zerrin.eliacik.sitemynet.com
PKK DOSYASI

Avrupa
Topluluk
Çerçeve
Biz ve Avrupa
Medya
Dosyalar
Yakup Yurt
Sevgi
Talep
AB Kulübü
Taciz
Teröre bakış
Türkiye
Medyadan
Adresler

Avrupa



Alman Sosyal Demokrat Parti
Avrupa Parlamentosu milletvekili
ve işadamı Vural Öger, Türkiye'yi
kapı önünde bekleyen
kedi-köpeğe benzeten Stern'in
Genel Yayın Yönetmeni'ne sert
bir mektup yazdı.

VURAL ÖGER

Vural Öger mektubunda, "karikatürün
öfke ve korku'yu körüklemekten
başka işe yaramadığını belirterek,
Bu karikatürde dışlama izleri var.
Türkler'in kedi deliğine çömelmiş
alt sınıf insan olarak lanse
edilmesi kabul edilemez" dedi.

STERN NE YAPMAK ISTIYOR?

Üzeyir Lokman ÇAYCI  :  Dilimde tüy bitti!


Bu alçaklığı kimse kabul edemez!

Avrupa topluluğu dosyası

Türkiye dersi

İŞTE VURAL ÖGER'İN YAZDIĞI MEKTUBUN TÜRKÇESİ

Sayın Petzold, Derginizle ilişkilerim şimdiye kadar berraktı. Bunu sadece okur olarak değil, söyleşi yapılan veya çeşitli haberlerinizde konu edilen biri olarak söylüyorum.

Gerhard Haderer'in, bir Türk'ün Avrupa Birliği Cenneti'nin kapısı önünde bekleyişini gösteren karikatürü beni rahatsız etti.

Haderer'in bu eserinde, içinden geldiğim yurttaşlarıma karşı yapılan ve Alman-Türk Vakfı'nı kurarak mücadele etmeye çalıştığım, Almanya'da kısmen yaygın dışlama izlerini görüyorum.

Bir karikatürü eleştirmenin kolay olmadığının bilincindeyim. Bunu yapınca kolayca, "mizah anlayışından yoksun" ve "tasma takma heveslisi" olarak töhmet altında kalınabilir. Bu durum, ahmakça olacağı için eleştiri hakkınız da kalmaz. Ancak genel olarak, sağcı kabare oyuncularının solcuları tefe aldığını, solcu kabare oyuncularının şakalarının da sağcılar tarafından yutulmak zorunda olduğu görüşündeyim. Ancak her şeyin bir istisnası vardır...

İşte bu da bir istisnadır, üstelik hakaret edicidir.

Almanlar, gerçekle ilgisi olmasa da, Anglosakson gazetelerinde, sivri tepeli asker üniformalı ve geleneksel askılı deri pantolonlu olarak resmedilmeye alıştılar. Anglosaksonların bilgisi yok işte.

Aynı şekilde ben de, Türkler'in çoğu kez başörtülü ve döner yerken resmedilmesine alıştım. Türkler'in sadece döner yemediğini, onun yerine dil balığı da yemekte olduğunu, sanatçı, akademisyen, gazeteci, doktor veya girişimci olduklarını keşfeden iyi niyetli hikayelerin ayıp tarafı ise, Türkler'e ilişkin keşfin, yıllardır temcit pilavı gibi ısıtılıp yeniymiş gibi sunulması ve Türkler'in de "insan olarak" lanse edilmeye çalışılmasıdır. Demek öyle!

Anlayıştan yoksun bu demokratik gelenek içinde Haderer, ayıp ve kaba yönüyle dikkati çekiyor. O , Türkler'i uydurulmuş bir yazı stiliyle Arapça'ya benzetilmeye çalışılan bir yerden sıkışarak geçmeye çalışan ve kedi deliğine çömelmiş alt sınıf insan olarak lanse ediyor. Buna okurun vereceği tepki şu olur:

"Ama bu olmaz. Sen Türk olarak buraya ait değilsin"

Sanki bu basamak, Avrupa Birliği'ne giden gerçekte uzun ve üzerinde diğer Avrupa ülkeleriyle mutabakata varılan ve demokratik bir yolun başlangıcı değil.

Böylece, insana sözde aşılanmak istenen gülme hissi kayboluyor, onun yerine dar görüşlü dünyamızda öfke ve korku körükleniyor. Karikatür, ki öyle görünüyor, bir afiş halini almış ve NPD bunu (ve belki de yapacak) her ilkel seçim kampanyasında sallayabilir.

Türk kökenli insanların kafalarında nelerin oluştuğunu nasıl tasvir etmek lazım? Ben söyleyeyim, nasıl. Çünkü bu konuda tepkiler dinledim.

Alman pasaportuna sahip genç bir Türk, ki sadece burada dünyaya gelmiş değil, aynı zamanda burada yetişmiş, tarih dersinde Hitler'in başlangıç dönemlerini duymuş ve bu çizimin, zamanında "Stürmer" dergisinde çıkan çizime benzediğini söyledi. Yalnız Yahudiler'in farklı burunlarla resmedildiğini anlattı.

Burada, "Stern'de ise burunun yerini, bıyık almış." Ancak gerisinin ise, aynı ırkçı pislik olduğunu söyledi.

Sizi bu cümleyle başbaşa bırakıyorum. Ama, sizin bunun altından nasıl kalkacağınızı da merak ediyorum. Dostça selamlarımla.

Vural Öger

ATATÜRK

İşte Ata'nın Avrupa yorumu :

Efendiler!

Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye
tam tersine gerilemiş ve düşüş vâdisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?... Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!

Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye Büyük Millet Meclisi
6 Mart 1922

BIR BAKIS

STERN'e tepkiler :

RADIKAL : Stern dergisi suçüstü yakalandı

Stern dergisi suçüstü yakalandı

* 03 Ekim 2004 Pazar 16:03

Sevgili Dostlar, Arkadaşlar, aşağıda Sayın Vural Öger'in Stern'e yazısını ve Türkler'in köpek deliğinden AB'ye girmelerini sergileyen karikatürü bulabilirsiniz.
Sevgiler, saygılar
"başınız hep dik olsun"

Stj Av. Burcu Taylan Klehr
Yeminli Tercüman
Master of European Studies, Hamburg

TÜRKIYE'YI ASAGILAYAN KLARIKATÜR

HÜRRIYET GAZETESI

Türkiye dersi

milliyet gazetesi

Stern'den ırkçı karikatür

ALMAN Stern dergisinin son sayısında çıkan karikatür, çok büyük tepkiye yol açtı. Karikatürde Türkiye, "evlerde köpeklerin girip çıkması için yapılan" küçük kapıdan Avrupa Birliği'ne girmeye çalışırken tasvir ediliyor.

"Êtes-vous pour ou contre
l'entrée de la Turquie dans l'Union Européene ?"

kibris türk stratejik arastirmalar merkezi

ISTANBUL'DA GÖZLERI VAR...

.......
Üç kıtaya yayılmış olan bir imparatorluğu, yok pahasına Avrupalı dostlarımıza hibe ettik. Şimdi sıra galiba Atatürk'ün bize emanet ettiği TÜRKİYE'ye geldi.

Kıbrıs'ta bir Rum dergisinde yer alan yukarıdaki resim endişemizin kanıtıdır. Yunan ve Rum askeri ile bayraklarını yer aldığı Resmin üzerindeki yazı "Başkentimiz Konstatinopolis (yani İstanbul'dur)" Resmin yanındaki yazı ise "YUNANİSTAN - KIBRIS ENOSİS" şeklindedir. Rum askerini hayal bile olsa Türk toprakları üzerinde bir işgal gücü olarak düşünmek bile insanı titretiyor.

ARTIK GEÇ OLMADAN TARİH KİTAPLARININ SAYFALARINI KARIŞTIRMAMIZIN ZAMANI GELDI.

Kırk yıllık sır

Zeynel LÜLE

Papadopulos'un, 1964'te ABD'ye "Türkler karasularımıza girerse, 1 saat 45 dakika içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz" mesajı gönderdiği ortaya çıktı.

AMERİKAN arşiv kaynaklarından elde edilen belgelere göre Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, 1964 yılında Amerikan Büyükelçiliği'ne, dönemin "Çalışma Bakanı" sıfatıyla gönderdiği mesajda, Türkiye'nin kara sularını ihlal etmesi halinde 1 saat 45 dakika içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceklerini bildirdi. Kıbrıslı Rum Makarios Trusiotis'in, Amerikan arşivlerinden elde ettiği belgelere göre Papadopulos, "Eğer Türk gemileri 12 millik kara sularımıza (Kıbrıs Rum tarafı o günlerde Kıbrıs'ın kara sularını 12 mile çıkarmıştı) girerse, bunu işgal hareketi sayacağız ve iç düzenimize çeki-düzen vereceğiz. Böyle bir durumda bize 1 saat 45 dakikalık bir süre kalır. Bu süre zarfında Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz. (İngilizce metinde "clean up" olarak geçiyor) Bunu yapacak planımız ve olanaklarımız hazırdır" mesajı yolladı.

Papadopulos'un bu mesajı ile ilgili tüm ayrıntılar, önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak olan, "Doğmamış bir devletin tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" adlı kitapta yer alıyor. Doç.Dr Niyazi Kızılyürek tarafından kaleme alınan kitapta, Papadopulos'un "Defkalion" kod adlı bir EOKA üyesi olduğu da anlatılıyor.

Papadopulos'un, EOKA lideri Grivas Digenis'in EOKA'ya karşı olan Rumların "Ölüm fermanlarının" hazırlayıcısı olduğu belirtiliyor ve belgeleriyle Papadopulos'un söylediği sözlere yer veriliyor. Papadopulos'un 1964'de "Çalışma Bakanlığı" yaptığı dönemde, aynı zamanda Türk ve Kıbrıslı Türklerin olası tepkisine karşı "silahlı tedbir" alan "Organosis" adlı örgütün komutan yardımcılığını yürüttüğü belirtiliyor.

Çerçeve Belgesi

Tuğrul Göğüş

Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, Müzakere Çerçeve Belgesi'nde açıkça belirtilen, şu yükümlülüklerin altına girmişlerdir:

¤ Lozan'a son verilmesi,
¤ Türkiye'nin ihtilaflı sınırlarının Uluslararası Adalet Divanı ve uluslararası kurumlarca belirlenmesi,
¤ Kıbrıs Rum kesiminin tanınması ve limanların açılması,
¤ Kürt ve Alevî azınlıkların kabulü ve haklarının genişletilmesi,
¤ Türkiye'nin uluslararası örgütler ve üçüncü ülkelerle ilişkilerinin AB tarafından belirlenmesi,
¤ Millî ekonomiyi ve kamu varlığını tasfiye sürecinin tamamlanması,
¤ Türkiye'nin nükleer araştırma ve çalışmalarının durdurulması,
¤ AB'nin Türkiye hakkında bugüne kadar aldığı bütün karar ve düzenlemelerin hızla uygulanması,
¤ Ermeni soykırımı suçunun kabulü,
¤ Fener Patriği'nin
¤ Egemenliğin kayıtsız şartsız ve toptan AB'ye devri.

Çerçeve Belgesi'nin hukuki açıdan bir kağıt parçasından fazla değeri yoktur. Bu belge, yalnız ve yalnız Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül'ün şahıslarını bağlamaktadır; Türkiye'yi bağlamaz. Çünkü bu Belge, ne hükümet tarafından kabul edilmiştir, ne Meclis'ten geçmiştir, ne de Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmıştır.

AVRUPA TOPLULUĞU
ÜLKELERİNE BAKIŞ

Bölüm 1

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Domates aldım, kazık gibi... Hormonlu yani! Bıçak dahi kesmiyor.
Kendi kendime dedim : «Önce matkapla del, sonra içine dinamit yerleştir, patlat, parçalansın afiyetle ye!»

30 yıllık görüntü

Avrupa'da «Euro» para birimi ile ortaya çıkan ekonomik baskılar; halka hayat pahalılığı, işsizlik, ücret düşüklüğü olarak yansıdı. Bunlar her yıl çözümsüz kaldığı için gelişerek sorunları körükledi. Bu Avrupa'nın görünen bir yüzü... Diğer yüzlerindeki olumsuzluklar ise sayısız problemler olarak toplumlara yansıyor. Yabancıların maruz kaldıkları durumlar ise içler acısı bir görüntü arz ediyor. Yani Türkiye'ye veya Türkiye benzeri ülkelere söz söyleme hakkını elde edenlerin kendi kendilerini denetlemekten kaçtıklarını belgelerle ve örneklerle ortaya koyabiliyoruz.

İş yerleri yöneticilerine verilen sınırsız yetki, dilediklerine istedikleri ücreti vermek, dışlamak istediklerinin ise ücretlerini dondurmak hatta düşürmek gibi adil olmayan görüntüleri körükledi. Bu kontrolsüzlüğün tacizleri ve baskıları artırdığı gibi bunlara paralel olarak iş kazalarını, meslek hastalıklarını da tetikledi. Patron ya da yönetici baskılarıyla hastalananların sayılarının azımsanmayacak boyutlarda olduğu da bilinmektedir. Tecrübeli kadroların dışlanmaları veya horlanmaları, kendilerine yakın ve kendi seçtikleri tecrübesiz kadroların söz sahibi olmalarını sağlamaktadır. Bu uygulamalar, geleceğe olumsuzluklar taşıyacak şekilde iş kalitesini ve üretim seviyesini de olumsuz etkilemektedir.

Bir örnek olarak, 14 yıldır maaş artışı yapılmayanlardan biriyim. Bu süre içerisinde oturduğum evin kirası ve elektrik, su parası gibi gider tutarları katlanarak arttı. 60 yaşına gireceğim ağustos ayı sonunda emekli olursam verilecek emekli aylığımın ise 386,80 Euro olacağı bana bildirildi. Her ay ödemek zorunda olduğum kira ücreti ise 581,08 Eurodur. Alacağım emekli maaşının hepsini versem dahi ev kirası için 194 Euro'luk borcumu nasıl ödeyeceğime ve hayatımı nasıl sürdüreceğime dair her hangi bir ilgi gösterilmediği gibi, yol gösterici bir açıklama da yapılmamaktadır. İşte Avrupa'daki sosyal adalet!... Bu sebeple bu yıl oy vermedim. Avrupa topluluğunun halk desteğini kaybetmesi de bu görüntü altında gelişerek sürecektir.

T.C. Anayasasının 62. Maddesinde geçen «yabancı Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları hakkındaki ifadeler» başlıklı
«Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.» hükmü, gerektiği şekilde takip edilip uygulanıyor mu?

Bu yansımaların son seçimlerdeki bazı ülkelerdeki derinliğini görmek ise zor değil :
2009'da Almanya'da katılım oranı : % 43.3... 1979'da bu oran % 65.73 idi.
2009'da Portekiz'de katılım oranı : % 37.05
2009'da Hollanda'da katılım oranı : % 34.8
2009'da Çekoslavakya'da katılım oranı : % 27.84
2009'da Romanya'da katılım oranı : % 27.21
2009'da Litvanya'da katılım oranı : % 20.88
2009'da Slovakya'da katılım oranı : % 19.64
Bu durumu bugüne kadar topluluk ülkelerinde en çok katılımı olan Belçika'da dahi son seçimde % 85.86 oranında görüyoruz. Daha önceki seçimlerde bu oran hiç %90'ın altına düşmemişti. 1979 yılında katılım oranı bu ülkede % 91.36 idi.

¤ 1979 yılında 9 üye ülkeyle, katılım oranı % 61,99
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka ve İrlanda
¤ 1984 yılında 10 üye ülkeyle, katılım oranı % 58,98
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda ve Yunanistan
¤ 1989 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı % 58,41
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve Portekiz
¤ 1994 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı % 56,67
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve Portekiz
¤ 1999 yılında 15 üye ülkeyle, katılım oranı % 49.51
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç ve Finlandiya
¤ 2004 yılında 25 üye ülkeyle, katılım oranı % 45.47
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya, Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta
¤ 2009 yılında 27 üye ülkeyle, katılım oranı % 43.09.
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya, Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs, Malta, Bulgaristan ve Romanya.

Düşük katılım oranı neyin göstergesi?

Fransa'da 30 yıl öncesi ve sonrası :

1979'da % 60.71
1984'de % 56.72
1989 % 48.8
1994 % 52.71
1999 % 46.76
2004 % 42.76
2009'da % 40.48

Ben yaklaşık 30 yıldır yaşadığım Fransa'da son on yıl içerisinde hayatın nasıl değiştiğini açık bir şekilde gördüm. Ben de bu zor şartları bizzat yaşıyorum. Uzun süre çalıştığım iş yerinde bir sendikanın temsilciliğini de yapmama rağmen gerek benim açımdan gerekse arkadaşlarım açısından işlerin iyiye gittiğini söyleyemem.

Yaklaşık 10 yıl önce 1 kilo domatesi yaklaşık 1,00 Frank ile 3,00 Frank arasında bir fiyatla satın alırken bugün bunu 3,00 Euro'ya kadar bir fiyatla satın alamamaktayız. 1,00 Euro'nun değerini 6,55 Frank olarak ele aldığınız zaman, 1,00 Euro'ya domates alsanız bile Frank karşılığında tam 6,5 kat daha fazla para ödemiş olacaksınız. 3,00 Euro olunca vereceğiniz para 19,00 Frank'ı bulmaktadır. 19 misline çıkan bir fiyat artışını Avrupa'da insanlar nasıl karşılayacaklar? Hal böyle iken eğer maaşınız da düzenli artmıyorsa işiniz felaket demektir. Gerçeklerin ifade edilmesinde bu da her şeyi olduğu gibi yansıtmıyor.
Geçmişte 300 000 Frank karşılığında ev sahibi olanlar aynı eve 300 000 Euro vererek sahip olma durumuna düşürüldüler. (Yani 1.900 000 Frank seviyesine dönüştürüldü)
Hani Türkiye'den görülen toz pembe Avrupa ile bizim içinde yaşadığımız Avrupa birbirinden bir çok konuda oldukça farklı, gerek insan hakları açısından gerek değerlerin korunması açılarından hiç de göründüğü gibi değil. «Euro» ile zenginler iyice zenginleştiler. Paraları varlıkları değer üzerine bir çok defa katlanarak değer kazandı. Fakirler, daha da fakirleştiler. Orta tabaka ortadan kalktı. Paris çevre yolu kenarları ve köprü altları evsizlerle, kimsesizlerle dolup taşmaya başladı. Karavanlarıyla gelen yoksullar ya da çingeneler büyük mağazaların park yerlerini ikamet alanı olarak kullanmaya ve gelen giden müşterilerden para veya yiyecek dilenmeye başladılar. Araçların kilitleri kırılarak yapılan hırsızlıklar yoğunlaştı. İnsanlar hayat pahalılığının yanında bir de uğradıkları saldırıları ya da zararları gidermek için de masraf yapmaya başladılar.
Siyasetçiler uluslar arası toplantılarda bu gerçeklere sırtlarını dönerek her şeyi güllük gülüstanlık gibi göstererek nutuk atmayı sürdürdüler.

Şimdi ucuz emekle dışarıdan getirilen kalitesiz ürünler, genleriyle oynanmış sebze ve meyveler Avrupa pazarlarında denge unsuru olarak yerlerini alıyor. Boyası kanserojen olan giysiler, oyuncaklar, zararlı katkı malzemeleriyle üretilmiş mamullere rağmen alan memnun satan memnun hesabıyla bu görüntü sürdürülüyor. Bu manzarayı oburlaştırılmış şişman çocuklarda, vücut hatları orantısız olan insanlarda, güvercinlere kadar evcil hayvanlarda dahi görebiliyoruz. Yani para değer olarak insanın önünde yer aldı. Kapitalizm hassasiyetleri budayarak, eriterek hatta yok ederek varlığını pekiştiriyor. Yarınlarda kendi kendilerini kontrol edebilecek akıl sahiplerini bulabilmek ise oldukça güç olacak.
Özgürlüğün ve demokrasinin kepenkleri indirilmiş, sömürünün gücü ise artırılmıştır. Ahlak, dostluk, dayanışma, kardeşlik ve insanlık gibi ulvi değerlerin yerine çıkarcılık, menfaat ve bencillik getirilmiştir.

Bu durum Avrupa ile işbirliği içerisinde olan bütün ülkeleri de insanları da olumsuz yönde etkiliyor...

Avrupa ve ABD sevdalısı Ahmet Altan'ın : «Memleketi bir çift kadın memesine satarım» sözü bu anlamda ele alınırsa olumsuzluklara bir örnek olacak !

2008 yılında, daha Avrupa topluluğuna girmeden taze fasulyenin fiyat artışı Türkiye'de bugün %221 oranında! Eğer Türkiye bu topluluğa girerse, o zaman Euro ile fasulye Türkiye'de sarraflar tarafından satılacak.
Daha Avrupa Birliğine girmeden Türkiye'de AKP yönetiminin basiretsiz uygulamalarıyla bir çok kurumun, değerin ve anlayışın çöktüğünü görüyoruz.
Türkiye'de KDV tezek için %18, fakirlerin simiti için %8 oranında alınırken, zenginlerden pırlanta, yakut ve inci için alınmıyor.

Bir soru : Türkiye Avrupa birliğine girebilecek mi? Cevabın birincisi Avrupa4daki halkların düştüğü durumda ve oylarıyla bu topluluğa bakışında gizli. İkinci husus ise gelecekte bir çok unsur bombeleşerek, şişerek, farklılaşarak, değişerek kendi kendine değişik şartlar oluşturacak ve Türkiye asla giremeyecek.

Paris, 07.06.2009

¤ 25.06.2009 12:01
bilgi@nuriyeatabey.com
Konu : AVRUPA TOPLULUĞU ÜLKELERİNE BAKIŞ

Üzeyir Bey Merhaba,
Bilgilendirici AB mesajlarınız için teşekkür ederim. Özellikle yapmış olduğunuz resim diyecem ama cahilliğim artaya çıkacak
çalışmalarınız da süper. Ben onlardan çıkış alıp okuduğum kitapların arasına koydum. Ellerinize sağlık. Tekrar teşekkür
ederim.Yolunuz Ankara'ya düşerse beklerim...

Nuriye ATABEY
Avrasya Talavizyonu


¤ 12/06/2009 23:42
suayip_cingi@yahoo.fr
Konu : AVRUPA TOPLULUĞU ÜLKELERİNE BAKIŞ

Sevgili Üzeyir Abi,
Tüm yazılarınız bir birinden güzel, ancak bu son Avrupa topluluğu ile ilgili yazınız, sözüm ona Avrupa'yı toz pembe yani cennet gibi gösteren Avrupa işbirlikçileri siyasilerimize ve onlara inanan insanlara güzel bir cevap olmuş.
Çok teşekkür ederim böylesi değerli yazılarınızı bizlerle paylaştığınız için.
Selam ve sevgilerimle, Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum.

Şuayip ÇINGI
www.francoturc.fr

AVRUPA TÜRK