|
YOLA DEVAM
Sensiz anlamsızlığımı anladım diyordu şarkı, sensizliğin üstüne bir de sessizliğinle yaşarken.. Akşamlar daha bir savruk ve günler daha bir başına buyruk oluyor, gülüm sensizken.. Ve de aylardan Mayıs oluyordu hala şehrime karlar yağarken..
Anlamın içine eklenen bir farkında olmadan dokunuş ya da kaçamak bir bakış sensizliği dindirebiliyordu bazen, binlerce "seviyorum"un arasına giren ve onların önüne geçen o tedirgin, o ne yapacağını bilemez edası, işte o zaman kesiyordu soluğumu. Neye baksam, nereye yürüsem, neyi düşlesem, kokunu taşıyordu soluduğum hava sızlatıyordu burnumu, esen rüzgar adını kulaklarıma fısıldıyordu ve yapraklar sen gibi kımıldayıp sen gibi gülüyordu, işte o zaman kolum kanadım kırılıyordu..
Hiç bir sevda, çıkışı bulunmayan dehlizlere tek başına giremez ve her mecnun yarini ararken umudunu yanında taşır. Ya umudu bile çok görülüp yarının olmadığı biçareler ne çeker ve ne taşırlar? Vahasız çöl, ya da karasız okyanus nasıl aşılır, yanında azık diye sadece kendin varken?
Tüm soruların cevabı aynı yere çıkarken ve tüm anlamlar sadece O'nda değerini haykırırken, kaçımız anlamın ne anlama geldiğini sorgularız?
Aranılan ve de aramaktan bıkılmayan anlam kendimizden bir adım ötesidir. Her divane yarinin hep bir adım ötesinde olduğunu düşünür, vahasız çöl ve karasız okyanus bununla geçilir. Hasretin geçemediği hiç bir çöl, gözün dökemediği hiçbir deniz yoktur ki vaha serabı görülmesin, ufuktaki buluta da ada diye yüzülmesin.
Hiç bir yürek yola çıkarken, çölde sağanağı, okyanusta göl durgunluğunu beklemez, çıktığı yoldan yüreği yardan ötesi döndüremez.
İNADIM SEVDAMDIR
Eğer sunduğum kelimenin anlamını inkar edip
sadece kendi verdiğin değeri
bana dayatacaksan
hiç başlamayalım
çünkü sen anladıklarını
ben kavrayamadıklarını savunarak
dört mevsim kanayacağız
Eğer sadece sana öğretilenleri
ve hissedip yaşayamadıklarını
bana kabul ettireceksen
hiç konuşmayalım
çünkü sen duyduklarını
ben gördüklerimi savunarak
ancak bildiğimiz kadarını yaşayacağız
Eğer bakış açını değiştirmeden
ve başkalarının koyduğu kuralları
bana vazgeçilmez olarak sunacaksan
hiç yaşamayalım
çünkü sen onlara körü körüne bağlılığı
ben bize her saniyenin değerini savunarak
boşuna zaman savuracağız
Çünkü gülüm
yeniden yaşama sevinci duyabilmek adına
kavrularak goncana düşen bir damla
işleyecektir adımı hece hece dudağına
gün be gün yıkılarak sürüklenen her özlem
iliştirecektir umudu güvercin kanadına
yakılarak harcanılan her cümlem
Aşkı senden derecektir;
adının ve andının inadına..
NE KADAR
ne çıkarırsan çıkar aklından
ben sende arta kalanım
ne yıkarsan ırmağımdan
benden seni çıkardığın kadarım
neyle çarparsan çarp
ben elde var olanım
ne harcarsan anlamımdan
benle seni topladığın kadarım
SONU KÖTÜ BİTEN İYİ FİLM
belki sadece dost dedin
belki de eş ya da sevgili
belki baba yerine saydın
belki de arkadaş ya da abi
belki iki eli kanda olsa yetişecek biriydim
belki de geçici heves olarak nitelenen serseri
unutsan da neye hayat verdiğimi
ve bulamasan da sinende yattığım yeri
durmam değil olmam gereken yerdeyim artık
yine de sözüm söz
bir kere vazgeçmem dedik
sorgularda bilemediklerini
bilip de diyemediklerini
gözlerinin tam da içine bakıp dimdik
yerine ben diyeceğim
yaşadığım her şeyden soyunup sonra
hasretlikten çıkıp ta girer gibi yatağına
kefenine de gireceğim
sen yerime burada diyemedin
ben yerine içimde diyerek
devamsızlıktan kaldığın sorgulardan seni geçireceğim
ETLE TIRNAK
dağ dedin dağladım
sen göğsündeki tümseğe yaslan
ben sonuna kadar yudumlamadan
şarabı sudan ayıramam
çağ dedin çağladım
sen yüreğindeki eziğe sızlan
ben iliklerime kadar ıslanmadan
yağmuru çamurdan ayıramam
sağ dedin sağladım
sen derindeki çiziğe katlan
ben dibine kadar batmadan
dereyi denizden ayıramam
yağ dedin yağladım
sen elindeki tetiğe aldan
ben sapına kadar paslanmadan
bıçağı usturadan ayıramam
ağ dedin ağladım
sen düşündeki çentiğe acılan
ben şah damarıma kadar ulaşmadan
yırtığı sökükten ayıramam
bağ dedin bağladım
sen içindeki göçüğe saklan
ben kemiğime kadar dayanmadan
tırnağı etten ayıramam
CANKUŞUM
Bu satırlar yazılırken sen mışıl mışıl uyuyorsun.. Melekler eşlik ediyor yüzündeki huzura, ben, gözlerindeki minik bir ışığın peşindeyken, hatırı kırk yıl sürecek kahve tadındaki gözlerinin yerine gözkapakların ve kirpiklerinle yetiniyorum..
Bu gün senin günün, tıpkı dün gibi tıpkı yarınlar gibi..
Yaşadığım, yaşayacağım ve yaşatacağım en büyük onuru bana hissettirdiğin için, paylaşmanın, direnmenin, sabrın ne olduğunu uygulamasıyla öğrettiğin için, kısaca bana ANA GİBİ YAR OLDUĞUN ve beni ben yaptığın için Anneler günün kutlu olsun..
DOĞRUSU
Kaşların kaldı aklımda
kaşların cama vuran nisan yağmuru
kaşların cama tutunan her damlada
damlayı cama bağlayan kirpiklerinin tutkusu
Kirpiklerin kaldı aklımda
kirpiklerin damladan yansıyan ışık oyunu
kirpiklerin damladan süzülen ışığın en koyusu
süzülen ışığın üstünde tüten gözlerinin buğusu
Gözlerin kaldı aklımda
gözlerin için gibi sımsıcak
gözlerin bir içim duru su
hatırının kırk yıl süreceğini bilmezdim
ben senin en çok
kahve kokan gözlerini sevdim
doğrusu bu.
UYKUCU
sen uyurken benden habersiz
tenim uyanıktır uslu durmaz
akıllardan akıl tutarım
uymasın şeytana kaçmasın yaramaz
kendinden mahrum bırakılışların inadına
uzanır karanlığa parmaklarımla
kanatlarını okşarım meleklerin
yalnız benim için gülsün
içinde yaşattığı çiçek solmasın diye
sen uyurken sessiz sessiz
tenha günün güç doğumuna
çığlık çığlıktır gece susmaz
laf ebeleri üşüşür yatağa
hançer olur dilleri durmaz
kendinden kaçak bakışların aksine
girer uykusuzluk batağına
ışığımı yollarım kapalı gözlerine
yalnız benim için baksın
bebeğinde büyüttüğü umut sönmesin diye
sen uyurken bensiz bensiz
saçlarına dokunur
her gece ellerimle dokurum saçlarını
benim için dalgalansın
telindeki koku eksilmesin diye
kendine mahkum kalışların tersine
sevda serperim yüreğine
yalnız benim için atsın
aldığı kadarını verir
verdiğini alamazken
düşünde gördüğü sevda kurumasın diye
ŞAKA GİBİSİN KADINIM
şaka gibisin kadınım
bir tatlım bir acım
özendiğim ne varsa yaşattın
her şakanın yarısı kadar gerçek
her gerçeğin yarısı kadar şakaydın
sen hem sırat olurdun bana
yürürdüm köprüne korka korka
hem de ab-u hayattın
susuzluğunla kavrulsam da
kana kana yudumlayamazdım
şaka gibisin kadınım
bir açığım bir saklım
sırtımda hançerle yaşamayı dayattın
her sırrın yarısı kadar gerçek
her gerçeğin yarısı kadar sırdın
sen hem varış olurdun bana
geçerdim kendimden yana yana
hem de beni geçen karıştın
bir nefes kadar yakın olsam da
doya doya koklayamazdım
şaka gibisin kadınım
bir karam bir akım
hiç görmeden düşleyip
dişlemeden tattığım her elma kadar yarım
hiç sevişmeden aşık olup
aşık olmadan seviştiğim her kadın kadar karımdın
sen hem ışık olurdun bana
on ikiye bölünür yayılırdım yılına
hem de kör kuyu kadar karanlığımdın
dibine döküldüğümde parça parça
çığlığımı ben bile duyamazdım
şaka gibisin be kadınım
beni şakasız bıraktın ya
ıssız kere ıssızım
............................
NE DİNLERİM?
Hafta sonu dost meclisinin konularından biriydi; ne dinlerim?
Seni anlatan, senden söyleyen her şeyi dinlerim..
Yalnız sana duyulanları, bir çok farklı besteciden, bir çok farklı sanatçıdan birbirinden farklı lezzetlerle, ama hep bir ağızdan, her daim aynı hazla, burnunun dibinde, hatta beyninin içindeyken bile sevdiğimi sana haykırdığım kadar dinlerim..
O şarkılardır el olur ellerine dolanan, yar olur sırtını saran ve o notalardır nefes olur ciğerlerine dolan, ses olur kemiklerinden çıkan, her şarkıda, türküde dudaklarına dişlerimle iki heceli ismimi yazan.. Kirpiklerim birbirine değdiğinde senin adın, hiçbir şeye benzemeyen tadın, şarkılarla, türkülerle yeniden aklıma kazınır..
"Bir şarkı olursun sen, ömür boyu sürecek", dudaklarımdan sorgu günü de düşmeyecek..
Seni söyledikleri için dinlemekten hiç bıkmadıklarımın yanı sıra, ilk duyduğumdan itibaren gözdelerim vardır, ya da yıllar sonra duyduğumda içimi burkan, burnumun direğini sızlatan birçok şarkı ve türkü.. Ne mutlu bana ki hep seni hatırlatan, hep seni yaşatan bir çok şarkı var ; Şarkılarda düşünmek seni bana getirmez ki diyen şarkıyı da katarım aralarına, çünkü bu sabah ve her sabah kar var Erzurum'da..
Dinledikçe sevdiklerim, sevdikçe dinlediklerimi sıralayayım sizlere, sevdikçe sevilin, hiçbir an'ını(zı) silmeyin aklınızdan diye.. Aşağıdakiler öncelik sırasını belirtmez, çünkü göreceksiniz ki bir çok kez güncellenecek, bir çok yeni şarkı, türkü eklenecek..
Her yeni şarkı, yeni aşkı anlatmaz, çünkü aslolan akıldakine, yürektekine getirilen yeni yorumlardır, çünkü aslolan hiç değişmez, hiç eskimez...Tabiki de unutulmaz.. Dev çınarlar gibi yorumcuların yanı sıra bir sürü genç fidan, hepsiyle bir orman olabilirsek insan oluruz belki insan..
"Resimdeki gözyaşları"- Cem Karaca, özgün versiyonu olmalı, mümkünse bir 45likteki cızırtılarıyla birlikte..
Mihriban; Lambadaki alev her üşüdüğünde sizi bilmem ama bendeki ürpertiyi anlatır, aşk kağıda yazılmıyor der, yazılır, yazılır ama kağıttaki gibi yaşanmaz.. Birçok sanatçı seslendirdi, benim favorim Mahsun.
Bu sabah yağmur var İstanbulda, MFÖ diye yazmama gerek var mı? MFÖ deyince;
Yalnızlar Garı; bu da özgün versiyonu olmalı, ne daha hızlı, ne daha yeni, dervişler devran etmeli gecelerde, ben hala toy bir mehtap.. Ve kelimeler hala birer varsayım.. Ana yalnızlar garındayım.
Bir dönemin dillerden düşmeyen şarkıları ve grubu Ayna;
Severek Ayrılanlar..Her defasında aynı hüzün..
Şimdiye dek hiç çekinmedim açıkça aşık olmaktan, telaşım, o ihtişama erken koşmaktan ya da geç kalmaktan, ve korkum o "Tanrı Misafiri" ni gereği gibi ağırlayamamaktan..
Gittiğin yağmurla gel, gel de gör, hep aynı adam, hep aynı duygu..Sen bir biliyorsun, oldu milyon, kalmadı ne gündüz, ne de uyku..Seven adam uyumaz!
Mahzen; sizi bilmem ben birçok albümde birçok şarkının hak ettiği değeri almadığına inananlardanım. Bu bir baş yapıt, dinledikçe kendini daha iyi anlatan, anlattıkça da dinleten bir duygu seli..
Mahzen deyince rahmetli Barış Mançonun yorumuyla ebedi "Mahkum"iyetim gelir aklıma.. "Mahkum" ettik kendimizi yalnız ve yan yana..Tıpkı "Kol Düğmeleri" gibi..Tıpkı "Unutamadım" gibi..
Ne unuturum ne de unuttururum; Dün yine yapayalnız dolaştım yollarda diye başlar, unutmak kolay demişsin, alışırsın demişsin der ve öyleyse sen unut, yeter ki benden isteme ile devam eder..Hadi unut ta görelim..Unutmak, unutulmaktan korkanların sığınağıdır..
Mahkumsan, hem de gönüllü, o zaman "Tutuklu"sundur. "Yol arkadaşım" Sezen Aksu ile birlikte..
Hemen Haluk Levent "Aşkın Mapusane" ile eşlik eder, mapusane "Ankara" da ise baştan sona müebbettesindir..
Rahmetli dedim bir rahmetli Barışımız daha var; Barış Akarsu ve "Gözlerin", sırların acıdan ağlar örer..Kendi kayboluşlarım sende dursun isterim..Durmasa ne yazar?
"Ne yazar" ve Özer Atik tabi ki..
"Yalan" Candan Erçetin ve de "Onlar yanlış biliyor".. Kimsenin suçu değil, hepsi benim suçum..
Ama beni bana küstüren, beni bana kırdıran kalpsizin hiç suçu yok mu?,suçlu "Benmişim!" - Nev..
Bu yüzden "Darmadağın", "Bekle bizi İstanbul", "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım" ve "Sen benden gittin gideli" ile Edip Akbayram. Yorum yapamam, sadece dinlerim ve rahmetli Doğan Sayın'ın ruhu bana eşlik eder.. Mekanın cennet olsun..
Her şeye rağmen pişman değilim, ama yine de bazen düşündüğümde, bir gün gelir de yaşarım ben de yine.. Ben ölmeden önce -Fatih Erdemci..
Nerede yaşarsanız yaşayın, ister yanı başımda, ister milyarlarca zaman uzakta, "bu şehirde" size tapan biri var, Çelik..
Anladım "Herşey sensin", Yalın. O yeni anlamış, bense görür görmez.. Aramızda fark var! Ceza..
Anladığın kadar aldanırsın, ben de Yaşar dinler "Aldanırım", ama "Gel Benimle" demekten hiçbir zaman geri durmam (özgün versiyonu - Lütfen), "Beni koyup gitme", ne olursun durduğun yerde dur, senin kanatların yok..Ve "Şarkı halinde kal", yalnız rahiya ve renk.. Sustum ve dinledim.
Susarken, çok şeyi yeniden yaşar ve yeniden düşünürüm, Yonca Lodi "Hıçkırmalısın" der ben gülümserim.. Keşke "Sen vaktinden çok sonra gelen" olmasaydın - Tual..
Şebnem Ferah, "Ben sana hala aşığım" da ısrarlıdır, durmaz, "Saatim Çalmadan"ı da söyler, ben saatime bakar gülümserim, sadece dakikam, sadece saatim değil tüm zamanım olursun çünkü.. "Bu Aşk fazla sana" siteminden sonra "Bırak Kadının olayım" ile son noktayı koyar. "Nasıl inanırım sana?" Derim ve "Sigara"mı yakarım. Ve her şeyi "Sil Baştan" yaşarım.. Her Şeyi Sil Baştan yaşamak gerek bazen", "Yağmurlar" yağar ve sessizce "Hoşça kal" ile ayrılır Şebnem Ferah..
O gider ve ben "Bu akşam ölürüm" Murat Kekilli ile, "Turnam", "Unutmak o kadar kolay mı sandın?", sanmaya devam et.. Elindeyse al kendini benden, elbette "Bu gece". Aklıma gelmeyecektin..
Geldin işte.. Çıktın mı hiç aslında "Zalim"?? senin hiç insafın yok mu? Levent Yüksel..Bir "Zalim" de Yalın'dan.. Haydi kutla bu Zafer senin"..
Sen nerede olursan ol, benim yanımdaydın ve yanımdasın ya, ille de gitmek gerekiyorsa ben kurşun gibi, mavzer gibi, dağ gibi patlar "Giderim" Ahmet Kaya ile..
Giderim ama "Seviyorum seni- Onur Akın" , "Seni seviyorum-Rafet El Roman" demekten hiç bıkmadan, Zülfü Livaneli ile "Umarsız şarkılar yüreğimde bir ezgi olarak ve çok uzaktan geçen bir gemi olan gözlerine dalarak", Yeni Türkü ile "Olmasa Mektubun", "Destina" diyerek..
Niye mi? Çünkü Murat Göğebakan ile "BEN SANA AŞIK OLDUM BİRTANEM".. Çünkü her zaman "Aşığınım" da ondan.. Bu da Fedon'dan..
Bazen "Git" der Sezen..Zaman zaman Deniz Arcak ile ben de "Eyvallah" demek isterim ya da Bertuğ Cemil ile beni sevmeyen kadını "Ben Hiç Sevemem".. Özellikle Gülhan ile "Zırdeli" olmuşken..
Ama "İlle de sen" diye cevaplar Zeynep Dizdar, "Bana Sen Lazımsın" der Rafet el Roman, "Belki bir gün Özlersin" der Emre Aydın.. Ve gönül koyar Ferda Anıl Yarkın "Sonuna Kadar" ile..
Umutlanırım, "Kalp kalbe karşı derler" çünkü Ferhat ile Aslı, ama bütün bunlardan "Haberin Var mı" - Funda Arar" bilmem. Aç kaldım, susuz uykusuz kaldım, geceler gecelerce. Terketmedi sevdan beni..
Çünkü, "Aşk herşeye değer" seninle anladım, bin yıl geçse sürer, içimde rüzgarın.. Aslı Güngör..Ve Bu sana veda ederken "Son öpücük" Bu sana yıllar yılı büyüttüğüm aşk, ne yazık ellerimde artık küçücük.. Her elveda, yeni ve yeniden bir merhabadır..
Tüm "Cumartesi" leri Feridun Düzağaç ile "Alev alev" i söyler ve düşünürüm, bugün beni düşündün mü? Öyleyse bu kulak çınlaması neden? Gülme, incinirim.. Hep ben mi "Dipteyim, sondayım, depresyondayım" sanmam..
"İhtimal" leri sıralarım Gece yolcuları ile, "Yaban gülü" der, "Unut beni" der, "Ölüm de var sonunda" der, "Hüzün"lenirim, ama "Bir Daha Dönme"diyecek cesaretim olmadığını düşünme.. "Cesaretim Var" çünkü (Muazzez Abacı), her ne kadar "Sen Allahın bir lütfusun" desem de (Ebru Gündeş) ve bunda ısrar edip "Yandım" desem de Tarkan ile, Neşet Ertaş ile "Neredesin sen?", "Kendim ettim, kendim buldum" diyecek kadar cesaretim var.. Ben de Gece yolcuları ile aynı şeyi düşünebilirim "Eğer aşk buysa, sevgi buysa, istemiyorum"..
Elbette, Kargo.. Öncelikle "Şairin Elinde", ne olmadığımı hatırlattığı için, "Yıllar sonra" hep umut dediği için ve "Renklerin İçinde" beni kayıp diyarlara sürüklediği için, seninle..
Tabii hemen aklıma gönlümün sahilinde Gökhan Özen "Resimler ve hayaller"i söylerken gelir, Teoman "Gemiler" ile eşlik eder ardından.. Dalga sesleri vardı gülüşlerde..
Ve Esmeray "unutama beni", ne mümkün unutmak, "seninle bir dakika" nın (Semiha Yankı) hayalini kurarken.. Erol Evgin cevabı vermiş bile, "Dilara", "Ben imkansız aşklar için yaratılmışım" ve devam etmiş, "Sen Unutulacak Kadın mısın?"
Nesimi'ye sormuşlar yarin ile hoş musun? Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne.. İstediğiniz yorumcudan.. Ama "Acem kızı"nı unutmadan..
Israr edip te unutulmayacaksan Orhan baba belki "Bir teselli ver"ir, "Ben Za"dır kısaca, birlikte dost meclisinde seslendirdiğimiz, uzun bir veda havasıdır, anlam susar, bıçak kesmez, düş kurur.. "Geceler" dir Kayahandan, katran karası, adı batası.. Ellerim tütün kokar, Ferdi baba da Bu kadeh senin için "emmoğlu" der, sonrası hatırlanmaz.. Çünkü o an'(ı)dır önemli olan..
Unutulmamak için unutmamak gerekli.. Ben unuttum çoktan beni kırdığını, sen de unut! Yoksa ömür geçiyor, yalnız benim için bak derdin ya, gözlerim o gün bugün seni arıyor.. Zerrin Özer ve "Ömür geçiyor" ile sonlandıralım listeyi..
........
YENİLENECEK demiştim.. Listede yeni olmaları onları unuttuğum, dinlemediğim anlamına gelmiyor. Biliyorum, aralarında çok eski şarkılar da var ama, tadları hep yeni, on kere, yüz kere, bin kere daha acı..
Hayat yüzünüze kapatılan telefon gibidir bazen..Elinden şekeri alınmış çocuğa döndürür sizi...Hak ettiğiniz, büyüttüğünüz bu olmamasına rağmen, size beklediğiniz cümleleri kurmaz, istediğiniz anlayışı göstermez. Dün paylaştıklarını bile çok görür bugün. Belki de dün duyulan korkudur asıl nedeni, belki o acıya dün dayanmak zorunda hissetmiştir kendini. O, alışkanlıklarınızın bağımlılığa dönüşünü umursamayabilir. Yıllar önce kendi isteğiyle sunduğunu ve paylaştığını bugün çok uzaktan, göz ucuyla görmek ve göstermekle yetinerek, yeni yasaklar koyarak, unut diyerek, kesip atabilir.
O kendi çizdiği çerçevede, kendi doğruları ve kendi sıralamalarını artık hiçbir korkusu! kalmadan savunur. Bırak yanıtlamayı, kendi sorduğu sorunun kendine yöneltilmesine bile tepki gösterme yetkisi vardır! Hatta çok ta üzgündür!
Ey hayat! Yaptığın sıralama, gösterdiğin yol, çizdiğin çerçeve, değiştirdiğin kurallar, verdiğin yön, yaşattığın duygular, verdiklerin, sakındıkların, bunların hepsi için teşekkürler.. Böylece benim için neye katlanıp katlanmayacağını ve bende kat yaptığın yerleri öğretmiş oldun.
"Pardon"-(Sezen Aksu), bu aynı zamanda benim hayatım da değil miydi? Ben ne kadar sende "Tutuklu" isem, sen de o kadar ben de "Tutuklu" değil miydin?
Benim hayatımsan, benim önceliğimsen, benim duygularım, benim paylaştıklarım, benim yaşadıklarım ve yaşattıklarımsan, BEN DE ÇOK ÜZGÜNÜM, İSTEDİĞİM SADECE BU DEĞİLDİ..
Öyle ya da böyle, geçirdiğimiz içinden kavak yelleri esen, sevgi, hoşgörü, anlayış katarları geçen günlere, büyüttüğümüz sevdaya, yakışana duyulan saygıya, lanet okuduğun, hatta nefret duyduğun beklentilerime, isteklerime, O'nu simgeleyen sözlerime, davranışlarıma, O'nu yaşattığın şehirlere, beklediklerine, yitirdiklerine hayıflanıp ta beni kör kuyularda sessiz, öksüz ve de sensiz bıraktığın herşeye rağmen
SEN BENİM VAZGEÇİLMEZ GERÇEĞİMSİN,
ÇÜNKÜ SEN BANA AİT OLAN,
BENİM OLAN HAYATSIN.
Ben yaşadıklarımı, yaşattıklarımı, O'ndan aldıklarımı ve verdiklerimi unutmadım ve unutmayacağım. Çünkü UNUTAMAM-Mustafa Ceceli
Bana verilen ömür kadar seninle paylaşacağım bendekileri, dün verdiklerini, bugün de yarın da yaşatacağım. Paylaştıkça azalan bütün korkularına, acılarına inat, paylaştıkça artan tüm değerleri, Azrail seni benden söküp alana kadar taşıyacağım.
"Hasretinle yandı gönül, yandı yandı söndü gönül, evvel yükseklerden uçtu düze indi şimdi gönül" diye başlar, Edip Akbayram, belli ki o da istedikleri ile yaşadıkları arasındaki farka hasret kalmış..
"Belki bir şarkının her sesinde, belki bir sahil meyhanesinde, belki de içtiğim sigaranın dumanısın, bir yıldız gökten kayıp giderken, ıslak bir yolda yalnız yürürken, bambaşka bir şeyi düşünürken, AKLIMDASIN.
Geçmiş değil bugün gibi yaşıyorum hala seni sen benim YANIMDASIN. Gündüzümde gecemdesin SEN BENİM ŞARKILARIMSIN" İlhan ŞEŞEN.
"Bazen daha fazladır herşey, bir eşikten atlar insan, yüzüne bakmak istemez yaşamın, o kadar azalmıştır anlam.. Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün, ayrılıktan kaçılmıyor, hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor.
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem, unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir, acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem. Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.." "GİDEMEM"-SEZEN
Öyleyse, hayata rağmen, O'nun yeni sıralamalarına, önceliklerine rağmen, şunu veririm bunu vermem, git başka hayatlarda yaşa, benden bu kadar, önerilerini dikkate almak gerek!
Dün bana aitken, bugün elimden aldığın hayat, ölüm kadar bana sessiz sonsuzluğu ve huzuru verecek haberin yok. Çünkü hala telefon ahizesi benim elimde, ey hayat..
Ayrılık, bu hayattan istediğini alamayanlara, yaşadığı günün değerini bilemeyenlere göre, yanındayken bile yokluğunun anlamına şiirler yazana verilecek ceza değil, tam tersi bir hediye.
O ayrıldığında bedenimden, bir daha dönmeyecek diye düşünüyor, oysa ben yaşarken, bedenimde ve aklımda o varken bile, o kadar yoğun yaşadım ki ayrılığı..
Hayatın kendisinin girmekten korkacağı dehlizlerden kaç kez geçtim, asla tadamayacağı acı sulardan kaç kez içtim, hiç bir şekilde hazmedemeyeceği zehirli lokmaları kaç kez çiğnedim.. Çiğnedim de bir kez bile "YANDIM" demedim. Nilgül ve Bertuğ Cemil "Yandım, Yandım" demişler ama..
Ey hayat! İnsan bilmediği şeyden korkar. Oysa ben ayrılığın nesi var nesi yok iyi tanırım. Yalnız doğar ve yalnız ölür ya her insan, yalnızlıktır ortak dostumuz ya o zaman, O'na sor, beni anlatsın, yol arkadaşlığım nasılmış, hangi yarlar, hangi serler, hangi kasisler, hangi dönüşler, hangi sabırla geçilirmiş, öğretsin sana da.
Ey hayat! Beni yokluğunla sınama, yokluğunla beni imtihan edeceksen, ben yıllarca süren o sınavdan üstün başarıyla geçtim. Ve kendimi mezun ettim senden..Yüzüm, yüreğim, bedenim ve ruhum bunu belgeleyen izlerle dolu..
Yazdığım yazılar, şiirler, yaptığım besteler, kitap ya da albüm olacak, o yolda yürümeye cesareti olanlara ışık tutacak kadar çok. Elimden alacağın, yaşattıklarının yanında hiç kalır..
Öyleyse acıyı nasıl bal, ölümü nasıl yol eylediğimizi, anlatabilir artık şarkılar.. Senle ya da sensiz, hem de tüm tutmadığın sözlere, değiştirdiğin tüm sıralamalara selam olsun..
DÖN
gel gözlerim korda kaldı
bakmıyor kimselere
gel yüreğim darda kaldı
atmıyor kimselere
gel ellerim boşta kaldı
tutmuyor başka eli
gel bitsin artık bu hasret
yeter yeter yeter
dön sözlerim yarım kaldı
akmıyor yarınlara
dön günlerim öksüz kaldı
batmıyor yarınlara
dön aklımda adın kaldı
tutmuyor başka adı
dön bitsin artık bu hasret
yeter yeter yeter
Söz-Müzik: Zafer OKUMUŞ
Halil Koçak-"Doğudan Doğanım" Nasıl da "Yüzüm Doğuya Dönük" ile örtüşüyor..Biri diğerinin devamı gibi..
"Ayrılanlar için" Timur Selçuk..
Yollarımız burada ayrılıyor, artık birbirimize iki yabancıyız,ne kadar acı olsa,ne kadar güç olsa her şeyi, evet her şeyi unutmalıyız, hiç yaşamamışcasına,hiç sevmemişcesine..
Yıllar sonra Nilüfer de yorumladı, tercih sizin.
"Artık Sevmeyeceğim" Neşe Karaböcek, Bütün kabahat benim..Her zamanki gibi..
"Ayrılık" Müthiş duygu yüklü bir Azeri türküsü, yorumlayan çok, ama Doğan Canku bir başka..
Rana Alagöz-"Herşey Bitmiştir Artık" Yolumuz ayrılıyor, senin de benim gibi içerin kan ağlıyor.. Yeniden Nalan yorumladı, bence ve daima aslı güzel..
Daima önceliklerinizin size, sizin sıraladığınız biçimde sunulduğu, bir hayat yaşamanız dileklerimle..
........
Sanat müziği için bırakın sütunu, sayfayı, ayrı bir site lazım, onun içinde dikkatle o sulara hiç girmedim..
Yaralıların kan kırıntılarından ancak diğer yaralılar anlar! Kabuk hafifçe yerinden oynasa, yaradan hemen taze kan damlar.. Es kaza unuttuğum bir eser için hayıflanmak ve ölümüne seveninden özür dilemek te işin cabası..
Yaşadığınız her an'ın(ın) değerini bilip, hakkını vermeniz, paylaştığınız değerle birlikte daha yükseklere ulaşmanız dileklerimle..
..............
Sevgililer günü herkesin, kabul..
Tanıştığımızdan beri her gün benim için Sevgililer Günü..
iyi ki varsın, yoksa bu UMUTSUZCA ROMANTİK olmazdı..
Bu yıl da her yıl olduğu gibi yılda bir günü kutlamaya devam etsin sevgililer..
Ben hem bu yılın, hem de yaşadığım herşey için tüm yılların tüm günleri kadar, Sevgililer gününü kutluyorum.
Sadece Sevgili olmakla yetinme,
Yaşadığın her gün Sevgili kal..
GERÇEK
Beni sevdanın kuytusuna çeken
gözlerindeki çocuksu anlamdı.
Belki de hiç bulamayacaktık birbirimizi,
olmayacaktı o eşsiz akşam üstüleri.
Sen,
yanımdayken bana imkansızı hissettiren,
Sen,
benimle ol diyemediğim,
Sen,
sırtımı dönemediğim,
Sen,
ömrümce hayalini taşıdığım,
Sen,
kıskanıp ellerden,
kendimden sakındığım,
Sen,
bana gerçeklerden daha yakın
en masum yalanım.
SANA RAĞMEN
Bir kez kurudu mu
dudak kenarındaki gülücük
bir kez şaşırdı mı
gönül pusulası
bir kez durdu mu
yüreğin çalar saati
sessiz kabullenişler
dipsiz kuyuların fermanı
suskun kalınan geceler
şifasız yaraların dermanı olur
Bilmezsin
sessiz kabullenişler
dipsiz kuyuların sırdaşıdır
ki diş ve yürek karasında bilenir
suskun kalınan geceler
sancılı günlerin çığlıklarıdır
ki ses ve nefes yokluğunla kesilir
Duymazsın
nehrin coşkusu denize karıştığında
dalganın isyanı sahile vurduğunda
içimin yangını kora döndüğünde
bir yağmur damlası
bir gonca yaprağında telaşla ürperir
Anlamazsın
gonca üstündeki damlanın ürpertisi
sana rağmen
sana yönelen
sana rağmen
sana yığılan
ve sana rağmen
sana tutunan sevdamın Zaferidir.
İÇERİM
İsyan edince içerim.
Kapıların tek tek kapanmasına,
karların bir bir başıma yağmasına,
gecenin üstüme çökmesine,
ses çıkaramam.
İsyanım içerimde gizlidir.
İçerimde patlar fırtına, dağıtır karları
içerimde açar gece, büyür karanlıkları,
içerimdeki sessizliktir tutar beni,
tutar sessizliğimi uyanık.
içerim,
içerim kendimden yanık.
Sen, başka baharı bekle,
bırak beni kara kışlarda,
kapansın pencerelerim,
kalsın kapım kendi içine kapanık.
Aşık olunca içerim.
Hasretin yüreğime batmasına,
hüznün yolları kapatmasına,
kolumun, kanadımın kırılmasına
karşı koyamam.
Aşkım içerimde saklıdır.
İçerimde çatlar sabır taşım, kırar kapıları,
İçerimde döner başım, yıkar duvarları
İçerimdeki Aşktır,
Aşkın yoluna düşmekten sanık.
içerim,
içerim kendimden bulanık.
Sen mutlu olmayı dene,
bırak beni kara sevdalarda,
kapansın yollarım,
kalsın aşkım kendi içinde darmadağınık.
Gel vakit varken vazgeç.
Vazgeç, sevdiğim her gül soluyor,
koy noktayı bu aşkın sonuna.
Vazgeç, dokunduğum herşey kuruyor,
sen çık kendi yoluna.
Bari sen kurtul,
kurtul ki, kuruma.
YALANIM VARSA
daha sen ona yorulmadan
kendi kendini inandırdı
aşk dediğin yalan
sağdın ona vurulmadan
ve sağırdın onu duymadan
yalansa kan kırmızı yalandı zehrine aldırmadan
daha sen ona sorulmadan
kendi kendini kandırdı
aşk dediğin yalan
bağdın ona uzaktan
ve bağırdın ona sokulmadan
yalansa gözü kara yalandı ölümüne saldırmadan
KİMİ DOST ARAR KİMİ YAR,
KİMİ KARŞILIKSIZDIR
KİMİ SONUNA KADAR,
ÖYLE BİR YARDAN GEÇERSİN Kİ,
İLK DEĞDİĞİN SON OLUR,
SON DEDİĞİN İSE KALIR MANİDAR,
BAŞLANGIÇ YAŞAMADAN
SON SAKLARSIN SONSUZA YADİGAR..
YADİGAR
günüm kıyamet
umudum mahşer olsa
yarama tuz
elime ateş konsa
dağlasa sevdan yüreğimi
yar olur sararsın
derya kadar derman vurur bedenime
yeşil derin
mavi ufuk olsa
gözüme kum
ciğerlerime iyot dolsa
burksa sevdan içimi
yakamoz olur yanarsın
çöl kadar ay yansır yüzüme
toprak yağmur
hasret yosun koksa
kirpiklerime hüzün
yanaklarıma kan yağsa
yırtsa sevdan tenimi
buğu olur konarsın
bulut kadar yaş dolar gözlerime
yaşamak zulüm
ölüm kurtuluş olsa
canevimden gülüm
gecemden yıldız kaysa
son bir dilek tutsam
yadigar sen kalırsın
dün kadar aşina düşlerime
KANADI KANADI
kanadı kanadığından beri
umudu kırık bu sevdanın
ne yaşadığını
ne de taşıdığını çekemez gönlünce
bilerek düştüğünden beri
bağrı yanık bu göktaşının
ne açtığını
ne de aştığını süremez keyfince
ey gökyüzünde
şafaktan günbatımına
yardan gayrı umarı olmadan
ağıt türküleri çağırıp
mızrap vuran allı turnam
ey gönlü de kanadı da yaralım..
ey sonsuzlukta
bir boyuttan başkasına
yardan gayrı derdi kalmadan
kendi korunda yanıp
kendine kıyan kınalım
ey sevdası da bahtı da karalım..
Bilirim menzil uzak
yitirme umudunu
umudu yitenin
sevdasındadır sıra..
ey sevdalım
düş şafağa
er menzile
vur kanadını umuda
çırpan kanatta kan kurudukça
dökülen gözyaşları duruldukça
düşen göktaşlarına kalır sıla..
göçen turnalar kalanlardan
düşen göktaşları yananlardan
daha derin yara açar unutma..
SON DUA
yırtsam bu şiirleri
ne yemyeşil umut ülkem
ne de karşıma kapkara dikilen öfkem
kalsa geride
çatlasa gönül aynam
üzerine sır döksem
kanamasa dursa zaman
bir sen kalsan..
bir de suskunluğunun burgusu
çıkıp gitsem bu diyarlardan
ne masmavi sevgi deryam
ne de kanatları allı turnam
kalsa geride
apansız çalsa kıyamet borusu
dinse ateşi canlı tutma korkusu
başlasa sensizlik kadar
seninle olmanın sorgusu
bir sen kalsan..
bir de kırılmasa kalem ucu..
SON SÖZ
senden bana adın kadar yalnızlığın kaldı
bir de ben kaldım yalnızlığına bile tutkun
bir ben kaldım sensizliğimle baş başa
bir ben kaldım sensizliğim kadar suskun
sen yorulma
tek başına taşırım sevda yükünü
sen korkma
tek başına uyurum koynunda karanlığın
sen solma
tek başına ışıtırım umutsuz gölgeyi
sen yanma
tek başına ısıtırım avuntusuz geceyi
sana söz
gönül vermeyi gönül almak kadar kolay sanmam
ne rengi için güle
ne de sesi için bülbüle kanmam
bir ben sığınırım ellerine
bir ben dokunurum
beni ilk kabul eden kirpiklerine
ve ben
benden olanı
sen her andıkça büyürüm
yakarım karanlıkları
sana dokunamaz
soğuk elleri hüznün.
SEVGİLİLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN
ASLINDA HER ZAMAN
Seni,
sevgimi sunup
karşılığını bulamadığım,
ilk andan beri,
Seni,
uzaklıklarınla,
o, çekingen ama
içten tavırlarınla,
tanıdığım günden beri,
Seni,
yanımdayken benden uzak,
uzağındayken benden daha yakın
olduğundan beri,
Seni,
önce tüm umutları unut,
tüm değerleri değmez,
sonra tüm olmazları olur
yaptığından beri,
Seni,
kimseye benzetmediğimden
ve benzerini kimsede
aramadığımdan beri,
Seni,
kendimi unutturup,
beni sende tekrar buldurttuğundan beri,
Seni,
bensiz düşünemediğimden
ve düşlerimi sensiz göremediğimden beri,
Seni,
SEN olduğumdan,
ve seni,
BEN olduğundan beri,
ÇOK SEVİYORUM.
HADİ BAKALIM
Düşlerimi görün öyleyse
sevdiğinizi benim gibi sevin
gülün hep güldüklerime
sıkıysa ölün bakalım
her gün öldüklerime..
BEYAZKEN
gözündeki alem ışığını nereden bulur
içindeki çocuk aşığını kimden
bir buluta yazdım adını beyazken
yağmurdun düştün gözden
ağlayınca damlaların kildendi gölgelerin külden
gülünce gökyüzün simdendi yeryüzün gülden
aşkı unutmaya alışılır mı
kırıp dökük dalgınlıklarımı
söküp birbirine dolaşık pişmanlıklarımı
bir yıldıza sardım adını beyazken
güneştin kaçtın gözden
bulunca yokluğunun kuytusunda alışkanlıklarımı
unutunca neye aşık olduğumu unutmaya aşık kalınır mı
İHTİYAÇ MOLASI
iki de bir aklıma düşüp de
yoktan var olup durma ne olur
gözlerimi havadan sudan bahanelerle dolduran
dalgaların kumsala sürdüğü ay ışığımsın
molasındayken bile sana ihtiyaçlarımın
dudaklarıma yalandan gülücük konduran
ince belli bardağıma çıkmış bir çift çay kaşığımsın
MERHABA..
Sen aklımın erdiğinden beri bendesin. Kendimi bildim bileli gördüğüm bir düş bu, ne olduğun, neye benzediğin hiç de önemli değil, yaşamanın aramak olduğunu ve de asıl önemli noktanın, bulduğunun değerini bilip adını koymak olduğunu çözeli çok uzun yıllar oldu..
Vazgeçmekten vazgeçmeyi öğrendim. Aklımın erdiği zaman da o zamandır.
Hayallerim aklımın erdiği ve düşlerim dağarcığımdaki hayallerin gücü kadar, biliyorum.. Bir gün sonlanacak olan nefesimin yettiği kadar düşebilirim yollara, onu da biliyorum..
Biliyorum ama, gönüllü bir yolculuk bu, bu yolu ben buldum, bu yolu ben seçtim, ben yürüyeceğim..
Zahmetli bir yol olduğunu da biliyor ve yürüyorum, kaç kez büründü sana, kaç kez sen diye çıktı karşıma ve kaç kez senden ayrı sana benzemezlerden beni kopardı çöl ortasındaki vahalarda.. Üstelik sen diyebilecek kadar yakınındaydık kelimelerin, paylaştığımız dertlerin, koparttığımız kıyametlerin.. Sen dediğimse hem gurbet hem de sılaydı aslında. Seni benzetsem de başkalarına, hepsi tek tek hem yabancıydı hem de aşina. Adlandıramadıklarımdan bile ışık aldım, ama ne gölgemde kendimi gördüm, ne tanıdık geldi tebessümlerindeki bir küçücük yansıma. Bazen içten bir merhaba oldu gülücük içinde kalan tazeliğe, bazen de acı içinde kıvranan çürümüşlüğe kırgın ve küskün bir elveda..
Giderek eskiyen, ama eskilikten hiç gocunmayan bir merhaba ile de ben selamladım senden olanı, yeni yetmeliğimden bu yana..
Bildik tatların yanı sıra yeni lezzetler.. Her yenide eskinin tanıdıklığı, her bildik de yeninin merakı, öğrenmeye açlık duyanların hazzı. Her detay için yeni yorumlar, geçen seferkinden'e göre yapılan karşılaştırmalar..
Yeniydi o zaman eskiyi aramam ve çok eski bir hikayeydi yeniden korkmam.. Haydi at bakalım bir işaret daha yol haritasına, buradan daha önce geçtiğimde sen'i nasıl da fark edememişimle biten..
Kaçıncı kırık diken bu, versin diye koyu rengini kırmızının güle, kaçıncı katre kan bu, aktığını bile hissetmeden döke saça yürüdüğüm, gün ve yol kendini yenilerken bu kaçıncı dönemeç, arkasında sen, ille de sen diye dönüp durduğum..
Aynı zaman ve aynı anı yakalayamadan attığım her adım, aslında yeni bir varışı simgelerken ve de o yeni varış, geri dönüş için hazırlıklarını daha ben gelmeden yapmışken, gözlerinden bu kaçıncı zorunlu göçebeliğim, sürgünüm.
Belki de bir arayış aşkıydı içine düştüğüm, keşfetme merakı değil, bir arayış sancısıydı, bulma sevinci, kaybetme korkusu değil.. Kendime keşif yolculuğuydu, her yeni memleket, her yeni diyarda, bu da benden, ben de bundanım diyebilme sevdasıydı..
Ve seni bulup ta, yüzüne karşı "özüm kadar sevebildim" diye avaz avaz haykırma çabasıydı.. Özüm kadar.. Özüm..
Ve de " kendimi geçtim de geldim sana, senin için senden de geçerim, pahası can da olsa " diyebilmekti, " iki gözüm "..
İşte bu yüzden dönmedim harcadığım emekten, verdiğim sözden.. Sırf bu yüzden vazgeçmedim verdiğim değerden, sen'i bulana dek yürümekten.
Buldum sonunda.. Hem de yıllar sonra, anıların küllerini karıştırırken..
Daha ilk karşılaşmamızdan beri yanıbaşımdaymış meğer, istediğinde içimde durup, istediğinde aramıza yollar, dağlar koyan, yüzüme gözüme sen, ille de sen diye vurup duran hep O'ymuş..
Hep özlediğim hep de özleyeceğim, hayalinin bile üstüne kırk kilit vurduğum, kaçmasın diye her daim kapısında durduğum, avuçlarımın teri, parmaklarımın titremesi, saç diplerimin ürpertileri, dişlerimdeki kamaşmayı, boğazımdaki kurumayı, yüreğimdeki onulmaz telaşları, gözlerimdeki boşluğa volkan gibi patlayıp, lavlarını yollara döke saça yürümeyi de bilen, öğrenen ve öğreten yol arkadaşım..
Kayıtsızlığımı bile kayda alan, dert ortağım, sırdaşım, beklentisizim, ve de sonsuz hasretim: Y A L N I Z L I Ğ I M..
Sanki o tanıdık bildik merhabaydı dudakları neredeyse hiç kıpırdamadan sesi içimde yankılanan, meğer onu arar dururmuşum hem de yanıbaşımda dururken, hem de rüzgar kilometrelerce öteden kokusunu ciğerlerime doldururken..
"Hoş geldin biricik sevgilim, nihayet buldum seni, merhaba" dedim, Y A L N I Z L I Ğ I M'a, ve de erdim sırrına yaşamın,
takvimler artık ne sen, ne de ben
"o eski biz" değiliz'i gösterirken..
YÜZÜM DOĞUYA DÖNÜK
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı gözlüyorum.
Yüzüm ilkbahar..
Oysa dışarıda; gönlümün umut yapraklarını
sarartıp, savuran bir rüzgar..
Ve gökyüzünde; sensizliğimi gürleyen
seninle yüklü kara bulutlar..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
bulutlardan daha kara sevdam var.
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı özlüyorum.
Sarısına yeşiller ekliyorum,
gönlümde rüzgarınla savrulan yaprakların,
karasına beyazlar çekiyorum,
gözlerimde hasretinle kavrulan bulutların..
Varlığıma girip sessizce,
yokluğuna endişeleri eken,
öksüz gecelerimin yanına,
kimsesiz gündüzleri çeken,
fırtınalarca patlayan öfkemi,
gemliyorum gizlice..
Ve ayrılığının acısını yudumluyorum,
beynimde şimşekler çakarken delice..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
fırtınalardan daha divane sevdam var.
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı düşlüyorum.
Çiçeklerine kelebekler yolluyorum,
ellerinden tutup, uçurtmalarla,
kırlarca koşturduğumuz papatyaların..
Mavisine turkuaz katıyorum,
aramızdaki dağların ardında,
kayalarca yosun tutmuş deryaların..
Ve beline sarılıp, yelkenlilerle
enginlerce coşturduğumuz dalgaların..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
deryalardan daha derin sevdam var..
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı çekiyorum duman duman.
Seni düşünüyorum,
hırslanıyor yüreğim,
aklıma geldikçe
sensiz geçirdiğim bunca zaman..
Yırtıp karanlığını akşamın,
firar ediyorum gecenin koynundaki ıssıza
ve sürgünlerce gidiyorum
saman yolundaki yıldıza..
yüzüm donuk,
yüzüm soğuk,
yüzüm akşam,
içim sönük.
Yine sığınağım oluyorsun zaman hırsızım.
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
gecelerden yıldızlarca aydın,
gündüzlerden güneşlerce sıcak sabrım var..
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı istiyorum.
Uzaklığın öyle çok,
yakınlığın öyle yok ki
sarsılıyor bedenim.
Batıdan gelip sırtıma saplanan,
değdiği yeri delip geçerek,
bana kan kusturan hançerim.
Sırtım sıcak,
sırtım güz,
sırtım gündüz
içimde giz
ve sağanağım oluyorsun kan kırmızım
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
kan sağanağından daha kızıl yangınım var..
ROL İCABI..
Size biçilen rol nedir bilmem, kendiniz bilerek mi soyundunuz buna ya da başkalarının seçtiği sahnede, elinize verilen replikleri papağan gibi mi tekrarlıyorsunuz onu da bilemem. Bir karmaşanın adına temaşa diyerek mi seyrediyorsunuz hayatı? Yoksa o sizi seyrederek aynı sahneyi her gün yeniden neye mal olursa olsun oynatabiliyor mu?
İster oynayın, ister oynatılın farkında mısınız elinizden kaçanların ve size çok görülerek sizden çalınanların?.. Hiçbir zaman yaşanmayacak ve tekrar gösterimi olmayan hayatınızın ne kadar sahibisiniz ve en zor diye düşündüğünüz kaç sınav var her gününüzde yeniden?
Doğan güne yeniden kaldığınız ya da bırakıldığınız yerden başlamanın uyandırdığı duygu nedir sizde? İçiniz acımadan, yüreğinizin bir yerleri kanamadan, sadece düşlerinizde geçip giden gemileri, kaçan trenleri tekrar tekrar seyredebilme mutluluğu mu?
Dün yine kaç kişiye ve neye mal olduğunu düşünmeden kusursuzu oynadınız içinizin burukluğunu yansıtmadan? Aslında neye mal oldu? Kazandığınızı mı düşünüyorsunuz her gün yeniden kaybettiğinizi bilirken ve neye tutunuyorsunuz göz yaşlarınız yanağınızda kuruyorken?
Gerçekte yaşamaya ve yaşatmaya özlem duyduğunuz sevda ile insanlara oynadığınız görüntünüz arasındaki nüans kadardır, hayat.. Tatmin edilen her duygu ve ulaşılan her yeni hedefte kendinizden bir parçayı da kopararak akar.. Hep özlenen olmadan yeni güne başlamanın anlamı, her gün tekrarlanarak sürdürülen aynı hayattan ne kadar da farklıdır..
Bugün o farkı oynayın, bugün içiniz ve dışınız aynı renk olsun, bugün kendinizi oynayın hiç rol yapmadan ve hayatı zorlayın, hayatın da kendini oynadığını ve rol yapmadığını unutmadan..
Bıkmadınız mı başkalarının hayatını yaşamaktan?
OLUR MU?
allan da gez yokum nasıl olsa
pür neşe görün sat anasını
koş günlük telaşların peşinden
hemen sevin hemen üzül
el dudağına ver elini
niyet sevdadan utanmasın
elden kaçanı düş yakalar
pullan da gez yokum nasıl olsa
sür anlık Zafer'lerin sefasını
coş göstermelik heyecanlarınla
hemen gevşe hemen büzül
el diline vur dişini
su samandan sızlanmasın
gözden düşeni dil yaralar
oyna da gez yokum nasıl olsa
savur saçını kaldır kaşını
kandır sahte çığlıkla sahne arkadaşını
hemen ağla hemen gül
el koynuna göm başını
bahar hazandan yakınmasın
bedenin yuttuğunu ruh kusar
avut da gez yokum nasılsa
çevir yüzünü dağıt bakışını
durdur endamınla zaman akışını
hemen yaman hemen sökül
el zevkine sun gönül nakışını
kuzu kurttan korkmasın
teslimiyetin ardında kin yatar
unut ta gez yokum nasılsa
yokluğumda hayatın bensiz yaşadığın kadar
el derdine dök gözyaşını
dün bile derdini bugüne açar
hemen birik hemen süzül
acı hayattan gocunmasın
hayat rol yapmaz kendini oynar
salın da gez yokum nasılsa
yokluğun sevdama seni anlattığım kadar
el inadına sürdür ihtişamı
sevdam gözlerini zamana kapar
hemen diril hemen gömül
yokluğun sevdamı paylaşmasın
yalnızlık paylaştıkça artar
|