedim. Unutmayın ki komşuluk hakkı vardır. Verdikçe bereketlenir.

Çocuklar, babalarını ikna edemeyince kalkıp gittiler. Ali dayı tebessümle küçük Abdullah'ın başını okşadı ve;
- Sen onlara benzeme yavrum dedi. Unutma ki her zaman veren el alan elden üstündür.

tohumlar7.jpg

Bağbozumu başladığı gün Ali dayının bağı bayram yeri gibiydi âdetâ. İhtiyaçları kadar ürün alan köylüler meyvelerin toplanması için Ali dayıya yardım ediyorlardı. Çocuklar da yere düşenleri toplayıp yiyerek neşe içinde eğleniyorlardı.

Ne yazık ki bu mutluluk f azla sürmemiş, Ali dayı o kış yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etmişti.
Artık tarla ve bağ işleri çocuklara kalmıştı.

tohumlar9.jpg

Birgün en büyükleri kardeşlerini yanına çağırarak;
- Babamızın yaptığı yanlışı biz yapmayacağız, dedi. Çalışıp alın terimizle kazanacağız. Bir çöpümüzü bile başkasına yedirmeyeceğiz. Zengin olacağız, zengin!
Abdullah itiraz etti:
- Ben sizin gibi düşünmüyorum, dedi. Eğer Çok kazanmak istiyorsak, önce şükretmeliyiz. Sonra ürünü ekerken bereketli ve insanlara faydalı olması için dua etmeliyiz. Urünü toplarken de ihtiyacı olan komşularımıza yardım etmeliyiz.

tohumlar10.jpg

Abileri küçük Abdullah'ı azarladılar.
- Hadi ordan sen, de! Bacak kadar boyunla işimize karışma!
Aradan zaman geçti. Birgün ektikleri tarlaya gittiler. Buğdayların daha büyümeden kuruduğunu, işe yaramaz ot olduğunu gördüler.

tohumlar11.jpg

- Bu yıl yağmur yeterince yağmadı, dediler. Küçük Abdullah acı acı gülerek başını salladı. Çünkü abileri bu tarlayı ekerken bırakın dua etmeyi, bir besmele bile okumamışlardı.
Derken bağbozumu günü geldi çattı. Sabah erkenden hazırlanıp köylülere hiç haber vermeden bağın yolunu tuttular. Bağa vardıklarında karşılaşırlaştıkları manzara dehşet vericiydi. Gece çıkan yangında bütün bağ yanmış, geriye kara bir duman ve is kokuları kalmıştı.

tohumlar12.jpg

Oturup ağlamaya başladılar. Abdullah;
- Zararın neresinden dönersek kârdır, dedi. Gelin aç gözlülüğü bırakalım ve babamızın yolunda gidelim.
Ağabeyleri de bunun doğru olacağını kabul ettiler ve o günden sonra yanlış düşüncelerinden dolayı tövbe ederek çalışıp, bereketi Allah'tan beklediler. Cenâbı Allah elbette kendisine el açanları boş çevirmezdi. Onları da çevirmedi. Çok kazanıp, köylülerle birlikte mutlu bir hayat sürdüler.

tohumlar13.jpg

koglan_tas1x.gif

KELOĞLAN VE SİHİRLİ TAS

YAZAN : AHMET EFE
ÇİZEN : ORHAN DÜNDAR

Bir varmış, bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu "Keloğlum,keleş oğlum" diye severmiş.
Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş. Belki bir kaç balık yakalarım. Anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz" diye düşünüyormuş.

koglan_tas2x.gif

Irmağın kenarına gelip oltasını salmış. Öğleye doğru kocaman bir balık tutmuş. Pulları gümüş gibi parlak, gözleri cam gibi aydınlık, güzel mi güzel bir balıkmış bu...
Keloğlan balığın pullarını kazımış, karnını yarıp temizlemek istemiş. Bir de ne görsün! Balığın karnı içinde kocaman bir tas durmuyor mu? Keloğlan bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın. "Hem balığı götürürüm anama, hem tası" demiş.


koglan_tas3x.gif

Tası su ile doldurup balığı yıkamak istemiş. Birden inanılmayacak bir şey olmuş. Tastan boşalttığı sular altın olarak akıyormuş yere. Keloğlan çok şaşırmış. Bir kaç kere denemiş, hep altın akıyormuş tastan. "Bu, sihirli bir tas galiba. Hemen anama haber vereyim" demiş. Evlerine koşmuş.

koglan_tas4x.gif

Sihirli tasa küpler dolusu suyu doldurup doldurup boşaltmış. Suyu boşalan küplere de altınları biriktirmiş. Artık ülke hükümdarı bile onun yanında fakir sayılırmış...
Keloğlan günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış.

koglan_tas5x.gif

Gereksiz masraflara, lüzumsuz harcamalara girişmiş. "Oğlum bu işin sonu kötü olabilir" diye öğüt vermeye çalışan anasını bile dinlememiş.

"Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim..." diyormuş.

koglan_tas6x.gif

Keloğlan'ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona duyduğu sevgiyi azaltmış.

Herkes "Eski hali bundan daha iyiydi. Gözünü hırs bürüdü Keloğlan'ın" demeye başlamış.


koglan_tas7x.gif

Keloğlan bir gün daha çok altın elde etmek için, sihirli tasını eline alıp ırmağın kenarına gelmiş. "Suyu tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım. " demiş. Gurur ve kibirle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Daha hızlı daha hızlı daldırmaya başlamış tası. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş. Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için hızla akan ırmakta nerdeyse boğulacakmış. Binbir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken,biriktirdiği altınları da hırsızlar çalıp götürmüşler.


Artık tası bulmanın da imkanı kalmadığından ağlaya ağlaya annesinin yanına dönmüş. Başına gelenleri anlatmış. Yaşlı kadın:

- Üzülme yavrum, demiş. Hay'dan gelen Hû'ya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun."

Keloğlan bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş.

O günden sonra da Sihirli Tası bir daha hiç anmamış.


ÇİZMELİ KEDİ

cizmelikedi.gif

Charles Perrault

Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.

"Kedi ne işine yarar ki insanın?" diye yakınmış. "Pişirip yiyemezsin bile." Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. "Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz."

Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış.

Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya gidip Kral'la görüşmek istediğini söylemiş. Kral'ın huzuruna çıktığında yere eğilerek, "Yüce Efendimiz, size Efendim Marki'den bir hediye getirdim," demiş. Bu hediye Kral'ın çok hoşuna gitmiş.

Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki, Kral artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi'nin dört gözle beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. "Bana sakın neden diye sormayın ve bu sabah ırmağa gidip yıkanın," demiş sahibine. Çizmeli Kedi, o sabah Kral'ın Prenses'le, yani kızıyla birlikte ırmağın kenarından geçeceğini biliyormuş.

O sabah, Kral'ın faytonu ırmağın yakınından geçerken Çizmeli Kedi telaşla yanlarına yaklaşmış. "Yardım edin! Yardım edin!" diye bağırmış. "Efendim Marki boğuluyor!" Kral hemen bir alay askerini ırmağa yollamış.

Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamış. Kral'a, efendisi ırmakta yüzerken hırsızların onun elbiselerini çaldıklarını söylemiş. (Oysa Çizmeli Kedi, efendisinin elbiselerini çalıların arkasına kendisi gizlemiş!) Kral, hiç gecikmeden Marki'ye bir takım elbise yollamış. Tahmin edeceğiniz gibi Çizmeli Kedi'nin sahibi, kendisine Marki denmesine çok şaşırmış, ama akıllılık edip hiç sesini çıkarmamış.

Marki güzelce giyindirildikten sonra Kral onu gideceği yere götürmek için faytonuna davet etmiş ve kızıyla tanıştırmış. Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş olan Marki'ye bir bakışta âşık olmuş.

O sırada Çizmeli Kedi koşa koşa oradan uzaklaşmış. Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamış. "Beni dinleyin!" diye bağırmış. "Kral bu yöne doğru geliyor. Size bu tarlaların kime ait olduğunu sorarsa ona efendim Marki'ye ait olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa sizi dilim dilim doğrattırırım!"

Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha koşmuş ve büyük bir tarlada buğday biçen adamlara rastlamış. Aynı şeyi onlara da söylemiş. Sonra tekrar koşmuş ve her rastgeldiği insana aynı şeyleri tekrarlamış. Derken Dev'in şatosuna varmış.

Kral'ın Faytonu Çizmeli Kedi'nin geçtiği yerlerden geçerken Kral her rastgeldiği insana, "Bu tarlalar kime ait?" diye soruyormuş. Her defasında da aynı cevabı alıyormuş. Kral, Marki'nin bu kadar çok toprağa sahip olmasına şaşırmış. (Çizmeli Kedi'nin sahibi de öyle!)

O sırada Çizmeil Kedi Dev'in şatosunda başka bir işler çevirmekle meşgulmüş. "Dev," demiş Çizmeli Kedi, Dev'in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizlemeye çalışarak. "Senin aynı zamanda müthiş bir sihirbazlık gücünün olduğunu söylüyorlar, doğru mu?"

"Öyle diyorlarsa, öyledir," demiş Dev alçakgönüllülükle.

"Örneğin, istersen hemen bir aslana dönüşebildiğini söylüyorlar," demiş Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüştürüvermiş. Çizmeli Kedi kendini dolabın üzerine zor atmış. Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan aşağı inmiş. "Mükemmel!" demiş Çizmeli Kedi. "Ama fare gibi küçük bir şeye dönüşmek senin gibi cüsseli biri için imkânsız olmalı!"

"İmkânsız mı?" diye gülmüş Dev. "Benim yapamadığım şey yoktur!" Dev bir anda fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmuş.

Derken Kral, Dev'in şatosuna varmış. Şatonun artık kime ait olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral'ın faytonunu şatonun yolunda karşılamış. "Bu taraftan gelin," demiş. "Sizi bir ziyafet bekliyor." (Dev o gün birkaç arkadaşına bir ziyafet vermeyi planladığı için yemeklerle donatılmış büyük bir masa hazır bekliyormuş!"

O günün sonunda Çizmeli Kedi'nin sahibi Marki Prenses'le nişanlanmış. Bir hafta sonra da evlenmişler. Çizmeli Kedi'ye ne mi olmuş? Dokuz canından dokuzunu da sefa içinde sürmüş ve bir daha da fare avlamasına gerek kalmamış , ara sıra avlamış, o da kedi olduğunu unutmamak için



KEDİ KÖPEK KAVGASI

kedi.gif

Bir varmış, bir yokmuş. Ormanda ağaç çokmuş. Koca koca çınarlar, kerestelik köknarlar, çamlar, gürgenler, meşeler hep oradaymış. Maymunlar daldan dala atlarken sincaplar fındık toplarmış. Ormanın kendine göre kuralları varmış. Kuralları Aslan koyarmış. Yine bir gün Aslan ormana haber salmış. Telli turna üç gün önce orman halkını dolaşmış. Aslan kendileriyle bir konuyu görüşeceğini bildirmiş. Ayılar koca çınarın dibini süpürüp toplantı yerini düzenlemişler. Gündemi alan yerine oturmuş. Sözcü yerine geçmiş. Yazıcılar hazırlanmış Kral Aslan gelip toplantıyı açmış. Yoklamada anlaşılmış ki deve ortada yok.

kopek.gif

-Git, deveyi bul getir, demiş aslan köpeğe.

-Emredersiniz, sayın kralım, ama ben deveyi tanımıyorum. Demiş köpek. Aslan:

- Tanımayacak ne var? Eğiri büğrü, kambur bir hayvan. Köpek bu tanım üzerine yola çıkmış. Ağaç altlarını aramış yok. Dere boyunu aramış bulamamış. Çayırda da bulamayınca çalılıklar arasına gitmiş. Kendi kendine söylenerek yürüyormuş: Bu sıcakta deve aranır mı hiç? Ortalıkta dolaşacak değil ya kim bilir nerede uyuyordur. Köpek, devenin bu sorumsuzluğuna çok öfkelenmiş. Birden çalıların arasından bir kedi çıkmasın mı?Köpek hiç unutmazken karşısına bir şey çıkınca irkilmiş. Havlayarak kedinin üzerine yürümüş. Birdenbire karşısında köpeği görünce korkmuş kedi.

-Miyaaaavvv! ...tısss! deyip tortop olmuş. Kafasını yere yatırmış, sırtını kamburlaştırmış, kuyruğunu kıvırmış. Kediyle köpek her nasıl birbirlerini tanımıyorlarmış. Köpek sırtında kamburu, kuyruğunda eğriliği görünce kediyi deve sanmış.

kedi2.gif

- Yürü, demiş. Kral seni toplantıya çağırıyor. Köpek önde kedi arkada toplantı yerine gelmişler. Köpek kediyi orta yere dikip:

-İşte, deveyi getirdim Kral'ım. Demesiyle birlikte orman çınlamış. Tüm hayvanlar katıla katıla gülmüşler. Kediyi gösterip.

- Aaa, deveye bak, diyerek köpekle dalga geçmişler. Kral Aslan bile gülerek:

kedicik.gif

- O deve değil kedi, demiş. İşte o zaman köpek hayvanların kendisiyle neden dalga geçtiklerini işte o zaman anlamış. Yan yan kediye bakmış. O bile gülüyormuş. Onun yüzünden alay konusu olduğu için kediye çok kızmış.

- Ben sana gösteririm, demiş içinden. Kediyi hiçbir zaman bağışlamamış. Her zaman karşılaşsa kedi tısss! deyip kaçar. Daldan üç elma düşmüş.



ÜRKEK TAVŞAN İLE KURBAĞALAR

Ormanların en korkak hayvanı tavşanmış. Yaprak kımıldasa hemen saklanacak yer ararmış. Ona bu kadar korkak olmaması gerektiğini söylüyorlarmış ama bu sözde pek işe yaramıyormuş. Kendisinden çok daha küçük hayvanların ormanda korkusuzca gezdiğini gören tavşan korkaklığına daha bir üzülürmüş.

Bir gün tavşan ormanda gezintiye çıkmış. Tabii buna gezinti denirse. Korka korka, saklana saklana yüreği ağzına gelerek yürüyormuş ormanda. Tam gölün kıyısına geldiğinde vwırrrakk wırraaakkk diye bağırarak suya atlayan kurbağalar görmüş. Buna çok şaşırmış. Çünkü kurbağalarda kendisinden korktukları için suya atlıyorlarmış. Tavşan o an anlamış ki ormanda kendisinden daha korkak hayvanlarda var.

O günden sonra tavşan korkusunu az da olsa yenmeyi başarmış.

anasayfa.gif

ZEYNEL ABIDIN KORKMAZ