zaferokumus65.sitemynet.com
AŞK NE YAPARSAN YAP YANINDAYIM DİYEBİLMEKTİR..
Hoşgeldin(iz) Aklıma..

CANKUŞUM
Yankının Rengi Var mı?
Yetti demeyi bilenlere..
Birşey olan herşey ve herşey olan birşey
Zor Zenaat
Karanlığın Karası
Aman!
Alışkanlığın Ötesi Bağımlılık
Katliam
Gökkuşağı
Umudun Adı Tomurcuk
Metamorfoz
SONU KÖTÜ BİTEN İYİ FİLM

Acı
Aşk Mantığa Zararlıdır
Kum Saati Çocukları
GİT BAŞIMDAN AŞKIM

AŞK NE YAPARSAN YAP YANINDAYIM DİYEBİLMEKTİR..


rastlanti.jpg

MERHABA..

Sen aklımın erdiğinden beri bendesin. Kendimi bildim bileli gördüğüm bir düş bu, ne olduğun, neye benzediğin hiç de önemli değil, yaşamanın aramak olduğunu ve de asıl önemli noktanın, bulduğunun değerini bilip adını koymak olduğunu çözeli çok uzun yıllar oldu..

Vazgeçmekten vazgeçmeyi öğrendim. Aklımın erdiği zaman da o zamandır.

Hayallerim aklımın erdiği ve düşlerim dağarcığımdaki hayallerin gücü kadar, biliyorum.. Bir gün sonlanacak olan nefesimin yettiği kadar düşebilirim yollara, onu da biliyorum..

Biliyorum ama, gönüllü bir yolculuk bu, bu yolu ben buldum, bu yolu ben seçtim, ben yürüyeceğim..

Zahmetli bir yol olduğunu da biliyor ve yürüyorum, kaç kez büründü sana, kaç kez sen diye çıktı karşıma ve kaç kez senden ayrı sana benzemezlerden beni kopardı çöl ortasındaki vahalarda.. Üstelik sen diyebilecek kadar yakınındaydık kelimelerin, paylaştığımız dertlerin, koparttığımız kıyametlerin.. Sen dediğimse hem gurbet hem de sılaydı aslında. Seni benzetsem de başkalarına, hepsi tek tek hem yabancıydı hem de aşina. Adlandıramadıklarımdan bile ışık aldım, ama ne gölgemde kendimi gördüm, ne tanıdık geldi tebessümlerindeki bir küçücük yansıma. Bazen içten bir merhaba oldu gülücük içinde kalan tazeliğe, bazen de acı içinde kıvranan çürümüşlüğe kırgın ve küskün bir elveda..

Giderek eskiyen, ama eskilikten hiç gocunmayan bir merhaba ile de ben selamladım senden olanı, yeni yetmeliğimden bu yana..

Bildik tatların yanı sıra yeni lezzetler.. Her yenide eskinin tanıdıklığı, her bildik de yeninin merakı, öğrenmeye açlık duyanların hazzı. Her detay için yeni yorumlar, geçen seferkinden'e göre yapılan karşılaştırmalar..

Yeniydi o zaman eskiyi aramam ve çok eski bir hikayeydi yeniden korkmam.. Haydi at bakalım bir işaret daha yol haritasına, buradan daha önce geçtiğimde sen'i nasıl da fark edememişimle biten..

Kaçıncı kırık diken bu, versin diye koyu rengini kırmızının güle, kaçıncı katre kan bu, aktığını bile hissetmeden döke saça yürüdüğüm, gün ve yol kendini yenilerken bu kaçıncı dönemeç, arkasında sen, ille de sen diye dönüp durduğum..

Aynı zaman ve aynı anı yakalayamadan attığım her adım, aslında yeni bir varışı simgelerken ve de o yeni varış, geri dönüş için hazırlıklarını daha ben gelmeden yapmışken, gözlerinden bu kaçıncı zorunlu göçebeliğim, sürgünüm.

Belki de bir arayış aşkıydı içine düştüğüm, keşfetme merakı değil, bir arayış sancısıydı, bulma sevinci, kaybetme korkusu değil.. Kendime keşif yolculuğuydu, her yeni memleket, her yeni diyarda, bu da benden, ben de bundanım diyebilme sevdasıydı..

Ve seni bulup ta, yüzüne karşı "özüm kadar sevebildim" diye avaz avaz haykırma çabasıydı.. Özüm kadar.. Özüm..

Ve de " kendimi geçtim de geldim sana, senin için senden de geçerim, pahası can da olsa " diyebilmekti, " iki gözüm "..

İşte bu yüzden dönmedim harcadığım emekten, verdiğim sözden.. Sırf bu yüzden vazgeçmedim verdiğim değerden, sen'i bulana dek yürümekten.

Buldum sonunda.. Hem de yıllar sonra, anıların küllerini karıştırırken..

Daha ilk karşılaşmamızdan beri yanıbaşımdaymış meğer, istediğinde içimde durup, istediğinde aramıza yollar, dağlar koyan, yüzüme gözüme sen, ille de sen diye vurup duran hep O'ymuş..

Hep özlediğim hep de özleyeceğim, hayalinin bile üstüne kırk kilit vurduğum, kaçmasın diye her daim kapısında durduğum, avuçlarımın teri, parmaklarımın titremesi, saç diplerimin ürpertileri, dişlerimdeki kamaşmayı, boğazımdaki kurumayı, yüreğimdeki onulmaz telaşları, gözlerimdeki boşluğa volkan gibi patlayıp, lavlarını yollara döke saça yürümeyi de bilen, öğrenen ve öğreten yol arkadaşım..

Kayıtsızlığımı bile kayda alan, dert ortağım, sırdaşım, beklentisizim, ve de sonsuz hasretim: Y A L N I Z L I Ğ I M..

Sanki o tanıdık bildik merhabaydı dudakları neredeyse hiç kıpırdamadan sesi içimde yankılanan, meğer onu arar dururmuşum hem de yanıbaşımda dururken, hem de rüzgar kilometrelerce öteden kokusunu ciğerlerime doldururken..

"Hoş geldin biricik sevgilim, nihayet buldum seni, merhaba" dedim,
Y A L N I Z L I Ğ I M'a, ve de erdim sırrına yaşamın,
takvimler artık ne sen, ne de ben
"o eski biz" değiliz'i gösterirken..



YÜZÜM DOĞUYA DÖNÜK

Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı gözlüyorum.
Yüzüm ilkbahar..
Oysa dışarıda; gönlümün umut yapraklarını
sarartıp, savuran bir rüzgar..
Ve gökyüzünde; sensizliğimi gürleyen
seninle yüklü kara bulutlar..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
bulutlardan daha kara sevdam var.

Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı özlüyorum.
Sarısına yeşiller ekliyorum,
gönlümde rüzgarınla savrulan yaprakların,
karasına beyazlar çekiyorum,
gözlerimde hasretinle kavrulan bulutların..
Varlığıma girip sessizce,
yokluğuna endişeleri eken,
öksüz gecelerimin yanına,
kimsesiz gündüzleri çeken,
fırtınalarca patlayan öfkemi,
gemliyorum gizlice..
Ve ayrılığının acısını yudumluyorum,
beynimde şimşekler çakarken delice..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
fırtınalardan daha divane sevdam var.

Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı düşlüyorum.
Çiçeklerine kelebekler yolluyorum,
ellerinden tutup, uçurtmalarla,
kırlarca koşturduğumuz papatyaların..
Mavisine turkuaz katıyorum,
aramızdaki dağların ardında,
kayalarca yosun tutmuş deryaların..
Ve beline sarılıp, yelkenlilerle
enginlerce coşturduğumuz dalgaların..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
deryalardan daha derin sevdam var..

Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı çekiyorum duman duman.
Seni düşünüyorum,
hırslanıyor yüreğim,
aklıma geldikçe
sensiz geçirdiğim bunca zaman..
Yırtıp karanlığını akşamın,
firar ediyorum gecenin koynundaki ıssıza
ve sürgünlerce gidiyorum
saman yolundaki yıldıza..
yüzüm donuk,
yüzüm soğuk,
yüzüm akşam,
içim sönük.
Yine sığınağım oluyorsun zaman hırsızım.
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
gecelerden yıldızlarca aydın,
gündüzlerden güneşlerce sıcak sabrım var..

Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı istiyorum.
Uzaklığın öyle çok,
yakınlığın öyle yok ki
sarsılıyor bedenim.
Batıdan gelip sırtıma saplanan,
değdiği yeri delip geçen,
bana kan kusturan hançerim.
Sırtım sıcak,
sırtım güz,
sırtım gündüz
içimde giz
ve sağanağım oluyorsun kan kırmızım
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
kan sağanağından daha kızıl yangınım var..



BENDEN SONRA

bakacaksın ardımdan
ellerinle savurduğunu düşünerek
yalnızlık o zaman ellerini tutacak
kendine sarılıp kendinle üşüyeceksin

pusum inmeyecek gözlerinden
dişleriyle kopardığını tükürerek
yalnızlık o zaman gözlerini vuracak
düşlerinde ağlayıp gerçeklere güleceksin

sözlerim çıkmayacak kulaklarından
anlayışınla değerimi düşürerek
yalnızlık o zaman kanına girecek
yüreğini kapatacaksın kahrından
yaşamın akacak
sen bakacaksın ardımdan



AŞK NE YAPARSAN YAP YANINDAYIM DİYEBİLMEKTİR..

Taptığım melekten gelen yazdıklarım ve söylediklerim arasındaki nüans için uyarıya, gelen önerilere ve mesajlara teşekkürler..

Bu doğrultuda siteden çıkardıklarım, hayatımda da bir gün gerçekleşir umarım..

Tamamen katılıyorum; Beklediğime bir gün değecek.. Çünkü Aşk beklemeyi bilmektir. Ancak şunu da gözden kaçırmamak gerek, "beklenen" zaten herşeyi ile yıllardır benim. Yalnızca gözü, şaçı, yalnızca kirpiği ve kaşı ile değil, yalnızca mutluluğu, sevinci, yalnızca gururu ve gözyaşı ile değil, O çektiği acı ile, O yaşadığı korku ile, O katlandığı eziyet ile, O yaptığı fedakarlıkla, hala sadece ve sadece bana ait. Bu yüzden BENİM KADINIM.

Sırf bu yüzden yalnız bir gün değil, yüreğine beni kabul ettiğinden beri, yıllardır ve sonsuza kadar yıllarca yalnız benim Aşkım.

Zor, çok zor biliyorum, ama, Aşk denilen eşsiz ve bir o kadar yaralayıcı duyguyu, sizin de, "NE YAPARSAN YAP YANINDAYIM" diyebilecek özveriyle sonsuza dek yaşamanızı ve yaşatmanızı dilerim.



DÜN, BUGÜN, YARIN ve DAİMA

Gökyüzün,
ayrılığın kara bulutlarıyla kaplıysa
ve uzaklığımızın gökgürültüleri,
uykularını bölüp, canlandırıyorsa
çocuksu korkularını,
değdir, alnını omzuma.
Korkma,
ellerim saçlarında gezecek
ve korkuların sessizce ölecek.
Dün, bugün, yarın ve daima
sonsuz dayanağın ben olacağım.

Halâ kemiriyorsa
acaba'lar benliğini,
verdiğim cevaplar doyurmuyorsa
sorularla dolu aç belleğini,
sür üstümde,
en acımasız eleştirilerle yüklü sabanını.
Korkma,
tozum terine karışacak
ve bağrında,
içinde yalan olmayan anıların
çamura bulanmış yaraları kanayacak.
Dün, bugün, yarın ve daima
işlenmiş toprağın ben olacağım.

Bensiz yaşadıkların,
benimle paylaştıklarının yanında
anlamını yitiriyorsa,
herhangi bir şarkıcının söylediği
herhangi bir şarkıda
boğazına bir şeyler düğümleniyorsa
ağla,
yüzün avuçlarımın içinde olacak.
Korkma,
gövdem senin gözyaşınla ıslanacak
ve özlem çölünde
bir sevgi fidanı yeşerecek.
Dün, bugün, yarın ve daima
yağmur ormanın ben olacağım..

Ulaşılmazlık coğrafyasının
hasret uçurumları dipsiz,
çaresizlik yamaçları dik,
hüzün geçitleri sarpsa
ve imkansızlığın set vurduğu,
umut dolu gönül barajın,
gece ve gündüz çektiği acılarla,
sessizce kıvranarak,
kendine doğal bir kanal arıyorsa,
daya yüzünü ğöğsüme.
Korkma,
cesaretim bütün engelleri sabırla aşacak
ve sonsuz aşk denizine doğru akacak.
Dün, bugün, yarın ve daima
büyük seven nehrin ben olacağım.

Dileğin,
gizlemeden yaşananı,
basitleşmeden, süren bir yaşamsa,
dola nefesinin kollarını nefesime.
Sevgimin büyüklüğü,
sana sarsılmazlık duygusu verecek.
Korkma,
kokum üstüne sinecek
ve sensizliğine duyulan nefret seninle dinecek.
Dün, bugün, yarın ve daima
tüm olmazlara dirençli,
başı dik yüreğin ben olacağım.

İhtiyaç duyduğunda sığın,
yalnızlığın çıplaklığıyla üşüttüğü
soğuk hüzün rüzgarları,
ayrılığın açıklarda doğurduğu
hırçın isyan dalgaları,
seni savuramayacak.
Sar bedenini bedenimle.
Korkma,
tenin, içtenliğimin ısıttığı sıcak tenime değecek
ve duygularımın yoğunluğu içini titretecek.
Dün, bugün, yarın ve daima
yalnız senin teknenin demirleyeceği
emin limanın ben olacağım.

İnan,
bu sonsuz dayanak,
bu işlenmiş toprak,
bu büyük seven nehir,
bu başı dik yürek,
bu yağmurlu orman,
bu emin liman,
dün, bugün, yarın ve daima
sevgisinde kirlenmediğin tek ortam olacak..



ŞAKA GİBİSİN KADINIM

şaka gibisin kadınım
bir tatlım bir acım
özendiğim ne varsa yaşattın
her şakanın yarısı kadar gerçek
her gerçeğin yarısı kadar şakaydın
sen hem sırat olurdun bana
yürürdüm köprüne korka korka
hem de ab-u hayattın
susuzluğunla kavrulsam da
kana kana yudumlayamazdım

şaka gibisin kadınım
bir açığım bir saklım
sırtımda hançerle yaşamayı dayattın
her sırrın yarısı kadar gerçek
her gerçeğin yarısı kadar sırdın
sen hem varış olurdun bana
geçerdim kendimden yana yana
hem de beni geçen karıştın
bir nefes kadar yakın olsam da
doya doya koklayamazdım

şaka gibisin kadınım
bir karam bir akım
hiç görmeden düşleyip
dişlemeden tattığım her elma kadar yarım
hiç sevişmeden aşık olup
aşık olmadan seviştiğim her kadın kadar karımdın
sen hem ışık olurdun bana
on ikiye bölünür yayılırdım yılına
hem de kör kuyu kadar karanlığımdın
dibine döküldüğümde parça parça
çığlığımı ben bile duyamazdım

şaka gibisin be kadınım
beni şakasız bıraktın ya
ıssız kere ıssızım



YADİGAR

günüm kıyamet
umudum mahşer olsa
yarama tuz
elime ateş konsa
dağlasa sevdan yüreğimi
yar olur sararsın
derya kadar derman vurur bedenime

yeşil derin
mavi ufuk olsa
gözüme kum
ciğerlerime iyot dolsa
burksa sevdan içimi
yakamoz olur yanarsın
çöl kadar ay yansır yüzüme

toprak yağmur
hasret yosun koksa
kirpiklerime hüzün
yanaklarıma kan yağsa
yırtsa sevdan tenimi
buğu olur konarsın
bulut kadar yaş dolar gözlerime

yaşamak zulüm
ölüm kurtuluş olsa
canevimden gülüm
gecemden yıldız kaysa
son bir dilek tutsam
yadigar sen kalırsın
dün kadar aşina düşlerime


NE KADAR

ne çıkarırsan çıkar aklından
ben sende arta kalanım
ne yıkarsan ırmağımdan
benden seni çıkardığın kadarım

neyle çarparsan çarp
ben elde var olanım
ne harcarsan anlamımdan
benle seni topladığın kadarım


KENDİNİ AŞ(K)TA GEL

dündü kendinden aşmadan
tüm sunulanlara kulp takan
dündü gönlündeki aşkı yaşamadan
bileğindeki zincirden kurtulmayı uman
dündü yüreğime gömüldü
dün bir aşktı tam göğsünden vurulan

dündü kendinden taşmadan
soruları içine hapsolan
dündü yar ifadesi sormadan
bugünü ve yar'ını yargılayan
dündü aşkın ağzına sıkıldı
dün bir dişi kaplandı
gölgesinden korkup kafesine saklanan

Konuk Defterim

Ad,Soyad:

E-mail:

Mesaj:

tt.jpg

AŞK SEVDİĞİNDEN ÇALARAK YAŞANMAZ

Her şeyi sineye çekerek, her türlü fedakarlık yapılarak bir türlü yaşanamayan Aşk, sevdiğinden duygu, emek, özgünlük, yoğunluk, özlem, sabır, anlayış ve hoşgörü çalarak yaşatılabilir mi?

Aşk sevdiğinden paylaştıkça artacak değerlerden çalarak, kaçırarak ve harcayarak yaşanamaz.

Aşk, hırsızların, korkakların, çapsızların ve acizlerin yaşatamayacağı kadar eşsiz bir duygudur çünkü. Adalet ister, asalet ister, direnç ister, kararlılık ister, güç ister, anlayış ister, özen ister, özveri ister, her şeyden önemlisi O özel emaneti taşıyacak bilek ve yüklenecek yürek ister. Divanelerden fazla sevip, tam yeri ve zamanı geldiğinde susmakla, inkar etmekle, ihmal etmekle, unutmakla, hatta harcamakla, ama etrafa görevini yerine getiriyormuş gibi yaparak göz boyamakla, Aşk yaşanamaz, taşındığı yerde ölü doğar, A Ş K Y A Ş A T I L A M A Z ..

Sevdiği olmadan kendi içinde hissedemeyeceği, Sevdiği olmadan kendi kendine üretemeyeceği ve Aşk yerine farklı duyguları koyarak Aşkı besleyemeyeceği için Aşkı yaşayamayan, sevdiği gözlerin tam içine bakıp Aşkın ellerinden tutamayan eller, tutunacak duygu bulamadığı için sürekli ürperen yürekler, sevdiğinin içten yaktığı ve söylediği sevda türkülerini çalarak, böylece ısındığını ve etrafını ısıttığını sanan, kırık plak iğnelerine benzer.

Bununla da belki çevreye karşı görüntüyü kurtarabilir, geçici ve aldatan sesler çıkarabilirler, ne çaldıkları plak, ne seslendirdikleri türkü kendilerindendir, ne de kırık iğneleri sayesinde söyledikleriyle kurtardıklarını düşündükleri görüntü, kendilerini tatmin eder. Sevdiğinden aşırılmış değerlerle başkalarına seslendirilen sahte türküler, sevdiğinden çaldıkları hızla ellerinden, dillerinden, düşlerinden ve yaşamlarından akar gider.

Peki, türkülerini çaldıranlar? Yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla yargılananlar.. Onlar, ölmeden ölmeyi göze alan, onlar ölmeden ölümü sırtlayabilenlerdir, ellerinde ve yüreğindekinin değerini yeniden tartar ve Aşkı yine yaşanması gerektiği gibi yaşarlar.

Her güne yeniden başlayacak, yeniden göz kırpıp, "günaydın" diyecek kadar, her şeyi yıkıp yeniden onaracak kadar büyüktür Aşkları, ağırdır bileklerinde taşıdıkları, kendilerinden bile değerlidir yüreklerinde yaşattıkları.. Ha deyince söküp atılmaz, A T I L A M A Z..

Sevdayı binbir özenle yeniden sarıp sarmalarken, O muhteşem duygu seli, O eşsiz yangın için yürek ve ellerini yeniden bir kez daha sunmaktan çekinmezler ve bu yanıktan doğan türkülerden beslenirler. Bu öyle içten çekilen acı, bu öyle candan vazgeçiren sancı, öyle muhteşem bir yangındır ki, ne yıllar, ne de yıllar sonra tekrarlanan yalanlar söndürebilir. Yücelttikleri kendi duyguları, dağladıkları kendi yaraları, dayandıkları kendi acıları, kazandıkları kendi Zafer'leridir çünkü.

Seslendirdikleri türkü, bu yüzden sadece kendilerine ait, özgün notalardan oluşur ve sadece kendileri seslendirdiğinde yaşadıklarını, yandığına aktarırlar. SADECE ve YALNIZCA SEVDİĞİ İÇİN, gözünü kırpmadan yaktıkları kendi elleri, yürekleri, hatta bedenleridir, yaşanan o kıvrak acıdan çıkan sesler, sadece Aşıkların duyabileceği nağmeler, sadece Aşıkların anlayıp, değerini yüreklerinde hissedebileceği bestelerdir. O besteler ki ne notaları kimseden duygu sömürüsü ile aşırılmıştır, ne de sesi, başkaları da duysun, başkaları da görsün diye yalandan sonuna kadar açılmıştır.

Sevdiğinin Aşkından beslenip, sevdiğinin sevda yolundan çıkanlar, kopyaladıkları çalıntı duyguları ve bir türlü karşılığını bulamadıkları taşıma değerler tükendiğinde, kırık iğneleri ile hep aynı notaya takılır, bozuk plak gibi hep aynı telden çalarlar. Kısır nakaratlar, anlık, incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle çıkışlar, Zafer'im diyecekleri ödüle bir türlü ulaşamayan deneklerin yaptığı, ezik, başı önde, suskun geri dönüşler ve bunun için adları onun onuru, bunun gururu konan kıvranışlar.. Çaresizliğe sığınmak çözüm olamaz, çünkü çaresizlik sığınılacak bir Zafer değildir, çünkü çıkışları da, dönüşleri kadar çalıntıdır, çünkü çıkışları da dönüşleri kadar şartlı refleks çırpınışlarıdır.

Başkalarına şirin görünmek adına, çok matah bir iş zannedip, kucak dolusu çalıntı Zafer'le kafesine dönenlerin göz göre göre çiğnettikleri onuru ve kırık bir iğnenin plak döndükçe bile bile daha da kırılan gururu..

Şartlanmış olarak tekrarlanan ve çaresizlik hatta kader cızırtıları ile açıklanan, kendi korkularına kayıtsız şartsız teslimiyet ve Aşk yoksulluğuna, Zafer yoksunluğuna, kısaca; zavallılığa dönüş'üm destanı..

Tekrarlandıkça değerini kaybeden, tekrarlandıkça aşağılanan ve küçülen kısır döngünün, bedeli basitleşmeyle ödenen diyeti..

İğnesi kırık yaşamakla, ölüm arasında hiç bir fark yoktur.. O Zafer'e sevdalı gönüllerdir ki, çalınanlardan daha güzeli, kopyalananlardan daha iyisi ve taşınanlardan daha çoğu ile dolu.. O Zafer'e sevdalı gönüllerdir ki, zavallılar çaldıklarından medet umup, aşırdıklarıyla kafeslerine dönerken, O'nlar, Aşk'la da, Aşk'sızken de çoktan yürümüşlerdir, zavallıların üstünde amaçsızca dönüp durduğu yolu..

Paylaştıkça artan her güzel değer gibi, Aşk ta yalnızca o değeri hak edenle, o değeri gerçekten ölümüne paylaşanla yaşanmalıdır ki Aşk olsun.. Yaşanılması ve yaşatılması gereken Aşk, işte bu Aşk'tır, gelene geçene, önündeki ardındakine gıpta ile baktıran.. Yolda görüldü mü, Aşktan kazanılan, Aşkla varedilen ve yürekten yansıtılan Zafer'e en içten saygıyla selam durulan..

Aşk sevdiğinin yanında, canının ta içinde, damla damla, hücre hücre, an be an ve zerre zerre, iliğine kemiğine kadar, kana kana yudumlanmalıdır ki Aşk olsun.. Dişiyle tırnağıyla söke söke yaşanmalıdır ki, kazanılan, yansıtılan ve sonsuza dek gururla yaşatılan Zafer olsun..

Dün yaşatılanlara, bugün sakınılanlara, dün verilenlere, bugün binbir bahaneyle çok görülenlere, dün kazanılan ve dünde bırakılan Zafer'lere, bugün harcanılanlara, bugün de yarın da bile bile acizce yaşanan ve kös kös yaşanacak yenilgilere, dün paylaşarak çoğaltılanlara ve nedeni ne olursa olsun, dün çalarak olmuştu, aşırdıklarımla bugün de olacaktı, ama olmadı'ya da yazıklar olsun..

Tüm duaların kabul oldu, sıra benimkilerde..

.........

Dün facebook taki sayfama bir şarkı düştü..Beni de ıssızlığına düşürdü.

http://www.youtube.com/watch?v=I7RmmClLCH0&feature=related

BENGÜ - Ağız Alışkanlığı

Bazılarına güvenilmez, onlardan biriymişsin,
Beni acılara çiviledin, her kötülüğü de yapabilirsin.
Bazılarına güvenilmez, onlardan biriymişsin,
Beni yalnızlığa kilitledin, her kötülüğü de yapabilirsin.
Aşk kör etti gözümü, gerçeği göremedim..

Güldüğün de yalanmış, sarılmaların da,
Sevdiğin de yalanmış, sevişmelerin de..
Bana gelişlerin acılarından kaçışınmış,
Seviyorum deyişin ağız alışkanlığınmış


Bu şarkı beni çok etkiledi.. Bunu da ben yazdım..


YALAN (Aşk gerçeğe boyun eğmez)

Ölmeden ölüme değer mi
bir düşte iki renk yalan
Aşk gerçeğe boyun eğer mi
bir kalpte iki aşk yalan

Aşk dilini korkudan yutar mı
sevdan da silahın da yalan
bir güneş ellerimden tutar mı
doğuşun da batışın da yalan

Aşk kapıyı yüzüne kapar mı
çıkışın da dönüşün de yalan
Aşk baskıya boyun eğer mi
yanışın da sönüşün de yalan

yalan yalan yalan
Aşk diye yüreğine dolan
yalan yalan yalan
her cümlen her hecen yalan

çaldığın türkü yalan
sürdüğün boya yalan
baktığın ayna yalan
taktığın maske yalan

yalan yalan yalan
her günün her gecen yalan
yalan yalan yalan
yaş diye gözünden akan

taşıdığın onur yalan
yaşadığın yüzey yalan
düştüğün çukur yalan
çıktığın düzey yalan

yalan yalan yalan
her cümlen her hecen yalan
yalan yalan yalan
her günün her gecen yalan

Söz-müzik: Zafer OKUMUŞ


Biliyorum, sadece ben değilim ölmeden ölümü sırtlayan..
Ve sadece ben değilim ölmeden ölümü yudumlayan..



SENİNLE OLMAK İÇİN
DÜNYANIN SONUNU BEKLEYEMEZDİM (düşmanın değildim)

yetiştirmem gerek dedin ardından gittin
aşkı da sevdayı da elinle ittin
dünden de benden de vazgeçtin
bugün de yarın da artık bir hiçtin
yar bir türlü anlamadın
düşmanın değildim
seninle olmak için
dünyanın sonunu bekleyemezdim

kapı çalınıyor dedin ardından gittin
gerçekte de düşte de bittin
kendini de beni de yıkıp geçtin
yansan da yanılsan da artık bir hiçtin
yar bir türlü anlamadın
düşmanın değildim
seninle olmak için
dünyanın sonunu bekleyemezdim

çok seviyorum dedin ardından gittin
yalnızlığa hükmü kendince biçtin
ayrılık şarabını bile bile içtin
yaşasan da ölsen de artık bir hiçtin
yar bir türlü anlamadın
düşmanın değildim
seninle olmak için
dünyanın sonunu bekleyemezdim

Söz-müzik: Zafer OKUMUŞ


UZAĞIMA GİTME

dur dedim sana
uzağıma gitme
dur dedim sana
kendini küçültme
çalacak başka kapım yok
gidersen kavrulacak
ciğerim gibi yüreğim de

kal dedim sana
uzağıma gitme
kal dedim sana
kendini düşürme
yanacak başka dalım yok
gidersen tutuşacak
ellerim gibi bedenim de

zor dedim sana
uzağıma gitme
zor dedim sana
kendini yitirme
kopacak başka yarım yok
gidersen kanayacak
içerim gibi gözlerim de

dur de dim sa na..
u za ğı ma git me..
kal de dim sa na..
ken di ni ek silt me..
sür de dim sa na, sür, bit me..

Söz-müzik: Zafer OKUMUŞ


FİLMİN SONU

Sorma izlettim sana kaç kere
artık söylemem sonunu bile bile

ne soracak soru kaldı geride
ne bakacak yüz kaldı güllerde
belki yaşarken belki de ölümde
açarız aşkı ayrı bedenlerde

Sorma anlattım sana kaç kere
artık göstermem yolunu bile bile

ne yanacak ateş var elde
ne verecek söz kaldı geride
belki güneşte belki gölgede
yaşarız aşkı ayrı gönüllerde

Sorma dinlettin bana kaç kere
artık inanmam "çok seviyorum" deyişine
Sorma yutturdun bana kaç kere
artık inanmam "herşeyim sensin" deyişine..

Söz-müzik: Zafer OKUMUŞ


SEN BENİM HER ŞEYİMSİN

ellerin sıkıyor mu aynı güçle başka elleri
ayırıyor mu parmakların benimle tenini
gönlündeki külleri savurmadan
avucunda tutar mısın esip geçen yelleri
pişmansın pişmansın farkında bile değilsin
hala aldığım nefes gibisin
akmazsan içime yaşayamam
sen benim her şeyimsin

gözlerin gülüyor mu aynı sevinçle başka gözlere
yansıtıyor mu aynaların benimle eşini
gönlündeki ateşe aldırmadan
düşlerinde tutar mısın kaçıp giden trenleri
pişmansın pişmansın farkında bile değilsin
hala ışığım gözbebeğimsin
bakmazsan içime yaşayamam
sen benim her şeyimsin

Söz-Müzik: Zafer OKUMUŞ


Ve bir ben değilim tenhasında gecenin..
Hiç uyumamış ben..

Ahmet Kaya- Ayrılık Hediyesi

Şimdi saat sensizliğin ertesi
Yıldız dolmuş gökyüzü ayaydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Bir ben kaldım bir ben kaldım
Tenhasında gecenin avutulmamış ben

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Bu da benim sana bu da benim sana
Ayrılırken hediyem olsun

Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
ve haksızlık etmeden doğan güneşe
bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
mülteci isteklerim oldu
arasıra biliyorsun

Şimdi iyi niyetlerimi bir bir
Yargılayıp asıyorum
Bu son olsun bu son olsun
Bu da benim sana bu da benim sana
ayrılırken hediyem olsun

Şimdi saat yokluğun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın
İşi gücü olanlar çoktan gittiler
Bir ben kaldım bir ben kaldım
Voltasında gecenin hiç uyumamış ben

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Bu da benim sana bu da benim sana
ayrılırken hediyem olsun

Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
Beyninin içindekileri anlayabilmek ve
yitirmeden yüzündeki anlık tebessümü
Bütün saatleri öylece dondurabilmek için
Çıldırasıya paraladım kendimi LANET OLSUN

Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
Olsun gözüm olsun ne olacaksa olsun
Bu da benim sana bu da benim sana
ayrılırken hediyem olsun


stt16.jpg

Bana ulaşmak için zaferokumus@hotmail.com adresini kullanın